Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » 'Koş Gecenin Peşinden' ile içsel bir yolculuk

'Koş Gecenin Peşinden' ile içsel bir yolculuk

'Koş Gecenin Peşinden' ile içsel bir yolculuk10 Mayıs 2026 - 12:05
Genç müzisyen Elif Onay, yeni teklisi “Koş Gecenin Peşinden” ile dinleyicileri hem kişisel bir kabulleniş hikâyesine hem de özgürleşme arayışına davet ediyor; şarkı, sanatçının yaratım sürecindeki içgüdüsel yaklaşımını ve müzikal kimliğini daha da görünür kılıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Alternatif sahnenin dikkat çeken isimlerinden Elif Onay, “Buhar” ile yakaladığı çıkışın ardından yeni teklisi “Koş Gecenin Peşinden”i dinleyicilerle buluşturdu. Onay, bu şarkıda kendisiyle barışma, geçmişe takılı kalmama ve özgürleşme fikrini güçlü bir metafor üzerinden işliyor. Söz ve müziği tamamen kendisine ait olan parça, sanatçının bilinç akışıyla şekillenen yaratım sürecini yansıtıyor. Sony Music etiketiyle yayınlanan “Koş Gecenin Peşinden”, hem bireysel bir kırılma anının hem de evrensel bir arayışın ifadesi olarak müzikal yolculuğunda yeni bir eşik anlamı taşıyor. Onay, bu şarkıyla dinleyicilerine yalnızca bir müzik deneyimi değil, aynı zamanda içsel bir yüzleşme ve kabulleniş alanı sunuyor.  Elif Onay, Milliyet Sanat’ın sorularını cevapladı.
 
 
 Yeni tekliniz “Koş Gecenin Peşinden” oldukça güçlü bir kabulleniş duygusu taşıyor. Bu şarkının çıkış noktası nedir, sizi bu hikâyeyi yazmaya iten kişisel bir kırılma anı oldu mu?
 
Bir kırılma anı oldu sanırım, ama bu kırılma anı katmanlı bir şekilde zihnimde şekillenen bir düşüncenin benim için git gide daha belirgin hale gelmesiyle oldu. Bu düşünce ise kendimle barışmaktan geçiyor. Başlık, kendini arka plana atma alışkanlığından uzaklaşma ve ‘geçici’ bir romantik durum içinde şekillenen obsesif duygulardan arınma isteğini, karşıdakine ‘sen hayatına devam et’ veya bir nevi ‘benden uzak dur’ şeklinde bir sesleniş üzerinden yansıtıyor.
 
Ayrıca “Koş Gecenin Peşinden” yaşanmış net bir anlatı üzerinden yazılmadığı gibi, bir kişiye itaf edilmedi. Kurgusal bir boyutu da var bu şarkıda geçen hikayenin. Bu hikaye benzer deneyimlerden şekillenerek oluştu, bir paterni yansıtıyor yani. Şarkıda seslenilen o hayali kişiye, sen kendi yoluna git, diyerek aslında kendi özüne dönmek, ve aslında ‘yalnız’ kalma durumunun da konfor alanına dönüşmesiyle ilgili.
 
Bu parçada söz ve müziğin tamamen size ait olması, yaratım sürecinizde nasıl bir özgürlük sağladı?
 
Yaratım süreci benim için neredeyse refleksleşmiş bir ritüel. Bu süreci kenarlarından esnetip şekillendirmeye çalışsam da beynim kendi ritminde çalışmaya çok alışık. Söz ve müziği de benim yaptığım projelerde direk bu patern hissedilebilir diye düşünüyorum. Sadece yorumumla yer aldığım projelerde ise bu paralelliği vokal üzerinden sağlamak amacım.
 
Daha önceden yazılmış bir şarkıyı seslendirirken önceliğim o şarkının bendeki yansımasını, duygusunu aktarmak oluyor. Bu süreç çok içgüdüsel şekilleniyor. Hatta çoğu zaman bir şarkıyı ilk nasıl söylersem benim için en etkili hali o. Üstüne düşündüğüm zaman bazı kırılmalarla özgünlüğünden uzaklaşabiliyor süreç.
 
Kendi yazdığım şarkılarda ise bu içgüdüsel olma durumu kesinlikle daha ağır basıyor, hatta bilinç akışıyla destekleniyor. Hazır bir parçayı beynimde sindirip yansıtmak yerine, sıfır bir parça hazırlamak için odağımı biraz ‘gökyüzüne’ ya da o ‘uzay boşluğuna’ açmam gerekiyor. O sırada beynimdeki bütün yargı mekanizmalarını bir kenara itekliyorum, o anın bana getireceği şeyleri somut bir forma dönüştürmeye çalışıyorum.
 
Bu noktada kendime koyduğum bir kural yok ama bir nevi bu parçalar arasında da bir benzerlik oluyor, zihnimdeki ve duygu dünyamdaki tekrarlı konu ve motifler bu kanala yansıyor. Ama tabii ki sıfırdan bir şey yaratmak, bir sünger gibi çektiğim tüm dış etkenlerin ve düşüncelerin duyabileceğim bir forma gelmesiyle kendime dair keşfetmediğim bir hissi/düşünceyi fark etmeme de olanak sağlıyor. Kendimi ve çevremi adeta kendimden yabancılaşarak analiz ediyor olmak ‘kendim’ olmaya dair müthiş bir özgürlük sağlıyor bana.
 
“Koş Gecenin Peşinden” ismi oldukça güçlü bir metafor içeriyor. Sizin için “gecenin peşinden koşmak” neyi ifade ediyor?
 
Gecenin peşinden koşmak, bir arayış. Kimi zaman ise bir kaçış haline atıfta bulunuyor. Bilinmeyen potansiyelleri kovalamak ve daha fazlasını istemek gibi. ‘Gece’nin buradaki anlam karşılığı ise gizli olan ve bilinmeyen. Seslenilen kişinin gündüz ve gece arasında bir değişimden geçtiği de hissediliyor. Kişi bize gündüz vakti gün ışığında her hareketini analiz etme fırsatı bulduğumuz bir karakter sunarken, gece gizlediği alt kimliklerinden birine bürünme fırsatı buluyor. “Koş Gecenin Peşinden” de, “Tamam, istediğin kişi ol”, “Tamam, gerçek yüzünü göster,”, “Tamam, git ve benden uzak dur.” mesajlarını da ister istemez veriyor..
 
Daha önce yayınladığınız “Buhar” ile önemli bir çıkış yakaladınız. “Buhar”ın “Geleceğe Mektuplar” dizisinde kullanılması, benzer şekilde Murat Evgin ve Kit Sebastian şarkılarının yakın zamanda “Pluribus” gibi bir Hollywood yapımında yer alması dijital platformlarda müziğin ulusal veya uluslararası ölçek fark etmeksizin benzer bir dolaşım alanına girdiğini gösteriyor. Bu ‘eşitlenmiş görünürlük’ sizce müzik üretimi ve dağıtımını nasıl değiştiriyor?
 
Benim için çok büyük bir ayrıcalık, hatta bir bakıma sürreal bir deneyim oldu “Buhar.” “Geleceğe Mektuplar” gibi global bir izleyici kitlesine sunulan bir yapımda yer alması benim için bir eşik noktasıydı. Şarkı, daha önce bulunmadığım ve görmediğim bir ülkede bile dinlenildiğinde istediğim çıkış noktasını yakalamış gibi de hissettim. Bir yapımla beraber yayınlanan şarkılar izleyiciye hazır bir anlatıyla beraber sunuluyor. Bu hem şarkının akılda kalırlığını etkiliyor, hem de bazı durumlarda izleyiciyle daha hızlı bir bağ kuruyor bence. O yapımın şarkıyla olan uyumu da izleyicide bıraktığı izi etkiliyor.
 
“Buhar”, Türkçe olduğu için bu şarkının bir platform üzerinden global bir kitleye sunulması önemliydi. Global sahneye Türkçe bir şarkı dinletmek her zaman kolay değil çünkü müzik sektörü yıllar yıllar boyunca belli bir kültür üzerinden şekillenmiş. Bu kadar batı odaklı bir sektörde yapımlar aracılığıyla daha alternatif sesler ve kültürler sunuluyor olması da yaptığımız işin görünürlüğü açısından önemli.
 
“Buhar”ın yakaladığı başarının ardından dinleyici beklentilerinde bir değişim gözlemlediniz mi? Bu başarının ardından yeni bir şarkı üretmek sizin için bir baskı yarattı mı, yoksa daha motive edici mi oldu?
 
Şarkıdaki duygusal tonun izleyicide bir yansıması olduğunu görmek güzeldi. Beklenti açısından ‘belli bir kalıpta’ üretmek üzerine bir dönüş almadım ama müzikte içinde bulunduğum sürecin büyümeye ve dallanmaya başladığını hissettim. Buhar’dan açılan yeni yollar olacağını hissetmenin de daha fazla üretme yönünde motive edici bir etkisi vardı. ‘H’ şarkı yaratmak için belli bir kalıba girmek gerektiği düşüncesi benim için zaten bir tık arka plandaydı, ama bu şarkıyla bu düşünce daha da arka plana iteklendi benim için. Kendi çizgimden ilerlersem bir şeylerin daha da büyüyeceğine olan inancım güçlendi.
 
Şarkılarınızı dinlerken “Kül”, “GÇR” ve “Siren” gibi parçalarınıza da rastladım ve daha farklı bir çizgi ve atmosfer taşıdıklarını gördüm. Bu şarkılar mevcut bir albüm ya da EP projesinin parçası mı, yoksa bağımsız single’lar olarak mı kalacaklar?
 
Bu şarkılar aslında benim ilk denemelerim. Herhangi bir EP ve albümün parçası olma amacından bağımsız var oluyorlar. İlk “Kül”ü yayınlamıştım, sözlerini yayınlama cesareti gösterdiğim ilk şarkıydı. Ardından “GÇR” gelişti, burada bir sonraki adımda yazdıklarımın nereye evrileceğini görmeye çalıştım, bir nevi daha deneyseldi. “Siren” ise ilk prodüksiyon denemem. Sound’un ne kadar profesyonel duyulacağını önemsemeyerek, tamamıyla her şeyiyle benim yarattığım bir şeyin neye evrileceğini görme amacıyla yaptım bu parçayı. Müzik üretme isteğim çok yoğundu ve bir yerden başlamak istiyordum, hatta nasıl ve nereden başlayacağımı da bilmiyordum. Bu sürecin deneysel bir şekilde başlamasına ve kendiliğinden büyümesine alan açmak için “Siren”i yayınladım. Şarkının kapak görseli ve video’ları için aynı zamanda sanatçı olan yakın arkadaşlarımla çalıştım. “Siren”, kolaboratif bir sürece evrildi. Bütün bunlar üzerinde arkadaşlarımla birlikte düşünmeye ve üretmeye başladığımda bu sürecin kafamdaki bir hayalden çok gerçekliğe döküldüğünü hissetmeye başlamıştım.
 
 
“Buhar”, “İnatla” ve “Koş Gecenin Peşinden” parçalarını yaptığınız prodüktör Nurettin Çolak ile çalışmak bu projeye nasıl bir katkı sağladı? Stüdyo sürecinde sizi en çok zorlayan ya da heyecanlandıran an neydi?
 
Nurettin fikirlerime önem veriyor ve hızlı ve efektif bir şekilde üretiyoruz. “Buhar”da çalışırken yanımızda Ateş Atilla da vardı. Dizi üzerine konuştuk ve Ateş şarkıyı çok hızlı bir şekilde yazdı. Bir yarım saat mola verdik ve kayıt aldık. Sanırım birden fazla kayıt almamıza bile gerek kalmadan şarkıyı çok hızlı bir şekilde genel hatlarıyla oluşturduk. Şarkının yayınlanan hali, şarkıyı ilk kez söylediğim take aslında. Bazı yerlerde Ateş’in yazdığı sözlerin duygusal yoğunluğunu sezgisel bir şekilde vokal yorumuma yansıtmaya çalıştım. Sonrasında ise Nurettin şarkı üzerinde epey çalışarak başka bir boyuta taşıdı. Kolaboratif işlerde bu uyum ve anlayışlı olma hali her zaman çok kolay bulunan bir şey değil, o yüzden şanslı hissediyorum. “İnatla” da söz-müziği Ateş’e ait bir şarkı. “İnatla”yı Ateş çoktan hazırlamıştı, birlikte dinleyip beğendik ve üzerine çalışma kararı aldık. Koş Gecenin Peşinden için ise süreç daha farklı gelişti. Benim elimde yazdığım bir çok şarkı vardı, Nurettin’e bu şarkıyı attığımda beğendiğini belirtti. Çok hızlı bir şekilde ertesi gün kayıt aldık, bir sonraki gün de klip çekimi oldu. Son şarkıda sürecin bu kadar hızlı ilerlemesi benim için heyecan vericiydi. Diğer bir taraftan şarkının kendisi bana çok yeni değildi. Ben genelde yazdığım şarkıları kafamda yer etmesi, bir sonrakiler için de fikir vermesi açısından defalarca dinliyorum. Gerçekliğe dökülmesi, başkalarının duyması da motive edici bir andı.
 
Şarkınızda geçmişe takılı kalmamak ve özgürleşme fikri öne çıkarken, vokal yorumunuzda da oldukça samimi ve doğrudan bir anlatım hissediliyor. Bu noktada şarkı söylerken daha çok teknik detaylara mı odaklanırsınız, yoksa duyguyu mu öncelendirirsiniz?
 
Sözlerde kimi zaman gel-git yapan sıcak-soğuk tutum ve kararsızlık, vokalin istikrarlı samimi tonuna göre bazen tezat kaçabilir. Burada aslında sanatçı olarak kendi duygusal dünyamı izleyiciye açıyorum. Bu duygusal dünya da kendi içerisinde tutarsızlık ve çelişkilerle dolu. Tüm bunlar düşünüldüğünde şarkı söylerken benim için öncelikli olan duygu. Duygunun öncelenmediği bir bağlamda ortaya çıkardığım iş anlamını kaybediyor.
 
Bir yandan müziğinizde kişisel hikâyelerin belirgin bir yer tuttuğu görülüyor; yazım sürecinde kendinizle yüzleştiğiniz, içsel olarak zorlayıcı anlar yaşadığınız oluyor mu? Dinleyicilerden gelen geri dönüşler üretim sürecinizi etkiliyor mu, yoksa daha çok iç sesinizi mi takip ediyorsunuz?
 
Bir yüzleşme anı oluyor ama bu daha üçüncü kişi perspektifinden gözlemlediğim bir süreç gibi. Benim için bir duyguyu idrak etmenin, veya başka bir deyişle yüzleşmenin, katmanları var. Dış yüzeydeki katmanda ben ve bilgisayar ekranı var. Bilgisayar ekranına mırıldandığım tınıları kaydediyor, bir taraftan da klavyeye şarkımın sözlerini bilinç akışı bir şekilde yazıyorum. Yazıp siliyorum, düzenliyorum, tekrar yazıyorum. Bazen döngüsel, bazen karmaşık ve spontane gelişen bu süreçte, daha derin bir katmanın yansıması hissediliyor. Bir nevi kazı çalışması yapıyorum kendi alt benliklerim arasında. Çünkü birey olarak da kendimi bu yaratıcı süreç üzerinden tanıyabiliyorum. Daha derin katmanlarda duygusal ve düşünsel yüzleşmeler gerçekleşiyor, daha doğrusu halı altına süpürülen gözlem, düşünce ve duygular burada yer alıyor.
 
Ortaya çıkan şarkıya baktığımda o yüzleşmenin gerçekleştiğini çok net fark ediyorum, ama bu durum hiçbir zaman zorlayıcı olmuyor. Daha çok bir barışma anı gibi. Onları benliğimin şu için aldığı formu var eden ve beni geliştiren zaman kesitleri olarak kabul ediyorum.
 
“Koş Gecenin Peşinden” müzikal yolculuğunuzda nasıl bir yerde duruyor? Yakın dönemde bir EP ya da albüm planınız var mı? Dinleyicilerinizi nasıl bir müzikal dünya bekliyor?
 
“Koş Gecenin Peşinden” kendimi ortaya koyma cesareti bulduğum bir eşik gibi, ilerleyen dönemlerde ise bu çizgiden ilerlemek istiyorum. Duygusal, samimi ve biraz da dinleyinin kendinden bir parça bulabileceği bir müzikal dünya sunmak, kendi artistik çizgimden ödün vermemek önceliğim.
 
Sahne sizin için ne ifade ediyor? Bir şarkıyı canlı performansta seslendirmek, stüdyo kaydına kıyasla nasıl bir deneyim sunuyor?
 
Açıkçası çok fazla sahne deneyimim olmadı ama olmasını çok isterim. İzleyiciye karşı şarkı söylediğimde, zaman ve mekandan soyutlandığım bir zaman kesitinde kendimi buluyorum. Canlı performans o anın getirdiği ruh halinden ve çevreden izler taşıyor, izleyiciyle aktif bir iletişim kanalı kuruyor. Stüdyo kaydı ise, eğer şarkıyı ilk defa söylüyorsam yazdığım şarkıyla gelişen duygu ve düşünceleri daha iyi yansıtıyor.
 
 
Türkiye’de genç bir müzisyen olarak müzikal kimliğinizi inşa etme süreciniz nasıl ilerliyor; bu yolculukta sizi en çok besleyen ve zorlayan unsurlar neler? Kariyerinizin bu aşamasında kendinizi nasıl tanımlarsınız; hâlâ bir keşif sürecinde misiniz, yoksa müzikal yönünüz artık daha netleşti mi?
 
Bu süreç devamlı yeniden keşfetmek ve öğrenmek üzerinden şekilleniyor. En çok besleyen unsurlar buradaki yaratıcı sektörün kompakt olması, insanlar birbirleriyle iletişim kuruyor, birbirinden ilham alıyor ve birbirleriyle çalışmaya açık.
 
Zorlayıcı unsurlardan biri olarak ise buradaki müzik sahnesinin/dinleyicinin alternatif tarzlara ne kadar açık olduğunu kestiremiyorum. Romantik anlatılar ve benzer tınılarla şekillenen trendler var. Aslında ilerleyen dönemlerde ben daha farklı anlatılar ve sesler sunmak istiyorum izleyiciye. Bir de bu işi sosyal medyaya taşımak da her zaman çok kolay değil benim için. Ama internetin bu evresinde, hızlı tüketilen görsel/işitsel içeriklerin bu kadar günümüze girmesiyle bir şarkı yazmanın yanı sıra bu şarkıyı internette nasıl insanlara duyuracağım konusunda da epey kafa yormak gerekiyor. Bu kısmı çok kolay bulmuyorum ama şikayet de etmiyorum, daha çok geliştirmem gereken bir kas gibi. Sosyal medyadaki içerik havuzunda kaybolmak çok kolay olsa da kimi zaman istikrarlı ilerleyen, ya da farklı kanallardan keşfedilme şansı bulamayan sanatçılar için bir fırsat kapısı aslında.
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Elif Onay  müzisyen  Koş Gecenin Peşinden