İki sanatçı, bir stüdyo
Düsseldorf'taki RizzutoGallery'nin DC Open 2026 kapsamında gerçekleştirdiği "Two Artists, One Studio", İtalyan sanatçı Mattia Barbieri ile Türkiye doğumlu, Almanya'da yaşayan Metin Çelik'i yalnızca aynı sergide değil, aynı stüdyoda buluşturuyor.
90'larda orta gelirli şehirli bir ailenin ilk çocuğu olarak, ailemin bende bir ışık görmek hevesiyle usanmadan taşıdığı piyano derslerinden tiyatro okuluna, at binmeden tenis oynamaya her masada vardım. Çocuktan belki bir yetenek çıkar heves dünyasının içinde, kendim de bir dönem resim yapmaya merak sarmıştım. Yazlığa gittiğimiz Mordoğan'da ressam Bilge Abla, benim de dahil olduğum birkaç çocukla beraber, ellerde resim kâğıtları, pastel boyalar, dere tepe gezer, bize resim yaptırırdı. Yaz sonu Bilge Abla'nın bahçesinin duvarına ip ve taşlarla tutturarak resimleri asar ve mahalle sakinlerine sergi yapıp resimlerimizi satardık. Bizim için aşırı önemli olan bu etkinlik için her sene ayrıca bir dans gösterisi hazırlar, kim hangi hareketi yapacak, ne giyilecek diye neredeyse saç saça baş başa girerdik. Sonunda büyükler bizi barıştırır, hepimizin hemfikir olmadığı bir şarkıyla dans ederdik. Birlikte çalışmanın zor olduğunu öğrendiğim ilk dönemler diyelim... Sonunda da ne ressam oldum ne dansçı. Resim yapmayı çok sevdiğimi, fena başlangıçlar yapmadığımı ama mutlaka bir noktadan sonra sıkılıp resimlerimi yavanlaştırdığımı hatırlıyorum. Resmin üçte biri güzelse, üçte ikisi sabır testini geçememiş olurdu...
İnsan kendinde olmayan şeylere özenir; benim hem izlemeyi hem sohbet etmeyi çok sevdiğim sanatçılardan biri olan Metin Çelik'te özendiğim şey sabır ve detaylara olan dikkat. Yıllardır takip ettiğim, çalışmaları üzerine yazdığım, özellikle sosyal medyada detay çalışmalarını merakla izlediğim Metin Çelik'in yeni sergi haberini duyduğumda, zevkle hem Metin'le, hem sergide kurulan stüdyoda beraber çalıştığı Mattia Barbieri ile hem de bu iki sanatçıyı bir araya getirme fikrinin sahibi, Palermo ve Düsseldorf'ta bulunan RizzutoGallery'nin sahibi Giovanni Rizzuto ile sohbet ettim.
Metin Çelik ve Mattia Barbieri
Düsseldorf'taki RizzutoGallery'nin DC Open 2026 kapsamında gerçekleştirdiği "Two Artists, One Studio", İtalyan sanatçı Mattia Barbieri ile Türkiye doğumlu, Almanya'da yaşayan Metin Çelik'i yalnızca aynı sergide değil, aynı stüdyoda buluşturuyor. 4-6 Eylül boyunca izleyiciler iki sanatçının üretimine tanıklık ederken ortaya beklenmedik bir karşılaşma çıkıyor: Biri birkaç günde duvarı doldurabilecek kadar hızlı üretirken, diğeri aynı sürede tek bir çalışmayı ancak tamamlıyor. Serginin en ilginç tarafı da belki burada başlıyor. Çünkü bu iki sanatçıyı birbirine yaklaştıran şey aynı şekilde resim yapmaları değil. Tam tersine, aynı mekânda tamamen farklı zamanlarda yaşamaları.
Benzerlikten değil, farklılıktan başlayan bir karşılaşma
RizzutoGallery'nin kurucusu Giovanni Rizzuto'ya neden özellikle bu iki sanatçıyı yan yana getirmek istediğini sorduğumda, cevabı oldukça net: Onları bir araya getiren şey benzerlikleri değil, farklılıkları. Mattia Barbieri ve Metin Çelik gerek geçmişleri gerek biçimsel yaklaşımları açısından birbirinden oldukça farklı iki sanatçı. Rizzuto'nun ilgisini çeken de tam olarak bu olmuş. Birbirine benzeyen iki üretimi yan yana koymak yerine, farklılıkların sanatsal olduğu kadar insani bir diyaloğa dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek istemiş.
Metin Çelik, “Unsheltered-2”, 2026
Yine de bu farklılığın altında bazı güçlü ortaklıklar var. İki sanatçı için de süreç, nihai eser kadar önemli. Her ikisinin pratiğinde de çizim yalnızca resme başlamadan önce yapılan bir hazırlık değil, düşünme biçiminin parçası. Rizzuto ayrıca disiplin, çalışma ciddiyeti ve kendi pratiklerine dair farkındalıklarında da bir yakınlık gördüğünü söylüyor.
İşleri yan yana gördüğümüzde başka bir ortak alan daha beliriyor: sürreal ve metafizik bir atmosfer. Çelik'in son derece detaylı, neredeyse Flaman resmini hatırlatan titizliğiyle Barbieri'nin daha serbest ve değişken dili ilk bakışta birbirinden uzak görünebilir. Ancak figürlerin yerleştirildiği tekinsiz dünyalarda, kompozisyonların derinliğinde ve gerçekliğin sınırlarını esnetme biçimlerinde birbirlerine yaklaşıyorlar. Fakat bunun farkına varmanın en iyi yolu bitmiş işlere bakmak değil, iki sanatçıyı çalışırken izlemek olmuş.
Mattia Barbieri, “Dove inizia il sole”, 2025
Üç günde bir resim, üç günde on beş resim
Barbieri ile Çelik serginin ilk günü galeride ilk kez yüz yüze geliyorlar. Mekânda her ikisinin daha önce tamamlanmış birkaç işi bulunuyor; bunun yanında iki ayrı çalışma masası kuruluyor. Üç gün boyunca sanatçılar ziyaretçilerin önünde üretmeye devam ediyor. Böylece iki pratiğin arasındaki zaman farkı net olarak görünür hâle geliyor.
Çelik başlangıçta iki günde yaklaşık bir küçük iş tamamlayabileceğini düşünüyor. Üç günün sonunda tamamladığı iş sayısı bir. Barbieri ise aynı sürede yaklaşık 15 çalışma üretiyor. Barbieri ise Düsseldorf'a yirmi boş A2 kâğıtla gelmiş. Daha önce yapılmış işleri yeniden göstermek yerine, bu sergi için yeni bir grup çalışma üretmek istemiş. Cuma öğleden sonra başlayarak figürlerin yerleşeceği arka planları ve bağlamları oluşturmuş; birkaç gün içinde seri ortaya çıkmış ve sonunda seçilen 15 çalışma duvarda bir grid hâlinde buluşmuş.
Bu hız onun için özensizlik ya da rastlantı anlamına gelmiyor. Aksine, kullandığı bir ifade bütün süreci açıklıyor: "Gran Turismo." Barbieri bunu çok hızlı araba kullanmaya benzetiyor. Hız yüksektir, risk vardır, refleksler devrededir; ama aracı yolda tutacak kadar kontrolü hiçbir zaman kaybetmezsiniz. Sanatçı Düsseldorf'ta kendisine her zamanki pratiğinden daha vahşi, daha sezgisel bir alan açmış. Bildiği bir yöntemi tekrarlamak yerine, kendi pratiğinin sınırları içinde başka bir pozisyonu denemiş. Bir anlamda kontrolü tamamen kaybetmeyecek kadar bırakmış.
Mattia Barbieri, “Granturismo”, 2026
Metin Çelik'in zamanı ise başka türlü akıyor
Metin Çelik için bu kadar hızlı üretmek zaten mümkün değil. Çalışmaları katman katman ilerleyen, yoğun konsantrasyon ve teknik emek isteyen bir sürecin sonucu. Üstelik Düsseldorf daveti, ailesinde yaşanan bir sağlık problemi nedeniyle onun hayatının oldukça zor bir dönemine denk gelmiş.
Düsseldorf sergisi için teklif geldiğinde Çelik, profesyonel hayatından zihinsel olarak uzaklaştığı bir anda, yalnızca iki ay sonra gerçekleşecek bir sergiye hazırlanırken buluyor kendini. Daveti kabul etmek bir yandan önemli bir profesyonel adım, diğer yandan hayatının ağırlaşan gündeliğinin içinde yeniden üretime tutunabileceği bir alan hâline gelmiş.
Koşullar onun çalışma biçimini de değiştirmiş. Normalde üzerinde uzun süre çalıştığı daha büyük ölçekli işlerin yerine daha küçük boyutlu çizimlere yönelmiş; bulabildiği zamanlarda küçük formatlarda üretmeye başlamış. Sergi için üç kâğıt işi ve yaklaşık 30-40 santimetrelik küçük bir yağlıboya ortaya çıkmış. Düsseldorf'ta duyduğumda beni heyecanlandıran farklı bir Metin Çelik üretimi, koşulların sanatçıyı kendi pratiğine başka bir ölçekten bakmaya zorladığı deneysel bir dönemin ürünleri.
Metin Çelik, “Unsheltered-1”, 2026
Sanatçı resminden daha çok konuşmalı mı?
Metin'le konuşurken söylediği bir cümle özellikle aklımda kalıyor: Sanatçının resminden daha fazla konuşmaması gerektiğini düşünüyor. Ona göre sanatçı çok fazla konuşmaya başladığında resim, sanatçının sözlerinin arkasında kaybolabiliyor. Bu nedenle "Two Artists, One Studio"nun formatı onun pratiğine beklenmedik biçimde uyuyor.
Üç gün boyunca ziyaretçilere uzun uzun eserlerini anlatmak yerine ziyaretçiler kendisini çalışırken izliyor. Zaman zaman soruları yanıtlıyor; asıl kendini anlatım biçimi ise ellerinin hareketinde ve bir iş üzerinde saatler boyunca kalabilmesinde ortaya çıkıyor.
Metin Çelik
Yan masada ise Barbieri'nin dünyası sürekli çoğalıyor. Barbieri'nin pratiğinde gördüğümüz figürler ve imgeler sanat tarihinden, mitolojiden ve çağdaş görsel kültürden besleniyor. Yunan antikitesinden Madonna ve Çocuk gibi dinsel ikonografiye kadar kolektif hafızaya yerleşmiş imgeleri alıyor; fakat onları yeniden üretmek yerine parçalıyor, dönüştürüyor ve beklenmedik birlikteliklere sokuyor.
Barbieri kendi pratiğini bir prizmaya benzetiyor: Bakış açısını değiştirdiğinizde öteki tarafta daha önce görmediğiniz başka bir şey beliriyor. Yöntem değiştirmek de bunun bir parçası. Bazen yeni bir anahtar bulabilmek için kendisini kaybetmesi gerektiğini söylüyor.
Mattia Barbieri
Çelik aynı stüdyoda aynı kâğıdın üzerinde kalırken, Barbieri bir sonraki kâğıda geçiyor. Biri ayrıntının içine doğru ilerlerken diğeri hızın açtığı olasılıkların peşinden gidiyor. Ve Rizzuto'nun öngördüğü gibi, birbirinden oldukça farklı bu iki sanatçı, aynı anda çalışırken şaşırtıcı bir uyum yakalıyor.
"Two Artists, One Studio"yu yalnızca iki sanatçının işlerinin yan yana geldiği bir sergi olarak düşünmek eksik kalıyor. Burada stüdyo, serginin dekoru olmaktan çıkıp serginin kendisine dönüşüyor. Serginin en güçlü diyaloğu duvardaki eserler arasında değil, iki çalışma masasının arasında kuruluyor.
Bir tarafta Barbieri'nin Gran Turismosu: hızlanmak, riske girmek, kontrolü biraz gevşetmek ama direksiyonu bırakmamak. Diğer tarafta Çelik'in neredeyse zamanı yavaşlatan titizliği: tek bir yüzeyde kalmak, ayrıntının içine girmek, resmin kendi sesini bulmasını beklemek.
Röportajları yaptıktan sonra, bu serginin bugün dünyanın çok ihtiyacı olan bir dinamiğe sahip olduğunu düşündüm. Siyasetin düşmanlaştığı, birbirine tahammülün azaldığı bu günlerde bambaşka iki pratiğin bir araya gelip keyifle izlenecek bir dünya oluşturması, bizlere örnek olsun. Farklılıklar güzeldir. Bu kadar basit.
"Two Artists, One Studio" sergisi, 24 Ekim 2026 tarihine kadar Düsseldorf'taki RizzutoGallery'de görülebilir.
Etiketler: DC Open 2026 RizzutoGallery Mattia Barbieri


