Karanlığın içinden gelen ses
Danimarkalı punk rock grubu Iceage’in frontman’i Elias Rønnenfelt, 31 Mart akşamı Blind İstanbul’da bu kez solo çalışmalarıyla dinleyici karşısına çıkıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Kopenhag’ın puslu sokaklarından dünya sahnelerine uzanan ve post-punk’ın sert omurgasını kırılgan bir şiirsellikle birleştiren Elias Rønnenfelt’in müziği çoğu zaman karanlık olarak tanımlanıyor. Ancak bu karanlık, yüzeysel bir melankoliden ziyade derin bir iç gözlemin sonucu. Sanatçının şarkılarında şehirler, ilişkiler, yalnızlık ve zaman sürekli yer değiştiriyor; sabit olan tek şey, bu değişimin yarattığı duygusal yoğunluk.
Rønnenfelt’in hikâyesi, 2010’ların başında Danimarka yeraltı sahnesinin sert ve dürüst tonuyla başlıyor. 1992 doğumlu sanatçı, henüz ergenlik çağında kurduğu Iceage ile kısa sürede Avrupa’nın en dikkat çekici post-punk çıkışlarından birine imza attı. Iceage’in 2011 tarihli ilk albümü “New Brigade” minimal yapısı, kontrolsüz enerjisi ve karanlık atmosferiyle yalnızca bir debut değil, aynı zamanda yeni bir jenerasyonun ruh halinin kaydıydı. Bu albümü 2013’te gelen “You’re Nothing” izledi; grup burada daha geniş bir ses paletine yönelirken, Rønnenfelt’in söz yazımındaki edebi derinlik belirginleşti.
2014’te yayınlanan “Plowing Into the Field of Love”, Iceage diskografisinde bir kırılma noktasıydı. Yaylı düzenlemeler, daha teatral vokaller ve genişleyen anlatım dili, Rønnenfelt’in yalnızca bir punk vokalisti olmadığını açıkça ortaya koydu. 2018’de gelen “Beyondless” ve 2021 tarihli “Seek Shelter” ise grubun Amerikan rock geleneğiyle kurduğu daha organik bağları yansıttı. Özellikle “Seek Shelter”, Sonic Boom prodüksiyonuyla daha parlak, neredeyse gospel dokunuşlara açık bir Iceage portresi çizdi.
Ancak Rønnenfelt’in sanatsal yönelimi hiçbir zaman tek bir grupla sınırlı kalmadı. Iceage, bir başlangıçtı; esas anlatı, bireysel üretimlerinde şekillenmeye başladı.
Solo dönem
Post-punk’tan deneysel pop’a uzanarak türler arasında geçirgen bir hat kuran Rønnenfelt’in solo üretimi içe dönük bir yazım pratiğinin dışa açılması olarak okunabilir. 2024’te yayınlanan ilk solo albüm “Heavy Glory” rock formunu gevşeten, folk etkileri ve yer yer spoken word’e yaklaşan diliyle kişisel bir kırılma anı sunuyor; ses kadar boşlukların da anlam taşıdığı bir anlatım kuruyor.
17 Ekim 2025’te Escho etiketiyle yayınlanan “Speak Daggers”, Rønnenfelt’in ikinci solo albümü olarak bu üretim pratiğinin en yoğun ifadesini sunuyor ve daha organik bir zemine taşınıyor. Adını Shakespeare’in “Macbeth” oyunundaki ‘hançer’ metaforundan alan albüm, sert ve dolaysız bir söz yazımına yönelirken; iç çatışma, ölümlülük ve güç temalarını karanlık, yer yer endüstriyel bir atmosfer içinde işliyor. Trip-hop ve psikedelik dokunuşların eşlik ettiği yapı, zaman zaman ‘bulutlu’ ve parçalı bir punk hissi yaratıyor. Turne aralarında, Kopenhag’daki yatak odasında şekillenen kayıtlar; The Congos’un reggae mirası, Erika de Casier’in R&B dokusu ve Fine’ın katkılarıyla türler arası geçirgenliği artıran ortak bir ses alanına dönüşüyor.
Albümde The Congos ve I Jahbar’ın “Not Gonna Follow”daki katkıları ile Erika de Casier’in “Blunt Force Trauma”daki varlığı, bu çok katmanlı yapıyı somutlaştırırken; Fousheé imzalı video kliple öne çıkan “USA Baby”, blues ve funk etkilerini taşıyan daha dışa dönük bir moment oluşturuyor. Tüm bu unsurlar, Rønnenfelt’in önceki daha folk ağırlıklı solo yaklaşımından uzaklaşıp daha karmaşık, art pop’a yaklaşan bir anlatı kurduğunu gösteriyor. Albüm, sanatçının Dean Blunt ve Yung Lean ile gerçekleştirdiği işbirliklerinin hemen ardından gelerek, üretimindeki yoğun ve sınır tanımaz dönemin bir uzantısı olarak konumlanıyor; vokal ise bu kez neredeyse filtresiz bir açıklıkla, sözlerin keskinliğini doğrudan taşıyor.
Ortak çalışmalar
Rønnenfelt’in pratiği, işbirlikleriyle genişleyen bir alan üzerinden ilerliyor. Dean Blunt ile kurduğu Lucre projesi deneysel ve parçalı bir estetik kurarken, Jonatan Leandoer96 (Yung Lean) ile kesişimleri hip-hop ile alternatif pop arasında beklenmedik geçişler üretiyor. Fousheé ile çalışmaları ise daha çağdaş ve akışkan bir ses arayışına işaret ediyor. Bu hat, türleri hedef değil araç olarak kullanan bir yaklaşımı görünür kılıyor.
Müzikal hat, “Iceage” ile başlıyor ve grubun evrimi üzerinden izleniyor. Punk çekirdeğini korurken giderek genişleyen bir ses evreni kuran grup albümlerinden sonraki solo dönemdeki albümler ise bu ana hattın dışında, bağımsız bir kulvar olarak konumlanıyor. Tekliler ve işbirlikleri, albüm formunun dışında konumlanarak diskografinin etrafında daha serbest ve parçalı bir yapı kuruyor.
Sahne performansı
Bugün geldiği noktada yalnızca Iceage’in vokalisti olarak değil, çağdaş alternatif müziğin en özgün anlatıcılarından biri olarak konumlanan Elias Rønnenfelt’i farklı kılan canlı performansları. Rønnenfelt sahneyi klasik anlamda bir konserden çok yoğun bir duygusal aktarım alanına dönüştürüyor. Sesin kırıldığı, sözlerin neredeyse fısıltıya indiği anlar ile ani patlamalar arasında kurduğu denge, dinleyiciyi pasif bir izleyici olmaktan çıkarıyor.
%100 Müzik sunumuyla 31 Mart Salı akşamı akşamı saat 20.30’da Blind İstanbul’da gerçekleşecek konser de bu bağlamda sıradan bir turne durağı olmaktan ziyade, sanatçının son dönem üretimlerinin canlı bir yansıması olarak okunmalı. Kariyerinin en içe dönük dönemlerinden birinin yankılarını taşıyacak performansta Rønnenfelt, muhtemelen “Speak Daggers”ın içe dönük atmosferi ile Iceage döneminin sert enerjisi arasında gidip gelen bir setlist’le izleyiciyi hem geçmişe hem bugüne aynı anda bağlayacak.


