Koroların yolculuğu başlıyor
Türkiye’de çok sesli koro müziği, Avrupa Korosu ve İstanbul Oda Korosu ile başlayan serüvenini bugün onlarca koro, festival ve uluslararası işbirliğiyle sürdürüyor. Bu geleneğin önemli duraklarından biri olan 4. Uluslararası İstanbul Koro Festivali’nin başvuru sonuçları açıklandı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bugün sahnede onlarca sesin tek bir nefeste birleştiği koro performansları artık şaşırtıcı değil; aksine, müzik hayatının canlı ve üretken bir parçası. Oysa Türkiye’de çok sesli koro kültürü, uzun yıllar boyunca sınırlı bir çevrede varlık gösteren, hatta yer yer ‘alışılmadık’ kabul edilen bir müzikal alandı.
Türkiye’de çok sesli koro kültürünün ilk kıvılcımları, Avrupa koro geleneğini ülkeye taşıyan İstanbul Avrupa Korosu ile atıldı. Bu erken dönem girişimi, Avrupa’daki çok sesli müzik pratiğini Türkiye’de görünür kılan ilk yapılardan biri olarak önem taşıyor. Ardından bu çizgi, daha kurumsal ve sahne odaklı bir yapıya evrilerek İstanbul Oda Korosu ile güç kazandı.
İstanbul Avrupa Korosu
Bu hareketi görünür ve etkili kılan yapı olan Şef Yeşua Aroyo yönetimindeki İstanbul Oda Korosu, hem repertuvarı hem de sahne yaklaşımı ve disiplinli yorum geleneğiyle çok sesli müziğin Türkiye’deki algısını değiştiren bir merkez hâline geldi. Bu iki yapı birlikte düşünüldüğünde, Türkiye’de koro müziğinin ‘deneysel bir girişim’ olmaktan çıkıp ‘sahne geleneği olan bir sanat formuna’ dönüşmesinin temelini oluşturduğu görülür.
İstanbul Oda Korosu, iş birlikleriyle de bir dönemin öncüsüydü. Özellikle İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen döneminde Yerebatan Sarnıcı’nda düzenlenen uluslararası düzeydeki EuroDialogue konserleri, koro müziğini alışılmış sahnelerin dışına taşıyarak geniş kitlelerle buluşturdu. Bu konserler hem mekânın büyülü atmosferi hem de çok sesli müziğin etkileyici yapısıyla, Türkiye’de koro algısının dönüşümünde önemli bir rol oynadı.
İstanbul Oda Korosu
Bu sürecin bir diğer kırılma noktası ise Sezen Aksu ile kurulan bağ oldu. ‘90’ların başında Rumeli Hisarı konserlerinde koro ile sahne paylaşan Aksu, daha sonra “Sude” parçasının stüdyo kaydında da bu çok sesli yapıyı kullandı. Bu iş birlikleri, koro müziğini popüler müzikle buluşturarak daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmasını sağladı. O dönem için yenilikçi sayılan bu yaklaşım, bugün sıkça gördüğümüz sanatçı-koro birlikteliklerinin de önünü açtı.
Aradan geçen yıllarda Türkiye’de koro kültürü hem çeşitlendi hem de yaygınlaştı. Üniversite topluluklarından bağımsız vokal gruplarına, çocuk korolarından tematik topluluklara kadar geniş bir yelpazede üretim yapan yapılar ortaya çıktı. Artık korolar yalnızca klasik repertuvarla sınırlı değil; cazdan popa, halk müziğinden deneysel vokal düzenlemelere kadar uzanan bir alanda faaliyet gösteriyor. Yerli ve yabancı sanatçılarla yapılan iş birlikleri, uluslararası festivaller ve tematik projeler, bu çok sesli yapının sürekli gelişen bir organizma gibi büyüdüğünü gösteriyor.
Bu birikimin güncel karşılıklarından biri de bu yıl dördüncüsü düzenlenecek olan Uluslararası İstanbul Koro Festivali.
4. Uluslararası İstanbul Koro Festivali başvuru sonuçları
Uluslararası İstanbul Koro Festivali, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin kültür-sanat yapısı içinde organize ediliyor. Festivalin ana organizatörü İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), uygulama ve koordinasyon süreci ise İBB Orkestra ve Müzik Toplulukları tarafından yürütülüyor. Sanatsal çerçeve ve koro odaklı programlama ise Kübra Şenyaylar imzası taşıyor. Bu yapı, festivalin hem kurumsal bir şehir etkinliği hem de Türkiye’deki çok sesli koro sahnesini bir araya getiren önemli bir platform olarak konumlanmasını sağlıyor.
9-12 Temmuz tarihleri arasında gerçekleşecek festival, Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda koroyu aynı sahnede buluşturacak.
Festivale seçilen korolar:
- Lozan Mübadilleri Vakfı Korosu
- İstanbul Avrupa Korosu
- Odeon Oda Korosu
- YTÜ Kadans
- Ruhi Su Dostlar Korosu
- Hülya Özer İstanbul Çocuk Korosu
- BÜMK Caz Korosu
- Barbershop İstanbul
- Gürcü Sanat Evi Korosu
- Kafdağı Korosu
- Magnificat St. Esprit Cathedral Choir
- “Rus Gelenekleri”
- Cihangir Cihangirov Korosu (Azerbaycan)
- Galatasaray Üniversitesi Çoksesli Korosu
- BÜMK Popapella Pop Korosu
- LEPL Gori Women’s Choir (Gürcistan)
- X Choir
- Fındıklı Çoksesli Kadın Korosu (Rize)
- İzmit Bilsem Çocuk Korosu
- Kadıköy Bostancı Halk Eğitimi Merkezi THM Korosu
- Büyükçekmece Belediyesi Popüler Müzik Korosu
- Hasbihâl Türk Müziği Topluluğu
- Avusturya Liseliler Kartçınar Klasik Türk Müziği Korosu
- Büyükçekmece Belediyesi Türk Halk Müziği Korosu
Davetli Korolar:
- Cecilia Espinosa Chamber Choir (Kolombiya)
- Covent Garden Chamber Choir (Londra)
- Vocal Ensemble Res Mirenda (Sırbistan)
- İBB İstanbul Çocuk Korosu
Atölye moderatörleri:
- Gary Graden
- Tori Longdon
- Jonas Rasmussen
Bugün geldiğimiz noktada, bir zamanlar sınırlı bir çevrede var olan çok sesli koro müziği, artık geniş bir katılım ve üretim alanına sahip. Bu dönüşümün temellerini atan öncü koroların açtığı yol, yeni nesil topluluklarla büyümeye devam ediyor. İstanbul ise bu çok sesli hikâyenin hem başlangıç noktası hem de en güçlü sahnelerinden biri olmayı sürdürüyor.
Özellikle İstanbul’da çok sesli koro sahnesi, artık tek bir merkezden değil, farklı ekollerin birlikte ürettiği dinamik bir yapıya dönüşmüş durumda. Chromas, Burcu Karadağ yönetiminde daha çağdaş vokal müzik ve popüler düzenlemelerle öne çıkarken; Rezonans, Burcu Kanter yönetiminde klasik ve modern repertuvarı bir araya getiriyor. Koro İstanbul ise Kübra Şenyaylar ile sahne performansı odaklı, çağdaş yorumlara dayalı bir çizgi izliyor.
Masis Aram Gözbek ekseninde şekillenen Boğaziçi çizgisi ise tek bir koro yapısından çok, vokal caz ve çağdaş çok sesli müzik etrafında gelişen bir proje ağıyla ilerliyor. Boğaziçi Caz Korosu ve BÜMK Caz Korosu bu ekolün en görünür örnekleri olarak, Türkiye’de koro müziğinin yalnızca klasik repertuvarla değil, popüler ve deneysel alanlarla da kesişebileceğini gösteriyor.
Daha köklü yapılardan İstanbul Avrupa Korosu ise kurumsal bir şeflik sürekliliğinden ziyade, farklı dönemlerdeki şeflerle Avrupa koro geleneğini sürdüren bir ekol olarak varlığını koruyor. 4. Uluslararası İstanbul Koro Festivali’nde de sahne alacak koronun günümüzde şefliği piyanist Paolo Villa tarafından gerçekleştiriliyor.
Tüm bu tablo, çok sesli müziğin Türkiye’de artık bir ‘niş alan’ değil, yaşayan ve sürekli genişleyen bir kültür sahnesine dönüştüğünü net biçimde ortaya koyuyor.


