Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » King Crimson'ın '80'ler mirası BEAT ile yeniden sahnede

King Crimson'ın '80'ler mirası BEAT ile yeniden sahnede

King Crimson'ın '80'ler mirası BEAT ile yeniden sahnede09 Temmuz 2026 - 04:07
Adrian Belew, Tony Levin, Steve Vai ve Danny Carey'i aynı projede buluşturan süper grup BEAT, progressive rock tarihinin en etkili repertuvarlarından birini 11 Temmuz'da Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'ne taşıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Progressive rock tarihinde yalnızca etkileyici albümler üretmekle kalmayıp müziğin anlatım dilini de değiştiren topluluklardan biri olan King Crimson, bu kez kendi mirasını şekillendiren isimlerin kurduğu yeni bir oluşumla yeniden sahneye taşınıyor. Eski King Crimson üyeleri Adrian Belew ile Tony Levin, gitar dünyasının en önemli virtüözlerinden Steve Vai ve Tool'un efsanevi davulcusu Danny Carey ile birlikte kurdukları BEAT projesini 11 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde müzikseverlerle buluşturuyor. Stagepass organizasyonuyla gerçekleşecek konser, King Crimson'ın 1980'lerde yayınladığı üç önemli albüm olan "Discipline", "Beat" ve "Three of a Perfect Pair" etrafında şekillenen repertuvarıyla grubun en yenilikçi dönemini yeniden gündeme getiriyor.
 
 
King Crimson'ın en deneysel dönemine yeni yorum
 
BEAT'in odağında yalnızca geçmişe dönük bir anma fikri bulunmuyor. Proje, 1981-1984 yılları arasında yayınlanan ve rock müziğin yönünü değiştiren üç albümün günümüzde nasıl duyulabileceğini araştıran canlı bir yorum niteliği taşıyor. Poliritmik yapıların, çapraz ritimlerin, minimalist tekrarların ve gitarlar arasında kurulan karmaşık diyalogların öne çıktığı bu dönem günümüzde progresif rock, alternatif metal ve deneysel müzik üzerinde hâlâ hissedilen güçlü etkisini koruyor.
 
Adrian Belew'in sıra dışı efekt kullanımıyla geliştirdiği gitar dili ve karakteristik vokali, Tony Levin'in 'Chapman Stick'i rock müziğin temel enstrümanlarından biri hâline getiren yaklaşımıyla birleşirken Steve Vai'nin teknik hâkimiyeti ve besteciliği ile Danny Carey'nin matematiksel ritim anlayışı repertuvara yeni bir sahne enerjisi kazandırıyor. Modern konser teknolojileriyle desteklenen performans, orijinal düzenlemelere sadık kalırken müzisyenlerin bugünkü yorumlarını da dinleyiciye sunuyor.
 
 
Adrian Belew
 
Sınırları zorlayan ilk progresif rock grubu King Crimson
 
Müzik tarihinin en yenilikçi, en etkili ve sınırları zorlayan ilk progresif rock grubu kabul edilen efsanevi müzik topluluğu King Crimson, gitarist Robert Fripp liderliğinde 1968 yılında Londra’da kuruldu. 1969 tarihli çığır açan "In the Court of the Crimson King" albümleriyle senfonik rock, caz ve klasik müziği sert rock kalıplarıyla harmanlayarak türe yön veren grup, müzikal kariyeri boyunca hiçbir zaman ticari kaygılar gütmedi ve popüler akımlara teslim olmadı.
 
Robert Fripp’in grubun tek sabit üyesi olduğu bu süreçte kadrosunda Greg Lake, John Wetton, Bill Bruford ve Adrian Belew gibi her biri kendi alanında deha olan sayısız müzisyeni ağırlayan grup; '70'lerin karanlık ve deneysel rock çizgisinden, '80'lerin matematiksel ritimler ve endüstriyel sound barındıran "Discipline" üçlemesine kadar her dönem kabuk değiştirerek adeta yaşayan bir müzikal laboratuvar vazifesi gördü.
 
Müzikal misyonunu tamamladığı gerekçesiyle resmi olarak Aralık 2021’deki son Japonya turnesinin ardından Robert Fripp'in 'King Crimson odadan ayrıldı' ifadesiyle kalıcı olarak dağılan grup, geride müzik tarihinin en saygın entelektüel miraslarından birini bıraktı.
 
Grup, '80'li yıllarda çıkardığı "Discipline" (1981), "Beat" (1982) ve "Three of a Perfect Pair" (1984) albümleriyle New York minimalizmi, post-punk ve Endonezya'nın geleneksel 'gamelan' müziğinden beslenen ritmik kenetlenmeleri, Adrian Belew'un fütüristik vokal temaları ve Jack Kerouac gibi 'Beat' kuşağı yazarlarının edebi yalnızlığıyla harmanlayarak modern insanın zihinsel disiplinini ve yabancılaşmasını anlattı.
 
Bestelerindeki karmaşık poliritimler, atonal yürüyüşler, 'Mellotron' ve 'Chapman Stick' gibi enstrümanların öncü kullanımıyla sadece rock dünyasını değil; Tool, Mastodon, Genesis gibi progresif devlerden modern caz ve heavy metal sahnesine kadar yüzlerce grubu derinden etkileyerek müzik tarihinin en saygın entelektüel miraslarından birini bıraktı.
 
Her biri kendi alanında deha olan sayısız müzisyenle çalışan King Crimson, sadece yeni besteler üretmekle kalmadı enstrümanların fiziksel sınırlarını zorlayarak dünya müzik literatürüne geçen tamamen yeni çalma teknikleri ve ses teknolojileri geliştirdi. Örneğin Robert Fripp’in bu dönemde ve öncesinde sıkça başvurduğu, grubun teknolojik inovasyonlarından biri olan 'Frippertronics' tekniği; iki adet makaralı teyp cihazının birbirine bağlanmasıyla oluşturulan, gitaristin canlı çaldığı döngülerin (loop) üst üste binerek zamansız, hipnotik ve adeta bir klavye/ped altyapısı gibi tınlayan bir ses duvarı oluşturduğu bir analog döngü teknolojisiydi.
 
Bu dehanın ve grubun müzik dünyasındaki sarsıcı etkisinin ilk büyük kanıtı olan, Kanye West gibi hip-hop devlerinin de sampleladığı ikonik "21st Century Schizoid Man" şarkısı, 1969 yılında caz-füzyon ile heavy metalin ilk prototipini oluşturarak progresif rock türünü tek başına başlatmasının yanı sıra Vietnam Savaşı gölgesinde yazılan distopik, öfkeli sözleri ve saksafon-gitar düellolarıyla modern toplumun şizoid yapısını eleştiren, müzik tarihinin en büyük protest başyapıtlarından biri oldu.
 
Kanye West, 2010 tarihli ikonik albümü "My Beautiful Dark Twisted Fantasy"nin çıkış şarkısı olan "Power"da, bu parçanın bitişindeki o fütüristik ve hırçın "Schizoid Man" vokal çığlığını doğrudan kesip alarak kendi şarkısının ana nakarat döngüsüne yerleştirdi ve 21. YY medyasının spot ışıkları altındaki kendi tartışmalı personasını tanımlamak için sanatsal bir kontrast olarak kullandı. Bu sample kullanımı yüzünden King Crimson'ın mekanik haklarını elinde tutan şirket ile Universal Music Group arasında süren milyar dolarlık telif davası ise, Mayıs 2024'te Londra Yüksek Mahkemesi'nde tarafların mahkeme dışı uzlaşması ve King Crimson hak sahiplerine geçmişe dönük büyük bir tazminat ödenmesiyle çözüldü.
 
Ortak müzikal dil
 
BEAT'in fikir babası Adrian Belew, kariyeri boyunca yalnızca King Crimson'ın değil, rock müziğin en yaratıcı gitaristlerinden biri olarak kabul edildi. Kariyerinin ilk dönemlerinde Frank Zappa, David Bowie ve Talking Heads gibi isimlerle çalışan Belew, 1981 yılında King Crimson kadrosuna katılarak grubun tamamen yeni bir kimlik kazanmasında belirleyici rol oynadı. Solo kariyerinde "Lone Rhino", "Twang Bar King", "Mr. Music Head", "Young Lions", "Side One", "Side Two" ve "Side Three" gibi albümler yayınlayan sanatçı, deneysel gitar teknikleriyle birçok kuşak müzisyeni etkiledi. Kariyeri boyunca sayısız stüdyo kaydında yer alan Belew, film müzikleri ve farklı disiplinlerde gerçekleştirdiği multimedya projeleriyle de üretimini sürdürdü.
 
Tony Levin, modern bas gitarın ve 'Chapman Stick'in en önemli temsilcileri arasında gösteriliyor. Elli yılı aşan kariyerinde Peter Gabriel ile uzun yıllar çalışan Levin; John Lennon, Paul Simon, Pink Floyd ve çok sayıda uluslararası sanatçının albümlerinde çaldı. King Crimson dışında Liquid Tension Experiment ve Stick Men gibi projelerde de yer alan Levin'in solo diskografisi "Waters of Eden", "Pieces of the Sun", "Resonator" ve "Bringing It Down to the Bass" gibi albümlerden oluşuyor. Levin'in bas gitar tekniğine getirdiği yenilikler, çağdaş progresif müziğin gelişiminde önemli bir yer tutuyor.
 
 
Tony Levin – Fotoğraf: Laetizia Forget
 
Davulcu Danny Carey ise progresif metalin en önemli topluluklarından Tool ile geliştirdiği özgün ritim dili sayesinde uluslararası saygınlık kazandı. Karmaşık ölçüler, poliritmik yapılar ve dünya müziklerinden beslenen yaklaşımıyla tanınan Carey, Tool'un *Ænima*, *Lateralus*, *10,000 Days* ve Fear Inoculum albümlerindeki performansıyla dikkat çekti. Tool, kariyeri boyunca birden fazla Grammy ödülü kazanırken Carey de modern rock davulculuğunun en etkili isimlerinden biri olarak gösterildi.
 
Gitar dünyasında devrim
 
Beat, olağanüstü müzisyenlerin bir araya gelerek oluşturduğu muhteşem bir proje, bir süper grup elbette ama projenin merkezinde yer alan isim kuşkusuz Steve Vai. Steve Vai’nin modern müzik tarihindeki en önemli figürlerden biri olmasının temel sebebi, gitarı teknik bir enstrüman olmanın ötesine taşıyarak adeta insansı bir ses, lirik bir anlatım gücü kazandırmış ve enstrümanın limitlerini kalıcı olarak yeniden tanımlamış olması.
 
Henüz 18 yaşındayken idolü Frank Zappa’ya gönderdiği imkansız gitar sololarının kusursuz nota transkripsiyonlarıyla dikkat çeken ve sonrasında Zappa'nın grubunda 'Stunt Guitarist' olarak görev alan Vai, bu dönemde aldığı katı müzikal disiplin, atonal yürüyüşler ve karmaşık poliritimler sayesinde adeta bir müzik bilimcisine dönüştü. Frank Zappa okulundan kazandığı bu avangart vizyonu; akrobatik legato teknikleri, dairesel vibratoları ve Floyd Rose köprüsünü bir çığlık efektine dönüştüren whammy bar ustalığıyla birleştiren dahi virtüöz, gitar dünyasında büyük bir devrim yaptı.
 
 
Steve Vai
 
Zappa sonrasında David Lee Roth ve Whitesnake gibi dönemin dev rock gruplarına dahil olarak arenayı sarsan bir 'rock star' ikonuna dönüşen sanatçı, sahnedeki rüzgar makineleri, parlak kostümleri ve üç saplı gitar şovlarıyla enstrümantal müziği ana akım kitlelerle buluşturdu.
 
Müzikal dehasını enstrüman tasarımına da yansıtan Vai, klavyede daha geniş akor ve arpej aralıklarına ulaşabilmek amacıyla Ibanez ile birlikte dünyanın seri üretim ilk 7 telli gitarı 'Ibanez Universe' serisini geliştirdi. Bu yenilikçi bas-bariton aralık, '90'larda Korn grubu tarafından bir rehin dükkanında keşfedilerek nu-metal, death metal ve modern progresif metal sound'unun temel yapı taşını oluşturdu.
 
Bu tasarım harikasının ilk kez kitlelere sunulduğu ve gitaristlerin kutsal kitabı kabul edilen 1990 tarihli "Passion and Warfare" albümü, enstrümantal rock müziğin ticari olarak da devleşebileceğini kanıtlayarak gitar dünyasında milat oldu. Müzik teorisinde çığır açan ve albüme kozmik bir atmosfer katan 'Lydian' modunu popülerleştirirken albümün başyapıtı "For the Love of God" şarkısının kaydı sırasında derin bir spiritüel arayışa girdi. Parçayı 10 günlük katı bir oruç ve meditasyon sürecinin dördüncü gününde, parmakları tamamen su toplamış ve kanamış bir halde tek bir seferde (one-take) doğaçlama olarak kaydeden Vai, fiziksel acıyı tamamen unutarak enstrümanıyla adeta tek bir bedene dönüştü.
 
Gençliğinde günde 10 ila 12 saat çalıştığı ünlü ‘10-Hour Guitar Workout / 10 Saatlik Gitar Egzersizi’ programını uygulayan ve çalışma disipliniyle bir neslin ufkunu açan bu efsane isim; tonunun merkezine koyduğu 'Ibanez Tube Screamer', 'wah pedalı' ve 'stereo delay' gibi efektleri kusursuz bir sahne şovuyla harmanlayarak gitar çalmayı mekanik bir egzersizden çıkarıp yaşayan, nefes alan ve duyguları en uç noktalarda haykıran vizyoner bir sanat formuna dönüştürdü.
 
G3 turneleri, eğitim çalışmaları ve farklı film projelerinde yer aldığı performanslarıyla da geniş bir dinleyici kitlesine ulaşanVai'nin bu üstün müzikal vizyonu ve teknik dehası, müzik endüstrisi tarafından 15 kez Grammy adaylığı ve kazandığı 3 Grammy Ödülü (1994'te Zappa'nın Universe projesindeki "Sofa" icrasıyla, 2001'de No "Substitutions" albümünün yapımcılığıyla ve 2008'de "Zappa Plays Zappa"daki "Peaches En Regalia" performansıyla) taçlandırıldı.
 
Steve Vai gibi çalmak
 
"Sex & Religion", "Fire Garden", "The Ultra Zone" ve "Inviolate* gibi albümleri, modern gitar repertuvarının referans kayıtları arasında gösterilen Steve Vai gibi çalmak; sadece parmak hızına değil, gitarı sıra dışı tekniklerle 'konuşturma' ve benzersiz bir armoni bilgisine dayanır. Klasik rock kalıplarının dışına çıkan Vai; Frank Zappa'dan aldığı avangart yaklaşımı, kusursuz bir sağ-sol el senkronizasyonuyla birleştirir.
 
Legato ve Joint Tapping: Vai, sol el parmak gücüne çok güvenir. Sağ eliyle pena vurmak yerine, sol eliyle perdeleri döverek (hammer-on / pull-off) pürüzsüz akan pasajlar çalar. Ayrıca sağ elinin parmaklarını da klavyeye ekleyerek (tapping) akrobatik melodiler üretir.
 
Whammy Bar (Floyd Rose) Akrobasisi: Gitara 'konuşma' veya 'çığlık atma' efektini veren, tremolo kolunu kullanma becerisidir. Telleri gevşetip (dive-bomb) flajole (harmonics) sesleri havaya uçurmak Vai'nin en büyük imzasıdır.
 
Circular Vibrato: Vai sıradan yukarı-aşağı vibrato yerine, parmağını dairesel hareket ettirerek notalara adeta keman benzeri, lirik bir his katar.
 
Lydian Mode: Steve Vai müziğinin gizli sosu, majör gamın dötrdüncü derecesi olan Lydian modudur. Standart majör gamın 4. sesini yarım ses tizleştirerek (diyez yaparak) elde ettiği bu mod, müziğe 'uzay hissi', 'gizem' ve 'pozitif mistisizm' katar.
 
Bizzat tasarladığı Ibanez JEM veya PIA serisi 24 perdeli, ince saplı ve Floyd Rose köprülü bir gitarve genellikle köprü konumunda yüksek çıkışlı, parlak ve net çözünürlük sunan manyetikler (Dimarzio Evolution veya Utopia) kullanan Vai'nin tonunun merkezinde hafif bir drive (Ibanez Tube Screamer), geniş bir stereo delay (Delay) ve Wah Pedalı (Wah yer alır. Pitch-shifter (DigiTech Whammy) pedalı da vazgeçilmezlerindendir.
 
Robert Fripp’in ‘Blessing’i
 
Steve Vai’ın BEAT grubuna katılma hikayesi, King Crimson’ın kurucusu Robert Fripp’in "Blessing"i, eski bir Frank Zappa dostluğu ve her usta gitaristin harcı olmayan amansız bir şarkıyı çözme mücadelesiyle şekillendi.
 
Bu süper grubun arkasındaki beyin Adrian Belew, 1980'lerin efsanevi King Crimson üçlemesini sahneye taşımak için ortak Zappa geçmişine güvendiği eski dostu Steve Vai'a teklif götürdüğünde, Vai başlangıçta kendi yaşını ve Robert Fripp'in o dönem yazdığı matematiksel gitar partisyonlarının ağırlığını düşünerek büyük bir baskı ve tereddüt hissetti. Projenin etik olarak doğru olması adına bizzat aradığı Robert Fripp'ten "Lütfen benim gibi çalmaya çalışma, Vai gibi çal" yanıtını ve tarihi onayını alan dahi virtüöz her ne kadar Frank Zappa, Alcatrazz veya Eddie Van Halen dönemlerinden zorlu kataloglara alışkın olsa da, şarkıların fiziksel provasına başladığında adeta 'mayın tarlasına basmış' gibi olduğunu itiraf etti.
 
Vai, Rock Antenne'e verdiği röportajda kendi yetenek sınırlarının tamamen dışında ve acımasız olduğunu söyleyerek öğrenirken en çok zorlandığı, kendisini adeta afallatan King Crimson şarkısının "Frame by Frame" olduğunu ifade etti. Özellikle bu parçadaki ve "Larks' Tongues in Aspic (Part III)" gibi eserlerdeki alternatif pena vuruşları (alternate picking) ile ritmik tuzakları tamamen çözebilmek için aylarca 'imkansız' bir egzersiz kampına giren usta gitarist; Tool'dan Danny Carey ve bas dehası Tony Levin'in de kusursuz senkronizasyonuyla bu devasa meydan okumayı zaferle sonuçlandırarak progresif rock tarihinin en görkemli turnelerinden birine imza attı.
 
‘Blessing’ yani ‘Kutsama’ ifadesi, müzik dünyasında bir grubun kurucusunun ya da bir eserin sahibinin, kendi müziğini başka bir sanatçının yeniden yorumlamasına verdiği tam yetki, rıza ve en yüksek düzeydeki saygı onayını ifade ediyor. Normal şartlarda, müzik tarihinde efsaneleşmiş grupların şarkıları başka müzisyenler tarafından çalınacağında (özellikle King Crimson gibi katı kuralları olan progresif rock devlerinde) orijinal grup üyeleri veya hayranlar buna şüpheyle ya da mesafeli yaklaşabiliyor. Ancak buradaki durum çok farklı ve derin bir anlam taşıyor. Robert Fripp müziği konusunda inanılmaz derecede titiz, telif hakları ve parçalarının orijinal haline sadakat konusunda tavizsiz bir müzisyen. Steve Vai'a "Lütfen benim parçalarımı çal" demesi, projenin sanatsal olarak Fripp tarafından onaylanıp desteklendiğini gösteriyor.
 
Hayranlar doğal olarak Steve Vai sahneye çıktığında "Robert Fripp gibi çalabiliyor mu?" diye düşünecekti. Fripp, "Benim gibi çalma, kendin gibi çal" diyerek Vai'ın üzerindeki bu devasa psikolojik baskıyı kaldırdı ve şarkıları kendi vizyonuyla esnetme özgürlüğü verdi. Fripp, artık kendisinin sahneye taşımadığı bu ikonik '80'ler dönemini tekniğine ve vizyonuna en çok güvendiği bir başka dahiye emanet ederek meşaleyi devretmiş oldu. Özetle "Blessing"; rock tarihinin en zorlu bestecilerinden birinin, bir diğer dünya çapındaki virtüöze duyduğu tam güveni ve sanatsal takdiri sembolize ediyor.
 
'Beat Performing the Music of '80's King Crimson'
 
King Crimson'ın 1980'lerde geliştirdiği müzikal yaklaşım, yalnızca progressive rock'ın sınırlarını genişletmekle kalmadı; alternatif rock, progresif metal ve deneysel müzik üzerinde de kalıcı bir etki bıraktı. BEAT projesi ise bu dönemin repertuvarını geçmişe ait bir nostalji olarak değil, güncelliğini koruyan bir müzikal anlatı olarak sahneye taşıyor. Adrian Belew ve Tony Levin'in doğrudan parçası olduğu bu üretim sürecine Steve Vai ve Danny Carey'nin çağdaş yorumlarının eklenmesi, konseri klasik bir yeniden buluşmanın ötesine taşıyor. Sahne, müzikseverler için adeta sürprizlerle dolu bir laboratuvara dönüşüyor.
 
Robert Fripp’in ‘80’lerde geliştirdiği ve Endonezya’nın geleneksel perküsyon orkestralarından ilham alan, grubun en özgün icatlarından biri sayılan ‘Gamelan’ gitar tekniği, iki gitaristin (Fripp and Belew) birbirine tamamen zıt ve asimetrik zaman ölçülerinde son derece hızlı ve temiz ‘interlocking’ (kenetlenen) notalar çalması prensibine dayanıyor ki bu teknikte iki gitarın ritimleri havada çarpışıyor gibi görünse de matematiksel olarak kusursuz bir noktada yeniden birleşerek adeta hipnotik bir ses mozaiği oluşturuyor.
 
Günümüzde bu efsanevi ‘80'ler dönemini sahneye taşıyan BEAT turnesinde ise ‘Frippertronics’ benzeri teknolojilerin kullanımı tamamen modern dijital çağa adapte edilmiş; ‘70'lere özgü çift makaralı teyp mekanizmasının yerini Adrian Belew ve Steve Vai’ın pedalboard'larında yer alan Fractal Axe-Fx, gelişmiş Eventide harmonizer'lar ve dijital soundscape/looper işlemcileri almış, böylece geçmişteki analog teyp gecikmeleri sahnede anlık ve çok daha dinamik bir biçimde yeniden var ediliyor.
 
Steve Vai, bu turne kapsamında Robert Fripp’in 80'lerdeki orijinal ‘guitar synth’ tonlarını birebir yakalamak için gövdesine BOSS GK-5 Divided Pickup (bölünmüş manyetik) entegre edilmiş 3 adet özel üretim Ibanez PIA gitar kullanıyor. Her bir teli tamamen bağımsız birer kanal olarak algılayan bu sistem, verileri sahne arkasındaki BOSS GM-800 ve SY-1000 synthesizer beyinlerine aktararak gitardan gecikmesiz şekilde klavye, yaylı çalgılar veya üflemeli enstrüman sesleri yükselmesini sağlıyor. Sahnede gitar sentezleyicisi gerektirmeyen hırçın drive ve sustain tonları için ise Vai, Synergy Steve Vai signature modülü, Fractal Axe-Fx III efekt işlemcisi ve Fryette LXII Stereo Güç Amfisi ile desteklenen geleneksel Ibanez JEM ve PIA gitarlarına başvuruyor.
 
Turnenin bir diğer dehası Adrian Belew, King Crimson’ın "Elephant Talk" şarkısında duyulan meşhur fil kükremesi ve çığlığı şeklindeki’Elephant Growl’ efektini, sahnede ayarlarla rahat oynayabilmek için mikrofon sehpasına monte ettiği Electro-Harmonix Big Muff Pi V5 (fuzz) ile Electro-Harmonix Echoflanger pedalını aynı anda açıp gitarda bir notaya basarak sapı esnetme (neck bending) veya klavyede yukarı doğru kaydırma (slide) yöntemiyle elde ediyor.
 
Grubun efsanevi basçısı Tony Levin turnede, geleneksel bir gitar gibi tellere pena vurularak değil, tamamen ‘Two-Handed Tapping’ (İki Elle Basma) adı verilen ve klavyedeki tellere dik vuruşlar yapılarak ses çıkarılan 12 telli Chapman Stick enstrümanını kullanıyor. LLevin, bu enstrümanda sol eliyle bas tellerine basarak ritim ve yürüyüşleri çalarken, sağ eliyle eş zamanlı olarak melodi tellerine basarak akorlar veya armoniler üretiyor ve tıpkı bir piyano çalar gibi iki elini klavyede tamamen bağımsız hareket ettirerek bu karmaşık sinyali modern bir Neural DSP Quad Cortex işlemci üzerinden stereo kanallara aktarıyor. Levin ayrıca geleneksel bas gitar çaldığı parçalarda, Peter Gabriel'ın 1986 yılındaki “Big Time” kayıtları sırasında kazara keşfettiği ve ‘Funk Fingers’ adını verdiği bir diğer sıra dışı çalma tekniğini kullanıyor. Parmak uçlarına takılan küçük davul bageti kesitlerinden oluşan bu sistemin mantığı, bas tellerine parmakla vurmak yani slapping yerine doğrudan minyatür bagetlerle vurarak, slap tekniğinden çok daha perkülatif, parlak, yüksek ataklı ve adeta bir ksilofon veya perküsyon tınısını andıran, ‘80'ler King Crimson sound'unun ritmik ruhuna kusursuz hizmet eden benzersiz bir bas tonu elde ediyor.
 
Bu ritmik dehanın davul koltuğundaki tamamlayıcısı Danny Carey ise turnede, kendi imza sistemi olan ‘Mandala Pad’ adlı elektronik davul teknolojisini kullanıyor; Sıradan elektronik davulların aksine, yüzeyindeki patentli yüksek çözünürlüklü sensör matrisi sayesinde bagetin pede tam olarak hangi geometrik noktaya (merkeze mi, kenara mı) ve ne kadar dinamik bir basınçla (hız/hassasiyet) vurduğunu milimetrik olarak algılayan bu akıllı sistem, Carey'nin vuruş konumuna göre canlı olarak ses sentezlemesini (pitch shifting, filtreleme) veya King Crimson albümlerindeki etnik ve endüstriyel perküsyon örneklerini (sample) sahnede gerçek zamanlı ve bir akustik enstrüman esnekliğiyle çalmasını sağlıyor.
 
Grup konserlerinde iki set halinde King Crimson'ın '80'ler dönemindeki en karmaşık ve ikonik parçalarını çalıyor. Konserlerde öne çıkan ve en çok çalınan parçalar "Neurotica", "Neal and Jack and Me", "Heartbeat", "Frame by Frame", "Matte Kudasai", "Elephant Talk", "Three of a Perfect Pair", "Indiscipline", "Larks' Tongues in Aspic (Part III)" ve "Red" (Encore/Kapanış).
 
11 Temmuz akşamı Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi'nde saat 21.00'de gerçekleşecek performans, progressive rock tarihinin en önemli dönemlerinden birini, onu şekillendiren iki müzisyen ve günümüzün iki virtüöz ismiyle aynı sahnede buluşturacak. Globalde Angelo Bundini / Miles Copeland organizasyonuyla devam eden "Beat Tour" kapsamındaki Türkiye ayağında Stagepass organizasyonuyla gerçekleştirilen 'Beat Performing the Music of '80's King Crimson' konserinin biletleri Biletinial üzerinden satışını sürdürüyor.
 
'Meet & Greet'
 
11 Temmuz 2026'daki Harbiye Açık Hava konserinde, bilet satış platformları üzerinden ana biletlere ek olarak satın alınabilecek resmi iki farklı VIP yükseltme paketiyle 'Meet & Greet' (Tanışma) etkinliği gerçekleştirilecek. Sadece 50 kişiyle sınırlı olan 'Meet & Greet Paketi' sahiplerine Adrian Belew, Steve Vai, Tony Levin ve Danny Carey ile yüz yüze tanışıp fotoğraf çektirme, mekana erken giriş hakkı, tüm grup üyeleri tarafından ıslak imzalı özel edisyon BEAT turne afişi, özel turne merch ürünü, 'Meet & Greet' yaka kartı ve boyun askısı verilecek. Turne kuralları gereği buluşma esnasında sanatçılara kişisel eşya (plak, gitar vb.) imzalatmak ise yasak ve bu özel etkinlikler konserden saatler önce (genellikle 16.00 - 17.00 civarı) yapıldığından organizasyon firmasının e-posta ile ileteceği erken buluşma saatini sıkı takip etmek önem taşıyor.
 
Etiketler: King Crimson  beat  Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Sahnesi