Londra’nın gölgelerinden İstanbul’a
İngiliz şarkıcı ve söz yazarı Mark William Lewis, 2025’te A24 Music etiketiyle yayınladığı kendi adını taşıyan albümünün turnesi kapsamında 15 Ekim’de Fiba Salon İKSV’de sahne alacak.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bir kentin müziği yalnızca sokaklarından, kalabalığından ya da gece hayatından doğmaz. Bazen yüksek bir apartmanın penceresinden görülen siluetler, Thames kıyısındaki sessiz bir yürüyüş veya gün içinde fark edilmeyen küçük bir ayrıntı da bir şarkının çıkış noktası olabilir. İngiliz müzisyen Mark William Lewis’in üretiminde Londra, yalnızca yaşadığı ve müzik yaptığı şehir değil aynı zamanda gözlemlediği, sorguladığı ve seslere dönüştürdüğü bir alan.
15 Ekim Perşembe günü saat 21.30’da İstanbul Beyoğlu’ndaki Fiba Salon İKSV’de konser verecek olan Lewis, alternatif müzik çevresinde geliştirdiği özgün yaklaşımıyla uluslararası dinleyici kitlesini genişletiyor. 2023 tarihli “Living” albümünün ardından 12 Eylül 2025’te yayınlanan, kendi adını taşıyan ikinci uzunçalarıyla kariyerinde yeni bir aşamaya geçen müzisyen, bu çalışmasını A24 Music etiketiyle dinleyiciye sundu. Albümün yapım sürecinde uzun süredir birlikte çalıştığı Jamie Neville ile görev alan Lewis, farklı müzikal gelenekleri bir araya getirirken şarkılarının anlatımını da görsel sanatlarla kurduğu ilişki üzerinden geliştiriyor.
Sanatçının müziğinde derin vokaller, yankılı gitarlar, yer yer belirginleşen armonika ve atmosferik ses katmanları öne çıkıyor. Şarkılar, ilk dinleyişte belirgin bir hikâye anlatmaktan çok parçalı görüntüler ve duygular üzerinden ilerliyor. Melankoli, insan ilişkilerindeki mesafe, geçmişle hesaplaşma ve gündelik hayatın yarattığı huzursuzluk, Lewis’in sözlerinde ve düzenlemelerinde tekrar karşılaşılan temalar arasında. Buna karşılık müzisyen, üretimini tek bir türün içine yerleştirmek yerine farklı kayıt ve yazım yöntemlerini bir arada kullanmayı tercih ediyor.
Stamford Hill’den bağımsız müzik sahnesine
Doğu Londra’nın Hackney bölgesindeki Stamford Hill’de büyüyen Mark William Lewis’in sanatla ilişkisi, müzik kariyerinden önce edebiyat ve görsel sanatlarla şekillendi. Babası Nigel Lewis’in yazarlığı ve evde karşılaştığı kitaplar, sözcüklerle ve anlatıyla kurduğu ilişkinin gelişmesinde etkili oldu. T. S. Eliot, Allen Ginsberg ve James Joyce gibi modernist ve avangart yazarların eserleriyle erken yaşlarda tanışması, daha sonra şarkı sözlerinde görülecek parçalı ve çağrışıma dayalı anlatımın düşünsel arka planını oluşturdu.
Lewis, 2012’de Goldsmiths Üniversitesi’nde sanat eğitimi almaya başladı. Bu dönemde şiir yazmaya, şarkı sözleri üretmeye ve kendi yaratıcı ifade biçimini aramaya yöneldi. Müzik, yalnızca dinlediği eserlerden etkilenerek şarkı yazmak anlamına gelmiyordu; edebiyatta, resimde ve gündelik hayatta karşılaştığı görüntüleri başka bir ifade biçimine dönüştürmenin de yoluydu.
Sanatçının Londra’nın güneyindeki bağımsız müzik çevresinde görünürlük kazanmaya başladığı dönemde DIY kültürü önemli bir rol oynadı. Bağımsız mekânlarda düzenlenen konserler ve yerel müzisyenlerle kurduğu ilişkiler, Lewis’in müzikal kimliğini geliştirdiği alanlardan biri oldu. Bar Italia, Double Virgo ve Still House Plants gibi isimlerin de içinde bulunduğu deneysel müzik çevresiyle aynı ortamları paylaşması, farklı üretim yöntemlerini tanımasına ve kendi yaklaşımını belirginleştirmesine olanak sağladı.
Lewis’in ilk dönem kayıtları, bu bağımsız sahnenin sınırlı imkânlarını yaratıcı bir ses anlayışına dönüştüren yaklaşımını yansıtıyordu. Kayıtların ham dokusu, kusursuz bir stüdyo sesinden çok müziğin oluşum sürecini duyuran bir karakter taşıyordu. Ancak sanatçı, deneysel müzikte karşılaştığı soyut anlatımların ardından daha belirgin melodilere ve şarkı formuna yönelme ihtiyacı duydu. Kendi ifadesiyle, dinlediği müzikte daha fazla nakarat ve duygusal açıklık arıyordu. Bu arayış, sonraki çalışmalarında şarkı yazarlığını daha merkezi bir konuma taşıdı.
İlk EP’lerden “Living” albümüne
Lewis’in ilk EP’si “Pleasure Is Everything”, 2021’in sonlarında yayınlandı. Güneydoğu Londra’daki Deptford’da, yaşadığı yüksek katlı apartman dairesinde hazırladığı kayıtlar, sanatçının bağımsız müzik sahnesindeki ilk çalışmalarını oluşturdu. Bu kayıtların ardından Nisan 2022’de yayınlanan “God Complex”, ilk EP’de ortaya çıkan ses dünyasını geliştirdi. Nina Cristante ile kaydettiği “Thinner” da aynı dönemin dikkat çeken çalışmalarından biri oldu.
İlk iki EP, Ekim 2024’te “Pleasure Is Everything / God Complex” adıyla bir araya getirilerek plak formatında yeniden yayınlandı. Bu derleme, Lewis’in erken dönem üretimini tek bir yayında toplarken sonraki albümlerinde belirginleşecek müzikal tercihlerin izini sürmek için de bir çerçeve oluşturdu.
Sanatçının ilk uzunçaları “Living”, 2023’te yayınlandı. Lewis’in daha doğrudan bir şarkı yazarlığı anlayışına yöneldiği bu albüm, ilk dönem kayıtlarının deneysel karakterini korurken melodiyi ve sözleri daha görünür hâle getirdi. Albümde gitar merkezli düzenlemeler, alçak perdeli vokaller ve kişisel gözlemlerle şekillenen sözler bir araya geldi. Şarkıların atmosferi, dinleyiciyi belirli bir olay örgüsüne yönlendirmek yerine farklı duygusal durumlar arasında dolaştırıyordu.
“Living”, Lewis’in uluslararası müzik basınının dikkatini çekmesinde de önemli rol oynadı. Pitchfork, albümü 2023’ün kış ve ilkbahar döneminde gözden kaçmış önemli kayıtları arasında değerlendirdi. Albümün ardından yayınlanan “Sparkles 22-24” ise sanatçının 2022-2024 dönemindeki çeşitli kayıtlarını bir araya getirdi. Bu çalışmalar, Lewis’in ilk uzunçalarından sonraki üretim sürecini izlemeyi mümkün kıldı.
Albümün çıkış noktası resim
Lewis’in şarkı yazarlığını farklılaştıran unsurlardan biri, müzik dışındaki sanat dallarını üretim sürecinin merkezine alması. Sanatçı, müzikten beslendiği kadar resimden de etkilendiğini belirtiyor. Londra’daki kütüphanelerde incelediği sanat kitaplarındaki görüntüler, kimi zaman bir şarkının başlığına, kimi zaman da parçanın taşıyacağı duyguya yön veriyor.
Bu yaklaşımın önemli referanslarından biri, Londra manzaralarıyla tanınan ressam Frank Auerbach. Auerbach’ın savaş sonrası dönemde kentin yapılarını ve inşaat alanlarını ele alış biçimi, Lewis’in şehri algılama ve seslerle ifade etme anlayışıyla kesişiyor. Ressamın yüzeyde oluşturduğu yoğun boya katmanları, müzisyenin gitarları ve farklı enstrümanları üst üste yerleştirerek meydana getirdiği ses dokusunu düşünmesine de yardımcı oluyor.
Lewis için bir şarkının belirli bir resmin dokusunu hatırlatması, doğrudan bir görüntüyü müziğe aktarmaktan farklı. Amaç, resimdeki duyguyu, yüzeyin yoğunluğunu veya görüntünün yarattığı çağrışımı ses aracılığıyla yeniden kurmak. Bu nedenle şarkılarındaki gitarlar yalnızca melodiyi taşıyan enstrümanlar olarak kalmıyor; bazen bir görüntünün arka planını, bazen de sözlerin açıkça anlatmadığı bir duyguyu belirginleştiriyor.
2025 tarihli albümün “Skeletons Coupling” adlı parçasının başlığı da sanatçının bu görsel referanslarla kurduğu ilişkinin örneklerinden biri. Başlık, fotoğrafçı Nan Goldin’in “Skeletons” adlı çalışmasına gönderme yapıyor. Lewis’in yorumunda parça, kayıp bir aşk üzerine düşünürken birbirine dolanan iki gitarın oluşturduğu ses yapısıyla ilerliyor. Böylece görsel sanatla kurulan ilişki, yalnızca albüm kapağında ya da tanıtım fotoğraflarında değil, doğrudan şarkıların yazım ve düzenleme sürecinde de karşılık buluyor.
Edebiyat da Lewis’in yaratıcı dünyasının temel bileşenlerinden. Şiir yazmaya genç yaşlarda başlaması, şarkı sözlerinde kesin bir anlatı kurmaktan çok farklı görüntüleri ve düşünceleri yan yana getirmesine katkıda bulunuyor. “Seventeen”, ergenlik dönemine ilişkin farklı insanlardan, karakterlerden ve genel izlenimlerden besleniyor. Sanatçının yaklaşımında şarkı, belirli bir kişinin yaşam öyküsünü baştan sona anlatmak yerine bir dönemin duygusal karmaşasını yakalamaya çalışıyor.
Londra: Beton, nehir ve gizli kıyılar
Lewis’in müziğini anlamak için Londra’yla kurduğu ilişkiyi de anlamak lâzım. Sanatçı, şehrin romantikleştirilmiş bir portresini çizmekten kaçınıyor. Yüksek katlı bir apartmanın 18’inci katında yaşadığını ve penceresinden gördüklerinin kendisine ilham verdiğini anlatan Lewis, kentin yalnızca kalabalık ve mimariden oluşmadığını; dikkatle bakıldığında doğayla karşılaşılabilecek küçük alanlar da barındırdığını vurguluyor.
Thames kıyısındaki küçük plajlar, yosunlu basamaklar ve yapıların arasında kalan yeşil alanlar, gözlem dünyasında özel bir yer tutuyor. Sanatçının 2025 tarihli albümünün kapağında da sık sık gittiği nehir kıyısındaki bir alan bulunuyor. Lewis burada yürüyüş yapıyor, suya taş atıyor ve gündelik hayatın yoğunluğundan uzaklaşmaya çalışıyor. Nehir, onun için yalnızca şehrin coğrafi bir unsuru değil, düşüncelerini düzenleyebildiği bir mekân.
Bu gözlemler, “Still Above” gibi parçalarda kentin daha soğuk ve huzursuz yüzüyle birleşiyor. Şarkıda Londra; rüzgâr, telefon ışıkları, beton ve insanın kendisinden uzaklaşamadığı duygularla anılıyor. “Tomorrow Is Perfect” ise daha hareketli bir müzikal akışa sahip olmasına rağmen huzursuzluğunu bütünüyle geride bırakmıyor. Lewis’in şarkılarında mekân, yalnızca olayların gerçekleştiği bir fon değil, anlatının duygusal yapısını belirleyen unsurlardan biri.
“Mark William Lewis”: A24 Music döneminin başlangıcı
Lewis’in kariyerinde 2025, A24 Music ile kurduğu ilişki nedeniyle ayrı bir önem taşıyor. Sinema yapımlarıyla tanınan A24’ün müzik yapılanmasıyla yayınladığı kendi adını taşıyan albüm, şirketin film müzikleri dışındaki ilk bağımsız sanatçı albümü oldu. Bu işbirliği, Lewis’in müziğinin sinematik niteliğiyle de örtüşen bir yayın ortamı yarattı.
12 Eylül 2025’te yayınlanan albümün yapımcılığını Lewis, uzun süredir birlikte çalıştığı Jamie Neville ile birlikte üstlendi. Mastering çalışması ise Christian Wright tarafından gerçekleştirildi. On iki parçadan oluşan albüm, önceki çalışmalarında belirginleşen gitar merkezli yapıyı korurken farklı enstrüman katmanları, değişken tempolar ve parçalı sözlerle daha geniş bir ses alanı oluşturuyor.
Albüm “Still Above” ile açılıyor. Ardından “Recent Future”, “Seventeen”, “Socialising”, “Tomorrow Is Perfect”, “Spit”, “Ugly”, “Skeletons Coupling”, “Petals”, “Brain”, “Silver Moon” ve “Ecstatic Heads” geliyor. Parça sıralaması, albümün tek bir duygusal çizgi üzerinde ilerlemediğini; daha hareketli bölümlerle içe dönük ve karanlık anların birbirini izlediğini gösteriyor.
“Still Above”, yankılı gitarları, vokal çizgisi ve üflemeli enstrümanlarla oluşturduğu atmosferle albümün ses dünyasını tanıtıyor. “Seventeen” ise gençlik, kendini tanıma ve dünyayı algılama biçiminin değişmesi üzerine kurulu bir anlatı taşıyor. Lewis, şarkının kendi yaşam öyküsünün doğrudan bir aktarımı olmadığını; ergenlik döneminden farklı kişilerin ve duyguların izlerini taşıdığını belirtiyor.
Albümün diğer parçalarında da anlatım, doğrudan ve açıklayıcı bir çizgi izlemiyor. “Spit” hastalık ve hatalarla, “Brain” ise pişmanlık ve telafi arzusuyla ilişkilendirilen imgeler taşıyor. Sözler, belirli bir hikâyenin bütün ayrıntılarını açıklamak yerine dinleyicinin kendi yorumuna açık boşluklar bırakıyor. Lewis’in alçak sesli vokali, gitarların ve diğer enstrümanların oluşturduğu katmanlarla birleşerek bu anlatım biçimini destekliyor.
A24 Music ile çalışmaya başladığında şirketin sinema alanındaki faaliyetlerini daha önce ayrıntılı biçimde takip etmediğini söyleyen Lewis, işbirliğini yalnızca başka bir bağımsız plak şirketiyle anlaşma olarak görmediğini belirtiyor. Sanatçıya göre bu ortaklık, birlikte yeni bir müzik alanı tanımlama olanağı taşıyor. A24’ün sinemada geliştirdiği görsel anlatım anlayışı ile Lewis’in resimlerden, kent manzaralarından ve edebiyattan beslenen müziği arasındaki kesişim de bu birlikteliğin dikkat çeken yönlerinden biri.
Bob Dylan’dan Neil Young’a uzanan izler
Lewis’in müziği, deneysel ve alternatif bir karakter taşısa da kökleri geleneksel şarkı yazarlığına uzanıyor. Babasının dinlediği Bob Dylan ve Neil Young, sanatçının çocukluğundan itibaren aşina olduğu müzisyenler arasında. Evde bulunan bir armonikayı eline alması ve kayıt sırasında vokal aralarında bu enstrümanı denemesi, daha sonra müziğinin ayırt edici özelliklerinden birine dönüşüyor.
Lewis, armonikayı kullanmaya başlamasını önceden tasarlanmış bir müzikal tercih olarak anlatmıyor. Enstrümanı çalmanın ve kayıtlarda denemenin eğlenceli geldiğini, derin vokaliyle armonikanın daha tiz sesi arasındaki karşıtlığın doğal biçimde işlediğini belirtiyor. Türlerin tarihsel çağrışımlarından çok, bir enstrümanın sesinin parçaya ne kattığıyla ilgileniyor.
Gitar alanında ise The Durutti Column grubunun kurucularından Vini Reilly’nin çalışmaları, sanatçının referansları arasında. Reilly’nin 1987 tarihli “The Guitar and Other Machines” albümündeki gitar yaklaşımı, Lewis’in enstrümanın ses rengini ve katmanlarını değerlendirme biçimiyle ilişkilendiriliyor. Lewis’in müziğinde geleneksel folk ve rock öğelerinin deneysel düzenlemelerle bir araya gelmesi, bu farklı etkilerin tek bir türün kurallarına bağlı kalmadan kullanılmasına olanak sağlıyor.
2024’te New Yorklu rapçi MIKE’ın “Burning Desire” albümünde yer alan “Let’s Have a Ball” parçasına katkıda bulunması da Lewis’in müzikal işbirliklerinin farklı türlere uzandığını gösteriyor. Nina Cristante ile “Thinner” çalışmasında kurduğu ortaklıkla birlikte bu örnekler, sanatçının yalnızca kendi solo üretimine odaklanmadığını ortaya koyuyor.
15 Ekim’de Fiba Salon İKSV’de
Mark William Lewis, kendi adını taşıyan “Mark William Lewis” albümünü merkezine alan turnesi kapsamında 15 Ekim Perşembe günü İstanbul’da dinleyici karşısına çıkacak. Fiba Salon İKSV’de saat 21.30’da başlayacak konserin kapıları 20.30’da açılacak. Etkinlikte 18 yaş sınırı uygulanıyor.
Londra’nın bağımsız müzik çevresinde başlayan kariyerini uluslararası bir yayın ağına taşıyan Lewis’in İstanbul konseri, ilk EP’lerinden “Living” albümüne ve A24 Music dönemine uzanan üretimini sahnede buluşturacak. Deneysel rock, lo-fi kayıt estetiği ve dream pop öğelerinin kesiştiği müziği, sanatçının sözlerle, enstrümanlarla ve ses dokularıyla kurduğu ilişkinin canlı performanstaki karşılığını dinleyiciyle paylaşacak.
Etiketler: A24 Music Mark William Lewi İKSV


