Kitabı sanat nesnesine dönüştüren sergi
Kitap, Turan Aksoy’un pratiğinde kapalı bir form olmaktan çıkarak mekâna yayılan, parçalanan ve yeniden kurulan bir deneyim alanına dönüşüyor. “İçeriye Doğru” izleyiciyi sabit bir anlatıyı takip etmeye değil, bu akışın içinde kendi bağlantılarını kurmaya davet ediyor.
OYA SİLBERY
oya.silbery@arucad.edu.tr
Lefkoşa’daki ARUCAD Art Space’de izleyiciyle buluşan Turan Aksoy’un “İçeriye Doğru” başlıklı sergisi, sanatçının kitap etrafında şekillenen üretim pratiğini mekâna yayarak izleyiciyle buluşturuyor. Nisan ortasına kadar devam edecek sergi kitap, fotoğraf ve metin arasında kurulan ilişkiyi sabit bir formdan çıkarıp hareketli bir yapıya dönüştürüyor.
Aksoy’un üretiminde kitap, yalnızca okunacak bir nesne olarak kalmıyor. Sayfalar kapalı bir bütün olmaktan çıkıyor; açılıyor, parçalanıyor, duvara taşınıyor ve yeniden bir araya geliyor. Bu durum sergiyi de klasik bir sunumdan uzaklaştırıyor. İzleyici bir kitabı takip etmiyor; aksine, kitabın içinden geçiyor. Görseller ve metinler mekânın içine dağıldıkça, her parça kendi başına yeni bir okuma ihtimali oluşturuyor.
Turan Aksoy
Bu yaklaşım, sanatçının kitap formunu yalnızca bir araç olarak değil, başlı başına bir düşünme alanı olarak ele aldığını da gösteriyor:
“Aksoy belirli aralıklarla, sınırlı sayıda üretilen el yapımı kitap fikrini ve pratiğini de çekici bulur. Özgün bir biçimlemeyle birbirine eklemlenerek boyutlanmış özel bir ifade alanı yaratır kendine. Bu esnada kimi sayfa düzenlemeleri, neredeyse üç boyutlu bir sanat nesnesine dönüşürken, elde ettiği görsel bütünlük uyarınca kavramsallaşan bir niteliğe de bürünür. Böylece, bir tema ya da soruna odaklanan ve kendi biçimsel yapısını tayin ederek başlı başına bir gösterim alanına dönüşen bu pratik; aslında ilişkilendirme olasılıklarından türeyen gerilimli ve dinamik bir niteliğe sahiptir. Dolayısıyla Aksoy’un el yapımı kitap deneyimini, bir akış sürekliliği içinde tasarımsal, görsel ve yazılı olanın bir aradalığında boyutlanan deneysel sanat nesneleri olarak tanımlamak yerinde olur. Nitekim burada; yaratıcı yazım ve anlatım teknikleriyle de ayrışan, bütüncül bir mekânsal duyum ve seyirlik etkisiyle kitap tanımının sınırlarını zorlayan alışılmadık bir süreç ve sonuç karşımızdadır.”
— Mümtaz Sağlam
Tek bir fikir farklı biçimlerde
Sanatçının farklı disiplinler arasında dolaşan üretimi —resim, fotoğraf, üç boyutlu işler ve kitap— tek bir fikrin farklı biçimlerde ortaya çıkmasına olanak tanıyor. Aynı düşünce bazen bir görüntüye, bazen bir nesneye, bazen de bir metne dönüşüyor. Bu geçişler, üretimi sabitlemek yerine sürekli hareket hâlinde tutuyor. Bu nedenle kitap burada bir sonuç değil; sürecin kendisi olarak çalışıyor.
Bu durum en açık şekilde “Gölge Üçlemesi”nde görülüyor. Gölge, Aksoy’un işlerinde yalnızca görsel bir unsur olarak değil, algıyı değiştiren bir durum olarak ortaya çıkıyor.
“Minyatürün Gölgesi”, tarihsel görme biçimlerine bakarken, gölgesizliğin yarattığı düz ve katmansız dünyayı sorguluyor. Burada eksik olan şey yalnızca ışık değil; aynı zamanda derinlik duygusu.
“Yanıltıcı Bir Gölge”de ise odak tamamen değişiyor. Bu kez görüntünün içindeki kişiler değil, o görüntüyü üreten kişinin varlığı öne çıkıyor. Fotoğrafçının gölgesi, kadraja istemeden girerek görüntüyü bozuyor gibi görünse de aslında ona yeni bir katman ekliyor. Bu durum sanat tarihinde Diego Velázquez gibi sanatçıların eserlerinde kendilerine yer vererek kurdukları öznel referanslarla da paralellik taşıyor.
Turan Aksoy, “Yanıltıcı Bir Gölge”, 2025
Üçlemenin son kitabı olan “Durmaksızın Değişen Gölge” ise ışıkla birlikte değişen algıya odaklanıyor. Görüntüler sabit kalmıyor; ışığın etkisiyle çözülüyor, dağılıyor ve birbirine karışıyor. Figürler netliğini kaybettikçe, sahne daha akışkan bir hâl alıyor. Bu durum yalnızca görsellerle sınırlı kalmıyor; metinler de bu değişime eşlik ediyor. Seçilen kelimeler, ışığın değişken yapısını takip eden bir ritim oluşturuyor. Böylece kitap, tek bir formda sabitlenmek yerine sürekli dönüşen bir yapı hâline geliyor.
Üçleme dışında kalan kitaplarda ise bu yaklaşım kentsel deneyime taşınıyor. “Deplasman” yer değiştirme fikrini gündelik hayattaki küçük kırılmalar üzerinden ele alıyor. Tanıdık nesnelerin alışıldık bağlamlarından kopması, şehirle kurulan ilişkiyi de dönüştürüyor. Bu durum, kenti durağan bir yapı olmaktan çıkarıp sürekli değişen bir alan olarak düşünmeye açıyor.
Turan Aksoy, “Deplasman”, 2019
Açılan, dağılan ve yeniden kurulan bir alan olarak kitap
“İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü” ise daha içe dönük bir çizgi izliyor. İstanbul’un iki yakası arasında kurulan köprü, burada yalnızca bir geçiş noktası değil; aynı zamanda bir mesafe hissi yaratıyor. Bir yerden diğerine geçmek, aynı zamanda iki farklı durum ve kültür arasında kalmak anlamına geliyor. Bu yüzden köprü, birleştirmekten çok aradaki boşluğu görünür kılan bir yapıya dönüşüyor.
RESİM 5 Turan Aksoy, “İçeriye Doğru İmkânsız Bir Köprü”, 2020
Sanatçının ilk kitaplarından biri olan “Kralmışsın Gibi” ise daha doğrudan bir eleştirel zemin kuruyor. Farklı görseller ve metinler bir araya gelerek, toplumsal ayrımların nasıl kurulduğunu ve yeniden üretildiğini gösteriyor. Bu yapı, izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, gördüğünü sorgulamaya da yönlendiriyor.
Sonuç olarak “İçeriye Doğru”, Turan Aksoy’un üretiminde kitabın sabit bir form olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Kitap burada kapalı bir bütün değil; açılan, dağılan ve yeniden kurulan bir alan olarak çalışıyor. Sergi boyunca karşılaşılan her parça, bu yapının farklı bir yönünü görünür kılıyor. Böylece izleyici, tek bir anlatıyı takip etmek yerine, kendi bağlantılarını kurduğu çok katmanlı bir deneyimin içine giriyor.


