Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Haluk Bilginer’e onur ödülü

Haluk Bilginer’e onur ödülü

Haluk Bilginer’e onur ödülü29 Ocak 2026 - 02:01
Türkiye’den dünyaya uzanan istikrarlı oyunculuk çizgisiyle Haluk Bilginer, 30. Türkiye-Almanya Film Festivali’nde Onur Ödülü’ne layık görüldü.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Haluk Bilginer, Türkiye’de tiyatro ve sinema ve TV’nin son kırk yılına eşlik etmiş ve bu dönemin estetik ölçülerini de belirlemiş isimlerden. Kariyeri boyunca benimsediği metne yaklaşımındaki titizlik, sahnede ve kamera karşısında kurduğu yoğun ama ölçülü varlık sanatçıyı dönemsel bir popülerlikten ayırarak kalıcı bir oyunculuk çizgisine yerleştirdi. Rol aldığı her yapımda karakteri düşünsel ve duygusal olarak inşa eden bir oyuncu olarak öne çıktı. Bu uzun soluklu ve tutarlı sanat yolculuğu, Bilginer’i 30. Türkiye-Almanya Film Festivali kapsamında ‘Onur Ödülü’ne layık görülen bir isim haline getirirken, ödülün Nürnberg’de düzenlenecek açılış töreninde kendisine takdim edilmiş olması, yıllara yayılan tutarlı sanat anlayışının doğal sonucu ve bu yaklaşımın uluslararası ölçekte de karşılık bulduğunu gösteriyor.
 
 
Sahnenin ve perdenin ustası
 
5 Haziran 1954’te İzmir’de doğan Nihat Haluk Bilginer, tiyatroyla kurduğu ilişkiyi erken yaşlarda ciddiye alan bir isim. Ankara Devlet Konservatuvarı’ndaki eğitiminin ardından yolunu İngiltere’ye çevirerek London Academy of Music and Dramatic Art’ta (LAMDA) ileri oyunculuk eğitimi alan Bilginer, 1980’li yıllarda Londra tiyatrolarında sahneye çıktı. “My Fair Lady”, “Kafkas Tebeşir Dairesi”, “Macbeth”, “Pal Joey”, “Belami”,  “Phantom of the Opera” gibi oyun ve müzikallerde sahne aldığı bu dönem, oyunculuk tekniğini keskinleştiren ve sahne disiplinini belirleyen temel yıllar oldu. Uluslararası tanınırlığını ise BBC’nin uzun soluklu dizisi “EastEnders”ta canlandırdığı Mehmet Osman karakteriyle kazandı. 107 bölüm boyunca canlandırdığı bu rol, sanatçıyı İngiliz televizyon izleyicisinin hafızasına taşıdığı kadar farklı kültürler arasında oyunculuk yapabilen bir isim olarak da konumlandırdı.
 
 
“Eastenders”
 
1990’lı yıllarda Türkiye’ye dönen Bilginer, sinema ve TV’nin yanı sıra sahnenin merkezine de yerleşti. Ahmet Levendoğlu ve Zuhal Olcay ile kurduğu Tiyatro Stüdyosu'nun “Aldatma” (Harold Pinter), “Kan Kardeşleri” (Willy Russel), “Derin Bir Soluk Al” (Ben Elton), “Çöplük” (Turgay Nar), “Histeri” (Terry Johnson) ve “Balkon (Jean Genet) oyunlarında başrolleri üstlendi.
 
1992'de Zuhal Olcay ile evlendi. Bilginer ve Olcay, bir tiyatro salonu sahibi olmak için Odeon Sineması'nı kiralayıp inşaata başladı; 1996'da çıkan yangından sonra 1999'da Moda'da baştan yaptıkları bir salonda Oyun Atölyesi'ni kurdular. Oyun Atölyesi, İstanbul tiyatrosunda yeni bir estetik ve çalışma disiplini yarattı. Shakespeare yorumlarından çağdaş metinlere uzanan repertuvar, Bilginer’in tiyatroya bakışını açıkça ortaya koyuyordu: Metne sadık, oyunculuğu merkeze alan, seyirciyle mesafesini zekâ ve yoğunluk üzerinden kuran bir anlayış. Oyun Atölyesi, oyunculuk anlayışı etrafında şekillenen bir okul niteliği kazandı.
 
Bilginer; "Dolu Düşün Boş Konuş" (Steven Berkoff, 1999), "Ayrılış" (Tom Kempinsky, 2000), "Ermişler ya da Günahkarlar" (Anthony Horowıtz, 2002), "Cimri" (Moliere, 2004), "Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü" (Stefan Tsanev, 2005), "Atinalı Timon" (W. Shakespeare, 2006), "Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler" (Eric-Emmanuel Schmitt, 2007), "7" (William Shakespeare, 2009), "Don Juan'ın Gecesi" (Éric-Emmanuel Schmitt, 2011), "Antonius ile Kleopatra" (W. Shakespeare, 2012), "Nehir" (Jez Butterworth, 2013), "Pencere" (David Hare, 2016-günümüz), "Kral Lear" (W. Shakespeare, 2018) gibi oyunlarla izleyici karşısına çıktı. Kurucusu olduğu Oyun Atölyesi tarafından sahnelenen Steven Berkoff'un "Dolu Düşün Boş Konuş" (2002) ve Jez Butterworth'ün "Nehir" (2013) oyunlarına da yönetmen olarak imza atttı.
 
“Şekspir Müzikali” ve “Kel Diva”
 
Uzun bir aradan sonra Haluk Bilginer’in sahnedeki varlığını güncel kılan çalışmalardan ilki, “Şekspir Müzikali” oldu. İlk kez 2022 yılında seyirciyle buluşan yapım, Shakespeare’in oyun dünyasını ironik, oyunbaz ve çağdaş bir bakışla ele alırken, Bilginer’in sahne üzerindeki çok yönlülüğünü farklı bir türde görünür kıldı. Tiyatro ile müzik arasındaki sınırları bilinçli biçimde bulanıklaştıran müzikal, Bilginer’in yalnızca dramatik metinlerle değil, sahnenin ritim, beden ve ses üzerinden kurulan anlatı biçimleriyle de güçlü bir bağ kurduğunu gösterdi. Yapım, usta oyuncunun sahneyle kurduğu ilişkinin hâlâ deneyime açık, canlı ve risk almaktan çekinmeyen bir çizgide ilerlediğini ortaya koydu.
 
 
“Şekspir Müzikali”
 
Bu üretim çizgisini daha da görünür kılan ve tiyatro kamuoyunda geniş yankı uyandıran çalışma ise, Eugène Ionesco’nun absürd tiyatronun başyapıtları arasında yer alan “Kel Diva (La Cantatrice Chauve)” oldu. Oyun Atölyesi prodüksiyonu olarak 2023 yılında prömiyer yapan yapım, Haluk Bilginer’i uzun yıllar sonra Zuhal Olcay ile yeniden aynı sahnede buluşturdu. İki usta oyuncunun bu karşılaşması, yalnızca bir oyun birlikteliği değil; Türkiye tiyatro tarihinin simgesel ortaklıklarından birinin yeniden canlanması olarak yorumlandı. Sahnedeki denge, tempo ve karşılıklı oyun, geçmişten beslenen ama bugüne ait bir teatral dil kurdu.
 
 “Kel Diva”nın gördüğü yoğun ilgi, oyunun 2024 ve 2025 sezonlarında da temsillerinin sürmesini sağladı. Bilginer ve Olcay’ın sahnede yeniden yan yana gelmesi yıllar içinde derinleşmiş bir oyunculuk birlikteliğinin bugün hâlâ ne kadar güçlü bir karşılık bulabildiğini gösterdi. Bu iki yapım birlikte okunduğunda, Haluk Bilginer’in sahne kariyerinde durağanlıktan uzak, deneyimle beslenen ve sürekli kendini yenileyen bir üretim hattını koruduğu açıkça görülüyor.
 
 
“Kel Diva”
 
Sayısız yerli ve yabancı film
 
Sinemada ise Haluk Bilginer’in filmografisi, Türkiye sinemasının geçirdiği dönüşümle paralel ilerledi. “Ölürayak” (1990), “Kara Sevdalı Bulut” (1991), "İki Kadın" (1992), “İstanbul Kanatlarımın Altında” (1996), “80. Adım“ (1996), “Nihavend Mucize” (1996), “Masumiyet” (1997), “Usta Beni Öldürsene” (1997),  “Harem Suare” (1999), “Güle Güle” (1999), “Fasulye” (2000), “Filler ve Çimen” (2001), “Neredesin Firuze?” (2003), “İtiraf”, “Hırsız Var!” (2005), “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” (2006), “Kısık Ateşte 15 Dakika” (2006), “Polis”,  (2007), “Devrim Arabaları” (2008), “Güneşin Oğlu” (2008), “Suluboya”1 (2009), “7 Kocalı Hürmüz” (2009), “New York’da Beş Minare” (2010), “Çanakkale Çocukları” (2012), ““Kış Uykusu” (2014), “Kırık Kalpler Bankası” (2016), “Cingöz Recai” (2016),  “The Last Schnitzel” (2017), “Nuh Tepesi (2019), “9 Kere Leyla” (2020), “Azizler (2021), “Yan Yana” (2025) gibi filmlerdeki performansları, karakter oyunculuğundaki derinliğini ortaya koydu. Nuri Bilge Ceylan’ın “Kış Uykusu” (2014) ile Cannes’da ‘Altın Palmiye’ kazanması ise Bilginer’in uluslararası sinema çevrelerinde de dikkatle izlenen bir isim haline gelmesini sağladı.
 
 
“Kış Uykusu”
 
Ayrıca Timur Bekmambetov, Madonna, David Gordon Green, Pablo Larrain gibi önemli yönetmenlerin “Half Moon Street” (1986), “Ishtar” (1987), “Lionheart: The Children’s Crusade” (1987),  “Buffalo Soldiers” (2001), “The International” (2009), “W.E.” (2011), “The Reluctant Fundamentalist” (2012), “Rosewater” (2014), “Ben-Hur” (2016),  “Shelter (Refuge) (2017), “Halloween” (2018), “Haloween Kills” (2021), “Maria” (2024) filmlerinde Sigourney Weaver, Dustin Hoffman, Eric Stoltz, Gabriel Byrne, Joaquin Phoenix, Anna Paquin, Clive Owen, Naomi Watts, Oscar Isaac, David Harbour, Liev Schreiber, Kiefer Sutherland, Gael Garcia Bernal, Claire Foy, Morgan Freeman, Jamie Lee Curtis, Judy Greer, Angelina Jolie, gibi dünyaca ünlü starlarla aynı kadroda karakter oyuncusu olarak yer aldı. 2016 tarihli Almasn yapımı, yönetmenliğini Margarethe von Trotta’nın yaptığı, senaryosunu Pamela Katz’ın yazdığı “Forget About Nick” filminde ise Ingrid Bolso Berdal ve Katja Riemann’la başrolü paylaştı.
 
Sanatçı, oyunculuk kariyerinin yanı sıra “Toy Story - Oyuncak Hikâyesi (Buzz Lightyear)” (1995-1999) ve “Ice Age - Buz Devri (Diego)” (2002-2016), “Evliya Çelebi ve Ölümsüzlük Suyu” (2014) animasyon film ve serilerinin yanı sıra çeşitli reklam filmlerinde seslendirme yapmaya devam ediyor.
 
Televizyon ve dijital platformlar
 
Televizyon tarafında ise “Eastenders” (1985-1989), “Bergerac” (1985), Gecenin Öteki Yüzü” (1987), “Ateşten Günler” (1987), “Safiyedir Kızın Adı” (1991), “Memories of Midnight” (1991), Zuhal Olcay’la birlikte Hollywood'da "The Young Indiana Jones Chronicles" (1992), “Borsa”, “Son Söz Sevginin” (1993), “Gülşen Abi” (1994-1995), “Medeni Haller” (1997), “Eyvah Babam” (1998-2000), “Eyvah Kızım Büyüdü” (2000-2001), “Cesur Kuşku” (2001), “Karanlıkta Koşanlar” (2001), “Ti Show” (2002), “Spooks” (2002), “Tatlı Hayat” (2001-2004), “Hititler” (2003), “Sayın Bakanım” (2004-2005), “Yine de Aşığım” (2005-2006), “Sevgili Dünürüm” (2007-2008), “Nerede Kalmıştık” (2008), “Sıkı Dostlar” (2009),  “Ezel” (2010), Üvey İkizler (2010), “Cuma’ya Kalsa” (2010), “İstanbul’un Altınları” (2011), “Acayip  Hikâyeler” (2012), “Hayatımın Rolü” (2012), “Kaçak” (2014), “New Blood” (2016), “Kara Yazı” (2017), “The Last Schnitzel” (2017), “Masum”, (2017), “Şahsiyet” (2018-2023), Alex Rider (2020), “Şeref Bey” (2021),  “Uysallar” (2022), “Sıcak Kafa” (2022), “Baba” (2022), “Türk Dedektif” (2023-2024), “The Veil” (2024), “Alex Rider” (2024), “Sahtekarlar” (2025), “Sekizinci Aile” (2025-) olmak üzere yerli ve uluslararası televizyon ve dijital platform dizilerinde ana karakterler oynadı veya konuk oyuncu olarak yer aldı. Ayrıca , 1993'te Türkiye'nin ilk reality show'u “Sıcağı Sıcağına”yı sundu.  
 
 
“Ezel”
 
“Maria”
 
Son dönemde Haluk Bilginer’in uluslararası görünürlüğünü belirgin biçimde artıran projelerden biri, Şilili yönetmen Pablo Larraín’in biyografi üçlemesi içinde konumlanan filmi “Maria” oldu. Senaryosu Steven Knight tarafından yazılan İtalyan, Alman ve ABD ortak yapımı film, 21 Şubat 2025’te dünya çapında vizyona girerek eleştirmenlerin ve izleyicilerin dikkatini çekti. Angelina Jolie’nin 20. yüzyıl opera tarihine olağanüstü sesi, dramatik yorumu, sahne karizması ve operada oyunculuğun sınırlarını yeniden tanımlayan yaklaşımıyla damga vurmuş; “La Divina” lakabıyla anılan efsanevi soprano Maria Callas’a hayat verdiği yapımda Bilginer, 20. yüzyılın en tartışmalı ve etkili figürlerinden biri olan Yunan armatör Aristotle Onassis’i canlandırdı. Onassis, 1950’lerin sonundan itibaren Maria Callas’la yaşadığı uzun soluklu ve çalkantılı ilişkiyle, opera sanatçısının hem özel hayatında hem de kariyerinin yönelimlerinde derin izler bırakan figürlerden biriydi. Larraín’in “Jackie” (2016) ve “Spencer” (2021) filmlerinde olduğu gibi biyografik anlatıyı psikolojik bir derinlik üzerinden kurduğu “Maria”, Callas’ın sanatçı kimliğiyle özel hayatı arasındaki gerilimi merkezine alırken, Bilginer’in Onassis yorumu filmin dramatik omurgasını güçlendiren unsurlardan biri olarak öne çıktı.
 
 
“Maria”
 
Budapeşte, Paris, Milano, Yunanistan'da Pyrgos ve Katakolo gibi çeşitli lokasyonların yanı sıra Onassis'in yatı “Christina O”da çekimleri gerçekleştirilen ve Angelina Jolie!nin rolüne hazırlanmak için yedi ay boyunca opera eğitimi aldığı filmin tanıtım sürecinde Jolie’nin basına yansıyan açıklamalarında Haluk Bilginer’in oyunculuğuna özel olarak değinmesi, bu karşılaşmanın yalnızca bir yıldız birlikteliği olmadığını da gösterdi. Jolie, Bilginer’le kurdukları sahne ilişkisinin filme ‘duygusal ağırlık ve gerçeklik’ kattığını vurgulayarak, Onassis karakterinin Callas’ın hayatındaki belirleyici etkisini oyunculuk üzerinden görünür kıldığını dile getirdi.
 
Bilginer’in İngilizce ve çok dilli performans deneyimine dayanan rol, uzun yıllara yayılan uluslararası bir oyunculuk pratiğinin parçası olduğunu bir kez daha hatırlattı. 29 Ağustos 2024'te 81. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde prömiyer yapan “Maria”, 21 Şubat 2025’te dünya çapında vizyona girerken başta festival gösterimleri olmak üzere uluslararası sinema çevrelerinde yoğun ilgi gördü. Flm, Larraín’in biyografik anlatılara getirdiği özgün yaklaşım kadar Jolie ve Bilginer’in karşılıklı oyunculuk performansları üzerinden de tartışıldı. Bir çok festivale katılan, ayrıca 81. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde ‘Altın Ayı’ ve  97. Akademi Ödülleri’nde ‘En İyi Görüntü Yönetimi’ (Edward Lachman) adaylıkları olan “Maria”, dikkatle izlenen biyografi filmleri arasında yerini aldı ve Haluk Bilginer’in uluslararası sinemadaki konumunu daha da görünür kılan yapımlardan biri olarak değerlendirildi.
 
“Yan Yana”
 
Bilginer, sinema filmlerine hız kesmeden devam ediyor. Uluslararası bir yapım olan “Maria”nın ardından bu kez yerli bir yapım olan “Yan Yana”da görüyoruz sanatçıyı.
 
Son dönemin Türk sinemasında ses getiren yapımlarından biri olan “Soyut Dışavurumcu Bir Dostluğun Anatomisi Veyahut Yan Yana”, 14 Kasım 2025’te vizyona girerek izleyiciyle buluştu. Film, Türkiye sinema tarihinde IMAX formatında gösterime giren ilk yerli yapım olma özelliğini taşıyor ve bu yönüyle teknik bir kilometre taşı olarak kayda geçti. Gişede de güçlü bir çıkış yapan film, ilk haftasında yarım milyon izleyiciye ulaşarak 2025’in en iyi açılış yapan yerli yapımlarından biri oldu ve gösterim sonrası Avrupa’nın Almanya, Avusturya, Fransa, Hollanda ve İngiltere gibi ülkelerde de izleyiciyle buluşmaya başladı.
 
 
“Yan Yana”
 
“Yan Yana”, bir Fransız yapımı olan “Intouchables (Can Dostum)”dan uyarlanmış bir hikâyeyi yerel bağlama taşıyarak, mizah ve insanî ilişkiler üzerinden evrensel temaları yeniden yorumluyor. Mert Baykal’ın yönetmenliğini üstlendiği film, dram ile komediyi harmanlayan bir dostluk hikâyesi sunuyor. Yamaç paraşütü kazası sonrası boynundan aşağısı felç kalan zengin Refik ile yardımcısı olarak işe alınan geçmişi karışık Ferruh’un yollarının kesişmesiyle gelişen beklenmedik ilişki, içten mizah ve duygu dolu anlarla anlatılıyor.
 
Senaryosu Aziz Kedi, Feyyaz Yiğit ve Mert Baykal’a ait olan çalışmada Haluk Bilginer ile Feyyaz Yiğit’in başrolleri izleyiciyi hem güldüren hem de düşündüren bir sinema deneyimine davet ediyor. Filmde ayrıca Hatice Aslan, Bige Önal, Şevval Sam gibi tanınmış oyuncular da yer alıyor. Haluk Bilginer, bedensel engelli aristokrat Refik’i canlandırırken, sıra dışı ve samimi bir dostluğun hikâyesini mizah ve duygusallıkla harmanlayan modern bir anlatı sunuyor.
 
“Baba”
 
1997, 2005 ve 2006 yıllarında Afife Tiyatro Ödülleri'nde üç farklı kategoride ödüller alan usta oyuncu, sahne kariyerini de kesintisiz biçimde sürdürerek tiyatro repertuvarında aktif kalmaya devam ediyor.
Kurucusu olduğu Oyun Atölyesi, Fransız yazar Florian Zeller’ın “Baba” (Le Père) adlı eserini sahneye taşıdı. Yönetmenliğini Muharrem Özcan’ın üstlendiği, başrolde Bilginer’in yer aldığı oyunda Özlem Zeynep Dinsel, Ezgi Coşkun, Faruk Barman, Mine Nur Şen, Ufuk Tevge, Ceren Şık, Ezgi Metin, Arkan Mert Atakan ve Berkay Tüfekçi rol alıyor. Alzheimer ve demansla yaşayan bir babanın parçalanan hafızası üzerinden ilerleyen oyun, 2025–2026 sezonunda farklı salonlarda izleyiciyle buluşurken, Bilginer’in sahnedeki derin karakter analizleri tiyatro eleştirmenlerinden güçlü övgüler topluyor.
 
 
“Baba”
 
“Baba”, Bilginer’in kariyerinde sahne ile ekran arasında kurduğu sürekliliğin de önemli örneklerinden biri. Aynı isimli hikâye, daha önce Türkiye’de televizyona da uyarlanmış; 2022 yılında yayınlanan dizide Haluk Bilginer, yine başrolde yer alarak demans hastası Emin Saruhanlı karakterine hayat vermişti. Florian Zeller’ın oyunu ayrıca sinema tarihinde de güçlü bir karşılık buldu. Eserin 2020 yapımı beyazperde uyarlaması “The Father”, Anthony Hopkins’in başrol performansıyla iki Oscar kazanırken, Hopkins’e ‘En İyi Erkek Oyuncu!, Zeller ve Christopher Hampton’a ise ‘En İyi Uyarlama Senaryo’ ödüllerini getirmişti. Bu çok katmanlı metnin Türkiye sahnesindeki yorumunda Bilginer’in varlığı, oyunu yalnızca bir repertuvar tercihi olmaktan çıkararak çağdaş tiyatronun hafıza, kimlik ve yaşlanma meselelerine açılan güçlü bir sanat alanına dönüştürüyor.
 
Üç dalda çok ödüllü sanatçı
 
Türkiye-Almanya Film Festivali Onur Ödülü, işte bu çok katmanlı kariyerin bir özeti niteliğinde. Bu ödül tabii ki Bilginer’in ilk ödülü değil. Sanatçı 1997, 2005 ve 2006 Afife Tiyatro Ödülleri'nde sırasıyla ‘Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu’ (“Histeri”), ‘Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu’ (“Cimri”), ‘Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu’ (“Jeanne d’Arc’ın Öteki Ölümü”) ödüllerine layık görüldü.
 
“Masumiyet” filmiyle 1997 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, “En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu”, 1998 Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ve 1998 ‘Jean Carment’ ödüllerini aldı. 2004’te “Neredesin Firuze” filmindeki rolü ile 9. Sadri Alışık Ödülleri ‘En İyi Oyuncu Ödülü’, 2006’da  “Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü?” filmiyle Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü kazandı. 2007’de “Polis” filmiyle Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödüllerine layık görüldü.
 
2014 yılında “Kış Uykusu” filminde canlandırdığı ‘Aydın’ karakteriyle 10. Ankara Uluslararası Film Festivali ‘En İyi Erkek Oyuncu’ ödülü’ alan Bilginer’in daha önce “Ezel” dizisinde bir araya geldiği Cansu Dere ile başrolü paylaştığı 2018 tarihli “Şahsiyet” dizisindeki ‘Agâh Beyoğlu’ performansı, kariyerinin en güçlü dönüm noktalarından biri oldu. Bu rolle 2019’da ‘Uluslararası Emmy Ödülü’ne layık görülmesi, Türk oyuncular adına tarihi bir başarı olarak kayda geçti.
 
 
“Şahsiyet”
 
Onur ödülü
 
Türkiye-Almanya Film Festivali; Türkiye ve Almanya arasındaki kültürel, sanatsal ve toplumsal bağları sinema üzerinden güçlendirmeyi amaçlayan, iki ülke sinemacılarını ve izleyicilerini bir araya getiren köklü bir etkinlik. Nürnberg merkezli olarak düzenlenen festival, Türk ve Alman yapımlarının yanı sıra iki kültür arasındaki ortak hikâyelere odaklanan filmleri, söyleşileri ve özel etkinlikleriyle göç, kimlik ve kültürel etkileşim başlıklarını uzun yıllardır görünür kılan önemli bir sinema platformu olarak konumlanıyor.
 
Bu yıl Nürnberg’de 27 Şubat-8 Mart tarihleri arasında düzenlenecek festivalin yönetimi ‘Onur Ödülü’ne layık gördüğü Bilginer’in sanatsal tutarlılığına, tiyatrodan sinemaya uzanan üretkenliğine ve uluslararası alandaki görünürlüğüne özellikle vurgu yapıyor. Açıklamalarda, Türkiye ile Avrupa arasında kültürel bir köprü işlevi gören bir sanatçı olduğu da altı çizilen noktalar arasında.
 
Türkiye’de ve Almanya’da sanat çevrelerinden gelen ilk tepkiler, ödülün yalnızca bireysel bir takdir değil, Türk tiyatro ve sinemasının uluslararası alandaki yerini hatırlatan güçlü bir jest olduğu yönünde.
Haluk Bilginer için bu onur, yeni bir başlangıçtan çok uzun yıllara yayılan bir emeğin doğal sonucu gibi duruyor. Sahneyle ve kamerayla kurduğu ilişkiyi hiç gevşetmeden sürdüren usta oyuncu, Nürnberg’de alacağı bu ödülle, sanat yolculuğunu bir kez daha uluslararası bir zeminde görünür kılmaya hazırlanıyor.