Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Makamın izinde, udun peşinde

Makamın izinde, udun peşinde

Makamın izinde, udun peşinde30 Kasım 2025 - 03:11
Udun sesiyle makamın derinliğini Londra’dan dünyaya taşıyan sanatçı: Baha Yetkin.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Türk müziğinin köklü geleneğini modern yorumlarla harmanlayan Baha Yetkin, 2003’ten bu yana ud icrasındaki ustalığıyla tanınıyor. 
 
İstanbul’da başlayan müzik yolculuğu, sanatçıyı flamenko ile makamı buluşturan öncü bir isim olarak İspanya’ya, ardından Londra’ya taşıdı. Bugün hem sahnede hem de eğitim alanında Türk müziğinin evrensel dilini kurmaya çalışan Yetkin; albümleri, YouTube içerikleri ve İngilizce yazılmış ilk Türk ud metodu kitabıyla kültürler arası bir köprü kuruyor. 
 
Sanatçının müzikteki 25 yıllık serüvenini ve gelecek planlarını konuşmak için bir araya geldik.
 
 
Yaklaşık 10 yıldır İngiltere’de yaşıyor ve Türk müziğini uluslararası sahnelere taşıyorsunuz. Bu kültürel yolculuk nasıl başladı? Türkiye’den Londra’ya uzanan bu süreçte müziğiniz nasıl evrildi?
 
Bu yolculuğun temeli 2014 yılında, flamenko müziğini ud ile icra etmek üzere İspanya’ya davet edilmemle başladı. Bu alanda oraya giden ilk Türk müzisyen oldum. Orada akademisyenlerle ve usta icracılarla yaptığımız sohbetler, bana müziğimi geliştirme ve farklı kültürlerde yeniden düşünme fikrini verdi. Sonrasında hocalarımla da görüşerek müzikal vizyonumu genişletebilmek için Berlin, Paris ya da Londra arasında bir seçim yapmaya karar verdim. Daha önce dil okulu için Cambridge’e geldiğimden İngiltere’ye dair bir deneyimim vardı ve bu da Londra’yı tercih etmemde etkili oldu. Buraya geldiğimden beri müziğimin daha modern bir dile kavuştuğunu, ama geleneksel köklerinden hiçbir şey kaybetmediğini söyleyebilirim. Her defasında Türk müziğinin ne kadar derin ve zengin bir miras olduğunu yeniden fark ediyorum. Bu topraklarda doğup bu kültürle büyümüş olmak büyük bir şans.
 
“The Makam-Oud” albümünüzde altı farklı makam üzerinden doğaçlama performanslar sunuyorsunuz. Bu albümün yaratım süreci nasıl gelişti? Canlı ve tek seferlik kayıtlar tercih etmenizin özel bir nedeni var mı?
 
Albüm, sevgili Levent Güneş’in Türk enstrümanlarını tanıtan bir doğaçlama serisi fikrinden doğdu. Seride udun temsil edilmesi bana nasip oldu. Kayıtları canlı ve tek seferde yapmamızın nedeni, müziğin doğallığını ve hissini korumak, o anda doğan enerjiyi bozmamaktı. Böyle bir kayıt tecrübe gerektiriyor elbette. Öğrencilik yıllarımda eski ustaların plaklara tek seferde yaptıkları kayıtları konuşurduk. Bugün ben de aynı şekilde kayıt yapabiliyorsam, bu benim için büyük bir onur ve gurur kaynağı.
 
 
Makam müziği gibi derin bir yapıyı çağdaş dinleyiciye ulaştırırken nasıl bir anlatım dili benimsiyorsunuz? Çağdaş icra ile geleneksel icra arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
 
Makam müziğini anlatırken mümkün olduğunca sade bir dil kullanmaya çalışıyorum. İnsanların zihinlerinde canlandırabilecekleri benzetmeler yapıyorum. YouTube’daki videolarımda da bunu sürdürüyorum; izleyicilerin geri bildirimlerinden bu yöntemin işe yaradığını görüyorum.
 
İcra konusunda ise duruma göre yaklaşım değişiyor. Eğer sahne geleneksel bir yorum gerektiriyorsa, elbette usulünce çalıyorum. Ancak daha modern veya çağdaş bir projedeysem, udun sesini o müziğin içinde nasıl daha anlamlı ve etkileyici kullanabileceğimi düşünerek çalıyorum.
 
Müzikaller buna güzel bir örnek. Benden ud çalmamı bekliyorlar ama bunu o müzikalin tınısına zarar vermeden, udun mistik ve derin sesini o yapının içine yerleştirerek yapmam gerekiyor.
 
YouTube kanalınızda makam müziğini geniş kitlelere ulaştırıyorsunuz. Bu platform sizin için nasıl bir eğitim alanı oldu?
 
Yaklaşık 15 yıldır on-line dersler veriyorum. YouTube’a yönelmem pandemi döneminde oldu. ‘Evde oturmak yerine insanlara nasıl faydalı olabilirim?’ diye düşündüm ve makamlara dair videolar hazırlamaya başladım. YouTube’daki içeriklerim gibi kapsamlı bir kaynak hâlâ çok az. İzleyiciyle kurduğum bağın sebebi de makamlara dair bilgiyi ilk kez bu kadar açık ve örnekli şekilde anlatıyor olmam. Videolarda samimi bir dil kullanıyorum, akademik bir endişem yok; bu da izleyicilerin benimle daha kolay bağ kurmasını sağlıyor. Gelen mesajlar da bu samimiyetin karşılık bulduğunu gösteriyor.
 
“Türk Ud Metodu-Volume 1” adlı kitabınız dünyada İngilizce yazılmış ilk Türk ud metodu. Bu çalışmayı hazırlarken hangi ihtiyaçtan yola çıktınız?
 
Bu fikir, Londra’ya taşındıktan sonra yabancı öğrencilerimin artmasıyla ortaya çıktı. Türkiye’de hiç kimse İngilizce bir ud metodu hazırlamamıştı. Tabii ki sevgili Mutlu Torun’un metodundan hepimiz faydalanıyoruz ama öğrencilerim Türkçe bilmediği için kendi ders materyalimi İngilizce hazırlamak zorunda kaldım. Yıllar içerisinde biriken notlarımı ve egzersizlerimi düzenleyip sistematik hale getirerek bu kitabı hazırladım. Hâlen, serinin ikinci cildi üzerinde çalışıyorum.
 
2003’ten bu yana 1000’i aşkın ud öğrencim oldu; bu kitapla birlikte birçok yabancı müzisyene Türk üslubunda ud çalmayı öğretmekten büyük mutluluk duyuyorum.
 
 
 Londra’daki konserlerinizde Yeşilçam müziklerinden klasik eserlere uzanan geniş bir repertuvar sunuyorsunuz. Bu çeşitlilik sizin için ne ifade ediyor?
 
Bu çeşitlilik aslında bizim kültürümüzün içinde var. Ben sadece bunun tanıtımında bir aracıyım.
Tematik konserler dinleyicinin ilgisini daha çok çekiyor. Örneğin, ‘Türk Müziği Konseri’ başlığına göre’“Dede Efendi Konseri’ gibi spesifik temalar çok daha fazla ilgi görüyor. Bu da gösteriyor ki insanlar bir hikâye, bir tema etrafında müziği daha derin bir şekilde deneyimliyor.
 
 
Makam müziği atölyelerinde farklı kültürlerden müzisyenlerle çalışıyorsunuz. Bu etkileşimler size neler katıyor?
 
Atölyelerde en çok hoşuma giden şey, katılımcıların çok farklı sorular sorması. Bu, beni hem öğretmen olarak hem müzisyen olarak canlı tutuyor. Her biri farklı kültürden geldiği için bazen en basit fikri bile farklı şekillerde anlatmak gerekiyor. Bu çeşitlilik müzikal düşünceyi geliştiriyor, ufkumuzu genişletiyor ve makam müziğine evrensel bir bakış kazandırıyor.
 
Besteci kimliğinizle de üretim yapıyorsunuz. Son dönemdeki teklileriniz hangi temalar üzerine?
 
Bestecilik yönüm Londra’ya taşındıktan sonra daha çok görünür hale geldi diyebilirim. Her bestem bir hikâye anlatıyor, bir duyguyu ya da anıyı müzikle ifade ediyor. Son iki teklim, ‘Uzak Diyarlar’ ve ‘Denizin Kıyısında’, tamamen kişisel temalar etrafında şekillendi. ‘Uzak Diyarlar’ eşimle ülkemizden uzakta, Londra’da tanışıp birlikte yeni bir hayat kurmamızı anlatıyor. ‘Denizin Kıyısında’ ise benim için çok özel bir anlam taşıyor: Bir yandan müzikteki 25. yılımı simgeliyor; bu uzun yolculukta müziğin sonsuz denizinde bir kıyıda durup geriye bakmak gibi… Diğer yandan da eşime olan sevgimi ve onunla yaşadığım derin bağı, yani aşkı anlatıyor. Genel olarak bakarsak, kişisel duygular müziğimin merkezinde yer alıyor.
 
 
 
Ud sizin için sadece bir enstrüman değil, bir anlatım aracı. Udun sesiyle neleri ifade etmeye çalışıyorsunuz?
 
Kesinlikle öyle. Ud, benim için kalbimden ve zihnimden geçenleri titreşime dönüştürme aracı.
İnsanların ruhuna, kalbine dokunmak istiyorum. Eğer müziğimle birinin iç dünyasına ulaşabiliyorsam, bu benim için en büyük mutluluk. Bu kadar karmaşık bir dünyada, insanlara huzur ve güzellik sunabilmek paha biçilemez bir duygu.
 
Genç müzisyenlere makam müziğiyle ilgilenmeleri konusunda ne önerirsiniz?
 
Yeni kuşaklara kültürümüzü aktarmak için elimden geleni yapıyorum. Onlardan isteğim, bu müziği anlamaya, özümsemeye çalışmaları. Biz çok büyük bir müzik mirasının üzerindeyiz. Popüler kültürün geçici cazibesine kapılıp bu zenginliği göz ardı etmemeliler. Yüzyıllar önce yazılmış eserleri hâlâ hep birlikte söyleyebiliyoruz ama geçen yıl çıkan pop şarkılarını kimse hatırlamıyor. Bu fark bile bizim kültürümüzün ne kadar derin olduğunu anlatmaya yeter.
 
 
Geleneksel müzik icra ediyorsunuz ama modern, dijital yöntemlerle yayıyorsunuz. Bu duruma nasıl bakıyorsunuz?
 
Bir akustik müzisyen olarak gönlüm, müziğin tamamen doğal kalmasından yana ama günümüz şartlarında dijitalden kaçmak mümkün değil. Sadece albümler değil, sahnede kullandığımız ekipmanlar bile dijitalleşti. Artık kimse CD ya da kaset almıyor; müzik herkesin cebinde. Bu nedenle biz sanatçılar da dinleyicilerimize ulaşabilmek için dijital platformlarda var olmak zorundayız.
 
Yakın gelecekte Türkiye ile ilgili konser ya da projeleriniz olacak mı?
 
Evet; 2026 için planladığım bazı konserler, atölye çalışmaları ve gençlere yönelik konuşmalar var.
Tüm duyuruları sosyal medya hesaplarımdan paylaşacağım, oradan takip edebilirler.
 
 
Baha Yetkin’in müziği, makamın derinliğini çağdaş bir anlatımla buluşturan bir yolculuk. Udun tınısıyla kültürler arasında köprü kuran sanatçı hem sahnede hem dijital platformlarda Türk müziğinin zenginliğini dünyaya tanıtmayı sürdürüyor. Geleneksel mirası korurken modern yöntemleri benimseyen Yetkin, genç kuşaklara da bu müziğin değerini aktarmak için çabalıyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye’deki konser ve atölye planlarıyla dinleyicileriyle yeniden buluşmaya hazırlanan sanatçı, “makamın izinde, udun peşinde” yoluna devam ediyor.
 
 
Etiketler: ud  Baha Yetkin  müzik  sanat