In Flames öncülüğünde metalin dev buluşması
Melodik death metalin öncüsü In Flames, grindcore’un kurucularından Napalm Death ve modern metalin yeni nesil temsilcisi Employed to Serve ile birlikte ekstrem metalin üç farklı kuşağını 26 Temmuz'da İstanbul'da buluşturuyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İsveç metal sahnesinin uluslararası ölçekte en etkili toplulukları arasında gösterilen In Flames, 26 Temmuz Pazar akşamı Maximum Uniq Açıkhava'da dinleyiciyle buluşacak. Melodik death metal türünün oluşumunda belirleyici rol üstlenen grup, otuz yılı aşan kariyerinden seçtiği klasikleşmiş eserleri ve son dönem çalışmalarını İstanbul sahnesine taşımaya hazırlanıyor. Ancak bu konser, In Flames'in Avrupa turnesindeki duraklarından biri olmanın ötesinde, metal dünyasının farklı dönemlerinden üç önemli temsilciyi aynı sahnede buluşturan özel bir gece olarak öne çıkıyor.
Gecenin açılışını, ‘grindcore'un kurucu topluluklarından Napalm Death ile İngiliz modern metal sahnesinin yükselen isimlerinden Employed to Serve gerçekleştirecek. 1980'lerden bugüne uzanan ekstrem metal mirasını temsil eden Napalm Death, çağdaş metalin yeni kuşağını temsil eden Employed to Serve ve Göteborg sound'unun öncü gruplarından In Flames; farklı müzikal yaklaşımları aynı sahnede bir araya getirerek, sert müziğin geçirdiği dönüşümü tek gecede görünür kılacak.
İsveç’ten dünyaya uzanan metal mirası In Flames
1990 yılında İsveç'in Göteborg kentinde gitarist Jesper Strömblad tarafından kurulan In Flames, At the Gates ve Dark Tranquillity ile birlikte daha sonra ‘Göteborg Sound’u’ olarak adlandırılacak melodik death metal akımının şekillenmesinde belirleyici rol oynadı. Geleneksel death metalin sert yapısını çift gitar armonileri, melodik riffler ve zamanla progresif unsurlarla zenginleştiren grup, İskandinav metal sahnesininin yanı sıra 2000'li yıllarda yükselişe geçen metalcore ve modern melodik metal kuşağını da doğrudan etkileyen isimler arasında yer aldı. Killswitch Engage, Trivium, Bullet for My Valentine, As I Lay Dying ve Avenged Sevenfold gibi birçok grup, In Flames'in müzikal yaklaşımını ilham kaynakları arasında gösterdi.
Grubun ilk yıllarında yayınladığı “Lunar Strain” (1994) ve “The Jester Race” (1996) albümleri günümüzde melodik death metalin temel albümleri arasında kabul ediliyor. Özellikle “The Jester Race”, güçlü melodik yapısı ve agresif vokalleri buluşturan yaklaşımıyla türün kilometre taşlarından biri olarak değerlendiriliyor. Ardından gelen “Whoracle” (1997), “Colony” (1999) ve “Clayman” (2000), In Flames'in uluslararası dinleyici kitlesini genişletirken grubun Avrupa metal sahnesindeki konumunu da sağlamlaştırdı.
2002 tarihli “Reroute to Remain”, grubun elektronik öğelere ve alternatif metal etkilerine yöneldiği yeni dönemin başlangıcını oluşturdu. “Soundtrack to Your Escape” (2004), “Come Clarity” (2006), “A Sense of Purpose” (2008), “Sounds of a Playground Fading” (2011), “Siren Charms” (2014), “Battles” (2016) ve “I, the Mask” (2019) albümleriyle bu dönüşüm devam etti. Grubun bugüne kadarki son stüdyo albümü “Foregone”, 2023 yılında yayınlandı ve ilk dönem melodik yaklaşımıyla sonraki yılların modern prodüksiyon anlayışını yeniden bir araya getiren çalışması olarak öne çıktı.
Kariyeri boyunca "Only for the Weak", "Cloud Connected", "Trigger", "Take This Life", "Alias", "The Quiet Place", "Pinball Map", "Meet Your Maker", "State of Slow Decay" ve "Foregone" gibi parçalarla geniş bir repertuvar oluşturan In Flames, konserlerinde farklı dönemlerinden eserleri aynı setlist içinde buluşturmasıyla tanınıyor.
Metal dünyasında kalıcı etki
In Flames, bugüne kadar dünya çapında milyonlarca albüm satışı gerçekleştirirken Avrupa, Kuzey Amerika, Japonya, Avustralya ve Güney Amerika'da gerçekleştirdiği kapsamlı turnelerle modern metal sahnesinin en istikrarlı konser gruplarından biri hâline geldi. Grup, kariyeri boyunca çok sayıda uluslararası festivalin ana sahnesinde yer aldı; ‘Wacken Open Air’, ‘Download Festival,’ ‘Hellfest’, ‘Graspop Metal Meeting’, ‘Rock am Ring’, ‘Rock im Park’ ve ‘Sweden Rock Festival’ gibi organizasyonlarda defalarca sahneye çıktı.
İsveç'in en önemli müzik ödüllerinden ‘Grammis'te çeşitli adaylıklar elde eden topluluk, özellikle “Come Clarity” albümüyle uluslararası eleştirmenlerden olumlu değerlendirmeler aldı. Grubun müzikal etkisi, yalnızca melodik death metal alanıyla sınırlı kalmayıp günümüzde çağdaş metal üretiminin farklı alt türlerinde de hissedilmeye devam ediyor.
Kuruluşundan bu yana çeşitli kadro değişiklikleri yaşayan In Flames'in günümüzdeki müzikal çekirdeğini, grubun 1990'ların ortasından bu yana en önemli iki ismi olan vokalist Anders Fridén ve gitarist Björn Gelotte oluşturuyor. Fridén'in güçlü vokal karakteri ve Gelotte'nin melodik gitar anlayışı, grubun Göteborg sound'undan modern metal çizgisine uzanan dönüşümünde belirleyici rol oynuyor. Grubun güncel sahne kadrosunu ise daha önce Megadeth ile çalışmasıyla tanınan gitarist Chris Broderick, bas gitarist Liam Wilson ve davulcu Jon Rice tamamlıyor. Özellikle Broderick'in teknik gitar yaklaşımı, In Flames'in son dönem canlı performanslarına farklı bir dinamizm kazandırırken, yeni kadro grubun uzun yıllara yayılan melodik yapısını güncel metal anlayışıyla buluşturmaya devam ediyor.
"European Summer Tour 2026"
İstanbul konseri, In Flames'in "European Summer Tour 2026" kapsamında gerçekleştirdiği Avrupa turnesinin önemli duraklarından birini oluşturuyor. Temmuz ayı boyunca Avrupa'nın farklı şehirlerinde sahne alan grup, İstanbul'un ardından Almanya'da düzenlenen dünyanın en büyük metal festivallerinden ‘Wacken Open Air'de dinleyiciyle buluşacak. Ağustos ayında Fransa'nın Seignosse kentindeki ‘Le Tube’ konseriyle turnesine devam edecek olan In Flames, yaz boyunca Romanya, Almanya, Fransa, İspanya, Portekiz, Belçika, İsviçre, Hollanda, Danimarka, Norveç ve İsveç'te festival ve açık hava konserleri verecek. Avrupa turnesi, 22 Ağustos'ta grubun doğduğu şehir Göteborg'da düzenlenen ‘Göteborg Brinner’ festivaliyle tamamlanacak.
İstanbul konseri, In Flames'in Avrupa turnesindeki en güçlü ortak programlardan birine ev sahipliği yapacak. Gecenin açılışını grindcore'un kurucu topluluklarından Napalm Death ile İngiliz metal grubu Employed to Serve üstlenecek. Her iki grup da yalnızca İstanbul'a özel konuklar değil; Avrupa turnesinin belirli duraklarında In Flames'e eşlik ediyor. Employed to Serve, Fransa, İspanya ve Belçika'daki bazı konserlerde de sahne alırken, Napalm Death ise turnenin seçili duraklarında konuk grup olarak yer alıyor. Avrupa turnesinin diğer konserlerinde ise Bleed From Within, Gaerea, Kittie ve Unearth gibi farklı gruplar açılış performanslarını üstleniyor.
Metal tarihinde devrim yaratan Napalm Death
26 Temmuz'daki konserin açılışını, ekstrem metal tarihinin en etkili ve en uzun soluklu topluluklarından Napalm Death üstlenecek. 1981 yılında İngiltere'nin Birmingham kentinde Nicholas Bullen ve Miles Ratledge tarafından kurulan grup, hardcore punk'ın hızı ile death metalin sertliğini buluşturarak ‘grindcore’ türünün ortaya çıkışında belirleyici rol oynadı.
‘Grindcore’, 1980'lerin ortalarında İngiltere'de hardcore punk ile ekstrem metalin birleşiminden doğan, yüksek temposu, kısa ve yoğun parçaları, blast beat davul tekniği, sert vokalleri ve politik/toplumsal içerikli sözleriyle tanınan bir müzik türü. Death metalin ağırlığıyla punk'ın öfkeli ve doğrudan anlatımını buluşturan türün öncü grubu kabul edilen Napalm Death, 1987 tarihli “Scum” albümüyle ‘grindcore'un müzik tarihindeki yerini belirledi. Zaman içinde ‘deathgrind’ ve ‘mathcore’ gibi alt türlerin gelişimini etkileyen ‘grindcore’, ekstrem metal dünyasında hızın, deneysel yaklaşımın ve protest tavrın en güçlü ifadelerinden biri oldu.
Kariyerinin ilk yıllarında Lee Dorrian, Mick Harris, Bill Steer ve Shane Embury gibi isimleri kadrosunda bulunduran topluluk, yıllar içinde yaşanan kadro değişikliklerine rağmen vokalist Mark ‘Barney’ Greenway ve bas gitarist Shane Embury etrafında üretimini kesintisiz sürdürdü. Özellikle birkaç saniyelik parçaları, blast beat tekniğini yaygınlaştıran davul anlayışı ve politik içerikli sözleriyle yalnızca ekstrem metalin değil, modern ağır müziğin de en etkili gruplarından biri olarak kabul ediliyor.
1987 tarihli “Scum”, günümüzde ‘grindcore’ tarihinin de en önemli albümlerinden biri sayılıyor. Grup yıllar içerisinde üretimlerini kesintisiz sürdürdü ve “From Enslavement to Obliteration” (1988), “Harmony Corruption” (1990), “Utopia Banished” (1992), “Fear, Emptiness, Despair” (1994), “Diatribes” (1996), “Inside the Torn Apart” (1997), “Words from the Exit Wound” (1998), “Enemy of the Music Business” (2000), “Order of the Leech” (2002), “Leaders Not Followers: Part 2” (2004), “The Code Is Red... Long Live the Code” (2005), “Smear Campaign” (2006), “Time Waits for No Slave” (2009), “Utilitarian” (2012), “Apex Predator - Easy Meat” (2015), “Coded Smears and More Uncommon Slurs” (2020), “Throes of Joy in the Jaws of Defeatism” (2020) ve son stüdyo albümü “Resentment Is Always Seismic A Final Throw of Throes” (2022) ile diskografisini sürekli genişletti. 40 yıl boyunca yayınladığı çok sayıdaki EP, split albüm ve canlı kayıtla birlikte Napalm Death ekstrem metal tarihinde en üretken gruplardan biri olarak gösteriliyor.
Grup, kariyeri boyunca ‘Wacken Open Air’, ‘Hellfest’, ‘Download Festival’, ‘Graspop Metal Meeting’, ‘Brutal Assault’, ‘Maryland Deathfest’ ve ‘Bloodstock Open Air’ gibi dünyanın önde gelen metal festivallerinde defalarca sahne aldı. Hayvan hakları, savaş karşıtlığı, çevre sorunları, gelir adaletsizliği ve faşizm karşıtlığı gibi politik ve toplumsal konuları işleyen sözleriyle de metal müziğin en güçlü protest seslerinden biri olmayı sürdürüyor.
Deneyimli isimlerle yola devam
Ekstrem metal tarihinin en uzun soluklu topluluklarından Napalm Death günümüzde de grubun karakterini oluşturan deneyimli isimlerle yoluna devam ediyor. Vokalist Mark ‘Barney’ Greenway, 1989'dan bu yana grubun politik ve sert anlatımının en belirgin sesi olurken, bas gitarist Shane Embury 1987'den beri Napalm Death'in en istikrarlı üyesi olarak grubun tüm dönemlerine tanıklık ediyor. Kadroda ayrıca davulcu Danny Herrera ve gitarist John Cooke yer alıyor. Grubun önemli gitaristlerinden Mitch Harris ise uzun yıllardır Napalm Death'in müzikal kimliğinde etkili bir isim olmasına rağmen son dönemde daha çok stüdyo çalışmalarında ve seçili projelerde yer alıyor.
Napalm Death'in In Flames konserinin açılış gruplarından biri olarak seçilmesi, iki grubun farklı alt türleri temsil etmelerine karşın modern ekstrem metalin gelişimindeki ortak etkilerinden kaynaklanıyor. ‘Grindcore'un öncü temsilcisi Napalm Death ile melodik death metalin kurucu topluluklarından In Flames'i aynı sahnede buluşturan program, 1980'lerden günümüze uzanan ağır müzik geleneğinin iki farklı damarını bir araya getirerek konserin müzikal çeşitliliğini güçlendiriyor. Bu nedenle İstanbul konseri, yalnızca bir In Flames performansı değil, ekstrem metal tarihinin farklı kuşaklarını aynı gecede buluşturan kapsamlı bir buluşma niteliği taşıyor.
Modern metalin yeni nesil temsilcisi Employed to Serve
Gecenin bir diğer konuğu olan Employed to Serve, 2011 yılında İngiltere'nin Woking kentinde gitarist ve vokalist Justine Jones ile gitarist Sam Urwin tarafından kuruldu. Kariyerinin ilk döneminde metalcore ve hardcore ekseninde şekillenen topluluk, zamanla groove metal, death metal ve thrash metal unsurlarını da müziğine katarak çağdaş ağır müzik sahnesinin dikkat çeken gruplarından biri hâline geldi. Yoğun rif yapıları, teknik altyapısı ve Justine Jones'un sert vokal performansıyla öne çıkan grup, İngiltere'de yükselen yeni metal kuşağının en önemli temsilcileri arasında gösteriliyor.
İlk uzunçaları “Greyer Than You Remember” (2015) ile yeraltı metal çevrelerinde dikkat çeken Employed to Serve, “The Warmth of a Dying Sun” (2017) albümüyle uluslararası müzik basınının ilgisini çekti. Bunu izleyen “Eternal Forward Motion” (2019), grubun daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağlarken, eleştirmenlerden de olumlu değerlendirmeler aldı. “Conquering” (2021), daha güçlü groove metal etkileri ve modern prodüksiyon anlayışıyla grubun kariyerinde önemli bir dönüm noktası olarak kabul edildi. Son stüdyo albümü “Fallen Star” (2025) ise melodik yapı ile agresif sound'u daha dengeli biçimde buluşturarak grubun müzikal yelpazesini genişleten çalışma olarak öne çıktı.
Employed to Serve, bugüne kadar Slipknot, Gojira, Lamb of God, Machine Head, Killswitch Engage ve Architects gibi önemli gruplarla aynı sahneyi paylaşırken ‘Download Festival’, ‘Bloodstock Open Air’, ‘Hellfest’, ‘Graspop Metal Meeting’, ‘Resurrection Fest’ ve ‘Wacken Open Air’ gibi Avrupa'nın önde gelen metal festivallerinde sahne aldı. 2022 yılında ‘Kerrang! Awards'ta ‘Best British Live Act’ ödülünü kazanması ve birçok kez ‘Metal Hammer Golden Gods’ adaylıkları elde etmesi, grubun canlı performans alanındaki başarısını da pekiştirdi.
İngiliz modern metal sahnesinin yükselen temsilcilerinden Employed to Serve'ün güncel kadrosunu ise kurucu üyelerden vokalist Justine Jones ve gitarist Sammy Urwin oluşturuyor. Grubun sahnedeki enerjisinin temelini oluşturan ikiliye gitarist David Porter, bas gitarist Nathan Pryor ve davulcu Casey McHale eşlik ediyor. Jones'un agresif vokal performansı ve grubun metalcore, hardcore ile ekstrem metal etkilerini bir araya getiren yaklaşımı, Employed to Serve'ü son yılların dikkat çeken İngiliz metal topluluklarından biri hâline getiriyor.
Karakteristik sound’un merkezinde Justine Jones
Employed to Serve'ün vokalisti Justine Jones, modern metal sahnesinde güçlü ve dikkat çekici kadın vokallerden biri olarak öne çıkıyor. Geleneksel olarak erkek vokalistlerin ağırlıkta olduğu ekstrem metal dünyasında kadınların lead vokal pozisyonunda yer alması hâlâ çok nadir görülürken Jones bu alandaki güçlü temsilcilerden biri olarak grubun karakteristik sound'unun merkezinde bulunuyor. Sert çığlık vokalleri, agresif sahne performansı ve melodik geçişlerle dengelenen vokal yaklaşımı, Employed to Serve'ün metalcore, hardcore ve ekstrem metal etkilerini bir araya getiren müzikal kimliğinin belirleyici unsurlarından biri hâline geliyor. Jones'un performansı, kadın vokalistlerin yalnızca alternatif bir unsur değil, metalin en sert ve yoğun türlerinde de güçlü bir yaratıcı güç olarak yer alabildiğini gösteren güncel örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Employed to Serve'in In Flames'in Avrupa turnesindeki seçili konserlerde açılış grubu olarak yer alması tesadüf değil. Her iki topluluk da melodiyi sert rifler ve yoğun ritmik yapı üzerine inşa eden yaklaşımlarıyla farklı kuşakları temsil ediyor. In Flames'in melodik death metal geleneğini çağdaş bir anlayışla sürdürmesi, Employed to Serve'in ise metalcore ile ekstrem metal arasında kurduğu güncel köprü, iki grubun aynı sahnede buluşmasını müzikal açıdan tamamlayıcı hâle getiriyor. Bu birliktelik, Avrupa turnesinin bazı duraklarında klasik İskandinav melodik death metal anlayışı ile yeni nesil İngiliz modern metalini aynı programda buluşturan güçlü bir konser deneyimi sunuyor.
Üç kuşağı buluşturan metal gecesi
Maximum Uniq Açıkhava'da Stagepass organizasyonuyla gerçekleşecek etkinlik, melodik death metal, grindcore ve modern metalin üç farklı damarını aynı sahnede buluşturarak yaz sezonunun dikkat çeken sert müzik buluşmalarından biri olmaya hazırlanıyor. Kapıların saat 18.00'de açılacağı gecede, sahne sıralaması boyunca önce modern metal sahnesinin yükselen temsilcisi Employed to Serve, ardından ekstrem metalin öncü topluluklarından Napalm Death ve gecenin ana konuğu, İsveçli melodik death metal devi In Flames dinleyiciyle buluşacak.
Farklı dönemleri ve metal kültürünün farklı kollarını temsil eden üç grubun aynı programda yer alması, konseri yalnızca bir grup performansından öte ekstrem müziğin geçmişten bugüne uzanan dönüşümünü gözler önüne seren kapsamlı bir geceye dönüştürüyor. 1990'larda Göteborg sound'unu şekillendiren In Flames'in melodik yaklaşımı, 1980'lerden bu yana grindcore'un sert ve politik çizgisini taşıyan Napalm Death'in enerjisi ve yeni kuşak İngiliz metalinin temsilcilerinden Employed to Serve'ün modern yorumu, aynı sahnede farklı kuşakların metal anlayışlarını yan yana getirecek.
In Flames'in İstanbul buluşması aslında grubun Türkiye'ye dönüşü anlamını taşıyor. İsveçli topluluk, bundan önce Temmuz 2005'te ‘Rock Republic Open Air Festival’ kapsamında İstanbul'da sahne almıştı. Aradan geçen yirmi yılı aşkın sürede melodik death metal sahnesinin en etkili isimlerinden biri olmayı sürdüren grup, bu kez Avrupa turnesi kapsamında İstanbul'da farklı dönemlerini bir araya getiren repertuvarıyla yeniden Türk dinleyicisinin karşısına çıkacak. Grubun uzun yıllara yayılan kariyerini Türkiye'deki hayranlarıyla paylaşacağı buluşma, Employed to Serve ve Napalm Death’in de katılımıyla metal müziğin farklı dönemlerini, estetik anlayışlarını ve sahne kültürlerini aynı gece içinde deneyimleme fırsatı sunacak.
Etiketler: Milliyet Sanat Melodik death metal In Flames grindcor


