Londra yeraltının kült ismi bar italia, Salon İKSV’de
Modern müziğin tanımlara direnen, bilinçli biçimde bulanık bırakılmış sınırlarında dolaşan bar italia, 12 Şubat’ta Salon İKSV sahnesinde İstanbul’la buluşuyor. +1 sunumuyla gerçekleşecek konser, Londra’nın yeraltı sahnesinde filizlenen lo-fi estetiğin Galata’nın tarihî dokusuyla kuracağı karanlık ve yoğun bir temas.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Nina Cristante, Jezmi Tarik Fehmi ve Sam Fenton’dan oluşan üçlü bar italia, müzik dünyasında gizem kavramını bir pazarlama aracı olmaktan çıkarıp neredeyse bir yaşam biçimine dönüştüren ender gruplardan.
Grup,2010’ların sonlarında Londra’nın Güney ve Doğu yakasındaki küçük ev stüdyolarında, Sam Fenton ve Jezmi Tarik Fehmi’nin Double Virgo projesinden taşıdıkları minimal, post-punk ve slowcore eksenli yaklaşımı daha serbest, daha bulanık bir forma dönüştürme arzusuyla filizlendi. Projeye Londra sanat sahnesinde video sanatı ve heykel çalışmalarıyla tanınan Nina Cristante’nin katılmasıyla birlikte grup, yalnızca müzikal değil kavramsal olarak da bir kolektif kimlik kazandı. Üçlü, kariyerinin ilk dönemlerinde bilinçli biçimde görünmez kalmayı, fotoğraf paylaşmamayı, röportaj vermemeyi ve biyografik bilgileri minimumda tutmayı tercih ederek dinleyiciyi yalnızca sesle baş başa bırakmayı amaçladı; bu tavır, prodüktör Dean Blunt’ın kurduğu ve Londra’nın en “anti-pop” plak şirketlerinden biri olarak görülen World Music etiketiyle örtüşen bir estetik anlayışın parçasıydı.
Çağdaş bir sanat projesi
bar italia’nın diskografisi, yeraltı üretim refleksini yansıtan erken dönem mini albümlerden Matador döneminin büyük stüdyo kayıtlarına uzanan geniş bir hat çiziyor. 2021-2022 arasında yayınlanan “Bedhead”, “Angelic Stillness” ve “Quarrel”, “BAR ITALIA / Double Virgo - Split Release” gibi World Music çıkışlı projeler, grubun lo-fi estetiğini şekillendirirken; 2022’de World Music bünyesinde yayınlanan “Quarrel” ile yeraltı sahnesinde dikkat çeken grup, 2023’te bağımsız müziğin en prestijli etiketlerinden Matador Records (Interpol, Pavement, Queens of the Stone Age gibi isimlerin yuvası) ile anlaşarak uluslararası ölçekte görünürlük kazandı. Aynı yıl yayınlanan “Tracey Denim” ve “The Twits” albümleriyle ‘90’ların indie-rock, shoegaze ve slowcore mirasını günümüzün huzursuz atmosferiyle birleştiren özgün dilini daha geniş kitlelere taşıdı. 2024 tarihli “Small Talk” ise bar italia’nın melodik yönünü biraz daha öne çıkarırken, bilinçli hamlık ve lo-fi karakterinden ödün vermediğini gösterdi. Nina Cristante, Jezmi Tarik Fehmi ve Sam Fenton’dan oluşan kadro, kolektif şarkı yazım süreci, üçlü vokal dinamiği ve analog ağırlıklı ses estetiğiyle bar italia’yı yalnızca bir rock grubu değil, ses, performans ve görselliği bir araya getiren çağdaş bir sanat projesi hâline getiriyor.
Kasıtlı ‘hata payı’
bar italia’nın müzikal dünyası, ‘90’lar indie-rock mirasını, shoegaze’in bulanık katmanlarını, post-punk’ın huzursuz enerjisini ve slowcore’un içe kapanıklığını tek potada eritiyor. Ancak bu referanslar, nostaljik bir tekrar hissi yaratmak yerine günümüzün kaygılı ve klostrofobik ruh hâliyle yeniden şekilleniyor. Tracey Denim ve The Twits gibi albümleriyle Pitchfork, NME ve benzeri önemli mecraların radarına giren grup, özellikle ‘vurgusuz’ vokal estetiği, ani tempo kırılmaları ve bilinçli olarak ‘tamamlanmamış’ hissi veren düzenlemeleriyle dikkat çekiyor.
Üç vokalistin dönüşümlü ve hiyerarşisiz kullanımı, bar italia’nın en ayırt edici özelliklerinden biri. Nina Cristante’nin donuk, performatif ve soyut vokal yaklaşımı; Jezmi Tarik Fehmi’nin kırılgan ama melodik tonu; Sam Fenton’ın daha karanlık ve bariton rengiyle birleştiğinde ortaya, klasik bir şarkı formundan çok iç içe geçmiş iç monologları andıran bir yapı çıkıyor. Bu yapı, grubun şarkılarını parçalı bir bilinç akışı gibi hissettiriyor
Lo-fi estetik, bar italia için bilinçli bir ses mimarisi. Jezmi ve Sam’in yoğun chorus, delay ve analog vibrato pedallarıyla oluşturduğu dalgalı gitar tonları, sanki suyun altından geliyormuş hissi veren bir bulanıklık yaratıyor. Dijital pürüzsüzlükten özellikle kaçınan grup, vintage tüplü amfilerin doğal doygunluğunu ve harmonik distorsiyonunu tercih ederek sese sıcak ama rahatsız edici bir karakter kazandırıyor. Salon İKSV’nin kompakt ve dinleyiciyle yakın temas kuran akustiği, bu ‘oda gürültüsü’nün - amfi vızıltısından vokal nefeslerine kadar - tüm detaylarıyla hissedilmesine olanak tanıyacak.
Grubun “Nurse!” ve “Punkt” gibi parçaları, bar italia’nın neden sadece bir rock grubu değil, aynı zamanda bir tür modern sanat projesi olarak görüldüğünü açıkça ortaya koyuyor. “Nurse!”te shoegaze’e göz kırpan katmanlı gitarlar ve soğuk vokaller ön plandayken, “Punkt”ta post-punk kökenli daha ritmik ve kemikleşmiş bir yapı hissediliyor. Ancak her iki parçada da ortak olan unsur; akorttan hafifçe kayan gitarlar, beklenmedik duraksamalar ve yarım bırakılmış hissi veren melodilerle kasıtlı bir ‘hata payı’.
Galata’nın kalbi
bar italia’nın estetik dünyasında görsellik de müzik kadar önemli bir yer tutuyor. Nina Cristante’nin video sanatı ve heykel geçmişi, grubun kliplerine ve sahne tavrına doğrudan yansıyor. Düşük çözünürlüklü, bazen neredeyse güvenlik kamerası görüntüsünü andıran videolar; sahnede sergilenen donuk ya da aşırı dramatik beden diliyle birleşerek konserleri bir tür ‘canlı heykel performansı’na dönüştürüyor.
12 Şubat Perşembe gecesi kapıların 20.00’de açılacağı Salon İKSV’de yaşanacak buluşma, İstanbul’daki müzikseverler için yalnızca popüler bir grubu izlemekten ibaret olmayacak. +1 sunumuyla 20.30’da başlayacak konser, günümüz bağımsız müziğinin en filtresiz, en dürüst ve en kusurlu hâline tanıklık etme fırsatı sunacak. Salon’un duvarlarında yankılanacak her nota, Londra yeraltı sahnelerinden Galata’nın kalbine uzanan görünmez bir kültürel hattın parçası olacak.


