Manifest’in altı üyesi birden Grammy’de oy kullanacak
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Manifest için kariyerinin henüz başında gelen önemli bir uluslararası adım daha. Big5 Türkiye projesiyle kurulan grubun altı üyesi, Recording Academy’nin 2026 Üyelik Sınıfı kapsamında ‘Voting Member’ olarak kabul edildi. Böylece Mina Solak, Lidya Pınar, Esin Bahat, Hilal Yelekçi, Zeynep Sude Oktay ve Sueda Uluca, Grammy Ödülleri’nin yalnızca izleyicisi değil, uygun oldukları alanlarda adayların ve kazananların belirlenmesine katılan müzik profesyonelleri arasında yer alacak.
Altı üyenin tamamı akademide
Manifest’in altı üyesinin tamamının aynı dönemde ‘Voting Member’ statüsü kazanması, grubun üyeliğini özellikle dikkat çekici kılıyor. 24-25 Ağustos 2026 tarihlerinde duyurulan gelişmeyle birlikte grubun altı üyesi ayrı ayrı Recording Academy’nin oy hakkına sahip üyeleri arasına dahil edildi. Bu üyelik, yalnızca grubun adına alınmış sembolik bir temsil değil; üyelerin bireysel olarak Academy’nin oylama sistemine katılması anlamına geliyor.
Recording Academy, Grammy kazananlarının küçük ve sabit bir jüri tarafından seçilmediğini, kararların müzik yaratıcılarından oluşan oy veren üyelerin katıldığı akran değerlendirmesiyle belirlendiğini açıklıyor. Academy’nin resmi süreçlerinde ilk tur oylama adayları belirlerken, final turu Grammy sahiplerini belirliyor.
Grammy üyeliği ne anlama geliyor?
Recording Academy üyeliği ile Grammy adaylığı birbirinden farklı süreçler. Manifest üyelerinin Academy’ye kabul edilmesi, grubun Grammy adayı olduğu ya da bir ödüle aday gösterildiği anlamına gelmiyor. Üyelik, uygunluk kriterlerini karşılayan kayıtlar için Grammy değerlendirme sürecine eser sunabilmelerinin ve oy veren üyeler olarak diğer müzik yaratıcılarının çalışmalarını değerlendirebilmelerinin önünü açıyor. Recording Academy’nin üyelik yapısında ‘Voting Membership’; sanatçılar, söz yazarları, yapımcılar, mühendisler, enstrümantalistler ve kayıt endüstrisinde aktif diğer müzik yaratıcılarını kapsıyor.
Grammy’ye aday olacak çalışmaların ayrıca ayrı bir başvuru süreci bulunuyor. Recording Academy’nin 69. Grammy Ödülleri için açıkladığı takvimde uygun üyeler ve kayıtlı medya şirketleri, belirlenen çevrimiçi başvuru döneminde eserlerini değerlendirmeye sunabiliyor. Ardından Recording Academy Awards Department bir uygunluk incelemesi gerçekleştiriyor; eserler daha sonra türlere göre oluşturulan uzman tarama komitelerinden geçerek doğru kategorilere yerleştiriliyor ve ilk tur oylamaya sunuluyor.
Türkiye’nin Grammy’deki temsili genişliyor
Manifest, Big5 Türkiye projesinin ardından altı üyeli kadrosuyla müzik dünyasına adım attı. Mina Solak, Lidya Pınar, Esin Bahat, Hilal Yelekçi, Zeynep Sude Oktay ve Sueda Uluca’dan oluşan grup, ilk teklisi “Zamansızdık”ı 2025’te yayınladı. Ardından “Arıyo”, “KTS” ve “Snap” geldi. İlk albümleri “Manifestival” de aynı yıl dinleyiciyle buluştu. Grubun Ajda Pekkan ile gerçekleştirdiği “Hileli” düeti ve 2026’da yayınladığı “Toz Pembe” de Manifest’in son dönem çalışmalarının öne çıkan başlıkları arasında.
Manifest’in altı üyesinin ‘Voting Member’ statüsü kazanması, Türkiye’den Recording Academy’ye dahil olan müzik profesyonellerinin sayısının da artması anlamına geliyor. Ağustos 2026’da All Stars Music Türkiye ile Recording Academy iş birliği kapsamında Türkiye’de yaşayan ilk Türk müzik yaratıcılarının Academy üyelik sürecine dahil edildiği duyuruldu. Euronews, bu kapsamda Büşra Kayıkçı, Edis, Hadise, Kum, Mabel Matiz, Mert Demir, Melike Şahin, Murat Ertel, Orkun Tunç, Ozan Doğulu, Sıla, Toygar Işıklı ve Manifest’i içeren 13 isimlik bir liste açıkladı.
Daha önce ‘Voting Member’ statüsüne kabul edilmiş Alper Tuzcu, Ayşe Deniz Gökçin, Sırma Munyar, Oytun Ersan, Murat Ses, Esin Aydıngöz, Ela Öztürk, Armağan Durdağ, Utar Artun ve Başak Yavuz’la birlikte Türkiye’yi temsil edem müzisyen sayısı 28’e ulaştı.
Recording Academy’nin küresel üyelik politikasında da farklı ülkelerden ve disiplinlerden müzik yaratıcılarının kuruma dahil edilmesi özellikle vurgulanıyor. 2026 üyelik davetleri dünya genelinde 4 binden fazla müzik yaratıcı ve sektör profesyoneline gönderildi. Yeni üyeler, müzik endüstrisinin geleceğine ilişkin çalışmalara katılmanın yanı sıra Grammy’nin akran oylamasında görev alabiliyor.
Manifest açısından ise gelişmenin en dikkat çekici tarafı, grubun henüz ikinci yılı dolmadan uluslararası müzik endüstrisinin en önemli kurumlarından birinin karar mekanizmasına dahil olması. Altı üyenin aynı anda oy veren üye statüsü kazanmasıyla Manifest, Grammy sürecinde Türkiye’yi temsil eden yeni kuşağın dikkat çekici gruplarından biri olarak yerini aldı.
Biz vurdukça yükseliyorlar
Manifest’in hikâyesini yalnızca bir başarı öyküsü olarak anlatmak mümkün değil. Grubun yükselişi, Türkiye’de popüler kültür alanında yaşanan başka bir çelişkiyi de görünür kılıyor. 2025’te İstanbul’daki konserlerinin ardından grup üyeleri hakkında soruşturma açıldı, konser görüntülerine ‘milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması’ gerekçesiyle erişim engeli getirildi ve Türkiye turneleri iptal edildi. 2026 Ağustos’unda ise grubun kurucusu ve menajeri Tolga Akış gözaltına alınarak hakkında tutuklama kararı verildi.
Bütün bunlara karşın Manifest’in yükselişi durmadı. Mayıs ayında Madonna, Lady Gaga, David Bowie, The Rolling Stones ve Celine Dion gibi yıldızlarla çalışmış uluslararası konser organizatörü ve menajer John Giddings, Manifest’i İstanbul’da sahnede izledikten sonra grupla global temsilcilik anlaşması yaptı. Giddings’in ardından grubun uluslararası konser takvimi de hızla genişledi. Grup, 31 Temmuz 2026’da Kosova’da dünyaca ünlü şarkıcı Dua Lipa tarafından düzenlenen Sunny Hill Festival’de sahne aldı. 16 Ekim 2026’da ise Londra’daki OVO Arena Wembley’de ilk İngiltere konserini vermeye hazırlanıyor. Konser, mekânın resmi takviminde grubun ilk UK gösterisi olarak duyuruldu. Daha da çarpıcı olanı, bütün bu hikâyenin Netflix tarafından belgeselleştiriliyor olması. Platform, Manifest’in Londra’daki OVO Arena Wembley konserine uzanan hazırlık sürecini ve grubun bu yolculuğunu bir belgesele dönüştürüyor. Henüz ikinci yılını doldurmamış bir grubun hikâyesi, Türkiye’deki tartışmaların ötesine geçerek uluslararası bir yayın platformunun içeriğine dönüşüyor.
Manifest’in Türkiye’deki karşılığını dijital platformlardaki rakamlar da ortaya koyuyor. Grubun Spotify’da aylık dinleyici sayısı 7,4 milyonu aşarken YouTube’daki resmi kanalın ise 2,67 milyon abonesi ve 3,8 milyardan fazla görüntülenmesi bulunuyor. Grubun Instagram hesabı 1,5 milyonun üzerinde, TikTok hesabı ise 816 binin üzerinde takipçiye ulaşmış durumda; TikTok’taki toplam beğeni sayısı 29 milyonu aşıyor.
Üstelik Manifest’in Türkiye’deki karşılığı yalnızca dijital dinlenme rakamlarından ibaret değil. Grup, kendi adını taşıyan Manifestival’ı bir konserden öteye taşıyarak Türkiye’de sanatçı merkezli festival anlayışının dikkat çekici örneklerinden birini oluşturdu. 2026’da Ankara ve İstanbul’da düzenlenen Manifestival’ın İstanbul ayağında üç gün boyunca yaklaşık 150 bin müziksever bir araya geldi. 2026 yazı boyunca Bodrum, Kuşadası ve İzmir konserlerinin yanı sıra Almanya ve Londra konserler vermeye devam eden grubun kendi verilerine göre Manifestival ve başlık konserleri toplamında ulaşılan biletli izleyici sayısı 250 bini aştı.
Yaman çelişki
Tam da burada büyük bir soru ortaya çıkıyor. Bir yandan T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) tarafından yürütülen GoTürkiye üzerinden Türkiye’nin kültürel ve turistik değerleri dünyaya anlatılıyor; Türkiye markasının uluslararası görünürlüğünü artırmak için reklam filmleri, dijital kampanyalar ve farklı yapımlar devreye sokuluyor. GoTürkiye’nin 2026’da “So Turkish, Go Turkish” reklam filmi ile “Antalya Gambit” adlı mini dizisi US International Awards’tan Silver Award alırken, “İstanbul My Love” finalist oldu.
Aynı yaklaşım televizyon dizileri için de devlet politikası düzeyinde ele alınıyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın 28 Ağustos 2026’da düzenlediği “Türkiye Markasının Küresel Anlatısı: Türk Dizileri” programında, Türk dizilerinin 170’ten fazla ülkeye ihraç edildiği, bir milyardan fazla tekil izleyiciye ulaştığı ve Türkiye açısından önemli bir kamu diplomasisi aracı hâline geldiği vurgulandı.
Ayrıca İstanbul’un dünya yıldızlarının turne rotalarında giderek daha fazla yer aldığı, konserlerin de turizm ve kent ekonomisine katkı sağlayan önemli bir alana dönüştüğü Türkiye’de artık bir konser ekonomisinden söz ediliyor.
Diğer yandan kendi adına festival düzenleyip on binlerce, hatta yüz binlerce kişiyi bir araya getirebilen, dünyaya açılarak Kosova’daki Sunny Hill Festival’de sahne alan, uluslararası konser endüstrisinin önde gelen isimlerinden John Giddings ile global temsil anlaşması yapan, global müzik sahnesinin prestijli mekanlarından Londra’daki OVO Arena Wembley’de sahne almaya hazırlanan ve daha ikinci yılını bile doldurmadan Grammy’leri dağıtan Recording Academy’nin oy veren üyeleri arasına girmeyi başaran gencecik bir müzik grubunun Türkiye’deki konserleri soruşturmalar ve erişim engelleriyle karşılaşıyor; grubun kurucusu ve menajeri tutuklanıyor.
İşte asıl çelişki burada. Bir yandan Türkiye’nin kültürünü, sanatını ve yaratıcı sektörlerini dünyaya taşımak, ülkenin küresel görünürlüğünü ve kamu diplomasisini güçlendirmek için politikalar geliştiriyoruz; diğer yandan tam da bu görünürlüğü kendi üretimleriyle sağlayabilecek genç sanatçılarla içeride çatışıyoruz.
Üzerinde düşünmemiz gereken, Manifest’in nasıl bu kadar hızlı yükseldiğinden çok, kültürünü ve yaratıcı gücünü dünyaya anlatmak isteyen bir ülkenin kendi ülkesinde bu gücü yaratan genç sanatçılarına neden aynı ölçüde alan açamadığı. Dünya sahnesine çıkan her başarıyı Türkiye’nin kültürel gücünün bir göstergesi olarak anlatırken, o başarıyı üreten sanatçıların burada karşılaştığı engelleri nereye koyacağız?
Türkiye’nin dünyaya anlattığı hikâyeyle kendi sanatçılarına yaşattığı gerçeklik arasındaki bu yaman çelişkiyi ne yapacağız?


