İstanbul Festivali’nde K-Pop coşkusu
Güney Kore’nin pentatonik müzik mirasından 1990’ların idol sistemine, birinci dalga sanatçılardan bugünün küresel yıldızlarına uzanan K-pop, artık yalnızca bir müzik türü değil. İstanbul Festivali’nin 14 ve 15 Ağustos’ta Kwon Eunbi, ATEEZ, Sunmi ve MONSTA X’i Festival Park sahnesinde İstanbullu seyirciyle buluşturan K-pop programı vesilesiyle, beş sesli gelenekten Grammy tartışmalarına uzanan bu dönüşümün izini sürüyoruz.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Türkiye’nin en uzun soluklu festivallerinden 5. İstanbul Festivali, bu yıl programının iki gününü K-pop’a ayırıyor. Festival Park Yenikapı’da 14 ve 15 Ağustos’ta gerçekleşecek konserlerde Güney Kore pop müziğinin farklı kuşaklarını ve farklı müzikal yönelimlerini temsil eden dört isim sahne alacak. Festivalin resmi programına göre 14 Ağustos’ta Kwon Eunbi saat 21.00’de, ATEEZ 21.50’de; 15 Ağustos’ta ise Sunmi 21.00’de, MONSTA X 21.50’de sahneye çıkacak.
Festival Park Yenikapı’da 1-16 Ağustos tarihleri arasında düzenlenen İstanbul Festivali’nin uluslararası programında K-pop geceleri; Central Cee, Tiësto ve Argy gibi farklı müzik türlerinden isimlerle aynı çatı altında yer alıyor. Ana sahnenin yaklaşık 70 metre genişliğinde ve 28 metre yüksekliğinde tasarlandığı festival alanında konserlerin yanı sıra DJ performansları, dans gösterileri, söyleşiler ve çeşitli etkinlikler de düzenleniyor.
Kwon Eunbi, ATEEZ, Sunmi ve MONSTA X’in aynı festivalin iki gününde buluşması, K-pop’un Türkiye’de artık tekil konserlerin ötesine geçen bir izleyici ve organizasyon ölçeğine ulaştığını gösteriyor. Ancak İstanbul’daki bu iki günün arkasındaki müziği anlamak için yalnızca bugünün sahnesine bakmak yeterli değil. K-pop’un hikâyesi, Amerikan popu, hip-hop, R&B ve elektronik müzikle karşılaşmasından çok daha eski bir müzik hafızasının üzerine kuruldu.
Pentatonikten K-pop’a: Beş sesin Kore popundaki izi
K-pop’un tarihini anlatırken genellikle hip-hop, R&B, Amerikan popu, elektronik müzik, Japon pop endüstrisi ve 1990’larda Güney Kore’de gelişen idol sisteminden söz ediyoruz. Bunların hepsi K-pop’un ortaya çıkışını açıklayan önemli parçalar. Fakat bu anlatının çoğu zaman atladığı bir başka katman var: Kore’nin daha eski müzik mirası.
K-pop’u pentatonik müziğin doğrudan sonucu olarak görmek elbette mümkün değil. K-pop’un ortaya çıkışında modernleşme Amerikan kültürünün etkisi, medya endüstrisinin gelişmesi, yeni eğlence şirketlerinin kurulması ve internetin küreselleşmesi çok daha somut tarihsel etkenler. Ancak Batı popunun Kore’de neden yalnızca taklit edilmediğini, zaman içinde farklı bir müzikal ve kültürel kimlik kazandığını anlamak için Kore’nin kendi müzik hafızasını da hesaba katmak gerekiyor. Çünkü Batı popu Kore’ye geldiğinde karşısında boş bir müziksel alan bulmadı.
Beş sesli dünya
Pentatonik sözcüğü, Yunanca beş anlamındaki ‘penta’ ile ses anlamındaki ‘tonos’ sözcüklerinden geliyor. En basit tanımıyla pentatonik, beş ses üzerine kurulan müzik dizilerini ifade ediyor.
Batı müziğinin alışık olduğumuz Do-Re-Mi-Fa-Sol-La-Si dizisini düşünelim. Pentatonik yapılarda sık karşılaşılan biçimlerden birinde Fa ve Si kullanılmaz; geriye Do, Re, Mi, Sol ve La kalır. Ancak bunu yalnızca ‘yedi notadan ikisinin çıkarılması’ olarak düşünmeyelim. Pentatonik diziler, kendi melodik ilişkileri ve kullanım biçimleri olan müziksel yapılar.
Bu tür beş sesli sistemler dünyanın farklı bölgelerinde birbirinden bağımsız biçimlerde yüzyıllar boyunca kullanıldı. Çin geleneksel müzik teorisindeki gong, shang, jue, zhi, yu sistemi bunların en bilinen örneklerinden. Japonya’da da farklı pentatonik diziler geleneksel müziğin önemli unsurları arasında yer alıyor. Kore müziğinde ise pentatonik yapılar, modal anlayışlar ve farklı melodik kalıplarla birlikte geniş bir gelenek oluşturuyor.
Burada anlatmaya çalıştığım, K-Pop melodilerinin ‘pentatonik olduğu’ iddiası değil. Koreli müzisyenlerin Batı popuyla karşılaştıklarında, yüzyıllardır oluşmuş bir melodik hafızaya sahip olmaları.
Kore’nin müzik hafızası
Kore’nin geleneksel müziği ‘gugak’ adı altında çok geniş bir alanı kapsıyor. Saray müzikleri, halk şarkıları, ritüel müzik, ‘pansori’ ve farklı çalgı gelenekleri bu dünyanın parçaları.
Bir toplumun müzik hafızasını yalnızca besteciler ve profesyonel müzisyenler oluşturmaz. Halk şarkıları, ninniler, törenler, dini müzikler ve gündelik yaşamda duyulan melodiler de bu hafızanın parçasıdır. Yüzyıllar boyunca belirli melodik yapılara dayanan müziklerle büyüyen bir toplumun modern müzik üretiminin de bundan tamamen bağımsız olması beklenemez.
Bu etkinin mutlaka geleneksel bir melodinin doğrudan alıntılanması biçiminde ortaya çıkması da gerekmez. Melodik hareketler, ses aralıkları, ritmik kalıplar ve vokal ifade biçimleri kültürel hafızanın içinde yaşamaya devam edebilir.
K-pop ile pentatonik gelenek arasındaki bağlantı tam da burada önem kazanıyor.
Üstelik bu yalnızca teorik bir bağlantı değil. 2009-2010 döneminin popüler K-Pop repertuvarından 17 hit şarkıyı inceleyen bir akademik araştırma, bazı K-pop melodilerinin Kore halk müziğindeki yapısal özelliklerle yakınlık gösterdiğini ortaya koydu. Çalışmada Girls’ Generation’ın “Gee” ve “Tell Me Your Wish”, Brown Eyed Girls’ün “Abracadabra” ve 2NE1’ın “Can’t Nobody” adlı şarkıları da incelendi; özellikle pentatonik yapıya dayanan melodik unsurlar ile halk şarkılarındaki bazı melodik kalıplar arasında benzerlikler saptandı.
Bu çalışma K-pop’un pentatonik müzikten doğduğunu kanıtlamıyor. Zaten böyle bir iddia da doğru olmaz. Ancak önemli bir kapı açıyor: K-pop’un melodik dili, Kore’nin müzikal geçmişinden bütünüyle kopuk değil.
Batı müziği Kore’ye geldiğinde
Kore’nin Batı müziğiyle karşılaşması özellikle 20. YY’ın ikinci yarısında hızlandı. Kore Savaşı sonrasında Amerikan askerî varlığı, radyo, plaklar, televizyon ve daha sonra küresel medya aracılığıyla Amerikan popüler müziği, Kore toplumunda giderek daha görünür hale geldi.
Rock, pop, soul, funk, R&B ve daha sonra hip-hop Koreli müzisyenlerin dünyasına girdi. Fakat Kore bu müzikleri yalnızca tüketmedi; onları öğrenmeye, çalmaya ve kendi popüler müzik kültürü içinde yeniden üretmeye başladı.
1992’de Seo Taiji and Boys ile yaşanan kırılma bu dönüşümün en önemli dönüm noktalarından biri oldu. “I Know” (Nan Arayo), hip-hop, rap, rock ve dans müziğini Korece sözlerle bir araya getirerek dönemin ana akım Kore popundan belirgin biçimde ayrıldı.
Sonrasında eğlence şirketleri sanatçı yetiştirmeyi, dans eğitimini, vokal çalışmasını, görsel kimliği, klip üretimini ve pazarlamayı tek bir sistem altında toplamaya başladı. K-pop böylece yalnızca şarkıların üretildiği bir alan değil, müziğin, performansın ve görsel kültürün birlikte tasarlandığı bir endüstri haline geldi.
Koreli ses nasıl oluştu?
K-pop’un Batı popundan aldığı unsurları saymak kolay: Hip-hop ritimleri, R&B vokalleri, elektronik prodüksiyon, rap, dans müziği, rock gitarları ve modern armoni. Ancak bir müziğin özgünlüğünü yalnızca aldığı unsurlar değil, onları nasıl bir araya getirdiği belirler.
Korece dilin ritmi, vokal ifade biçimleri, geleneksel müziğin melodik hafızası, ritmik anlayış ve performans kültürü Batı popunun araçlarıyla birleşti. Sonuç; Amerikan popunun Korece söylenen basit bir karşılığı olmadı, K-pop oldu.
Pentatonik miras burada bir ‘neden’ değil, bir ‘kültürel zemin’ olarak değerlendirilmeli. K-Pop’un doğuşunu açıklayan temel tarihsel gelişmeler başka yerde fakat bu gelişmelerin üzerinde çalışan müzisyenlerin kendilerine ait bir müzik hafızası vardı.
Geleneksel müzik yeniden sahneye çıkıyor
K-pop geliştikçe ilginç bir başka dönüşüm de yaşandı. Başlangıçta modernleşmenin simgesi Batı müziğiydi. Zamanla K-pop, küreselleşmenin simgesine dönüştü ve ardından Kore’nin geleneksel kültürünü de dünyanın geri kalanına taşımaya başladı.
BTS’nin “IDOL”u modern dans-pop ve hip-hop prodüksiyonunu geleneksel Kore estetiği ve ses dünyasıyla buluşturan örneklerden biri. Suga’nın “Daechwita”sı geleneksel Kore askeri müziğini modern hip-hop ile yan yana getirirken “Haegeum”, geleneksel çalgının adını ve ses dünyasını çağdaş rapin içine taşıdı. Geleneksel müzik artık geçmişte bırakılmış bir arşiv olmaktan çıktı. K-pop’un kendisini tanımlarken başvurduğu canlı bir kaynak haline geldi.
‘Arirang’a dönüş
Bu dönüşümün 2026’daki en dikkat çekici sembollerinden biri BTS’nin beşinci albümüne “ARIRANG” adını vermesi oldu. 20 Mart 2026’da yayınlanan albüme adını veren ‘Arirang’ geleneği; Kore kültürünün en güçlü simgelerinden biri olan, kederi, umudu ve direnişi simgeleyen 600 yıllık geleneksel bir halk şarkısı ve Kore'nin resmi olmayan milli marşı. Hem Güney hem de Kuzey Kore'nin ortak değeri olan bu birleştirici eser, küresel K-pop grubu BTS'in Mart 2026'da çıkardığı "Arirang" adlı geri dönüş albümüne de ilham kaynağı oldu. Grup, Kore kimliğini, köklerini ve müzikal miraslarını modern bir vizyonla tüm dünyaya anlatmak amacıyla bu köklü eseri albüm konseptinin merkezine taşıdı. Hem tarihi bir direniş sembolü olan hem de BTS'in küresel başarısıyla modern dünyada yeniden yorumlanan ‘Arirang’, Kore halkının geçmişten geleceğe uzanan kolektif hafızasını ve kültürel gücünü temsil etmeye devam ediyor.
“Arirang” aslında tek bir şarkının adı olarak düşünülmemeli. Kore'nin farklı bölgelerinde yüzyıllar boyunca söylenmiş, sözleri ve melodisi yöreden yöreye değişen çok sayıda ‘Arirang’ versiyonu bulunuyor. En bilinen biçimlerinden biri ‘Seoul Arirang’ ya da ‘Bonjo Arirang’ olarak anılıyor. Şarkının temel melodik yapısı ise zaman içinde farklı yorumlara, yeni sözlere ve farklı müzikal düzenlemelere açık bir halk geleneği oluşturmuş durumda.
‘Arirang'ın Kore kültüründeki önemi yalnızca müzikal değil. Şarkı; ayrılık, özlem, yolculuk, sevgi, dayanıklılık ve yeniden buluşma gibi duygular üzerinden Kore toplumunun tarihsel deneyimleriyle ilişkilendiriliyor. Bu nedenle farklı dönemlerde farklı sözlerle söylenebilmesi, tek bir bestecinin eserinden çok kuşaktan kuşağa aktarılan ortak bir kültürel ifade olarak yaşamasına olanak tanıdı.
Kore'nin yakın tarihinde de ‘Arirang'ın özel bir yeri var. Şarkı, özellikle Kore Yarımadası'nın bölünmesinden sonra hem Güney Kore'de hem Kuzey Kore'de bilinen ortak kültürel miraslardan biri olmayı sürdürdü. Kore diasporasının yaşadığı farklı ülkelerde de çeşitli ‘Arirang’ yorumları ortaya çıktı. Bu nedenle ‘Arirang’, siyasi sınırların ötesine geçen bir Kore kimliğinin sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.
2012'de UNESCO, “Arirang, lyrical folk song in the Republic of Korea” başlığıyla ‘Arirang’ geleneğini ‘İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi'ne aldı. Bu karar, tek bir şarkının değil, farklı yörelerde yaşayan ve kuşaktan kuşağa aktarılan ‘Arirang’ geleneğinin kültürel değerini tescil eden önemli bir adım oldu.
İşte bu nedenle BTS'nin 2026'da yayınladığı albüme ‘ARIRANG’ adını vermesi basit bir nostalji tercihi olarak görülemez. Dünyanın en büyük K-pop gruplarından biri, küresel popun merkezindeki konumu vasıtasıyla Kore'nin en tanınmış geleneksel müzikal sembollerinden birini yeniden dünyanın önüne getiriyor.
Üstelik albüm yalnızca adını ‘Arirang'dan almıyor. Geleneksel Kore müziğine, Kore tarihine ve yerel müzikal mirasa yapılan göndermeler, çağdaş pop ve hip-hop prodüksiyonlarıyla birlikte kullanılıyor. Böylece ‘Arirang’, geçmişte kalmış bir halk şarkısı olarak değil, bugünün küresel pop müziğinin içinde yeniden yorumlanabilecek canlı bir kaynak olarak karşımıza çıkıyor.
Burada K-pop'un hikâyesindeki yön değişikliği açıkça görülüyor. Bir dönem Kore, Batı'nın pop müziğini alıyor, öğreniyor ve kendi müzik endüstrisinin içinde yeniden üretiyordu. Bugün ise bunun tersi gerçekleşiyor: Kore'nin müzikal geçmişi küresel popun içine giriyor. Bir zamanlar Batı müziğinin Kore'ye nasıl uyarlanacağı konuşulurken, bugün dünyanın dört bir yanındaki dinleyiciler Kore'nin kendi müzik hafızasından gelen melodileri, ritimleri ve çalgıları K-pop aracılığıyla duyuyor. Kore artık dünyadan müzik alan ülke değil; kendi müzik hafızasını dünyanın popüler kültürüne taşıyan ülke konumunda.
K-pop nasıl küresel bir salgına dönüştü?
K-pop’un küresel bir fenomene dönüşmesi yalnızca melodilerle açıklanamaz. Güney Kore; müzik üretimini, sanatçı eğitimini, dansı, görsel dünyayı, televizyonu, interneti ve hayran kültürünü aynı ekosistemin parçaları haline getirdi.
Seo Taiji and Boys’un ardından H.O.T., S.E.S., Shinhwa ve TVXQ gibi gruplar idol sisteminin gelişmesine katkıda bulundu. İkinci kuşakta BIGBANG, Girls’ Generation, 2NE1, Wonder Girls, KARA, Super Junior ve SHINee, K-Pop’un Asya dışına taşınabilecek bir pop estetiğine kavuşmasında önemli rol oynadı.
Ardından EXO, BTS, BLACKPINK ve TWICE geldi. Bu dönemde hedef artık yalnızca Asya pazarı değildi. YouTube, Twitter, Instagram ve daha sonra TikTok, K-Pop’un dil engelini aşmasına yardımcı oldu. Hayranlar yalnızca müzik dinleyen bir kitle olmaktan çıktı; koreografileri taklit eden, videoları paylaşan, altyazılar hazırlayan ve sosyal medyada sanatçıların görünürlüğünü sürekli besleyen aktif topluluklara dönüştü.
2012’de PSY’nin “Gangnam Style” ile yarattığı küresel patlama da bu dönüşümün sembolü oldu. Şarkı, K-Pop’un Batı’da yalnızca Kore kültürüne meraklı sınırlı bir dinleyici grubuna değil, ana akım pop kültürünün tamamına ulaşabileceğini gösterdi.
BTS ve BLACKPINK ise ölçeği bir kez daha değiştirdi. BTS, küresel hayran topluluğu ARMY ile müzik endüstrisinde hayranların ne kadar güçlü bir kültürel ve dijital aktöre dönüşebileceğini gösterirken, BLACKPINK K-Pop’un kadın sanatçılar açısından da küresel bir marka gücüne dönüşmesini sağladı.
Bugünün kuşağı ise bu kapılar zaten açılmışken sahneye çıktı. ATEEZ, Stray Kids, SEVENTEEN, TXT, ENHYPEN, aespa, IVE ve LE SSERAFIM gibi gruplar için küresel K-Pop pazarı artık istisna değil, sektörün doğal parçası.
İstanbul Festivali’nin programındaki dört isim de bu dönüşümün farklı noktalarını temsil ediyor.
Sunmi, Wonder Girls döneminden gelen kariyerini solo sanatçı olarak sürdüren ve K-pop’un kadın sanatçıları için grup sonrasında da güçlü bir pop kimliği kurulabileceğini gösteren isimlerden.
Sunmi
Kwon Eunbi, IZ*ONE döneminin ardından solo kariyerini geliştiren yeni kuşak sanatçılardan biri. Onun İstanbul’daki varlığı, K-pop’un artık yalnızca büyük grup markaları üzerinden dünyaya ulaşmadığını da gösteriyor.
Kwon Eunbi
MONSTA X, güçlü sahne performansının yanı sıra özellikle ABD pazarına yönelik çalışmalarıyla K-pop’un ikinci küresel dalgasında önemli bir yere sahip.
MONSTA X
ATEEZ ise güçlü performans anlayışı ve teatral sahne diliyle, K-pop’un bugün geldiği noktada konserin yalnızca şarkıların canlı söylenmesinden ibaret olmadığını gösteren gruplardan. Sahne koreografisi, görsel dünya ve hayran etkileşimi artık müziğin kendisi kadar önemli.
Ateez
Bu nedenle 14 ve 15 Ağustos’taki İstanbul programı yalnızca dört konserden oluşmuyor. K-pop’un farklı dönemlerini, farklı sanatçı modellerini ve farklı performans anlayışlarını aynı festivalde yan yana getiriyor.
Kore’den Grammy’ye
K-pop’un küresel bir müzik endüstrisine dönüşmesinin göstergelerinden biri de ödül sistemi.
Güney Kore’de ‘MAMA’, ‘Melon Music Awards’, ‘Golden Disc Awards’ ve ‘Seoul Music Awards’ gibi törenler yıllardır K-pop’un kendi başarı ölçütlerini oluşturuyor. Ancak K-pop küreselleştikçe mesele yalnızca Kore’de hangi sanatçının ödül aldığı olmaktan çıktı. Artık soru, ‘Kore'de yetişen bir sanatçının küresel popun en üst düzeyinde nasıl değerlendirildiği’.
BLACKPINK üyesi Rosé ile Bruno Mars’ın “APT.” adlı şarkısı bu dönüşümün çok güncel bir örneği. Koreli bir sanatçının küresel popun en büyük yıldızlarından biriyle yaptığı şarkı, 50’den fazla ülkede listelerin zirvesine çıktı ve ‘Billboard Global 200’de 12 hafta bir numarada kaldı. 2026 Grammy’lerinde ise ‘Record of the Year / Yılın Kaydı’, ‘Song of the Year / Yılın Şarkısı’ ve ‘Best Pop Duo/Group Performance / En İyi Pop İkilisi / Grup Performansı’ olmak üzere üç dalda aday gösterildi.
Üstelik “APT.” yalnızca uluslararası bir pop şarkısı değil. Şarkının merkezindeki nakarat, Rosé’nin Kore kültüründen getirdiği bir apartman oyununa dayanıyor. Grammy de şarkıyı tanıtırken bu Kore kültürel referansını özellikle vurguladı. Yani burada ilginç olan yalnızca bir K-pop yıldızının Grammy'ye ulaşması değil. Kore'ye ait bir kültürel unsur, küresel bir pop şarkısının merkezine giriyor. Bunun ardından hikâye yeniden BTS’ye dönüyor.
BTS, Grammy tarihinde aday gösterilen ilk K-pop grubu olarak önemli bir eşik aşmıştı. Grup bugüne kadar beş Grammy adaylığı aldı ancak ödül kazanamadı. 2026’da ise Grammy ile ilişkileri farklı bir noktaya geldi. Recording Academy, 2027 Grammy’lerinde ilk kez ‘Best Asian Pop Music Performance / En İyi Asya Pop Müziği Performansı’ kategorisini açtı. K-pop, J-pop ve C-pop gibi Asya pop müziklerini kapsayacak bu kategori, Asya popunun küresel büyümesini görünür kılma amacı taşıyor.
BTS ise 29 Temmuz 2026’da 2027 Grammy’leri için hiçbir eserini değerlendirmeye göndermeyeceğini açıkladı. Grup üyeleri ortak açıklamalarında müziğin bölge veya dile göre sınıflandırılmak yerine olduğu gibi duyulmasını ve sevilmesini istediklerini belirtti.
Bu karar önemli. Çünkü K-pop’un hikâyesi burada başka bir aşamaya geçiyor. Bir zamanlar mesele Kore popunun Amerika’da duyulup duyulmayacağıydı. Sonra Grammy’ye aday olup olamayacağı tartışıldı. Bugün ise K-Pop’un en büyük gruplarından biri, küresel bir müzik olarak ayrı bir coğrafi kategoriye yerleştirilmek istemediğini söyleyebilecek bir konuma ulaşmış durumda ve bu tavır, K-pop’un yalnızca küresel müzik endüstrisine girdiğini değil, o endüstrinin kendisini nasıl tanımlaması gerektiği konusunda da söz sahibi olmaya başladığını gösteriyor.
Kore Dalgası: ‘Hallyu’
K-pop’un küresel başarısının en önemli sonuçlarından biri, Kore popüler kültürünün diğer alanlarının da aynı anda görünür hale gelmesi. Bir dinleyici K-pop aracılığıyla Kore'ye ilgi duymaya başladığında bu ilgi çoğu zaman müzikle sınırlı kalmıyor. Kore dizileri, filmleri, kozmetik ürünleri, moda, yemek, turizm ve hatta Korece birbirini takip eden kültürel alanlara dönüşüyor.
Bu sürecin adı ‘Hallyu’ yani ‘Kore Dalgası’.
K-pop bu dalganın en görünür parçalarından biri olsa da tek başına değil. K-drama, K-cinema, K-beauty ve K-food birbirinden bağımsız sektörler olmaktan çıkıp birbirlerini besleyen daha geniş bir kültürel dolaşımın parçaları haline geldi.
Bong Joon-ho’nun “Parasite” filminin 2020’de ‘En İyi Film Oscar’ını kazanması bunun en önemli dönüm noktalarından biriydi. “Squid Game” ise Korece bir dizinin küresel televizyon kültürünün merkezine yerleşebileceğini gösterdi. Ayrıca fantastik kurgu ve bilim kurgu alanında da inanılmaz yapımlar ortaya çıktı. Aklıma ilk gelen “Memories of the Alhambra”, “Alice / Aelliseu ”, “Sisyphus: The Myth”, “Alice in Borderland” bugüne kadar izlediğim en iyi yapımlar diyebilirim.
Bu arada, K-pop ile sinema ve dizi arasındaki ilişki de tek yönlü değil. Kore sinemasının Hollywood ile alışverişi yıllardır sürüyor. “Il Mare”, “A Tale of Two Sisters”, “My Sassy Girl” ve “Oldboy” gibi Kore yapımları Amerikan sinemasında yeniden çekildi. Dolayısıyla Hollywood’un Kore’ye ilgisi yeni başlamış değil. Yeni olan, ilişkinin kapsamının genişlemesi. Artık mesele yalnızca bir Kore filminin Hollywood tarafından yeniden çekilmesi değil. Koreli yönetmenler, oyuncular, senaristler ve yapımcılar küresel eğlence sektörünün doğrudan aktörleri haline geliyor.
Kültürel akış böylece iki yönlü hale geliyor. K-pop'un yarattığı merak, Koreli sanatçıların ve Kore kültürünün küresel görünürlüğünü artırırken sinema ve dizi endüstrisinin başarısı da Kore kültürüne yönelik ilgiyi daha geniş bir alana taşıdı. Bugün Güney Kore'nin kültürel ihracatı müzik, sinema, dizi, güzellik, yemek, moda ve turizm arasında dolaşan büyük bir ekosistem oluşturmuş durumda.
Bu nedenle K-pop’un etkisini yalnızca müzik listeleriyle ölçmek yetersiz. K-pop dinleyen bir genç daha sonra bir Kore dizisi izleyebilir; dizide gördüğü bir oyuncuyu takip edebilir, Kore mutfağını merak edebilir, bir kozmetik markasını araştırabilir, Korece öğrenmeye başlayabilir veya Seul’e seyahat etmeyi düşünebilir.
Bu zincirin halkaları birbirinden bağımsız değil. K-pop, Kore kültürünün diğer alanlarına açılan giriş kapılarından biri haline geldi. Ama bu etkiyi ‘Kore kültürü dünyayı ele geçirdi’ gibi tek yönlü bir kültürel ihracat hikâyesi olarak okumak da eksik kalır. Çünkü K-pop’un kendisi zaten böyle doğmadı.
Beş sesten dünyaya
Pentatonik müzik meselesine yeniden dönelim.
Pentatonik yapı K-Pop’un ‘gizli formülü’ değil belki ve K-pop’u tek başına açıklamaz fakat Kore’nin yüzlerce yıllık melodik ve kültürel hafızasının, Batı popuyla karşılaşan müzisyenlerin elindeki tek malzemenin Batı müziği olmadığını gösteriyor ve K-pop’un özgünlüğü de tam burada ortaya çıkıyor.
Amerikan popu, hip-hop, R&B, elektronik müzik ve rock Kore’ye geldi. Kore bunları aldı; fakat olduğu gibi bırakmadı. Korece söyledi, kendi vokal anlayışından geçirdi, kendi performans kültürüyle birleştirdi, kendi görsel dünyasını kurdu. Daha sonra kendi geleneksel müziğine yeniden dönerek ‘gayageum’u, ‘haegeum’u, geleneksel ritimleri ve ‘Arirang’ı çağdaş popun içine taşıdı.
Pentatonikten K-pop’a uzanan hikâye bu nedenle beş notadan yedi notaya geçişin hikâyesi değil. Bir müzik kültürünün başka bir müzik diliyle karşılaştığında onu dönüştürmesinin hikâyesi. Bugün K-Pop’un İstanbul’da iki gece üst üste binlerce kişiyi bir araya getirmesi, bu uzun dönüşümün yalnızca güncel bir sonucu.
14 Ağustos’ta Kwon Eunbi ve ATEEZ, 15 Ağustos’ta Sunmi ve MONSTA X sahneye çıkarken Festival Park Yenikapı’daki izleyici aslında yalnızca dört Koreli sanatçıyı dinlemeyecek. Yüzyıllar öncesinden gelen bir müzik hafızasının, Batı popuyla karşılaşıp yeni bir müzik endüstrisi yaratmasının ve sonunda bu müziği dünyanın geri kalanıyla paylaşmasının bugünkü haline tanıklık edecek.
K-pop’taki ‘K’, bir coğrafya işaretinden fazlası: Dünyadan alınan müziğin Kore’nin müzikal ve kültürel hafızasından geçerek başka bir kimliğe dönüşmesinin işareti.
İstanbul Festivali K-pop Günleri
İstanbul Festivali’nin K-pop programı, 14 ve 15 Ağustos akşamındaki ana sahne konserleriyle sınırlı değil. Festivalin Genç Sahne programı da iki gün boyunca K-pop kültürünün müzik dışındaki unsurlarını izleyiciyle buluşturuyor.
14 Ağustos’ta program 16.30’da “Yeni Rotam: Kore” başlığıyla Asya Vivian ve Sua Son’un etkinliğiyle başlayacak. 17.00’de Team WSTW, K-Pop Demon Hunters dans performansıyla sahneye çıkacak. Ardından 17.15’te ATEEZ Quiz, 18.00’de NOX & Trigger dans performansları ve 18.15’te ATEEZ Özel Mini Random Dans gerçekleşecek.
15 Ağustos’ta ise 16.30’da Soona Jeon ile Kore makyaj trendleri ele alınacak. 17.00’de CHOs7N, Asya Çelebi, IRIZZ ve Kaan Yıldırım K-pop dans gösterisiyle sahne alacak. 17.45’te MONSTA X & Sunmi Quiz, 18.15’te AIA Solo Performans ve 18.45’te K-pop Random Play Dans programda yer alacak.
Kore Kültür Merkezi standı
İstanbul Festivali’nin 14 ve 15 Ağustos’taki Kore programı, ana sahnedeki konserler ve Genç Sahne etkinlikleriyle sınırlı kalmıyor. Kore Kültür Merkezi standında iki gün boyunca ziyaretçiler Kore kültürünün farklı alanlarını deneyimleme fırsatı bulacak. K-Art kapsamında kaligrafi, sürtme baskı ve dilek kurdelesi etkinlikleri; K-Beauty alanında yüz boyama ve güzellik uygulamaları, geleneksel Kore oyunları, hanbok deneyimi ve fotoğraf alanı festival programına eşlik edecek.
14 Ağustos’un dikkat çeken konuklarından biri ise Beşiktaş'ın Güney Koreli futbolcusu Oh Hyeon-gyu olacak. Futbolcu, 16.30-19.00 saatleri arasında Kore Kültür Merkezi standında düzenlenecek imza etkinliğinde hayranlarıyla buluşacak. Aynı akşam 19.30-20.30 arasında gerçekleştirilecek Kore Kültür Merkezi Dans Yarışmasının jüri koltuğunda Gülşah Alan, Berke Taşdelen ve Oh Hyeon-gyu yer alacak.
Standın bir başka dikkat çekici etkinliği ise Kore’ye gidiş-dönüş uçak bileti çekilişi. Kore Kültür Merkezi ile Korean Air iş birliğiyle düzenlenen çekilişe katılmak için ziyaretçilerin stanttaki etkinliklerden birine katılarak fotoğraf çekmesi, Instagram hikâyesinde Kore Kültür Merkezi ve Korean Air hesaplarını etiketleyerek paylaşması ve bu paylaşımı stand görevlilerine göstermesi gerekiyor. Çekiliş sonucunda bir kişi Kore’ye gidiş-dönüş uçak bileti kazanacak.
Böylece festival, K-pop'u yalnızca dinlenen bir müzik türü olarak değil; dansı, görsel kültürü, güzellik anlayışı ve hayran katılımıyla birlikte yaşanan bir popüler kültür alanı olarak da ele alıyor. Ana sahnede Kwon Eunbi, ATEEZ, Sunmi ve MONSTA X konserleri başlamadan önce Genç Sahne’deki etkinlikler, K-pop'un etrafında oluşan bu kültürel dünyanın daha küçük bir modelini sunuyor.
İstanbul Festivali K-pop Günleri Programı:
14 Ağustos:
GENÇ SAHNE:
16.30 Yeni Rotam: Kore
Asya Vivian - Sua Son
17.00 K-Pop Demon Hunters Dans Performansı
Team WSTW
17.15 Quiz
ATEEZ
18.00 Dans Performansları
NOX & Trigger
18.15 Mini Random Dans
ATEEZ Özel
Kore Kültür Merkezi Standı
16.30-19.00 İmza Töreni
Futbolcu Oh Hyeon Gyu
19.30-20.30 KKM-Kore Kültür Merkezi Dans Yarışması
Jüri: Gülşah Alan - Berke Taşdelen
ANA SAHNE:
21.00 KWON EUNBI
21.50 ATEEZ
15 Ağustos:
GENÇ SAHNE:
16.30 Kore Makyaj Trendleri
Soona Jeon
17.00 K-pop Dans Show
CHOs7N - Asya Çelebi - IRIZZ - Kaan Yıldırım
17.45 Quiz
Monsta X & Sun mi
18.15 Solo Performans
AIA
18.45 K-pop Random Play Dans
Kore Kültür Merkezi Standı
16.00-21.00 Arası
K-Art: Kaligrafi, Sürtme Baskı ve Dilek Kurdelesi
K-Beauty: Face Painting ve Güzellik Deneyimi
Geleneksel Kore Oyunları
Hanbok Deneyimi
Photo Zone
Kore Bileti Çekilişi
ANA SAHNE:
21:00 SUNMI
21:50 MONSTA X
Etiketler: k-pop İstanbul Festivali sanat


