Kadınların izinde bir müzikal hafıza
Rebetiko’nun erkek egemen tarihini ters yüz eden “Women of Rebetiko” projesi, Lidya Durmazgüler’in öncülüğünde Ankara ve İstanbul’da sahneye taşınıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Rebetiko, bir asır önce Anadolu’dan Yunanistan’a uzanan göç yollarında doğdu; acıyı, umudu ve inadı aynı ezgide taşıdı. Ancak bu müzik uzun yıllar erkeklerin sesiyle anıldı. Oysa Marika Papagika, Roza Eskenazi, Stella Haskil ve Sotiria Bellou gibi kadınlar, bu hikâyenin tam kalbindeydi. “Women of Rebetiko” projesi, işte bu unutulmuş kadınlara güçlü bir selam niteliğinde.
Sanatçı ve bağımsız araştırmacı Lidya Durmazgüler, projeyi şöyle özetliyor: “Kadınları erkeklerin karşısına koymak değil, eksik bırakılmış bir alanı tamamlamak istedim. Bu müzik yalnızca bir sahne değil; bir bellek mekânı.”
Durmazgüler’in vokaliyle hayat bulan repertuvar, 1922 mübadelesinin şekillendirdiği kolektif hafızaya ve kıtalararası yolculuklara eşlik eden kadın rebetiko sanatçılarının izlerini sürüyor. Konserler, anlatılarla zenginleşen bir müzik yolculuğu sunarak izleyiciyi geçmişin ve bugünün kesiştiği bir noktaya davet ediyor.
Doğu Akdeniz’in sesleri
Sahnede Lidya Durmazgüler’e, buzuki ustası Ali Baran Özcan, gitarist Kerim Arafa ve perküsyon sanatçısı Cem Mazlum eşlik ediyor.
Ali Baran Özcan, buzuki icrasındaki ustalığıyla tanınıyor; Yunan müzik geleneği ve Anadolu ezgilerini harmanlayan çalışmalarıyla dikkat çekiyor.
Kerim Arafa, gitarın ritmik ve melodik olanaklarını rebetiko formuna uyarlayan bir müzisyen olarak sahnede yer alıyor.
Cem Mazlum, perküsyondaki dinamik yaklaşımıyla Doğu Akdeniz’in ritimlerini modern bir dokuyla yorumluyor.
Her biri kendi alanında güçlü bir müzikal geçmişe sahip bu isimler, rebetikonun çok sesli yapısını çağdaş bir yorumla buluşturuyor.
Lidya Durmazgüler: Tatavla’dan İmroz’a uzanan bir yolculuk
İstanbul’da doğan, Ermeni kökenli bir korist olan Lidya Durmazgüler’in müzik yolculuğu, 11 yaşında Sayat Nova Çocuk Korosu’nda başladı. Kilise korolarında soprano olarak yetişti; çok sesli müzik geleneği ve makam bilgisi kulağını şekillendirdi. Rebetiko ile tanışıklığı ise çocukluk yazlarında İmroz’da duyduğu Rum ezgilerine dayanıyor. Yunanca ve Rumca şarkıları seslendirecek kadar dil bilgisine sahip olan Durmazgüler, bu projeyi bir “hafıza arşivi” olarak tanımlıyor.
Göçün ve direnişin ezgileri
Konser repertuvarı, 1920’lerden 1960’lara uzanan rebetiko şarkılarından oluşuyor. Marika Papagika ve Roza Eskenazi gibi kadın sanatçıların seslendirdiği eserler, Lidya Durmazgüler’in yorumu ve sahnedeki anlatılarla yeniden hayat bulacak. Her parça, göçün acısını, özlemi ve yaşam direncini taşıyan bir hikâyeyi dinleyiciye aktaracak.
İşte rebetikonun tarihsel gelişimi ve kadın sanatçıların rolü üzerine detaylı bir analiz.
Rebetikonun doğuşu ve tarihsel arka plan
Rebetiko, 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlü liman kentlerinde filizlenen bir müzik türü. İzmir, İstanbul, Selanik ve Pire gibi şehirlerde doğan Rebetiko, hem Anadolu’nun makam geleneğini hem de Batı’nın armonik yapısını bir araya getirerek benzersiz bir sentez oluşturdu.
1922’deki Mübadele ile Anadolu’dan Yunanistan’a göç eden Rum müzisyenler, bu müziği Pire’nin taverna ve kahvehanelerinde yeniden yorumladı. Göçün acısı, yoksulluk, özlem ve isyan Rebetiko’nun sözlerinde ve melodilerinde yankı buldu. Bu nedenle Rebetiko, sıkça ‘Yunan Blues’u’ olarak anılır; çünkü kenarda kalmışların, kaybedenlerin müziğidir.
Kadın sanatçıların rolü
Rebetiko tarihinin anlatısı, uzun süre erkek sanatçılar üzerinden kuruldu. Ancak bu müzikte kadınların etkisi çok güçlüydü. Marika Papagika, Amerika’da rebetiko plakları yapan ilk kadın sanatçılardan biri olarak bilinir. Roza Eskenazi, 1930’larda Yunanistan’da Rebetiko’nun en parlak yıldızıydı; sesi ve sahne karizmasıyla türün popülerleşmesinde büyük rol oynadı. Sotiria Bellou, savaş sonrası dönemde Rebetiko’nun politik ve sosyal yönünü güçlendiren bir figür olarak öne çıktı.
Bu kadınlar hem müziğin estetik sınırlarını genişletti hem de erkek egemen bir kültürde kendi seslerini duyurmayı başardı. Bugün “Women of Rebetiko” gibi projeler, bu unutulmuş kadınların hikâyelerini yeniden görünür kılıyor.
Müzikal yapı ve temalar
Rebetiko şarkılarında aşk, göç, hapis, yoksulluk, kadercilik ve isyan temaları öne çıkar. Melodik yapıda makam etkisi belirgindir ancak armonik dil, Batı müziğinden beslenir. Enstrümanlar arasında buzuki, bağlama, ud, gitar, kanun, perküsyon ve zil yer alır. Bu çok sesli yapı, Rebetiko’yu hem Doğu hem Batı arasında bir köprü haline getirir.
Rebetiko’nun en bilinen ve klasikleşmiş eserlerinden bazıları; “Synnefiasmeni Kyriaki “ Vassilis Tsitsanis, “Frangosyriani” Markos Vamvakaris, “Ta Paidia Tis Amynas” Stavros Xarhakos, “Pes Pos M’ Agapouses” Stamatis Kokotas”, “Milise Mou” Grigoris Bithikotsis, “O Pasatempos” Dimitris Mystakidis, “Pino Kai Metho” Babis Tsertos, “Pou 'Ne Ta Hronia” George Dalaras, “Ta Deilina” Viky Moscholiou, “To Christinaki” Giannis Spanos, “O Mathitis (O Pio Kalos O Mathitis)” Giorgos Zabetas, “Mia Zoi Plirono” Rita Sakellariou, “Ta Matoklada Sou Lampoun” Markos Vamvakaris ve mübadele temalı geleneksel Rebetiko şarkısı “Ti Se Meli Esenane” dir.
Hem müzikal hem de sosyo-kültürel kimliğini yansıtan en güçlü örnekler arasında yer alan bu eserlerin içinde en bilinen ve adeta türün simgesi haline gelmiş şarkı “Synnefiasmeni Kyriaki” (Bulutlu Pazar) olarak kabul edilir. Bestesi Vassilis Tsitsanis’e ait olan bu eser, II. Dünya Savaşı ve Yunan İç Savaşı döneminin karanlık atmosferini yansıtır. Şarkının sözleri, umutsuzluk ve hüzünle örülüdür; bu nedenle Rebetiko’nun “kaybedenlerin müziği” kimliğini en güçlü şekilde temsil eder.
Bunun dışında Markos Vamvakaris’in “Frangosyriani” adlı eseri de Rebetiko’nun en çok bilinen parçalarından biridir. Bu şarkı, türün romantik ve bohem yönünü ortaya koyar ve Rebetiko’nun altın çağında yazılmıştır.
“Ti Se Meli Esenane” (Sana Ne?), rebetiko repertuvarının en bilinen geleneksel eserlerinden biridir ve özellikle 1922 mübadelesi sonrasında yaşanan göçün acısını ve toplumsal kırılmaları yansıtır. Şarkının sözlerinde, kadercilik ve umursamazlık teması öne çıkar; mübadeleyle yerinden edilen insanların yaşadığı çaresizliği ve hayata tutunma çabasını simgeler. Müzikal olarak eser, buzuki ve bağlama gibi enstrümanların ön planda olduğu tipik Rebetiko formuna sahiptir. Tarihsel bağlamda ise mübadele sonrası oluşan kültürel kimliğin bir sembolüdür. Göçmenlerin yaşadığı yoksulluk, özlem ve isyan, bu eserin sözlerinde ve melodisinde güçlü bir şekilde hissedilir.
Günümüzde Rebetiko
Günümüzde Rebetiko, geçmişteki “göçmen mahallelerin ezgisi” kimliğinden çıkarak hem Yunanistan’da hem de uluslararası sahnede kültürel bir miras olarak yeniden keşfediliyor. Özellikle son 20 yılda Rebetiko üzerine yapılan akademik çalışmalar, belgeseller ve müzik projeleri sayesinde tür UNESCO tarafından “Somut Olmayan Kültürel Miras” olarak da tanınan bir değer haline geldi.
Modern yorumlarda geleneksel Rebetiko ezgileri caz, dünya müziği ve elektronik altyapılarla harmanlanıyor. Yunanistan’da Glykeria, George Dalaras, Savina Yannatou gibi sanatçılar Rebetiko’yu çağdaş düzenlemelerle sahneye taşıyor. Türkiye’de ise İstanbul ve İzmir’deki bazı müzik toplulukları, Rebetikonun Osmanlı kökenlerini vurgulayan projeler üretiyor. Ayrıca kadın sanatçıların unutulmuş rolünü görünür kılan girişimlerden Women of Rebetiko, bu müziği bir hafıza mekânı olarak yeniden konumlandırıyor.
Bugün Rebetiko, sadece bir müzik türü değil; göç, kimlik ve kültürel etkileşim üzerine bir anlatı olarak hem sahnelerde hem akademide, geçmişin hikâyelerini bugünün estetiğiyle buluşturan bir köprü görevi görüyor.
Women of Rebetiko Konser Takvimi
Biletleri, Biletix ve biletinial.com üzerinden satışta olan Women of Rebetiko konser serisi, iki farklı şehirde müzikseverlerle buluşacak.
19 Kasım 2025
Kapı açılış: 20.00
Konser: 21.30
Kulüp Müjgan, Ankara
19 Aralık 2025
Kadıköy Yeldeğirmeni Sanat, İstanbul


