Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Kaliforniya dalgaları İstanbul’da

Kaliforniya dalgaları İstanbul’da

Kaliforniya dalgaları İstanbul’da12 Şubat 2026 - 03:02
2000’li yılların sonunda internet koridorlarından sızan lo-fi punk estetiğini sahil kasabalarının umursamazlığıyla birleştiren Wavves, yeraltı müziğinin kirli ve enerjik ruhunu 12 Şubat'ta İstanbul’un kalbine, Blind sahnesine taşımaya hazırlanıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Nathan Williams’ın Kaliforniya’daki yatak odasında, ucuz kayıt cihazları ve bolca gürültüyle temelini attığı Wavves, 2008 yılında kendi adını taşıyan ilk albümüyle indie sahnesine bomba gibi düştüğünde kimse bu ‘ev yapımı’ tınıların Coachella, Primavera Sound, Lollapalooza, Pitchfork Music Festival, Outside Lands, Fun Fun Fun Fest ve Bonnaroo gibi dev festivallerin ana sahnelerine taşınacağını tahmin etmiyordu. Ancak Williams’ın yarattığı çiğ, güneş yanığı kokan ve kaykay kültürünün DNA’sını taşıyan sound, kısa sürede türün sınırlarını aşarak Pitchfork, NME, Rolling Stone’a gibi müzik otoritelerinin saygısını kazandı. MTV ve Adult Swim gibi platformlarda yer alarak ana akım ile bağımsız kültür arasında köprü kurmayı başardı. 12 Şubat akşamı %100 Müzik katkılarıyla Blind sahnesinde gerçekleşecek buluşma, bu kült mirasın İstanbul’daki ilk büyük patlaması olma özelliğini taşıyor.
 
 
Sörf kültürüne selam
 
San Diego'nun güneşli ama hırçın sahillerinden fırlayan Wavves, lo-fi estetiğiyle punk ruhunu birleştiren türün en karakteristik temsilcilerinden biri. Grubun isminin hikâyesi de en az müzikleri kadar spontane ve kaygısız bir başlangıca sahip. Nathan Williams, “Waves” (Dalgalar) kelimesini kullanmak isterken farklı bir yazım arayışına girmiş; araya eklenen fazladan ‘v’ harfi hem grubun dağınık, gürültülü sound’unu yansıtmış hem de internet aramalarında özgün bir kimlik kazandırmış. Williams, bir röportajında bu ismin özel bir anlam taşımadığını, sadece sörf kültürüne bir selam olduğunu ve çift ‘v’ kullanımının görsel olarak hoşuna gittiğini belirtmişti.
 
Nathan Williams ilginç bir karakter. Şarkıcılığının yanı sıra  GTA V’deki “Vinewood Boulevard Radio”nun sunucularından biri. Ayrıca oyundaki “Nine Is God” şarkısı da Wavves tarafından sadece bu oyun için yazılıp kaydedilmiş. Williams aynı zamanda “Negative Dad” adında, mutant ve uzaylılarla dolu bir absürt çizgi romam serisinin de yazarı. Wavves yıllar içinde pek çok kadro değişikliği yaşasa da Nathan Williams grubun değişmez lideri olmaya devam ediyor. 2024 itibarıyla aktif kadro Nathan Williams (vokal, gitar), Stephen Pope (bas gitar, geri vokal, 2009’dan beri), Alex Gates (2011’den beri gitar, geri vokal) ve Ross Traver (davul, geri vokal, 2015’ten beri) dörtlüsünden oluşuyor. Grup, özellikle 2021’de yayımlanan Hideaway albümüyle müzikal olgunluğunu kanıtladı ve bu kemik kadro etrafında sahne enerjisini korumayı sürdürüyor.
 
‘Kusurların zaferi’
 
Wavves’in hikâyesini ‘kusurların zaferi’ olarak okumak, grubun müzikal dönüşümünü anlamak için doğru çerçeve olabilir. Nathan Williams’ın 2008’de San Diego’da lo-fi kayıtlarla başlattığı proje, ilk albümler “Wavves” ve “Wavvves” ile gürültülü, dağınık ve çoğu zaman eleştirmenlerce yetersiz görülen bir estetik sundu. Sahne kazaları, bağımlılık sorunları ve kaotik performanslar, grubun başarısızlıkla özdeşleşmesine yol açtı. Ancak tam da bu kusurlar grubu indie sahnede steril olmayan, dürüst bir ses haline getirdi.
 
 
2010’da yayınlanan “King of the Beach”, bu hikâyenin dönüm noktası oldu. Albüm, surf-punk’ın güneşli melodilerini gençlik kaygıları ve nihilist bir enerjiyle harmanlayarak dönemin indie-rock anlayışını kökten değiştirdi. “Green Eyes” gibi parçalar melankoliyi sahile taşırken, “Post-Acid” ve “King of the Beach” gibi şarkılar enerjik bir özgüvenle grubun sahnede neden durdurulamaz olduğunu kanıtladı. Bu albüm, Wavves’i bir neslin sesi haline getirdi. Sonraki albümler “Afraid of Heights” (2013) ve “V” (2015), grubun daha olgun ama bir o kadar da yıkıcı bir yapıya bürünmesini sağladı. Cloud Nothings ile ortak albüm “No Life for Me” (2015) ise bağımsız ruhun işbirliğiyle nasıl genişleyebileceğini ortaya koydu.
 
Dolayısıyla “kusurların zaferi” ifadesi, Wavves’in kusurlarını ve krizlerini müzikal bir avantaja dönüştürmesini anlatıyor. Lo-fi kaosla başlayan yolculuk, King of the Beach ile zirveye çıkarken, sonraki albümlerle bu başarısızlıkların üzerine inşa edilmiş bir zaferin mümkün olduğunu kanıtladı. Wavves’in hikâyesi, indie sahnede yanlış görünen hamlelerin aslında en doğru ses olabileceğini gösteren bir dönüşüm öyküsü. Bu müzikal evrimi anlamak, grubun 12 Şubat akşamı Blind sahnesinde yaratacağı o meşhur ses duvarının şifrelerini çözmek anlamına geliyor.
 
Lo-Fi estetiğinden stüdyo işçiliğine
 
Wavves’in ilk dönem çalışmaları, lo-fi akımının zirve noktalarından kabul ediliyor. Nathan Williams bu dönemde profesyonel stüdyolar yerine evindeki ucuz kayıt cihazlarını, aşırı distorsiyonlu gitarları ve yoğun reverb efektlerini kullandı. Bu kirli ses, müziğin çiğ ve dürüst kalması için bilinçli bir estetik tercihti.
 
Ancak “King of the Beach” albümüyle birlikte bu anlayış yerini daha katmanlı bir yapıya bıraktı. Prodüktör Dennis Herring, Williams’ın dağınık punk enerjisini alıp içine 60’ların surf rock melodilerini ve wall of sound tekniğini yerleştirdi. Bu dönüşüm, Wavves’i sadece bir internet fenomeni olmaktan çıkarıp, ana akım festivallerde devleşen bir rock grubuna dönüştürdü.
 
 
Sahnedeki kimya
 
Stüdyoda ilmek ilmek işlenen bu ses duvarı, sahnede daha yıkıcı bir punk tavrına dönüşüyor. Blind gibi samimi mekânlarda grubun “Afraid of Heights” dönemindeki grunge etkili sert vuruşlarını iliklerinize kadar hissetmek mümkün. Nathan Williams’ın sahnede kullandığı bolca pedal ve analog efekt birimleri, güneş yanığı sesin dijital bir kopyadan ziyade canlı bir organizma olduğunu kanıtlıyor.
Blind’ın atmosferi, Wavves’in yüksek voltajlı enerjisi için biçilmiş kaftan. “Green Eyes”, “Demon to Lean On”, “Nine Is God” gibi ikonik parçaların canlı performanslarında hissedilen saf adrenalin, grubun neden uluslararası sahnelerin vazgeçilmezi olduğunu bir kez daha hatırlatacak. İstanbul’daki müzikseverler için bu konser, Kaliforniya sahillerinin kirli kumunu, kaykay tahtasının asfaltla temasını ve punk müziğin hiç bitmeyen gençlik isyanını bizzat deneyimlemek anlamına geliyor. Gürültünün en estetik hali, o gece Blind’ın duvarlarında yankılanacak.
 
Etiketler: Kaliforniya  blind  Punk