Hipnotik tınılarıyla Zola Blood, Babylon sahnesinde
Babylon’da kasım ayının son konuğu Londra çıkışlı elektronik müzik grubu Zola Blood.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İstanbul’un müzik damarlarında dolaşan Babylon, açıldığı günden bu yana sadece bir konser mekânı değil, bir kültür laboratuvarı oldu. 1999’da Pozitif tarafından kurulduğunda hedefi, progresif müziğin en iyi örneklerini şehrin yükselen bölgelerinde müzikseverlerle buluşturmaktı. O günden bu yana Sun Ra Arkestra’dan Patti Smith’e, Lykke Li’den Diplo’ya kadar farklı türlerin öncü isimlerini ağırladı. 2015’te bomontiada’ya taşınarak çok amaçlı bir canlı performans merkezine dönüşen Babylon, bugün hâlâ yeni sesler ve keşifler için bir buluşma noktası. Bu ayın kapanışını ise elektronik müziğin derinliklerinden gelen bir grup yapıyor: Zola Blood.
Londra’dan dünyaya açılan ses
Zola Blood, 2013 yılında Londra’nın doğusunda, Hackney Wick’te bir araya gelen dört müzisyenin ortak hayaliyle doğdu. Grup üyeleri Matt West (vokal), Ed Smith (synthesizer), Paul Brown (gitar) ve Sam Cunnington (davul) olarak belirlendi. Farklı bölgelerden gelen bu dört isim, elektronik müziğin duygusal ve atmosferik yönünü keşfetme arzusuyla bir araya geldi. Ancak son yıllarda yapılan canlı performanslarda, grubun çekirdek kadrosunun Matt West, Ed Smith ve Paul Brown olarak devam ettiği görülüyor; Sam Cunnington’ın aktif olarak yer almadığı anlaşılıyor.
Zola Blood’ın ilk kayıtları, penceresiz bir odada yapılan denemelerden doğdu. 2014’te yayınladıkları ilk teklileri “Grace”, dünya çapında elektronik müzik bloglarının ilgisini çekti. Ardından gelen “Meridian”, daha minimal ve euforik bir tonla grubun sesini geniş kitlelere duyurdu. Her iki parça da Hype Machine listelerinde zirveye çıktı ve Berlinli prodüktör Applescal’ın “Meridian” remiksi, grubu Avrupa elektronik sahnesine taşıdı. Aynı yıl yayınlanan “Meridian EP”, Zola Blood’ın müzikal kimliğini pekiştirdi. 2015’te Richard Formby ile çalışarak “Play Out/Pieces of the Day” adlı teklilerini çıkardılar; bu süreçte modüler synth’ler ve analog ekipmanlarla deneysel bir yaklaşım benimsediler. Bu yenilikçi tavır, onlara Secret Garden Party’de sahne alma fırsatı getirdi.
Grup, 2016’da kendi prodüksiyonlarını üstlenerek ilk albümleri üzerinde çalışmaya başladı. “Infinite Games”, 2017’de yayınlandı ve elektronik müzik ile pop unsurlarını minimal techno dokunuşlarıyla harmanlayan bir yapı sundu. Albümden çıkan “Heartbeat” ve “Islands” gibi parçalar, Spotify’ın büyük listelerine girdi ve Zola Blood’ın küresel dinleyici kitlesini genişletti. Albüm hem eleştirmenlerden hem de dinleyicilerden olumlu yorumlar aldı; grup, bu dönemde Moderat, SOHN ve Bob Moses gibi isimlerle karşılaştırıldı.
İkinci stüdyo albümleri” Black Blossom”, 2022’de yayınlandı. Daha karanlık melodiler ve yoğun atmosferlerle grubun olgunlaşan tarzını ortaya koyan ikinci albümdeki “It Never Goes”, “For the Birds” ve “What Matters Now” gibi parçalar, elektronik müziğin duygusal yönünü ön plana çıkaran güçlü örnekler olarak öne çıktı. 2020’de yayınladıkları “Two Hearts EP” ile parçanın live ve remix versiyonları, pandeminin getirdiği izolasyon döneminde dinleyicilere içsel bir yolculuk sundu. 2025’te ise “Nothing Is Wasted EP” ile üretimlerini yeni bir boyuta taşıdılar; çalışma, hipnotik ritimler ve kırılgan vokallerle elektronik müziğin sınırlarını zorlayan bir atmosfer yarattı.
Zola Blood’ın diskografisi, “Infinite Games” (2017) ve “Black Blossom” (2022) albümlerinin yanı sıra “Meridian” (2014), “Two Hearts” (2020) ve “Nothing Is Wasted” (2025) gibi EP’leri içeriyor. Teklileri arasında “Grace”, “Meridian”, “Heartbeat”, “Islands”, “Good Love”, “Two Hearts”, “Silver Soul”, “It Never Goes” ve “Together” gibi parçalar bulunuyor. Grup, bugüne kadar büyük müzik ödüllerinde yer almasa da bağımsız elektronik sahnede kazandığı güçlü takipçi kitlesi ve BBC Radio 6 Music gibi platformlardan aldığı destekle dikkat çekiyor. Eleştirmenler, Zola Blood’ı ‘az ama öz’ üretimiyle, titiz prodüksiyon anlayışı ve duygusal yoğunluğu nedeniyle övgüyle anıyor.
İlk kurulduğunda, elektronik müziğin atmosferik ve duygusal yönünü keşfetme arzusuyla yola çıkan; zamanla minimal elektronik altyapıları, titiz prodüksiyonları ve vokallerdeki kırılganlıkla kendine özgü bir kimlik yaratan Zola Blood, günümüzde elektronik müziğin soğuk yapısını organik bir yaklaşımla yeniden şekillendiren bir grup olarak kabul ediliyor. Müziği, kulaklıkta dinlendiğinde içsel bir meditasyon, sahnede ise kolektif bir trans hâline dönüşüyor. Bu nedenle her konser, sadece bir performans değil, bir deneyim olarak tanımlanıyor.
Ses ve mekânın buluşması
Babylon’un sahnesi, yıllardır farklı müzik kültürlerini İstanbul’un kalbine taşıyor. Bu mekânın ruhu, Zola Blood’ın müziğiyle buluştuğunda ortaya çıkacak olan şey, sadece bir konser değil; bir atmosfer, bir deneyim olacak. Elektronik müziğin minimal dokuları, Babylon’un akustik mimarisiyle birleşerek dinleyiciyi zamanın dışına çıkaracak. Bu performans, sadece ritim ve melodi değil, aynı zamanda bir duygunun mekânda vücut bulması anlamına geliyor. Babylon, İstanbul’un müzik anlayışını değiştirdiği gibi, Zola Blood da elektronik müziğin duygusal ve deneysel yönünü yeniden tanımlıyor.
29 Kasım Cumartesi gecesi, saat 22:00’de Babylon sahnesinde sadece bir grup değil, bir sesin hikâyesi anlatılacak. Kapı açılışı etkinlikten yaklaşık bir saat önce olacak, yani 21:00’de giriş yapılabilecek. Etkinlik başlamadan en az 30 dakika önce alanda olunması öneriliyor. Etkinlik 18 yaş ve üzeri katılımcılar için uygun ve Biletler Biletix, Biletini Al ve Passo’da satışta.


