Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » İstanbul’a uzanan bir pop masalı

İstanbul’a uzanan bir pop masalı

İstanbul’a uzanan bir pop masalı22 Nisan 2026 - 05:04
Fransız pop-rock sahnesinin rafine sesi Papooz, 5 Mayıs gecesi IF Performance Hall Beşiktaş’ta; naif melodiler, analog sıcaklık ve çağdaş duyarlılıkla kurdukları özgün evreni İstanbul’a taşıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
 
Paris çıkışlı ikili Papooz, son on yılın Avrupa merkezli alternatif pop dalgası içinde en kendine has tonlardan birini kurmayı başaran gruplardan . Blind organizasyonu ve %100 Müzik katkılarıyla 5 Mayıs’ta IF Performance Hall Beşiktaş sahnesinde dinleyiciyle buluşacak olan grup, yüzeyde hafif ve akışkan görünen şarkı yapılarının altında derin bir müzikal referans ağı ve sezgisel bir bestecilik pratiği barındırıyor. 2015’te yayımlanan “Ann Wants To Dance” ile görünürlük kazanan Papooz, kısa sürede bir ‘tekil hit’ anlatısının ötesine geçerek, kendi estetik sürekliliğini kuran bir diskografi oluşturdu.
 
 
Şarkının merkezde olduğu bir dünya
 
Papooz’un çekirdeğini oluşturan Ulysse Cottin ve Armand Penicaut, yaklaşık 2000’lerin sonuna uzanan bir dostluk ve müzik ortaklığına sahip. Bir konser kuyruğunda başlayan bu tanışıklık, zamanla birlikte üretmenin getirdiği içgüdüsel uyuma evrildi. İkilinin müzik yaklaşımında teknik gösterişten çok şarkının kendisi belirleyici bir rol oynuyor. Bu yönelim, onları modern prodüksiyon estetiğinin steril alanından çıkarıp daha organik, daha insani bir ses evrenine yerleştiriyor.
 
Referans dünyaları geniş ama seçici: The Beatles’ın melodik zekâsı, The Beach Boys’un armonik katmanları, The Velvet Underground’ın minimalizmi ve Ry Cooder’ın dokusal yaklaşımı; daha çağdaş bir hatta ise Kings of Convenience ve The Whitest Boy Alive gibi isimlerin duygusal dengesi Papooz’un müziğinde iz bırakıyor. Bu etkiler, doğrudan alıntılanan referanslar olarak değil; içselleştirilmiş bir estetik dilin parçaları olarak duyuluyor.
 
“Ann Wants To Dance”
 
2015’te yayınlanan “Ann Wants To Dance”, Papooz’un müzikal karakterinin kristalize olduğu bir eşik. Androjen vokal yorumu, akışkan gitar hattı ve neredeyse kayıtsız bir neşeyle ilerleyen yapısı, parçayı kısa sürede kült statüsüne taşıdı. Ancak bu başarının ardından gelen süreçte grup, formül tekrarına yönelmek yerine estetik alanını genişletmeyi tercih etti.
 
Bu tercih, Papooz’un üretim modelini de belirledi: Hızlı tüketilen tekil hit’ler yerine, dinledikçe açılan, zamanla derinleşen albümler.
 
 
DIY ruhundan içsel derinliğe
 
Papooz’un diskografisi, yüzeyde sade görünen ama her albümde farklı bir duygu katmanı açan bir yapı sunuyor. 2016 tarihli “Green Juice”, grubun ilk uzunçaları olarak naif ve DIY estetiğiyle öne çıkıyor. Bu albümdeki parçalar, düşük prodüksiyon yoğunluğu ve doğrudan kayıt hissiyle, dinleyiciye sanki prova odasında bulunuyormuş hissi veriyor.
 
2019’da yayınlanan “Night Sketches”, bu ham yaklaşımı daha geniş bir ses paletiyle buluşturuyor. Psikedelik dokuların ve groove temelli ritimlerin belirginleştiği albüm, Papooz’un yalnızca ‘hafif pop’ üretmediğini aksine ritmik ve armonik olarak daha kompleks alanlara da rahatça girebildiğini gösteriyor.
 
2022 tarihli “None Of This Matters Now” ise grubun şimdiye kadar ki en içe dönük işi olarak okunabilir. Folk etkilerinin belirginleştiği bu albümde tempo düşerken, duygusal yoğunluk artıyor. Parçalar, yüzeyde dingin ama alt metinde huzursuz bir ruh hâlini taşıyor. Bu yönüyle albüm, Papooz’un olgunluk dönemine işaret eden bir kırılma noktası.
 
 
“RESONATE”
 
Papooz’un dördüncü albümü “RESONATE”, grubun üretim pratiğinde belirgin bir dönüşümü temsil ediyor. Bu projede ikili, ilk kez Amerikalı söz yazarı Jesse Harris ile çalışarak şarkı yazım sürecini daha kolektif ve akışkan bir zemine taşıdı. Paris’te başlayan kayıt süreci, New York’un Tribeca ve Brooklyn bölgelerine uzanırken; albümün prodüksiyonu Patrick Wimberly tarafından üstlenildi. Wimberly’nin MGMT, Blood Orange ve Solange gibi isimlerle kurduğu üretim dili, Papooz’un analog sıcaklığını daha modern bir çerçeveye taşıyor. RESONATE, bu anlamda Papooz’un kendi sesini uluslararası bir bağlamda yeniden konumlandırma girişimi olarak da değerlendirilebilir.
 
“Papooz & Friends”
 
Grup, 2026 Ocak ayında yayımlamayı planladığı Papooz & Friends projesiyle işbirlikçi üretim modelini daha da ileri taşıyor. Bu albümde Erlend Øye gibi isimlerin yer alması, Papooz’un referans dünyasıyla doğrudan temas kurduğu bir alan açıyor. Proje, aynı zamanda grubun müziğini sabit bir kimlikten ziyade, sürekli genişleyen bir ağ olarak gördüğünü de ortaya koyuyor.
 
Duygunun paylaşıldığı alan
 
Papooz’un sahne performansı, stüdyo kayıtlarındaki minimalizmi korurken, dinleyiciyle kurulan doğrudan temasla yeni bir katman kazanıyor. Gitarların merkezde olduğu düzenlemeler, vokalin kırılgan ama net karakteriyle birleşerek sahnede samimi bir atmosfer yaratıyor. 5 Mayıs gecesi IF Performance Hall Beşiktaş’ta gerçekleşecek İstanbul konseri, bu estetiğin canlı karşılığını deneyimlemek için önemli bir durak. Papooz burada, hüzünle neşenin, romantizmle groove’un aynı anda var olabildiği bir müzikal alan kuracak.
 
Papooz’un müziği ilk dinleyişte hafif, hatta geçici bir etki bırakıyor gibi görünebilir. Oysa bu hafiflik, bilinçli bir estetik tercih. Karmaşıklığı görünmez kılan, duyguyu doğrudan ileten ve zamana yayılan bir etki yaratmayı hedefleyen bir yaklaşım. Bugün Fransız alternatif sahnesinde La Femme, Feu! Chatterton, L’Impératrice ve Moodoïd gibi isimlerle birlikte anılan Papooz, Phoenix sonrası kuşağın en rafine temsilcilerinden biri olarak konumlanıyor. İstanbul konseri Papooz’un kurduğu müzikal evrenin canlı, nefes alan bir tezahürü olacak.