Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » LACMA’nın 750 milyon dolarlık düşü

LACMA’nın 750 milyon dolarlık düşü

LACMA’nın 750 milyon dolarlık düşü19 Haziran 2026 - 05:06
Los Angeles Sanat Müzesi’ni (LACMA) genişleten Pritzker ödüllü mimar Peter Zumthor’un, hayırseverlerce toplanan bütçesi 750 milyon doları bulan ‘David Geffen Galerileri’, açılışını 18 ve 22 Haziran aralıklı ‘sanat bayramı’ ile kutluyor. Ücretsiz gezilecek müze ve yeni galeriler, 6 bin yıllık tarihsel perspektifi ve 150 bin parçayı geçen koleksiyonu ile ABD’de alanında ‘en büyük’ sayılıyor. Milliyet Sanat’ın da ‘turladığı’ yeni galeri kompleksine adını veren, Nirvana ve Guns’n’Roses’ı ‘keşfetmiş’, Steven Spielberg ile ortak yapım şirketi Dreamworks’u kurmuş işadamı David Geffen, bu süreçte LACMA tarihinin en büyük rakamı olan 150 milyon dolarlık bir bağışta bulunmuştu.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com 
 
ABD’de, ‘alanında (içerikte ve fiziksel çaptaki) en büyüğü’ Los Angeles İlçesi Sanat Müzesi (LACMA), 18 - 22 Haziran arasında projesi yıllarca süren Geffen Galerileri kompleksinin ‘nihayet’ açılışını kutluyor. 
 
Kutlamalar kapsamında ‘sanat kampüsü’ LACMA’da, sanatçı Annie Leibnovitz ile buluşmalar, caz konserleri, sanat atölyeleri ve partilerin art arda sunulacağı bildirilirken, etkinliklerin halka açık olması tasarlanıyor. 
 
Galeri kompleksinin mimari kimliğinde, 2009 Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi, ‘minimalist’ ve modern çizgiye yakın duran, materyale saygılı İsviçreli imza Peter Zumthor’un emeği geçiyor.
 
 
Bilindiği gibi, Los Angeles County Sanat Müzesi'ndeki (LACMA) yeni David Geffen Galerileri'nin inşası, toplamda yaklaşık 724 milyon dolarlık devasa bir bütçeye mal olmuştu. LACMA’nın yeni kompleksine ismini veren, kendisi de Los Angeles’lı David Geffen ise bu sürecin ‘aktörü’ olarak neredeyse tarihteki yerini aldı.
 
Zira Geffen, müze tarihindeki, bir şahıstan gelen en büyük nakit bağış olma özelliğini taşıyan, 150 milyon dolarlık tarihi bir taahhütte bulunmuştu. Fakat bu yapılanma süreci, pandemiden ileri gelen enflasyon ile bölgedeki La Brea Katran çukurlarında kimi fosillere rastlanmasından ötürü, inşaatın 11 ay daha gecikmesine sebep oldu. Bu da, kurumun genişleme maliyetini, 724 milyon dolara fırlattı. Bu süreçte LACMA, başlattığı genel bina kampanyası adına belirlediği 750 milyon dolarlık bağış toplama hedefine ulaşmakla birlikte, bu hedefi de aşmayı başardı.
 
Elbette, David Geffen de Los Angeles ve Hollywood denilince akla ilk gelen isimler arasında. Asylum (1971) ve Geffen (1980) markası ile müzik yapım endüstrisinde önemli yer edinen işadamı, yakın geçmişte Jerry Katzenberg ve Steven Spielberg ile kurdukları Dreamworks SKG markasıyla da kariyerinde sıçrama yaparken, mimar Zumthor ile yaşıt Geffen’in günümüzdeki servetinin, sözgelimi Forbes’da, 9 milyar doları aştığı yazılıyor.
 
Özellikle Guns’n’Roses, Eagles ve Nirvana’nın diskografileri ile küresel başarılarında payı bulunan Geffen’in LACMA ile bağlantısı, hayırseverliğinden geliyor. Geffen'in adını taşıyan kurumlar arasında UCLA bünyesindeki David Geffen Tıp Fakültesi, Yale'deki David Geffen Drama Okulu ve Lincoln Center'daki David Geffen Hall başı çekiyor. 
 
LACMA Geffen Galerileri kompleksi, farklı sanat tarihsel ve küratöryal başlıklarla, ortalama yarım gün ve fazlasında gezilecek kadar derin, çeşitli bir yolculuk vadediyor. Beton ve camdan tasarlandığı halde, bulutsu formu ile Hollywood sembolüne bakan bu 14 bin m2’lik kütle, aslında yine Eylül’de açılacak, MAD Architects - Ma Yangsong imzalı devasa Lucas Anlatı Sanatları Müzesi’ne de selam verir bir görsel yoldaşlık vadediyor. 
 
Zumthor’un tasarladığı LACMA Geffen Galerileri’nin belki de en büyük özelliği, içinde yer aldığı, Oscar Akademi Müzesi ile Peterson Otomotiv Müzesi veya SAG Astra gibi sanat ve kültür adresleriyle aynı muhiti paylaşan Wilshire Bulvarı’nın üzerine sahiden de engin bir bulut gibi inmiş haliyle kayda geçiyor. 
 
LACMA’da bu yönüyle daha Geffen kompleksine girmeden ‘Sanat Kampüsü’nün kamusal alanlarına saçılan eserler de ziyaretçiyi boş bırakmıyor. Kompleksin 360 derecelik manzarası sayesinde de görülüp merak edilen, yanlarına gidilen bu eserler ve sahipleri arasında, Alexander Calder’in restore edilen hareketli heykeli “Three Quintains” (Hello Girls), Iris ve B. Gerald Cantor Heykel Bahçesi’ndeki Auguste Rodin imzalı bronz eserler ve daha önce sergilendiği kapalı alandan sadece birkaç metre ötede dışarıda artık daha geniş bir alana kavuşan Tony Smith’in heybetli geometrik eseri “Smoke” başı çekiyor. 
 
 
İlgili alanda ayrıca, yeniden hayat bulan eski favoriler de yer alıyor. Bu eserlere, Jeff Koons’un çiçeklerle bezeli “Split-Rocker”’ı veya Michael Heizer’ın “Levitated Mass” gibi yapıtları da katılıyor. Bu manzaraya ayrıca, binayı çevreleyen meydan katının geniş zeminini kapsayan, yaklaşık 20 bin 400 m2’lik “Tüylü Değişimler” isimli eseriyle Mariana Castillo Deball da önemli bir katkı sağlıyor. Sanatçı çalışmasında Meksika’daki antik Teotihuacan kentinde bulunan duvar resimlerinden esinlenilerek çizilmiş, mitolojik Mezoamerika figürü "Tüylü Yılan"ı tasvir eden bölümlere yer veriyor. 
 
Geffen Galerileri’nin içine girdiğimizde, ışığı ve gölgeyi yapının hem içerisi, hem dışarısı lehine kullanan mimar Zumthor, devasa ve rastlantısal manzara - lobiler yaratarak hem eserlerin, hem ziyaretçilerin ve hem de muhitin müzeyle irtibatını gerek sosyal, gerekse duyusal ve estetik bağlamda pekiştiriyor. 
 
Sanatseverler, içerideki ‘tavandan tabana’ pencereler ile yapıdan diledikleri zaman ‘ayrı kalarak’, hem izledikleri eserler, hem de sunulan farklı küratöryal başlıklar arasında bir tür mola almanın fırsatını yakalıyor. Bunda, müzeye özgü yarı geçirgen tekstil malzeme perdeleri tasarlayan Reiko Sudo’nun da çok büyük payı bulunuyor.
 
 
İşte, LACMA Geffen Galerileri’nin önerdiği bu serbest, dağınık, ama kendi içinde bütünleyici varlık alanı da, okyanusla yoldaş Los Angeles kentinin yüz yıla yakındır sahiplendiği kültürel çeşitlilik adına da mimari bir metafor olarak hayata öneriliyor. Zaten mimar Zumthor da, yapının ruhunda ilham kaynağı olarak, denizler ve okyanuslardan besleniyor. 
 
Bu kapsamda Milliyet Sanat’ın büyüteç altında tuttuğu David Geffen Galerileri açılış sergisi de, zaten ‘önü de, ardı da olmayan’ ve yükseltilmiş tek bir kat boyunca uzanıyor. Etkinlik, küratöryal manada Atlantik, Akdeniz, Hint ve Pasifik gibi devasa su ilişkileri etrafındaki etkileşim potansiyeline dikkat çekiyor. 
 
Kompleks hakkında ayrıntılı bilgi veren LACMA mensubu Alexander Schneider, Mayıs ayında yaptığı kapsamlı açıklamada, özellikle içinde binlerce kültürel nesneyi barındıran yapının Antik Amerika tarihi ve kültürlerine gösterdiği sergileme duyarlığının altını çiziyor. Buna göre Geffen Galerileri’ni ister ön, ister arka girişinden ziyaret edin; devasa anlatı hep Los Angeles’ın da hafızasıyla temasa giriyor. Bu kapsamda küratörler, yapının farklı metinsel ‘virgül’ler refakatinde, ancak kesinlikle hiyerarşik olmayan bir yapı eşliğinde gezilebilirliğinin de altını çiziyor. Bu da, sanat tarihiyle izleyici arasında hem doğaçlama, hem de etkileşimli bir dansın başlamasına önayak oluyor. 
 
 
Zaten galeriye girişte izleyiciye QR kodu aracılığıyla verilen dijital rehberin de desteğinde sunulan (özet) yapı ve içerik manifestosu, buraya kadar açıkladığımız herşeyi daha bir pekiştiriyor:
 
“David Geffen Galerileri, sizleri keşfe teşvik etmek için tasarlandı; merakınız pusulanız olsun. Nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, kampüs haritanıza ve her galerideki bilgilere ayrıca başvurabilirsiniz. Sanat eserleri, değişim, geçiş, zaman ve çeviri yoluyla anlam kazanır. Sanatı ve tarihi dinamik, okyanusvari bir akış olarak düşünmek, kültürel kesişimler, farklılıklar ve süreklilikler hakkında daha derin anlayışlar sağlayabilir. Burada karşılaşacağınız sanat eserleri zamanı ve coğrafyayı kapsar. Çeşitlilikleri, Los Angeles'ın canlılığını ve çeşitliliğini yansıtır.” 
 
Tıpkı İnternet üzerinde ‘Surf’ yapar gibi, son derece rahat, ancak yoğun yönlendirme levhaları refakatinde gezilen LACMA David Gefffen Galerileri, gerçekten de ziyaretçinin tarih ve kültür içinde canı nereye isterse oraya varabileceği bir güzergâh potansiyeli vadediyor. 
 
Yine de bu metnin kronolojik ihtiyaçları doğrultusunda mekânı anlamaya, tanımaya çalıştığımızda örneğin, karşımıza özgün kültürel ‘buluntularla’ çeşitli koleksiyonlardan derlenen “Hayat ve Ötesi: Erken Mısır’ın Hayali”, yahut erken Avrupa sanat tarihinin Francesco Picano gibi Hıristiyanlık metinlerini yüce ve detaylı biçimde görselleştiren heykeltıraşlar ‘birdenbire’ tüm ihtişamı ile gelebiliyor. 
 
 
Francesco Picano, “Saint Michel Casting Satan into Hell”, 1715-1716
 
Müzede salındığımızda not aldığımız diğer eserler ve zamanlar arasında yine, “Akdeniz Kesişimleri” isimli küratöryal zeminde ise 14 ve 18’nci YY. zaman aralıklı, Batı Asya, Kuzey Afrika, Güney Avrupa gibi coğrafi kesişimlere haiz bir anlatı yumağı çıkıyor. Sanatçıların yapıtları burada özellikle İspanya, Şam, Venedik ve pek çok adresle bir araya getirilirken, küratörler izleyiciye bu alanın ayrıca İtalya ve İberya yarımadaları ile Güneybatı Asya ve Hispanik / Latin Amerika arasındaki kültürel flörte de ufak bir gönderme yapmadan geri kalmıyor.
 
Bu bölümde not aldığımız eserler arasında örneğin, Bernard ve Edith Lewin koleksiyonundan müzeye alınan Baltasar de Echave Ibia (Meksika) eseri ‘Aziz Catherine’in Şahadeti’ (1642), ya da ona komşu Hollandalı dönemdaş, Frans Francken II’nin, müzeye Avrupa Sanat Eserleri Alım Fonu ve Joseph B. Gould Vakfı üzerinden katılan, ‘Aziz Andrew’nin Şahadeti’ resimleri de yer alıyor. 
 
LACMA’daki sanat tarihsel rüya, elbette daha derinlere de uğruyor: Müzede ayrıca Antik Yunan ressamı Attica’ya atfedilen, “Herakles için Şarap Dolduran Athena ve Dionysos için Şarap Dolduran Kadın” temalı kızıl seramik Amforası’nın, milattan evvel 470 ila 460 tarihlerinde yapıldığı öngörülürken, bu eşsiz parça kuruma William Randolph Hearst Koleksiyonu üzerinden sağlanmış bulunuyor. Müzenin aynı bölümünde ayrıca, 10’un üzerinde amfora, maddi manevi değerdeki irili ufaklı obje de bu zenginliği perçinliyor. 
 
 
Bu eserlerin sarhoşluğu geçmeden, bir ara gözümüz Britanyalı çağdaş dışavurumcu fırça Francis Bacon’a takılıyor. Usta, LACMA’da bizi 1969 tarihli, Elaine P. Wynn bağışı ‘Lucian Freud Üçlemesi’ ile karşılarken, kurum ziyaretçiyi ayrıca sanat tarihinde ‘Piktoryalizm’den ‘Modernizme’ uzanan macerası ile fotoğraf sanatının özelliklerine çağırabiliyor. Müze bu bölümde yaptığı itinalı seçkide, 1890-1930 aralıklı nadir görselleri bitiştiriyor. Kurum bunu yaparken, dönemin estetiğini elle tutulur kılan endüstriyel tasarım nesnelerini de, ‘Pazaryerinde Modernizm’ başlığı altında, Bauhaus ekolüne de uğramayı ihmal etmeyip, bunlara refakat etmeden geri kalmıyor. Bu kapsamda dikkatle incelediğimiz eserler arasında yine, Josef Sudek’in Ralph M.Persons Fonu ile koleksiyona alınan 1935 tarihli jelatin gümüş baskı “Ultraphon Plakçılık” reklam fotoğrafı, ya da Jaroslav Rössler’in, 1924’te çektiği ve baskısı 1982’de yapılmış olan “Radio World, Prague” isimli eseri anılabiliyor. İlgili yapıt da, LACMA’nın varlık karakterini yansıtır bir kolektif hayırseverlik emeği olarak, katalogdaki yerini alıyor. Bunlara ayrıca, Charles ve Ray Eames ile Marcel Breuer’ın erken modern tasarım harikaları da eklenebiliyor. 
 
 
Francis Bacon, “Tree Studies of Lucian Freud”, 1969
 
 
Jaroslav Rössler, “Radio World, Prague” 1982 & Josef Sudek,  Advertisment for Ultraphone Records”, 1935
 
Büyük Britanya’nın ‘zanaat’ çıkışlı biricik ‘Arts and Crafts’ eğilimine de, Avrupa dekoratif sanatalarının evrimine de birer lobi ile kayıtsız kalmayan müzede, yine tasarım demişken, Geffen Galerilerinin mimari kimliğine dönecek olursak, LACMA ekibinden Editör Schneider binanın kullandığı beton kullanımı hakkında şu (özet) detayları aktarıyor:
 
“İnşaat süreci boyunca dökülen yaklaşık 65 bin metreküpten fazla beton, anıtsal bir ‘beton heykel’ meydana getirmiştir; bu yapının süslemesiz yüzeyleri, kullanılan ham malzemenin ve onu inşa eden insanların bıraktığı izlerin öne çıkmasına olanak tanır.
 
Binanın büyük bir kısmı çıplak beton yüzeyler sergilerken, iç galeriler duvarları tamamen örtmek yerine onlara hafif bir renk tonu kazandıran, özel üretim sır katmanlarıyla renklendirilmiştir. (Mimar) Peter Zumthor ve LACMA ekibi; koyu kırmızı, canlı mavi ve siyahtan oluşan nihai renk paletini belirlerken, “We Live in Painting: The Nature of Color in Mesoamerican Art” (Resmin İçinde Yaşamak: Mezoamerika Sanatında Rengin Doğası) sergisinde yer verilen, Amerika kıtasının yerli halklarına ait pigmentlerin sanatından ve biliminden ilham almıştır. 
 
Şeffaflık kazanacak denli ince öğütülmüş mineral pigmentlerden oluşan bu karışımlar, çoğu güzel sanatlar sanatçısı olan küçük bir ressam ekibi tarafından çok sayıda katman halinde uygulanmıştır. Her bir galerinin boyutuna göre, o an oluşturulan bu özel "tarifleri" yalnızca iki kişi bilmektedir; katmanlı ve şeffaf uygulamaların yarattığı nihai sonuç ise adeta içinden renk yayıyormuş gibi görünen ve her bir duvarı başlı başına bir sanat eseri niteliği taşıyan bu beton yüzeylerdir.”
 
Bu aşamada LACMA’nın yaptığı ve Geffen galerilerine de yayılan yeni eser alımlarını da saymadan olmaz gibi görünüyor: Buna göre kurum, Do Ho Suh’tan “The Queen Mother’s Palace”, Todd Gray’den “Octavia’s Gaze” ve Catherine Opie’nin galerilerin köşelerine kondurduğu küratöryal takım portreleriyle kendilerini onore ettiği foto portreleri ile daha da bir zenginleşiyor. Müzenin 150 bin parçalık envanterine ve galerilerine yine büyüteçle baktığımızda karşımıza ayrıca, Gilbert ve George, Lari Pittman, Calida Rawles, Liza Lou, Robin Rhode gibi sanatçıların türlü yerleştirme ve plastik sanat ürünleri de gelebiliyor. LACMA’nın Geffen kutlamaları ile genişlemesi, halihazırda LA Times ile The Wall Street Journal gibi yayınların gündemine takdirle alınmış bulunuyor.
 
Daha önce de vurguladığımız üzere, 2008 tarihli “BCAM” kompleksini mimar Renzo Piano imzası ile özellikle 30 milyon dolar bağışlamış Eli Broad ve Eşi Edythe ile kurdukları vakfın desteğine borçlu olan LACMA’nın David Geffen galerilerinde elbette, erken dönem Osmanlı belleğinden parçalar da unutulmuyor. 
 
Bunlar arasında Türkiye hafızasına düşkün koleksiyoner Edwin Binney III’ün kataloğundan müzeye seçilmiş 1550-65 tarih aralıklı olduğu öngörülen Sultan Süleyman imzalı suluboya, mürekkep ve altın malzemeden menkul tuğra başı çekiyor. Kurumun devasa Doğu hafızasında “Türkiye” veya “Osmanlı” temalı yaklaşık 200’ün üzerinde parça dikkati çekerken, David Geffen galerisinde not aldığımız öteki eserler arasında, yine aynı koleksiyondan gelme bir 17-18’nci YY. çıkışlı ipek Kâbe örtüsü, ya da daha öteye gittiğimizde, Irak veya İran çıkışlı olduğu tahmin edilen geç sekizinci YY. çıkışlı bir Kur’an el yazması ayet de kayıtlara geçiyor. Tabii bu kapsamda, özellikle son yarım asırda Türkiye’nin “Kültürel Diplomasi” üzerinden geri alımda bulunduğu nice müze ve koleksiyon parçasının da hakkını vermek gerekiyor. 
 
 
Kanun Sultan Süleyman’ın tuğrası
 
Hal böyle iken, LACMA, Doğu belleğine yönelik hayranlık ve birikimini, Geffen Galerileri’ne ayırdığı “Sanat Olarak Söz, Söz Olarak Sanat” alanıyla da iyice perçinliyor. Burada yer verilen Pers, Osmanlı, Urdu gibi farklı kültürel kökenlere haiz görsel-metinlerden biricik örnekler de müzede ilgi topluyor. İlginç biçimde bu bölümde, salt tarihsel değil, güncel sanatta bu alanda örnek veren kurum, Suudi sanatçı Nasser Al Salem gibi imzaların da gerek iki, gerek üç boyutlu yalın, deneysel ve emsal çalışmalarını, bilhassa unutmuyor. Bu eksende not aldığımız bir diğer yapıt ise 16’ncı YY.’ın son çeyreğinden gelen Joan Pavlevsky bağışı, Nazlı M. Heeramaneck Koleksiyonu çıkışlı kaligrafik İznik levhası oluyor. Bunun gibi aynı koridorlarda ayrıca, bu alana ilgi duyan Camilla Chandler Frost’un kuruma bağışladığı 1500’lerden kalma İznik çini örnekleri de bulunuyor.
 
 
16. YY İznik Çinisi
 
 
 
Nasser Al Salem, “Whoever Obeys Allah, He Will Make for Him a Way Out”, 2012
 
Antik Latin Amerika hafızasından özgün heykellerin 2026 Los Angeles panoramasını usulca seyrettiği LACMA David Geffen galerilerindeki turumuza devam edince, karşımıza ABD’li sanatçı Roni Horn’un yine kuruma 2014’te bağış yoluyla kolektif olarak katılmış 2013 tarihli yalın panoramik resmi çıkabiliyor. 
 
LACMA, hiç kuşku yok ki çağdaş ABD sanatına da bir tür sığınak, tapınak vazifesi görüyor. Yeni Geffen galerilerinde bu anlamda ziyaret ettiğimiz “Simyanın Materyali: Sanatta Plastik” lobisinde, Robert Mapplethorpe’dan Greg Noil’a bir çok sanatçının sembol işleri art arda görülüyor. Müze bu sırada ABD’nin “Araba Kültürü”nü de es geçmeyerek, fotoğraf, tuval ve yerleştirmeleriyle bizleri Raymond Loewy, Carlos Almaraz gibi sanatçılarla buluşturuyor. Kurumdaki sanat tarihsel yolculuğumuz bununla birlikte “Kaliforniya ve Fotografik Deneycilik” birimiyle de, bizleri Shelia Pinkel ve Susan Rankaltis gibi soyutlamacı objektiflerle baş başa bırakabiliyor. Müze küratörleri ve mimarın da vurguladığı gibi, LACMA - Geffen galerilerinin en hayranlık veren birimlerinden bir diğerini de, Dünya ve Su temalı koridorlarındaki işler oluşturuyor. Burada Chris Burden’ın devasa okyanus fotoğrafları adeta seyircinin üzerine devriliyor.
 
 
Raymond Loewy, “Studebaker, Avanti”
 
’Bakın, bundan bizde de var,’ dercesine, Henri Matisse’e ait devasa bir ‘keski’ kolaj bitki soyutlamasıyla Avrupa erken modernizmini de sahiplenen LACMA’da öte yandan, toplumsal gerçekçi tavır da sahiplenilmeden edilmiyor. Bu eleştirel işler arasında örneğin, Yolanda M.Lopez’in grafik lezzetli kolajı göze çarparken, müzenin ‘Aidiyetler ve Sınırlar’la ilgili duvarlarında ise bizleri Rafa Esparza’nın 2018 tarihli sosyal gerçekçi dışavurumcu görsel yapıtı “…biz, Dağ’ız”, politik ve sahici etkisiyle unutulmuyor. Bu uğurda hakiki Amerika imgesini kariyeri boyunca kovalamış fotoğrafçı Ansel Adams’ın 1941 tarihli “New Mexico, Hernandez’de Mehtap” isimli siyah beyaz fotoğrafı, 1948 edisyonuyla da ziyaretçileri kendinden geçirmeyi başarıyor. Derken karşımıza çıkan bir diğer orta ebatlı siyah beyaz fotoğraf ise ABD’de bir otomotiv muhitinde rastladığı çifte “Standart” levhasına gözü takılan ABD’li usta aktör - fotoğrafçı Dennis Hopper’ı karşımıza getiriyor. 
 
 
Henri Matisse, “La Gerbe”, 1953
 
 
Dennis Hopper, “Double Standard”, 1961
 
Los Angeles’a özgü baskı resim tarihini de yâd eden LACMA - Geffen galerilerinde ayrıca, Hokusai klasiğine selam veren kadın sanatçı June Wayne’nin işini, ya da Latin çağdaş muhalif, Meksikalı ressam Alfredo Ramos Martinez’in veya Rufino Tamayo’nun kudretli eserlerini de saymamız şart gibi görünüyor. 
 
Tabii ki, koleksiyon kataloğunun yanı sıra, Geffen Galerileri için özel olarak sipariş edilen eserler arasında, tıpkı galerilerin kendileri gibi ziyaretçileri sanat tarihini yeniden düşünmeye davet eden üç boyutlu bir fotoğraf kolajı olan Todd Gray'in “Octavia'nın Bakışı” da yer alıyor. Yine bu alanda, Lauren Halsey'nin iki eseri –uzanmış bir sfenks ve büyük bir duvar rölyefi– Mısır formlarına ve konularına gönderme yaparken, Güney Los Angeles mahallesinden imgeler de içeriyor.
 
Bunun gibi, LACMA Geffen koridorlarında, Do Ho Suh'un Jagyeong Salonu, Gyeongbok Sarayı ise Joseon hanedanlığından kalma geleneksel Kore mimari formlarının gerçek boyutlu bir yeniden yaratımından oluşuyor; saydam tel ve naylondan yapılmış bu eser, bir galerinin beton duvarını delip diğerinde yeniden ortaya çıkıyor gibi görünüyor. 
 
Zaten, içerdiği binin üzerindeki sarsıcı eserle, Geffen Galerileri'nin en önemli özelliklerinden biri dei, Los Angeles'ta bir zorunluluk olan son teknoloji ürünü sismik koruma sistemi olarak vurgulanıyor. 
 
Bir deprem sırasında, binanın altındaki 56 adet gelişmiş sismik taban izolatörü sayesinde tüm yapı, yumuşak ve akıcı bir hareketle kayarak her yöne doğru yaklaşık 1,5 metreye kadar yer değiştirebilecek şekilde tasarlanmış bulunuyor. Bu da yeni binanın, hem bugün hem de gelecekte sanat eserlerini ve ziyaretçileri güvende tutan yerleşik bir güvenlik sistemine sahip olduğu anlamına geliyor.
 
Keza, bu engin sergi katını Hancock Park'ın üzerinde yaklaşık 9 metre (30 fit) havaya taşıyan park seviyesindeki pavyonlar, yalnızca galerileri havada tutmakla kalmıyor, aynı zamanda keşfedilecek kamusal alanlara da ev sahipliği yapıyor. 
 
Diğer yanda, biraz soluklanıp, Geffen Galerileri’ne bakan LACMA Resnick Binası’na girdiğimizde ise bizleri antik Budist kültür mirasından erken dönem modern Uzakdoğu görsel hafızasına, çeşitli koleksiyonların altını çizen Avrupa empresyonist resim belleğinden fotoğraf tarihinin ilk örneklerine, oradan Çin tekstil tarihine nice alt başlık daha bekliyor.
 
Bu kapsamda ziyaretçiler, LACMA Mağazası'nda kitap ve objeleri inceleyebiliyor, W.M. Keck Eğitim Merkezi ve Keck Galerisi'ndeki ailelere uygun etkinliklere katılabiliyor ve günlük ihtiyaçlarına yönelebiliyor.
 
Netice yerine Los Angeles’taki LACMA’da hizmete açılan David Geffen galeri kompleksi, sanat tarihini gündelik hayatla barıştırmayı hedefleyen, kesinlikle kronolojik ve didaktik olmayan, en önemlisi ziyaretçinin algı, merak ve samimiyetini küçümsemeyen bir mimarlık, küratörlük ve tasarım bileşkesi olarak, geleceğin kültür ve sanat alışkanlıkları adına önemli bir hamle olarak takdir topluyor. Bu takdir, kendisini kurumu ziyaret eden binlerce aile üyesi, turist ve profesyonelin yarattığı çeşitlilikle yansıtıyor. Yapının içerdiği eserlerin maddi ve manevi değeri karşısına bu proje için adanan 750 milyon doları aşkın rakamı da koyunca, bu yatırımın görece ‘küçüklüğü’ biraz daha takdir kazanıyor. Bu arada kuruma ortalama giriş biletinin 25 dolar olarak belirlendiğinin de altını çizmemiz gerekiyor.
 
 
 
Etiketler: LACMA  Dreamworks  sanat