İstanbul Festivali beşinci yılında büyüyor
Dünya yıldızları, pop, elektronik müzik ve K-Pop'u aynı programda buluşturan İstanbul Festivali, beşinci yılında ‘deneyim festivali’ yaklaşımını öne çıkarıyor. 1-16 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirilecek festivalin dönüşümünü organizasyonun arkasındaki isim Özlem Adıgüzel anlattı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İstanbul yazının en kapsamlı açık hava organizasyonlarından biri olmaya hazırlanan İstanbul Festivali, 1-16 Ağustos tarihleri arasında Festival Park Yenikapı'da beşinci kez müzikseverlerle buluşacak. Pop, rap, elektronik müzik ve K-Pop'u aynı programda buluşturan festival; uluslararası yıldızlardan Türkiye'nin en çok dinlenen sanatçılarına uzanan konser takviminin yanı sıra gastronomi alanları, çocuk etkinlikleri, e-spor organizasyonları ve spor aktiviteleriyle çok yönlü bir yaşam festivali deneyimi sunmayı hedefliyor.
Festivalin uluslararası programında dünya elektronik müzik sahnesinin önemli isimleri Tiësto ve Argy ile İngiliz rap yıldızı Central Cee yer alırken, Türk pop ve alternatif müzik sahnesinden Gökhan Türkmen, Ajda Pekkan, Serdar Ortaç, Edis, Gülşen, Yıldız Tilbe, Semicenk, Derya Bedavacı & Özcan Deniz, Dolu Kadehi Ters Tut, Sagopa Kajmer, Duman, Dedublüman ve Levent Yüksel gibi birçok isim de Festival Park Yenikapı sahnesine çıkacak. Festivalin dikkat çeken bölümlerinden biri olan "Saygı1: Serdar Ortaç" gecesinde ise sanatçının yıllara yayılan repertuvarı özel sahne prodüksiyonu ve farklı yorumlarla yeniden dinleyiciyle buluşacak.
Bu yıl festival programının en dikkat çeken başlıklarından biri de iki güne yayılan K-Pop organizasyonu olacak. ATEEZ, MONSTA X, Kwon Eun-bi ve Sunmi'nin aynı etkinlik kapsamında İstanbul'a gelecek olması, Türkiye'deki K-Pop takipçileri açısından festivali uluslararası ölçekte öne çıkaran unsurlar arasında yer alıyor.
Yaklaşık 120 bin metrekarelik Festival Park Yenikapı'nda gerçekleştirilecek organizasyon, günlük 75 bin ziyaretçi kapasitesiyle yalnızca konserlerden oluşan bir etkinlik olmanın ötesine geçmeyi hedefliyor. Her gün saat 16.00'da kapılarını açacak festivalde ziyaretçiler konserlerin yanı sıra e-spor turnuvaları, 3x3 basketbol organizasyonları, marka deneyim alanları ve gastronomi duraklarında da vakit geçirebilecek.
İstanbul Festivali'nin hazırlık sürecini, bu yılki programın nasıl şekillendiğini, uluslararası sanatçı seçimlerini ve festivalin gelecek vizyonunu organizasyonu gerçekleştiren Focus İstanbul Etkinlik Yönetimi CEO’su Özlem Adıgüzel ile konuştuk.
Özlem Adıgüzel
İstanbul Festivali fikri nasıl doğdu? Bugün baktığınızda hedeflediğiniz yere geldi mi? İstanbul Festivali’ni yalnızca bir konser serisi değil, ‘Doğu ile Batı arasında kurulan bir kültür rotası’ olarak tanımlıyorsunuz. Bu vizyonu biraz açar mısınız?
İstanbul Festivali fikri, aslında İstanbul’un kendi enerjisinden doğdu. Bu şehir tarih boyunca farklı kültürlerin, seslerin, ritimlerin, mutfakların, hikayelerin birbirine temas ettiği çok özel bir merkez oldu. Biz de bu zenginliği yalnızca sahne üstünde değil, festival alanının tamamında hissedilen bir deneyime dönüştürmek istedik.
Başlangıçta hedefimiz şuydu: İstanbul’da uluslararası standartlarda, ama İstanbul’un ruhunu taşıyan, sadece belli bir kesime değil, çok geniş bir kitleye ulaşabilen, erişilebilir ve kapsayıcı bir festival yaratmak. Bugün beşinci yıla gelirken İstanbul Festivali’nin artık yalnızca bir etkinlik değil, şehirle birlikte yaşayan bir buluşma alanına dönüştüğünü görüyoruz.
‘Doğu ile Batı arasında kurulan kültür rotası’ derken kastettiğimiz de tam olarak bu. İstanbul’un konumu yalnızca coğrafi değil, kültürel bir konum. Yerli sanatçılarla dünya starlarını, geleneksel tatlarla çağdaş gastronomiyi, müzikle sporu, dijital kültürle sahne sanatlarını aynı akış içinde buluşturuyoruz. Bu yüzden İstanbul Festivali’ni bir konser dizisi olarak değil, İstanbul’un çok katmanlı kimliğini görünür kılan bir kültür rotası olarak görüyorum.
Festivalin beşinci yılına gelinirken, İstanbul’un uluslararası etkinlik takvimindeki yerini değiştirdiğinizi düşünüyor musunuz?
Bunu tek başımıza başardığımızı söylemek iddialı olur; İstanbul zaten dünyanın en güçlü kültür başkentlerinden biri. Ama İstanbul Festivali’nin, şehrin yaz takviminde çok güçlü ve ayırt edici bir yer açtığını rahatlıkla söyleyebilirim.
Özellikle 2025 bizim için bir sıçrama yılıydı. Ziyaretçi sayısı, program zenginliği, uluslararası görünürlük ve üretim kalitesi açısından festival başka bir aşamaya geçti. Artık İstanbul Festivali yalnızca ‘Hangi konser var? 2 sorusuyla değil, ‘Bu yıl İstanbul Festivali nasıl bir deneyim sunacak?’ sorusuyla takip ediliyor. Bu, bir festival için çok kıymetli bir dönüşüm.
Uluslararası etkinlik takvimi açısından da İstanbul’un büyük ölçekli prodüksiyonları karşılayabilen, geniş kitleleri güvenli ve düzenli biçimde ağırlayabilen, aynı zamanda yerel enerjisini koruyan bir şehir olduğunu göstermeye katkı sunduğumuzu düşünüyorum.
Programda müzik, e-spor, 3x3 basketbol ve gastronominin bir arada yer alması dikkat çekici. Bu çok katmanlı yapı nasıl bir stratejinin sonucu?
Bugünün ziyaretçisi artık etkinliğin sadece seyircisi değil, bir parçası olmak istiyor. Festival alanına geldiğinde konser izlesin ama aynı zamanda yeni lezzetler keşfetsin, spor aktivitelerine katılsın, farklı deneyim alanlarını keşfetsin, ailesi ve arkadaşlarıyla kaliteli vakit geçirsin, paylaşmaya değer anılar biriktirsin istiyor.
Bu nedenle İstanbul Festivali'ni yalnızca bir konser serisi olarak değil, gün boyu yaşayan çok katmanlı bir deneyim alanı olarak kurguluyoruz. Biz bu yapıyı bilinçli olarak kurduk. İstanbul Festivali'ni yalnızca konser odaklı bir etkinlik olarak değil, gün boyu yaşayan bir şehir alanı gibi tasarlıyoruz. Müzik ana omurga; ama es-por, 3x3 basketbol, gastronomi, çocuk alanları, marka deneyim alanları ve Genç Sahne bu omurgayı besleyen katmanlar.
Bu stratejinin merkezinde kapsayıcılık var. Farklı yaş gruplarının, farklı ilgi alanlarının ve farklı kültürel alışkanlıkların aynı alanda kendine yer bulmasını önemsiyoruz.
Festival Park Yenikapı’nın üçüncü kez ev sahipliği yapması, mekânla kurulan ilişkiyi nasıl dönüştürdü? Artık ‘yerleşik bir festival alanı’ndan söz edebilir miyiz?
Festival Park Yenikapı bizim için artık yalnızca bir etkinlik alanı değil, İstanbul Festivali'nin hafızasının oluştuğu yerlerden biri. Üç yıl önce burada yola çıkarken hedefimiz sadece bir festival düzenlemek değildi; bu alanı her yıl yeniden hayat bulan, insanların buluşmak için takvimine işaret ettiği kalıcı bir festival destinasyonuna dönüştürmekti.
Bugün geldiğimiz noktada bunun karşılığını görüyoruz. İzleyici alana geldiğinde nereye gideceğini, nasıl vakit geçireceğini ve festival ritmini biliyor. Bu tanıdıklık, ziyaretçiyle alan arasında güçlü bir aidiyet duygusu oluşturuyor.
Yenikapı'nın ulaşılabilirliği, geniş kapasitesi ve İstanbul'un merkezî akslarıyla kurduğu ilişki elbette önemli avantajlar sunuyor. Ancak bu alanın bugün bir festival alanı kimliği kazanmasında, dört yıldır istikrarlı şekilde üzerine inşa ettiğimiz İstanbul Festivali deneyiminin de önemli bir payı var. Her yıl yeni içerikler, yeni deneyim alanları ve daha güçlü bir operasyon ekleyerek bu yapıyı adım adım büyüttük.
Bu nedenle bugün ‘yerleşik festival alanı’ ifadesini rahatlıkla kullanabiliyoruz. Çünkü burada yalnızca fiziksel bir alan değil, yıllar içinde oluşmuş bir kültür, bir alışkanlık ve İstanbul Festivali ile Yenikapı arasında kurulan güçlü bir bağ var.
16 gün süren ve her gün aktif olan bir festival modeli, Türkiye için hâlâ oldukça iddialı. Bu modeli sürdürülebilir kılmak için nasıl bir organizasyon yapısı kurdunuz?
16 gün boyunca aktif kalan bir festival, sahnede görünenin çok ötesinde büyük bir organizasyon disiplini gerektiriyor. Bizim için festival yalnızca Ağustos ayında başlayan bir süreç değil; neredeyse yıl boyu hazırlığı yapılan, çok ayrıntılı planlanan bir yapı.
Programlama, teknik prodüksiyon, iletişim, güvenlik, ulaşım, yeme-içme, marka alanları, sosyal sorumluluk projeleri, çocuk alanları, 3x3 basketbol ve espor gibi her başlığın ayrı ekipleri, ayrı takvimleri ve ayrı planları var. Sahada çok büyük bir ekip çalışıyor ancak asıl mesele, bu ekiplerin aynı vizyon etrafında koordineli biçimde hareket etmesi.
30 yılı aşkın organizasyon deneyimimiz bize şunu öğretti: Büyük ölçekli etkinliklerde yalnızca iyi plan yapmak yetmez; esnek olmak, alternatif senaryolar üretmek ve her koşulda ziyaretçiye güvenli, keyifli, düzenli bir deneyim sunmak gerekir. İstanbul Festivali’nin sürdürülebilirliği de bu organizasyon kasından geliyor.
Programda Central Cee, Argy, Tiësto, Argy gibi uluslararası isimlerle yerli sanatçıların aynı çatı altında buluşması, festivalin kimliğini nasıl şekillendiriyor?
İstanbul Festivali’nin kimliği tam da bu dengede şekilleniyor. Bir tarafta dünya sahnesinde güçlü karşılığı olan uluslararası isimler, diğer tarafta Türkiye müzik sahnesinin çok sevilen, çok geniş kitleleri harekete geçiren sanatçıları var. Biz bu iki alanı birbirinin alternatifi değil, İstanbul Festivali'nin kimliğini birlikte inşa eden iki temel yapı taşı olarak görüyoruz.
Global sanatçılar festivalin global görünürlüğünü artırıyor; yerli sanatçılar ise festivalin İstanbul’la ve Türkiye’deki izleyiciyle kurduğu bağı derinleştiriyor. Aynı çatı altında buluştuklarında ortaya yalnızca büyük bir konser programı değil, İstanbul’un kültürel çeşitliliğini yansıtan bir festival dili çıkıyor.
Bizim için önemli olan hiyerarşi kurmak değil; yerel olanla global olanın aynı sahnede, aynı enerji içinde buluşmasını sağlamak.
Central Cee
Argy
K-Pop günleri gibi tematik programlamalarla farklı dinleyici kitlelerine açılıyorsunuz. Bu çeşitlilik, festivalin hedef kitlesini nasıl genişletti?
K-Pop çok güçlü bir örnek çünkü yalnızca bir müzik türünden söz etmiyoruz; dijital kültürü, fan topluluklarını, dansı, modayı, sosyal medyayı ve gençlerin içerik üretme biçimlerini de kapsayan büyük bir kültürel alan var. Bu tür özel temalı günler festivalin farklı topluluklarla bağ kurmasını sağlıyor.
Biz İstanbul Festivali’nde tek bir izleyici profiline seslenmiyoruz. Pop dinleyicisi, elektronik müzik takipçisi, rock kitlesi, K-Pop fanları, aileler, gençler, çocuklar, spor ve oyun meraklıları aynı festival alanında farklı nedenlerle bir araya gelebiliyor.
Bu çeşitlilik hedef kitleyi niceliksel olarak büyütmenin ötesinde, festivalin ruhunu da zenginleştiriyor. Çünkü festival dediğimiz şey biraz da farklı insanların aynı alanda birbirine temas etmesiyle anlam kazanıyor.
İstanbul Festivali’nin ekonomik ve kültürel etkisini nasıl ölçüyorsunuz? Şehre bıraktığı en somut katkı sizce nedir?
Ekonomik etkiyi ziyaretçi sayıları, alanda geçirilen süre, marka katılımı, yeme-içme hacmi, istihdam, tedarikçi ağı ve şehir dışından gelen katılımcıların yarattığı hareketlilik üzerinden takip ediyoruz. Kültürel etki ise yalnızca rakamlarla ölçülebilecek bir konu değil. Bu noktada izleyici geri bildirimleri, sosyal medya etkileşimi, tekrar katılım oranı ve festivalin şehir hafızasında nasıl yer edindiği gibi göstergeleri değerlendiriyoruz.
2025’te festivalin 1 milyon ziyaretçiye ulaşması, 60 sanatçı ve 36 konserlik programla gerçekleşmesi, 100’e yakın markayla iş birliği yapılması ve sosyal sorumluluk projeleriyle gençlik, çevre ve dayanışma alanlarında katkı üretmesi bu etkinin somut göstergeleri arasında yer aldı.
Bana göre şehre bıraktığı en somut katkı şu: İstanbul’da insanların kendini dışarıda hissetmediği, erişilebilir, güvenli, canlı ve ortak bir kültür alanı yaratmak. Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir katkı.
‘Deneyim Festivali’ kavramı son yıllarda sıkça kullanılıyor. Sizin festivaliniz bu tanımın neresinde duruyor?
“Deneyim festivali” kavramını yalnızca dekoratif alanlar, fotoğraf noktaları ya da marka aktivasyonları üzerinden düşünmüyoruz. Bizim için deneyim, ziyaretçinin festival alanına girdiği andan çıktığı ana kadar yaşadığı bütünsel duygu.
Bir konser elbette çok güçlü bir deneyimdir ama o konserden önce alanda zaman geçirmek, bir lezzet keşfetmek, bir turnuvaya katılmak, çocuğuyla bir atölyeye uğramak, arkadaşlarıyla bir anı paylaşmak, binlerce kişiyle aynı şarkıyı söylemek de deneyimin parçasıdır.
İstanbul Festivali bu anlamda deneyimi merkeze alan bir festival. Ancak bunu ayrıcalıklı ya da ulaşılması zor bir alan olarak değil, mümkün olduğunca geniş kitlelerin dahil olabileceği kapsayıcı bir yaşam alanı olarak kurmaya çalışıyoruz.
Beşinci yıl itibarıyla geriye baktığınızda, İstanbul Festivali sizin için bir başarı hikâyesi mi, yoksa hâlâ inşa hâlinde olan bir proje mi?
İkisi de. Bir başarı hikayesi olduğunu düşünüyorum çünkü beş yıl bir festival için önemli bir süreklilik. Seyircinin sahiplenmesi, programın büyümesi, uluslararası algının güçlenmesi, markaların ve paydaşların festivali bir buluşma alanı olarak görmesi çok değerli.
Ama aynı zamanda hala inşa halinde olan bir proje. Zaten yaşayan bir festivalin hiçbir zaman tamamlandığını düşünmemek gerekir. Şehir değişiyor, izleyici değişiyor, kültürel alışkanlıklar değişiyor. Bizim de her yıl bu değişimi okuyarak kendimizi yenilememiz gerekiyor.
Ben İstanbul Festivali’ni tamamlanmış bir yapıdan çok, her yıl yeni katmanlar eklenen canlı bir kültür organizması olarak görüyorum.
Gelecek planları nedir? Festival var olan yapısını sürdürecek mi? Yerel sahneye mi ağırlık verecek globale mi?
Gelecek planımız, İstanbul Festivali’nin çok katmanlı yapısını koruyarak onu daha da güçlendirmek. Müzik yine ana omurga olacak ama 3x3 basketbol, e-spor, gastronomi, çocuk alanları, genç sahne, marka deneyimleri ve sosyal sorumluluk projeleriyle festivalin yaşam alanı niteliğini daha da geliştirmeyi hedefliyoruz.
Yerel mi global mi sorusuna ‘İkisi de’ diye yanıt veririm. Çünkü İstanbul’un gücü tam da burada. Yerel sahneyi desteklemek, genç yeteneklere alan açmak ve Türkiye’den çıkan kültürel üretimi görünür kılmak bizim için çok önemli. Aynı zamanda İstanbul’u dünya çapında takip edilen büyük festival rotalarından biri hâline getirmek istiyoruz.
Bu yüzden gelecekte daha fazla uluslararası iş birliği, daha güçlü prodüksiyonlar, daha fazla özel temalı gün ve yerel müzik eko sistemini güçlendiren yeni projeler göreceğiz. İstanbul Festivali’nin hedefi yalnızca büyümek değil, İstanbul’a yakışan, sürdürülebilir ve hafızası olan bir festival kültürü de oluşturmak.
Festival bizim için hiçbir zaman sadece bir organizasyon olmadı. Elbette 1000 kişinin emeğiyle parlayan büyük bir operasyonel yapı, ciddi bir planlama ve üretim süreci var; ama işin özünde toplum için bir değer inşası var. Bir araya gelmek, birlikte hissetmek ve aynı anı paylaşmak var.
İstanbul Festivali’nde 50 bin kişinin aynı anda aynı ritmi paylaşması, farklı yaş gruplarının aynı alanda kendine yer bulabilmesi, sanata, spora erişebilmesi aslında toplumsal bir bağ üretmek demek.
Festivali ayrıcalıklı bir etkinlik olarak değil; herkesin katılabildiği, sanata ve birlikte yaşama kültürüne herkesin erişebildiği bir yaşam alanı olarak tasarlamaya devam edeceğiz.
Herkesi 1-16 Ağustos tarihleri arasında düzenleyeceğimiz İstanbul Festivali’ne, bu büyük buluşmanın bir parçası olmaya davet ediyoruz.
5. İstanbul Festivali 1-16 Ağustos 2026)
Festival Park Yenikapı, İstanbul
Program:
1 Ağustos Cumartesi
Açılış Konseri: Central Cee,
2 Ağustos Pazar:
Gökhan Türkmen & Ajda Pekkan
4 Ağustos Salı
Saygı1: Serdar Ortaç Özel Gecesi
5 Ağustos Çarşamba
Derya Bedavacı & Özcan Deniz
6 Ağustos Perşembe
Sagopa Kajmer
7 Ağustos Cuma
Dolu Kadehi Ters Tut
8 Ağustos Cumartesi
Tiësto
9 Ağustos Pazar
Semicenk & Yıldız Tilbe
11 Ağustos Salı
Edis & Gülşen
12 Ağustos Çarşamba
Levent Yüksel ("Hande Bizi Sezen'e Götür")
13 Ağustos Perşembe
Dedublüman & Duman
14 - 15 Ağustos
K-Pop Özel Günleri: ATEEZ, MONSTA X, Kwon Eunbi, SUNMI)
16 Ağustos Pazar
Kapanış Konserleri: Tiesto - Argy
Etiketler: Milliyet Sanat İstanbul Festivali konser


