Kadın bateristler sahnede
15 kadın bateristin aynı sahneyi paylaştığı, Türkiye müzik sahnesinde kolektif bir ses oluşturan bir konser projesi “She Rocks!”, 29 Ocak’ta Akasya Tamirane’de gerçekleşiyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bateri ya da dilimizde yerleşmiş davul, tarih boyunca ritmin ve toplumsal ritüellerin taşıyıcısı oldu ancak modern dönemde fiziksel güç, kamusal alan ve müzik endüstrisinin erkek egemen yapısı nedeniyle erkeksi bir enstrüman olarak kodlandı. Oysa ritim ne cinsiyetliydi ne de tek bir bedene aitti.
29 Ocak Perşembe akşamı Akasya Tamirane’de gerçekleşecek “She Rocks!” konseri, eğitmen ve baterist Leyan Senay öncülüğünde 15 kadın bateristi aynı sahnede buluşturarak Türkiye müzik sahnesinde güçlü bir dayanışma ve kolektif söz yaratıyor. Bu buluşma, baterinin ‘eril’ bir enstrüman olarak görülmesine karşı yıllardır verilen mücadelenin sahnedeki karşılığı olacak.
Organizasyona imza atan Leyan Senay’ın mesajı net: “Biz, sadece müzisyeniz.” Bu söz, kadın müzisyenlerin hâlâ “kadın davulcu” gibi tanımlarla ayrıştırılmasına karşı güçlü bir duruşu simgeliyor.
Bu arada, yeri gelmişken bir noktayı ifade etmekte fayda var: Davul ve bateri terimleri bazen birbirinin yerine kullanılsa da teknik olarak aynı şey değiller. Davul genellikle tek bir vurmalı enstrümanı ifade ederken, bateri ya da davul seti birden fazla davul ve zil gibi vurmalı enstrümanın bir araya gelerek oluşturduğu komple çalgı seti. Yani, bateri birden fazla davul ve perküsyon enstrümanından oluşan bir topluluk; davul ise bu setin içindeki tek bir parçayı ifade ediyor. Bu ayrım müzikte önemli çünkü bateri çalmak, farklı davul ve zil parçalarını koordineli şekilde çalmayı gerektiriyor.
Leyan Senay
Belçika doğumlu Leyan Senay, müzik yolculuğuna piyanoyla başladı; gerçek tutkusunu davulda buldu. 2016’da kendi stüdyosunu kurarak profesyonel sahne hayatına adım atan Senay, kısa sürede Türkiye’nin en dikkat çekici bağımsız bateristlerinden biri haline geldi. Nil Karaibrahimgil, İskender Paydaş, Berkay ve Murat Boz gibi popüler isimlerle sahne aldı; Borusan Filarmoni ve Anadolu Rock Orkestrası gibi farklı müzikal topluluklarla çalışarak çeşitliliğini ortaya koydu.
Leyan Senay
Senay’ın kariyerindeki önemli dönüm noktalarından biri, uluslararası kadın davulcular topluluğu “Hit Like A Girl”ün Türkiye temsilciliğini üstlenmesi oldu. 2020’den bu yana bu organizasyonu büyüterek 500’den fazla kadının parçası olduğu bir dayanışma ağına dönüştürdü. İki kez TEDx konuşmacısı olarak sahneye çıkan Senay, yalnızca müzikte değil, toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinde de sesini duyurdu.
Estrümanın cinsiyeti
Bateri çalmak tarihsel olarak ve büyük ölçüde haksız yere erkeksi bir sanat olarak kodlandı. Bunun temel nedeni davulun fiziksel güçle, saldırganlıkla ve kamusal alanla özdeşleştirilmesi; müzik endüstrisinin ise uzun süre erkekler tarafından kontrol edilmesiydi. Oysa ritim, tarihsel olarak ne cinsiyetliydi ne de tek bir bedene aitti. Buna rağmen kadın davulcular yüzyıllar boyunca ya görmezden gelindi ya da istisna olarak sunuldu. Bugün giderek daha fazla kadın baterist müzik dünyasında başarıya ulaşırken, aslında kırılan şey yeni değil; yalnızca uzun süredir bastırılmış bir süreklilik yeniden görünür hâle geliyor.
Karen Carpenter anekdotu bu görünmezliğin çarpıcı bir örneği: Ün kazanmadan önce bir kayıt seansında stüdyo sahibinin “Sevgilin seni iyi eğitmiş, gelip onun davullarını kurabilirsin” cümlesi kadın bateristlerin müzik endüstrisinde nasıl algılandığını özetliyor.
Karen Carpenter
Ritmin kadim sahipleri
Tarihe göz attığımızda ise farklı bir tablo görüyoruz: Bilinen tarihte adı geçen ilk davulcu, Mezopotamya’da yaşamış bir rahibe olan Lipushiau. M.Ö. 2380 civarında Ur’da yaşayan Lipushiau, ay tanrısı Nanna Suen’e adanmış Ekishnugal Tapınağı’nın lideriydi ve ayinlerde çalınan küçük çerçeve davul balag di ile anılırdı. Bu kayıt, davulun kökeninde kadınların yalnızca icracı değil, aynı zamanda ritüelin ve toplumsal otoritenin taşıyıcısı olduğunu gösteriyor. Kadınların ritimden dışlanması doğal değil; kültürel, ekonomik ve politik bir yeniden yazımın sonucu.
Modern dönemde ilk kırılmalar
20. YY’ın başlarına gelindiğinde kadın davulcular neredeyse tamamen marjinalleşmişti. Bu sessizliği bozan figürlerden biri Viola Smith oldu. 1920’lerden itibaren sahne alan Smith, kayıtlara geçen ilk profesyonel kadın davulculardan biri olarak kabul ediliyor. Smith; NBC Senfoni Orkestrası’nda çaldı, Broadway’de ve televizyon programlarında yer aldı. II. Dünya Savaşı sırasında yayınladığı yazılarla kadın müzisyenlerin sahneye çıkmasını savundu. Gösterişli davul yerleşimi ve görünürlüğü, sonraki kuşaklara yol açtı.
Anne Margot "Honey" Lantree, 1960'ların pop grubu Honeycombs'un üyesi olarak tanınan İngiliz davulcu ve şarkıcıydı. İngiliz İstilası döneminde öne çıkan az sayıdaki kadın davulcudan biriydi. Grubun zaman zaman vokalisti de olan Lantree, müzikteki cinsiyet kalıplarına meydan okudu. Cinsiyeti nedeniyle yeteneklerine dair şüpheler olmasına rağmen, grubun kaydettiği her parçada çalmakta ısrar etti. Vokal katkıları arasında, baş vokalist Denis D'Ell ile "That's the Way" gibi şarkılarda yaptığı düetler de yer alıyordu.
Honey Lantree
Karen Carpenter ise yine 1960’larda hem vokal hem davul yeteneğiyle dikkat çekti. Dünyaca ünlü Carpenters grubunun solistiydi. Müthiş bir yorumcuydu ancak daha da olağanüstü bir bateristti. Kendisini ‘şarkı söyleyen baterist” olarak tanımladı ancak kariyeri boyunca çoğunlukla önce şarkıcı, sonra baterist olarak kodlanarak kadın davulcuların teknik yeterliliklerinin nasıl ikinci plana itildiğine dair tipik bir örnek olarak müzik tarihine yazıldı.
Punk, post punk ve cazda kadınlar
1970’lerde The Runaways grubu ve davulcusu Sandy West, kadınların rock sahnesindeki radikal görünürlüğünü sağladı. İngiltere’de The Slits ve The Raincoats post punk sahnesinde estetik belirleyici oldular. 1980’lerde Sheila E., Gina Schock gibi isimler pop ve yeni dalga sahnelerinde davulun merkezi rolünü yeniden tanımladılar. Caz ve füzyon dünyasında Terri Lyne Carrington, Cindy Blackman Santana, Bobbye Hall, Jody Linscott gibi ustalar baterinin anlatı kuran bir enstrüman olduğunu kanıtladılar.
Dijital çağ ve yeni görünürlük
Yeni milenyumla birlikte internet, kadın bateristler için tarihsel bir kırılma yarattı. Meytal Cohen, Anika Nilles, Senri Kawaguchi, ileri yaşına rağmen Taylor Dorothea gibi isimler YouTube ve sosyal medya sayesinde küresel ölçekte görünürlük kazandılar. Bu platformlar, geleneksel endüstri kapılarının dışında bir alan yaratarak binlerce kız çocuğuna baterist olmanın mümkün olduğunu gösterdi.
Anika Niles
Günümüzde kadın davulcular cazdan metale, poptan deneysel müziğe kadar her alanda varlık gösteriyor. Bu bir yükselişten çok, tarihin yerine oturması: Lipushiau’dan Karen Carpenter’a, Viola Smith’ten Cindy Blackman Santana’ya uzanan çizgi kesintisiz bir ritim hattı oluşturuyor.
Türkiye’de öncüler ve kolektifleşme
Türkiye’de kadın bateristlerin tarihi ise uzun süre erkek işi algısıyla görünmez kılınmış bir mirasın yeniden keşfi ve son yıllarda kolektif inisiyatiflerle hızlanan bir görünürleşme süreci. Konservatuvar ve atölye eğitimleriyle artan teknik erişim, sosyal medya ve YouTube’un sağladığı doğrudan görünürlük, Leyan Senay gibi öncülerin organizasyonel çabaları ve “She Rocks!” gibi kolektif sahne projeleri genç kuşaklara rol modeller sunuyor. Ancak kalıcı eşitlik için festival programlamasında temsil, mentorluk, stüdyo ve finansal destek gibi yapısal adımların benimsenmesi gerekiyor.
Aslında bu görünürleşmenin kökleri daha geriye uzanıyor ancak ne yazık ki düzgün bir bilgiye ulaşmak kısa sürede çok da mümkün değil. Yani, kadın bateristler görünürleşmeye çalışıyor ancak geçmişimiz ironik bir biçimde tam bir sis perdesiyle örtülü. Hiçbir kayıt tutulmamış, detay yok. Müzik endüstrimizdeki envanter eksikliği maalesef bir kez daha kendisini hatırlatıyor.
Eroğlu Kızlar Orkestrası
Erişebildiğimiz kısıtlı bilgilere göre; Eroğlu Kızlar Orkestrası, Türkiye’de kadınların rock müziğe erken katılımının köklerini gösteren kolektif örneklerden biri olarak kabul ediliyor. 1968 yılında Ankara'da kurulmuş Türkiye'nin yegane kadınlardan oluşan orkestrası olarak bilinen Eroğlu Kızlar Orkestrası Deniz Eroğlu (solist), Sema Eroğlu (org), ilüfer Darıca (bas gitar), Merih Kılıçaslan (ritim gitar) ve Ezel Gönül Acar (bateri)’dan oluşuyor.
Eroğlu Kızlar Orkestrası
Eroğlu Kızlar Orkestrası kurucusu Eroğlu kardeşlerin yakın arkadaşı olan Ezel Gönül Acar, 1951 yılında Ordu’da müzik tutkun öğretmen bir anne ve babanın ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası, ağabeyi ve kız kardeşi keman çalan Acar, 1958 yılında ailesiyle Ankara’ya taşındı. Klasik müzikle büyüyen Acar, ortaokul çağlarında izlediği Cliff Richard’ın bir filminden sonra gitar çalmak istedi ve böylece müzik hayatı başladı. Babası bu isteğini kırmayıp bir gitar alarak Ezel Gönül Acar’ı, Kemal Eroğlu Müzik Dershanesi’ne gitar eğitimi alması için gönderdi. Dershane sürecini “O zaman ortaokuldaydım. Her hafta aksatmadan dershaneye gittim. Ritim, Bas ve Solo gitar dersleri aldım. Dershanede Kemal hocamın kızları Sema ve Deniz ile samimi olduk.” şeklinde anlatan Ezel Gönül Acar, bu sıralarda Kemal Eroğlu Müzik Dershanesi’nde bateri derslerine de başladı. Müzisyen Cenk Eroğlu’nun halası olduğunu öğrendiğimiz Acar, grubun 1977 yılında dağılmasının ardından eczacılık eğitimi alarak Yozgat Devlet Hastanesi’nde çalıştı ve emekli olduktan sonra yaşamını İzmir’de sürdürdü. Ezel Gönül Acar’ın Soundcloud’daki sayfasından Eroğlu Kızlar Orkestrası’nın kayıtlarına ulaşmak mümkün.
“Bir Orkestranın İzinde”
Araştırmalarımız sırasında ulaştığımız bir başka bilgi ise “Bir Orkestranın İzinde” belgeseli ile ilgili. Musa Ak ve Hasan Basri Özdemir’in “Bir Orkestranın İzinde” belgeseli, Eroğlu Kızlar Orkestrası’nın unutulmaya yüz tutmuş hikâyesini yeniden görünür kılarak izleyiciyi geçmişe doğru nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor. Belgesel, grubun kuruluşundan sahne deneyimlerine, karşılaştıkları toplumsal baskılardan dağılma sürecine uzanan anlatısıyla Türkiye’nin kültürel hafızasında önemli bir yere sahip kadın müzisyenlerin mücadelesini de samimi ve etkileyici bir dille aktarıyor. Altın Portakal’da keşfedilmiş bir hazine hissi uyandıran bu çalışma, müzik tarihimizde ihmal edilmiş bir dönemi güçlü biçimde hatırlatıyor. Film, ilk olarak 2024 Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali Belgesel Yarışması’nda gösterilmiş; 2025 yılı boyunca çeşitli festivallerde izleyiciyle buluşarak ödüller kazanmış.
Volvox
1988-1994 yılları arasında tamamı kadınlardan oluşan bir rock/hard rock topluluğu olarak sahne tarihinde önemli bir yer tutan Volvox ise diğer kilometre taşlarından.
Volvox; Şebnem Ferah, Duygu Karpuz, Ebru Bank ve Ağırca’dan oluşan bu ilk kadro ile kısa süre içinde sahne deneyimi kazandı ve 1990–90’lı yılların başında İstanbul, Bursa ve diğer şehirlerde rock dinleyicileriyle buluştu. Bu yıllarda Volvox, kadınların rock müzik sahnesindeki görünürlüğünü artıran öncü gruplardan biri olarak kabul edildi.
Türk bateri sahnesinde ismi geçen ikinci öncü kadın baterist olarak kabul eden Gül Ağırca’nın bateri tarzı, grubun sert ve enerjik ritmik dokusunun temelini oluşturdu. Ağırca’nın grubun dağılmasının ardından müzik yaşamına başka oluşumlarda devam ettiğini gösteren kayıtlar ve döneme dair kaynaklarla aktarılıyor.
“She Rocks!”
29 Ocak Perşembe akşamı saat 21.00 Akasya Tamirane, İstanbul’da gerçekleştirilecek “She Rocks!”da sahne alacak isimler Duru Çırasunlar, Rozalin Tekin, Sude Duman, Pınar Yavuz, Deniz Şengezer, Öykü Dinçman, Nisanur Seyyit, Gözde Şahsıvar, Nil Savaş, Betül Yazıcı, Sıla Şahinöz, Aylin Eldeniz, Zeynep Kuru, Tuna İlgazi ve Azra İçöz.
Leyan Senay öncülüğünde her müzisyenin dünyanın en ikonik rock şarkılarını yorumlayacağı buluşma, ilerleyen yıllarda onlarca kadın bateristin aynı anda aynı sahneyi paylaşacağı bir kolektif vizyonun başlangıcı olarak görülüyor.


