Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Mardin'in yakın ve uzak hikâyeleri

Mardin'in yakın ve uzak hikâyeleri

Mardin'in yakın ve uzak hikâyeleri15 Mayıs 2024 - 03:05
Altıncı Mardin Bienali, küratör - sosyolog Prof. Dr. Ali Akay’ın hiyerarşi gözetmeyen tavrıyla 40’a yakın uluslararası sanatçıyı tarihi mekânlara konuk etti. Kente saçılan sürpriz, eleştirel projeler ise bienale alternatif bir tarih, akıl ve duygu güzergâhının mıknatısları oldu.
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com
 
Direktörlüğünü Döne Otyam ve Hakan Irmak'ın üstlendikleri 6'ncı Mardin Bienali, kentin 'atardamarı' '1. Cadde'si ve çeperini sürprizli adreslerde etkisi altına alan görkemli uğultusuyla, yine başladı. Uluslararası konuklarıyla 40'ın üzerinde sanatçıyı bir araya getiren Bienal, açılışıyla İstanbul, İzmir, Ankara ve yurt dışından birçok kültür - sanat simasını da kente çekmeyi başardı.
 
Sözgelimi, Bienal açılışının yapıldığı 10 Mayıs Cuma akşamı - etkinliğe komşu ve destekçi - İzala Hotel teras katında Mezopotamya ovasına hakim bahar serinliği ve kasvetine tanık cömert açık büfede, adeta ‘iğne atılsa yere düşmeyecek’ ilgi ve yarattığı olumlu atmosfer gözden kaçmadı. 
 
 
Buluşmaya Murathan Mungan’dan Ayşe Erkmen’e, Serkan Özkaya’dan Ali Akay’a, Çelenk Bafra’dan Cevdet Erek ve Ali Kazma’ya, Ekmel Ertan’dan İnci Eviner’e, Seza Paker’den Ali Kazma’ya, Derya Yücel’den Ebru Nalan Sülün ve Ahmet Ergenç’e, pek çok isim ilgi gösterdi. 
 
Mardin Bienali açılışına ilgi gösterenlerden biri de Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ahmet Türk’tü.Türk’ün lüks siyah özel makam aracı ve korumalarıyla Mardin Birinci Cadde’de yaptığı bienal ziyareti, bölgeye bienal için İstanbul ve diğer kentlerden gelen sanatçı, yazar ve eleştirmenlerce sempati ve ilgiyle karşılandı.
 
 
 
Ahmet Türk Bienal ziyaretinde etkinlik direktörü Döne Otyam ile..
 
İstanbul’u Mardin’de buluşturan yoğunluk
 
Özellikle son bir kaç yılda pandemi, ekonomik kriz, yerel seçim tansiyonu veya İstanbul Bienali’nin yönetim ve uygulama eleştirisiyle ertelenmesi gibi birçok nedenden ötürü bir türlü bir araya gelemeyen kültür sanat camiası, Mardin Bienali ile devasa bir randevuyu da kaçırmamış oldu. İronik bir tanışıklık ile, hani sanki en çok da İstanbul’u birbiriyle Mardin’de buluşturan bienal açılışı Alman Karargâhı'nda Murat ve Esma Ertel'in tıklım tıklım performansı ile yapıldı. Etkinlikte 11 Mayıs Cumartesi günlü programda bienal sanatçılarından Cevdet Erek'in Develi Han'da sunduğu 'Derisiz Defler' ise, Mardinlilerin yoğun ilgisiyle karşılaştı. Aynı durum, aynı gün öğleden sonra yine Alman Karargâhı'nda düzenlenen GuGuOu - Ali Akay, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol performansıyla da yaşandı. Etkinliklere katılan Serkan Özkaya gibi sürpriz sanatçılar da, bu doğaçlama atmosferin yoğunluğunu hayli pekiştirdi. Ancak bu ‘yedi renkli’ süreçte, sanatçılar Aslı Çavuşoğlu ve Ahmet Öğüt desteğiyle Mardin’deki bir yeme içme mekânında düzenlenen paralel müzikli kutlama ise üzücü bir krize sahne oldu. 
 
 
 
 
Güneş Terkol ve Güçlü Öztekin Performansı - Alman Karargâhı
 
İlk akşam, DJ Hayal’e tepki çeken tavır
 
Bienalin destekçileri arasındaki bir alkollü içecek firmasının, 10 Mayıs Cuma akşamı düzenlediği kutlama etkinliğine çağrılı DJ Asena Hayal’in çaldığı Arapça ve Kürtçe parçalar, sponsor firmanın tanıtım ve halkla ilişkiler sorumlusu tarafından uygun bulunmayarak, uyarı alan sanatçı DJ setinden indirilmek istendi. 
 
Asena Hayal, konserin yapıldığı mekân yönetiminin yaşananlar üzerine bütün özür girişimine rağmen, tüm gelişmeleri sosyal medya ile ertesi gün açık açık paylaşma yolunu seçti. Hayal bu kapsamda ayrıca, Milliyet Sanat yazarı Ayşegül Sönmez’in yayın yönetmenliğini yaptığı Sanatatak portalında da özel ve kapsamlı bir söyleşi verdi. DJ Asena Hayal bu süreçte pek çok sanatçının kendisine desteğini arkasında bulduğunu, ancak kimi davetlilerin ise tutarsızlığını özellikle vurguladı.
 
Yine de 10 Haziran’a kadar izlenecek 6. Mardin Bienali, bu üzücü ve düşündürücü olayın itibariyle düzenlenen bir çok açılış etkinliği ve bienale alternatif güzergâhlara ‘serpilmiş’ kişisel, kolektif veya tematik sergiyle de dikkat çekmeyi başardı. 
 
Mardin Bienali bu yıl küratör, sosyolog ve yazar Prof. Dr. Ali Akay imzasıyla 'Daha Uzaklara' başlığı altında izleyicilere sunulurken, Mardin Sinema Derneği ev sahipliğinde düzenlenen bienal, küratör Akay için kültür - sanat üzerinden dünya ve insanlığa pek çok değerli sorunun sorulması için önemli ara yollar sunmaya çalıştı. 
 
 
Mardin Bienali Direktörlerinden Hakan Irmak ve küratör Ali Akay
 
Küratör Prof. Akay, Mardin Bienali'nde özetle, "Bugün toplumlardaki aile ilişkilerindeki (tek ebeveynli aileler, birden çok süregiden evlilikler ve bunlardan doğan çok çocuklu aileler, kan bağı olmayan aile ilişkilerindeki artış) ve teknolojik (yapay zekâ, dünyasal, robotlaşma ve enformatikleşme) değişim ve dönüşümleri nasıl örgütleyebiliriz? Özellikle dünyasal güncel durumdan çıkabiliriz ve canlılar arasında 'müzakereci bir demokrasi'yi (insanî olduğu kadar, diğer canlıları da bir 'Şeylerin Parlamentosu' fikrinde) nasıl iletişime sokabiliriz ?" sorularını gündeme havale etti. 
 
6. Mardin Bienali bununla birlikte kente taşıdığı küresel düşünürlerle de önemli bir hamlede bulundu. Etkinlik kapsamında konuşma yapan isimler arasında, İngiliz sanatçı ve yazar Victor Burgin, Fransız küratör ve sanat tarihçi Bernard Blistene ve Paris EHESS’de sosyoloji profesörlüğünü sürdüren Nilüfer Göle de hazır bulundu.
 
Bienal, yeni mekânlarıyla genişliyor
 
Fransa, İtalya, Fas, ABD, Arjantin, Hollanda, İngiltere, Brezilya ve Almanya'dan da sanatçıların katıldığı 6. Mardin Bienali'nde, eserler bu yıl Uluslararası Tasarım Vakfı Galerisi, Dabbakoğlu Evi, Alman Karargâhı, Marangozlar Kahvesi, Develi Han, Kervansaray ve Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi gibi noktalara yayıldı. 
 
Etkinlikte bunlar arasında yer alan ve 2019'dan günümüze restorasyon çalışmaları süren Develihan ikinci kez Mardin Bienali mekânı olarak kullanıma açılırken, mekânın giriş katında, İnci Eviner, Cevdet Erek, Le Peuple Qui Manque Kolektifi, Brice Dellsperger, Rafael Lain - Angela Detanico ve Yıldız Moran, birinci katta ise yine Lain - Detanico ile Sarkis ve Laurent Grosso'nun yapıtları bir araya getirildi.
 
 
İnci Eviner
 
Hitay Vakfı öncülüğündeki kurumsal destekçilerinin bu yıl 20'ye yakın olduğu bienale 2024'te ilk kez kapılarını açan, konum olarak Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi karşısına düşen, bir dönem Belediye ve Hükümet Konağı olarak kullanılmış tarihi Kervansaray'da ise ziyaretçileri Thierry Kuntzel, İnci Furni, İrem Günaydın ve Yıldız Moran'ın eserleri beklemeye başladı. II. Abdülhamid döneminde Diyabakır Valisi Hacı Hasan Paşa tarafından 1889'da Süvari Kışlası olarak yaptırılan, mimarlığı Sarkis Elyas Lole'ye ait Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi'nde görülen 6. Bienal sanatçıları ise, Ali Kazma, Liam Gillick, M/M, Yüksel Arslan, Claire Fontaine Kolektifi, Ulay ve Claude Closky ile Yıldız Moran şeklinde sıralandı.
 
 
6. Mardin Bienali Sakıp Sabancı Müzesi sergi detayı
 
Mardinli ‘Star’ Altındere’den memleket ‘Star Wars’u
 
Müze binası ayrıca, bienale paralel bir de özel sergiye ev sahipliği yapmaya başladı. Buna göre, Halil Altındere’nin “Motherland / Anayurt” isimli kişisel sergisi, Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi Dilek Sabancı Galerisi’nde gezilmeye başlandı. 
 
 
10 Haziran 2024 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi; Mardin’de doğan Altındere’nin ‘90’ların sonundan bu yana kendine has ‘kinayeli’ diliyle ortaya koyduğu yerleştirme, heykel, video, fotoğraf, tuval ve neonlardan oluşan seçkisinin yanı sıra; son yıllarda ürettiği ve Star Wars’un bilim kurgu evreniyle murakka ve minyatür geleneklerini harmanladığı eserlerinden oluştu.  
 
 
Halil Altındere'den Motherland sergisi turu
 
Guggenheim Vakfı koleksiyonuna alındı
Altındere sergisi üzerine Mardin’deki sergi turunda konuştuğumuz PİLOT Galeri direktörü, küratör (ve Altındere’nin sevgili eşi) Azra Tüzünoğlu, bu arada bir de müjde vererek, sanatçının ‘Annem Fluxus’u seviyor,’ ve ‘Annem Pop Art’ı Seviyor’ isimli ikili çalışmasının da, New York’taki  Guggenheim Vakfı Sanat Koleksiyonu’na katıldığı müjdesini verdi. Yine sanatçının birkaç yapıtı daha, Almanya’nın Köln kentindeki Ludwig Müzesi koleksiyonuna yakın zaman önce dahil edildi. 
 
Mardin’deki Altındere sergisi ‘Anayurt’, Sakıp Sabancı Müzesi basın biriminin kamuoyuna ilettiğine bakılırsa, kurumlar, sınırlar, kimlikler, savaşlar, teknolojiler, gelenekler, gelecekler, popüler kültür ve alt kültürleri ele alan 36 eserle, sanatçının son iki yılda yapay zekâ yardımıyla, robotik örme tekniğiyle üretilen, militarist ikonografiye sahip halıları ve sergiye özel olarak üretilen ve ilk kez Mardin’de görülen, yine Star Wars temalı bir animasyona da yer veriyor. Altındere bilindiği gibi bu temayı Çanakkale /Troya için de görselleştirmişti. Sanatçı bu girişimini, bir üçleme olarak tasarlayacağını ifade ediyor.
 
 
Halil Altındere'nin Motherland sergisinden detay
 
Sanatçının yakın dönemde ürettiği ve Venedik Bienali’nden Gwangju Bienali’ne, Roma Maxxi Müzesi’nden Neue Berliner Kunstverein gibi pek çok müze ve kurumda gösterilen yapıtlarının yanı sıra, Afgan zanaatkârların direniş ve dayanışma sembolü savaş halılarından ilhamla ürettiği halı serisi ile geleneği gelecekle harmanladığı murakka çalışmaları Mardin’de ilk kez izleyicisiyle buluşuyor. 
 
Halil Altındere’nin ‘Anayurt’ sergisi, Sakıp Sabancı Müzesi ve PİLOT Galeri işbirliğiyle; Transtaş, Petrol Ofisi, MV Holding, CMC Holding, Stepevi, Teknosa, A4 Ofset ve Yaşar Holding desteğiyle gerçekleştiriliyor. 
 
Ali Akay: “Bienal, paragraf ve bölümlere yerleşmiyor”
 
Kentte hal böyle iken, 6. Mardin Bienali üzerine tuttuğu, sergi açılışında paylaşılan Türkçe - İngilizce günlükte küratör Prof. Dr. Akay, daha geçen Aralık ayından bize özetle şu vurguyu yapıyor:
 
"Mekânlara yayılma konusunda Mardin şehri, uzun bir ana hattan oluştuğuna göre, bu hattın üzerinde biraz daha yukarı çıkarak, biraz aşağı inerek yerleşmenin doğru olacağını düşünmekteyim. O bakımdan zaten ana kavramın 'Daha Uzaklara' olduğu bir önermenin içindeki her mesele, bunun içinden geçmekte.
 
 
6. Mardin Bienali Küratörü Prof. Ali Akay etkinlik mekanlarından Kervansaray'da.
 
O halde, klasik bir sergi yerleşimi gibi paragraflara veya bölümlere ayrılan bir yerleştirme ve gösterim yapmak niyetinde değilim. Her bir konu, kendi içinde aynı olmasına rağmen, biri olmadan diğeri çözülecek gibi durmamaktadır.
 
Benim yaklaşımım, hepsinin birbiri içinden geçerek yerleşme fikrini taşımaktadır. Her bir eseri bir önerme olarak ele alırsak, önermelerin yan yana geldiğini düşünürsek ve bir o kadar da bunların ayrışık olduğunu fark ettiğimizde, her eserin diğeriyle ilişkide olduğunu, zihinsel bir şekilde görebiliriz. Ve eserlerin bu şekilde sergilenmesi; yerleştirmenin mekânın içindeki kavramsal çizgisini oluşturmaktadır. 
 
  
 
 
Nasan Tur
 
Başka sergi veya bienallerde olduğu gibi, temalara ayrılmış bir yan yanalık söz konusu olmayacak ve bunun izleyici tarafından bir bütün olarak görülmesi için yerleştirilecektir. Eserler arasında herhangi bir hiyerarşi yoktur. Kavramların arasında da bir hiyerarşinin olmadığını söylemek gerekir..." 
 
Pek çok kurum ve destekçi bienalin arkasında
 
6. Mardin Bienali Danışma kurulunda bu yıl, Döne Otyam ve Hakan Irmak'ın yanı sıra İstanbul bienali eski küratörlerinden Paolo Colombo ile birlikte, küratör, sanat tarihçi ve eleştirmenler Ayşegül Sönmez ile, Fırat Arapoğlu gibi isimler de yer alıyor. Bienal, bu yıl da İKSV, Borusan Contemporary, Goethe Institut, Tarabya Culture Academy, Dirimart, Tasarım Vakfı, Galerist, Pilevneli gibi, alanında markalaşmış kültür - sanat kurumlarının desteğini arkasında buluyor. Uluslararası basın destekçileri ile de sesini dünyaya duyuran bienal, 2024'te Yasemin Bay’ın etkinlikler koordinatörlüğü ile, 50 kişiyi aşkın büyük bir kadronun emeğiyle hayata geçiyor. 
 
‘Her anlamda misafir hukuku’ da Mardin’de 
 
Aslında Mardin, kendi bünyesinde alternatiflerine açtığı kucakları ve kapılarıyla da Türkiye için ibretlik bir örnek halini almış görünüyor. Sözgelimi, sanat dünyasından aktör ve kurumların sergi yapmaya davet edildiği, davet edilenin de başka sanatçıları davet ettiği, 'her anlamda misafir hukuku' ile işleyen 'Davet Edilen' kapsamında, bu sene küratörlüğü Ebru Nalân Sülün tarafından yapılan, Ahmet Rüstem Ekici - Hakan Sorar, Cansu Sönmez, Mehmet Çimen gibi isimlerin eserlerinin yer aldığı 'Müşterek' sergisi, Latifiye Camii yakınında, Exit Kolektif mekânında düzenleniyor. Milliyet Sanat’a sergi ile ilgili bilgi veren küratör ve akademisyen, eleştirmen, AİCA Türkiye üyesi Sülün, şunları aktarıyor:
 
 
Cansu Sönmez
 
“6. Mardin Bienali kapsamında gerçekleşen ‘Invited: Müşterek/ Unified’; Mardin'in tarihi ve kültürel mirası ile güneş ışığının estetik, bilimsel ve metaforik imkânlarının kesişim noktasından ilham alırken, aynı zamanda mekân ve zamanın, tarih ve kent ekolojisinin kesişimi üzerinden yeni bir diyalog yaşatmayı da öneriyor. Bu öneride düşündürmeyi, ilişkisel estetik bağlamında etkileşimi ve izleyen ile katılımcılığı öncelerken düşündürmeyi de odağına yerleştiriyor. Çalışmalar; dört ayrı sergi alanında izlerin, güneşin, ışığın, tüm bunlara göre konumlanan mimarinin insan deneyimi üzerindeki etkilerini sorgularken, mekânın sosyal ve tarihsel boyutlarını derinlemesine inceleyerek, "Müşterek/ Unified" bağlamına odaklanan çağdaş tartışmaları teşvik ediyor.
 
 
Ahmet Rüstem ve Hakan Sorar
 
Sergi; bu arayış ve önerisinde, kentin en eski çağlarına inen tarihsel sürecin ortak unsurları, bölgenin doğaya-coğrafyaya-inanca-dine-dile konumlanan ve bu unsurları konumlandıran/şekillendiren/ayrıştıran etimolojik, epistomolojik yapının derinliğine inmeyi, tüm bunları hatırlatmayı ve deneyimletmeyi önceliyor.”
 
“Hangi sergi nerede?” diye soran yeni rotalar
 
Yine, Mardin'in kendi sürprizlerini bir güne dört mevsimi sığdıran özgün atmosferiyle saklayan Eski Mardin bölgesinde yer alan 'Birinci Cadde'deki 234 numaralı atölyede sunulan bir diğer sergi Vahhab Ayhan'ın imzasını taşıyor. Mardin'deki bienale alternatif bir üretim ve teşhir seçeneği ile yürütülen, ağırlıkla bölge çıkışlı Kürt sanatçıların emeklerini görünür kılan, eleştirel içeriği ile öne çıkan, yaklaşık 40 isim ile küratörün imzasını bünyesinde taşıyan 'Hangi Sergi Nerede' inisiyatifi ekseninde 21 Mayıs'a kadar süren 'Oluşum' sergisi, yazar ve eleştirmen Müslüm Yücel'in tabiriyle "...Ayhan'ın eserlerinin mistik ve biçimsel araştırmasına tanıklık etmek için bir davet," olma niteliğini taşıyor. 
 
Yücel'e göre Ayhan'ın eserleri, "Hem içsel yakınlığın, hem entelektüel anlayışın ve hem de geçmişle şimdi arasındaki çözülmez ilişkinin antik dönemle bizi nasıl bağladığını sorguluyor." Vahhab Ayhan bu arada, sergi paralelinde bir de monografi yayımlamış bulunuyor. Eserin sonbaharda da Fransa'da yayımlanması öngörülürken, kitapta 27 sayfa röprodüksiyon, 22 sayfa detay görsel ile Osman Damla, Fatih Tan ve Sylvain Cavailles'in iki dilli metinleri bulunuyor.  Cavailles, güncel sanatçı Ayhan'ın ağırlıkla kâğıt ve tuval üzeri akrilik yapıtları hakkında, özetle şu değerlendirmede bulunuyor:
 
"Ayhan, 'daire ve dövme' aracılığıyla, bize sadece çevremizdeki nesnelerden oluşan bir dünya sunmuyor; aynı zamanda her nesnenin, hatta genellikle önemsemediğimiz bir çizginin bile kendi içinde bir dünyası olduğunu vurguluyor. Bir şey, başka bir şeye evriliyor; ışık ateşe, ateş ışığa dönüşebiliyor ve her ikisi de camın içinde anlamını buluyor..."
 
Bunun gibi, QR kodlar yardımıyla Mardin'de detaylarıyla saptanabilen 'Hangi Sergi Nerede?' inisiyatifi ekseninde, Mardin Sakıp Sabancı Kent Müzesi yakınında bulunan Sidar Alışık sergisi 'Replikalar' da, altı çizilmesi gereken değerli anlatı ve imgeler için neredeyse bir yuva halini alıyor. Alışık'ın tarih ve bilgiyi hafıza ve yaratıcılık içinde kaynaştırdığı, Kafkaesk doğasıyla mimarlık ile antropolojiyi gözeten eleştirel, soyut çalışmalarında, hem ironi, hem araştırma bir arada deneyimlenebiliyor. Alışık 1 Haziran'a kadar izlenebilecek sergisinde izleyeni şu manifesto ile uğurluyor / karşılıyor: "Replikalar, ilhâmını mekândan alır, onunla üretir ve kendini orada sergiler. Mekân var olduğu hali ile araştırma konusudur, derinleşir ve materyalleri üretime katılarak farklı ortamlarda tekrar tekrar üretilir. 
 Burada kritik olan şudur ki, bir şeyin tekrarlarca üretilmesi, orijinaline bakışı ve onunla kurulan bağı değiştirebilir mi? Replikalar, ilk metni / mekânı anlamak için bize bir yol sunabilir mi?"
 
Arura’dan Kürt sanatçılara özel sergi: SOBee
 
Mardin’deki alternatif sergi seçenekleri bununla da kalmıyor. Artuklu bölgesindeki Arura’da açılan ve 9 Temmuz’a kadar görülebilecek SOBee sergisinde de, Cengiz Tekin, Neclâ Rüzgâr, İhsan Oturmak, Canan Budak, Erkan Özgen, Mehmet Ali Boran, Mehtap Baydu, Mahmut Aydın ve Metin Çelik katılıyor. Sergiye ev sahipliği yapan Arura, Hakan Irmak’ın güncel sanatı çatısı altına kattığı ‘konsept otel’ anlayışıyla son birkaç yıldır ilgi topluyor.
 
 
Sobee Sergisi
 
Mardin’in kendi içinde hem övgü, hem eleştiri ve hem de özeleştiriyi büyük bir demokratik çoğulculukla kamuoyuna yansıttığı şu günlerde, yine ‘Hangi Sergi Nerede’ inisiyatifinde rastladığımız ‘Yedi Patika, Sarımtırak Bir Ova’ sergisinden bir çalışma, dikkatimizi çekiyor. Birinci Cadde’nin insan zengini uğultusu önüne bir sandalye ile konulan ‘bienal turuncusu’ bir pankartta, Kürtçe, Arapça, Ermenice ve Süryanice olarak ‘Dokuzuncu Mardin Bienali’nin anonsu yapılıyor ve en altta en küçük punto ile Türkçe olarak “Mardin Bineali’ne Dair Her Tür Soruya Cevap Verilir,” deniliyor. Esasen Adem Bulut imzalı bu eleştirel çalışma, çok kültürlülüğü ve çok sesliliği ile kimliğini beyan etme tavrı güden bienal etrafında gelişen aitlik, sahiplik, tecrübe ve kitle iletişimde çok seslilik ya da seçkincilik gibi eksiklik ve fazlalıkları, tüm kara (m)izahı ile sokağa, gündeme, gerisin geriye, daha da ileri gitmesin diye uğurluyor. Bulut’un bu performansı, beraberinde çok dilli bir manifestoyu da getirirken, ilgili metin şöyle kayda geçiriliyor: “Farklı medeniyetlerin ve kültürlerin şehri olan Mardin, Kürtlere, Araplara, Türklere ve Süryanilere ev sahipliği yapmaktadır. Ancak Mardin’de düzenlenen 6. Bienal’in Kürtçe, Süryanice ve Arapça gibi yerel dillere yer vermemesi ve şehrin kültürel zenginliğinin sanatla buluşmasının engellemesi üzüntü vericidir. Sanatın doğasına ve sanatçının hassasiyetine uymayan bu tek-tipleştirici tavır, halktan kopuk bir bakış açısının bir yansıması olarak görülebilir. Daha önceki bianellere de bu konuda yerinde bazı eleştiriler getirilmişti fakat yerel dillere karşı tutumda bir değişim olmadı. Daha önceki yıllarda bienalde yerelin dili ve rengiyle temsil edilmemesine dikkat çeken Fatih Tan, iktidarın mekan üzerine kurduğu tahakküm bağlamında farklı kültürleri temsil eden mekanın tartışmasız bir yasak yerine dönüşmesini eleştirmişti. Bienalin Mardin’in kültürel çoğulculuğuna sanatsal bir vurgu yapması beklenirken, dillere küçük tanıtıcı metinlerinde ve broşürlerinde de bile yer vermemesi kabul edilebilir bir yaklaşım değil. Bu eleştiri bağlamında, “9. Mardin Bienali” adlı performansında Sanatçı Adem Bulut, Bienal ekibi tarafından yerel dillere dayatılan sessizliği performansıyla gözler önüne seriyor.”
 
 
Adem Bulut - Sözde Mardin Bienali eleştirel çalışması
 
Özet yerine, 6. Mardin Bienali, mevcut tüm anlatı ve zihin sınırlarını aşmak umuduyla Ali Akay’ın dönüştüren ve eleştirel yaklaşımıyla, küratörün seçtiği tüm sanatçıların çoğul ifade iklimi vesilesiyle, izleyiciyi bulunduğu konumdan ‘Daha Uzaklara’ çağırıyor. 
 
Buna bir yankı tadında, yine Mardin’de bir araya gelen çok sayıda bölge sanatçısı ise, bienale paralel paylaştıkları eserler ve eleştiriler üzerinden, herkesi çok daha yakınlara, daha çok sesli ve yaratıcı bir geleceğe davet ediyor. 
 
Gerek bienalin, gerekse alternatif tüm üretimlerin ürettiği bu ikili bir aradalık, geçmiş ve geleceğin tam ortasından geçen ebedî uygarlıklar adresi Mardin’in en değerli ikramı olarak, gündemi tüm ifade özgürlüğü ile belirlemeyi sürdürüyor. 
 
6. Mardin Bienali, ‘Daha Uzaklara’ Kolektif ve Sanatçıları
 
Ahmet Öğüt * Ali Kazma * Allan Sekula * Aslı Çavuşoğlu * Ayşe Erkmen * Bouchra Khalili * Brice Dellsperger * Bruno Serralongue * Büke Uras * Cevdet Erek * Claire Fontaine kolektifi * Claude Closky, Erik Bullot, Esma - Murat Ertel, Güçlü Öztekin, Güneş Terkol, İnci Eviner, İnci Furni, İrem Günaydın, Laurent Grasso, Le Peuple Qui Manque kolektifi, Liam Gillick, M/M (Michael Amzalag-Mathias Augustyniak), Michael Ciacciofera, Mika Rottenberg, Mahyad Tousi, Nasan Tur, Nil Yalter, Özlem Altın, Rafael Lain - Angela Detanico, Sarkis, Serkan Özkaya, Seza Paker, Tarek Atoui, Ugo Rondinone, Thierry Kuntzel, Ulay (Frank Uwe Laysiepen), Victor Burgin, Yıldız Moran, Yüksel Arslan
 
***
 
‘Hangi Sergi Nerede’ İnisiyatifi Sergileri ve Sanatçıları
 
Mehmet Latif Sağlam - Dört Çarpı Dört: Poetik Enstalasyon, Sözün Taş Hali * Ferhat Salman - Buralardayım Yanında, Öyle Bir Yan ki, İçinde * Sidar Alışık - Replikalar * Bawer Doğanay - Kurmaca Notlar * Aufhebung Sergisi: Ayhan Akikol, Ezgi Özten, Mahmut Akdemir, Ramazan Bayram * Self Made 2 Sergisi: Ahmet Yeşil, Azad Yeman, Beşir Bayar, Mesut İkinci, Nurdan Unus, Ömer Mirdemir, Şahin Çelikten, Selim Akman, Yusuf Agim * Rıdvan Aşar - Üçüncü Şahıslar * Hasan Chalak  - Var Olan Nihai Sonu Hatırlamak * İbrahim Ayhan - Bedenimde Bir Yer * Amar Kılıç - Mardin Mavileri * Sofi - Düş Gemileri - Vahhab Ayhan - Oluşum * Hicret Ayaz İpek - Kimliksiz Suretler - Peşangehen Arkeoye – Arkeo Sergileri: Abdo Yalçınkaya, Color of Time - Şerif Kino, Şark Pazarı - Tahsin Baravî, Cebrail Özmen, Süryanilerin Paskalya Yolculuğu * Elif Özergin: Masmavi Gezegende Küçük Bedenler * Hadi Kuzu, Şehrin Öyküsü * Ali Osman Yanak, Jin - Kadın
 
***
 
Bienal imzası Mehmet Ali Boran, etkinliği yorumluyor:
 
“Anadolu bienallerinin ‘bipolar’ diyebileceğimiz, bazen neşeli, bazen kırılgan ve çoğunlukla tedirgin, yani ne zaman ortadan kalkacağı, kaybolacağı ya da bir gelecek vaat edip etmediği sorularını her zaman yanında taşıdığı gözlenen bu durumu arasında, artık Mardin Bienali’nin bir ‘anksiyete’si yok. 
 
Hem, bazı sanatçıların arzu alanına dönüşmüş olması, hem bienale eş zamanlı sergiler yapmaya gelinmesi, yine bir çok şirket ile koleksiyonerin sponsor olabilmek için aday olmaları, bienalin artık ‘kancayı bir yerlere taktığının’ göstergesi. Eminim bir sonraki bienalde, çok daha başka galeriler gelip sergiler yapacak.  Ve tabii ki başka ‘klas’ imzalar da gelip burada sergi yapma çabasında olacaklar. 
 
Ali Akay küratörlüğünüdeki altıncı edisyonu daha detaylı bir şekilde gezip görmek lâzım. Ben henüz bunun analizini yapamadım. Durup düşünmem gerek. Daha da iyi bakmam, dinlenmem ve sindirmem gerekiyor: ‘Buradan uzağa bakmak, ne kadar mümkün? O uzaklar bize neler söyleyecek?’ 
 
Mardin, mimari olarak yüzünü güneye dönmüş bir şekilde kurulmuş. Şehrin bu detayı, insanların bakışını ve dolayısıyla düşüncelerinin yönünü kendine doğru çekiyor. Yani evlerin pencereleri, kapıları, teraslarının yüzünü döndüğü yer bu şehre dair kavramları, anlatıları ve dolayısıyla imgeleri kendine doğru çekmekte.
 
 
Sarkis'in çalışması
 
M, Z, P ve T ünsüzleri ile isimlendirilmiş Mezopotamya Ovası, her şeyi mistikleştirmekte, kendinden menkul bir anlatı ortaya koymakta. Ve Mardin neredeyse tüm anlatılarıyla bu ovaya doğru yüzünü dönmüş durumda. Lakin bu uzakların güneyden başka, kuzeyi, doğusu ve batısı da var. 
 
Bienal bize uzakları izletirken, şehrin mimari olarak konumlandığı yöne doğru konumlanarak mı uzaklara bakacağız? Bu benim için önemli bir detay olacaktır. Lakin, altıncı edisyonda ortaya konan faaliyetler ve ilerleyen zamanlarda, ki aktiviteleri de düşündüğümde,  Ali Akay uzakları seyrettirecek gibi.
 
 
Keza, Fransız filozofların 13 Mayıs Pazartesi günü Mardin Sabancı Kent Müzesi’nde yaptığı konuşmalar ve 14 Mayıs Salı günü gerçekleşen paneller de, kendi içerisinde çok kıymetli başlangıç konuşmalarıydı. Bunlar, altıncı edisyonun içeriğini güçlenmesine dair tartışmalar oldu. Bienal boyu devam edecek kimi etkinliklerle, Ali Akay Bienalin sadece açılışta cereyanlar yarattığı yöndeki eleştirilerine de cevap veriyor.
 
“Erkmen’in yerleştirmesi mekân olarak çok iyi konumlanmış”
 
Sözgelimi, sanatçı Ayşe Erkmen’in yaptığı yerleştirmeyi, zekice bir şekilde konumlandığını düşünerek beğeniyor ve önemsiyorum. İzleyiciyi uzağa bakmaya davet ederken, aynı zamanda kendi mekânını Mardin’in her yeri olarak konumlandırıyor. 
 
Mardin’in ovayı gören herhangi bir terasına çıktığımızda, ovada Mardin’in tam karşısında küçük bir tepe bulunur. O tepe üzerine sanıyorum 100 - 150 m. boyutunda bir beyaz kumaş sermiş ve üzerine de bir kaya koymuş. Erkmen’in uzaklara bıraktığı bu eseri, kendini çok uzaklardan seyrettirmesi hasebiyle, Mardin’de ovayı izleten Erkmen’in mekânına dönüşmüş oluyor. Yani eserde kullanılan malzeme, biçim, form değil, ama eserin yerleştiği mekân çok güzel görüldü. 
 
 
Ayşe Erkmen
 
Bu yerleştirme, Mardin’in kalesinden tut, en aşağıdaki yeni yol mahallesine dek herkesin, ya da Mardin’de yaşayanların, ama bienali izlemek üzere gelmemiş olanların ‘efkâr dağıtmak’ adına hava almak üzere ovayı izlemeye başladıklarında, retinalarına çarpacak bir yerleştirme özelliğini de ona katmaktadır.
 
Bu tabii ki sanat tarihinde ‘Land Art - Arazi Sanatı’ türünden çok örneğini gördüğümüz biçimde bir çalışmadır. Fakat mekân olarak kendine herhangi bir yeri seçmemiş olması ve bizim o işi görmek için herhangi bir mekâna gitmemiz gerekmediği için, o iş Mardin’in mimarisini muazzam bir şekilde kullanan bir sanatçının vizyonerliği ile bizi karşılaştırıyor.
 
Keza, Ali Akay küratörlüğünde Mardin’de çok sayıda mekânın belirlenmiş olması, etkinliğin şehrin tamamına yayılmasını sağlıyor. Ayrıca şu da çok önemli: Mesele yine Ayşe Erkmen’in yerleştirmesi üzerinden tartışılması gereken bir mesele ki,  altı bienaldir tartışılan, benim özellikle vurgulamaya çalıştığım, ‘eski şehrin dışına çıkmayı bilen bir bienal yapılmalı, eleştirilerine bu bienal, Erkmen’in yerleştirmesi ile bir cevap veriyor. Dolayısıyla, tarihi yapının dışına çıkıp, yakınlardaki bir köyün tepesine yerleşmiş oluyor.”
 
***
 
Bienal sanatçısı Ahmet Öğüt izlenimlerini paylaşıyor:
 
6. Mardin Bienali’ne, 2023’ten bu yana süren “Ne Yapay Ne de Zeki” isimli,  sadece çevrimdışı deneyimlenebilir bir dizi yağlıboya tablo ile katılan sanatçı Ahmet Öğüt de, Mardin’deki gözlemlerini Milliyet Sanat’a şöyle anlatıyor:
 
Mardin Bienali'ndeki eseriniz hakkında bizi bilgilendirir misiniz? Esere geri dönüşler üzerine bir yorum ve gözleminiz var mı? Künye konusundaki duyarlığınızı nasıl paylaşırsınız?
“Ne Yapay Ne de Zeki”, bir senedir üzerinde çalışmaya devam ettiğim bir seri. Her biri dünyanın farklı şehirlerinde yaşayan ve farklı medyumlarla çalışan, yorgunluktan tükenmişliğin eşiğindeki yarı-kurgusal sanatçıların bir dizi portresi: Kigali merkezli kinetik sanat sanatçısı; Jakarta merkezli Yemek Sanatçısı; İslamabad merkezli Uçurtma Sanatçısı; Gazzeli Sanal Gerçeklik Sanatçısı; Kassala merkezli Aksiyon Ressamı; Helsinki merkezli Siyah Beyaz Fotoğraf Sanatçısı; Seul merkezli Stop-Motion Sanatçısı; Lorain merkezli Harf Sanatçısı; İzmir merkezli Güncel Sanatçı; Bağdat merkezli Cam Sanatçısı; Belfast merkezli Duvar Sanatçısı; Yaoundé merkezli Yapay Zeka Sanatçısı; Pekin merkezli Şifa Sanatçısı; Mardin merkezli Üretimsel Sanat Sanatçısı; Akra'da yaşayan bir Performans Sanatçısı; Tokyo'da yaşayan bir internet sanatçısı; Diyarbakır'da yaşayan Ses merkezli çalışan sanatçı;  İstanbul merkezli Fanzin Sanatçısı; Baltimore'da yaşayan Seramik Sanatçısı; Doha'da yaşayan Fluxus Sanatçısı; Semerkant'ta yaşayan Sokak Sanatçısı ve daha fazlası. 
 
 
 
Başlarda birçok yere vize alamadan gidemediğim için, önce işlerimi ve fikirlerimi ulaştırmıştım. Hani vücutlarımız gidemiyorsa işlerimiz gitsin, fikirlerimiz gitsin. Önce hayal gücümüz gitsin sonra biz de gideriz bir şekilde, onun da vakti gelir, diye başladım güncel sanat yapmaya.  Şimdi benim için bir dengeye ihtiyaç var, o yüzden resimlerin diğer işlerimden farklı olarak sadece çevrimdışı birebir deneyimlenmesine karar verdim, bunun olumlu etkilerini hem ben hem de izleyici görebiliyor. 
 
Mardin Bienali hakkındaki eleştiri ve övgüleriniz neler?
 
Mardin'e vardığımda, üzülerek söylemem gerekirse övünebileceğim bir organizasyonla karşılaşmadım, peş peşe hayal kırıklıkları yaşadım. Bienal ekibinde canla başla çalışan gençler var, ama bienal kurucuları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Bienal mekânlarında işlerin bazılarının yerleştirilmesinin yetişmemesi, künyelerin sadece Türkçe ve İngilizce olması, sanat eserlerinin nakliyesinin sağlıklı koşullarda yapılmaması, konaklama organizasyonunda yaşanan aksaklıklar, ilk bienallerde mazur görülebilecek konular iken, 14 yıl sonra bu sorunların tekrarlanması, gayet uzun bir sponsorluk listesi olmasına rağmen, önceliklerin doğru yönde olmadığının açık açık göstergeleri. Bölgeden Kürt bir sanatçı olarak, bu çapta bir etkinliğin önemli olduğunu düşünüyorum ama kolonyal ve kâr odaklı tekelleşmenin kenti ele geçirmesi yerine, bizim coğrafyamızda halkın zaten sahip olduğu hiyerarşi olmayan misafirperverliğin ve mütevazılığın önemine kesinlikle dikkat edilmeli ve özen gösterilmeli.
 
 
'Off-Mardin Bienali' diyebileceğimiz, yaklaşık 40 civarı ismi buluşturan ve broşürlerle katılıma, izlemeye çağıran üretim ve örgütlenme üzerine gözlem ve düşünceleriniz neler olabilir?
 
Bienal, şu anki mantaliteyi devam ettirerek kendini yan etkinlik haline getirmiş, resmî olarak bienal ve programa dahil edilmeyen lokal genç sanatçıların düzenlediği sergiler, ana sergiden çok daha düzenli, mütevazi ve profesyonel bir organizasyon ve örgütlenmeyle, aslında bunun Mardin’de gayet mümkün olduğunu göstermiştir.
 
 
Ağırlıkla İstanbul'daki koleksiyoner, sponsor ve kültürel örgütlenme yoğunluğunun 2010'dan bu yana bienale yönelik ilgi ve etkisi hakkındaki uyarı ve övgüleriniz neler olabilir?
 
Bienalin, sadece kurucularından birinin sahip olduğu grafik tasarım şirketi ile çalışması, kuruculardan birinin kendi restore ettikleri lüks ve tam güvenlikli otelin, katılımcılar olarak bile kimlere ayrıldığını bilmediğimiz bir ortamda, Bienalin transparan bir bütçe dağılımı paylaşımı yapması gerektiğine inanıyorum. Bienal yönetiminin sadece koleksiyoner ve sponsorlara odaklanmak ve sorumluluk almaktan kaçmak yerine, izleyici ve katılımcısından, yaşanan, zaman zaman yüreğimizi ağzımıza getiren bütün aksilikler için özür dilemesi gerektiğine inanıyorum.
 
 
Diğer yandan, ne yazık ki bizzat şahit olduğum vakalar bile birden fazla; DJ Arkadaşımız Asena Hayal’in Kürtçe ve Arapça parçalar çaldı diye bienal sponsoru içki markasının halkla ilişkiler temsilcisi tarafından sahneden indirilmesi, Sanatçıların sadece bazılarına sanatçı ödeneği olduğunun söylenmesi, kentte konuşulan dillerin bienal künyelerinde yer almaması, katılımcılar arasında özellikle Mardin’den hiç sanatçı olmaması, Bienal programı dahilinde yaptığımız film gösterimde bana uygun görülen mekandaki büyük güvenlik zafiyeti, Bienal çerçevesinde çocuklarla birlikte yaptığımız ‘Akran Atölyesi’nde davet ettiğimiz çocukların, biletlerini kendi kolektifimiz olarak karşılaşmamıza rağmen konaklamalarının ise sorun edilmesi gibi, kimi vaka ve detaylar var.
 
 
Ayrıca, sanatçı Adem Bulut’un, halkın dillerinin bienaldeki eksikliği eleştirisi de, çok önemliydi. Benim işimdeki Kürtçe çeviriyi de, kendi gayretlerimle sergi alanına eklediğimi son olarak eklemek isterim.  
 
Paker’in zaman ve mekân geçitleri
 
Bienalde dikkat çeken sanatçılardan biri, çağdaş sanatçı Seza Paker oldu. Paker etkinlikte Dabakoğlu Evi’nde izlenen iki yapıtı ile yer aldı. Paker, ‘Absinthe’ (2015) isimli ilk video çalışmasında ‘adeta bir Atlantis şehri’ne benzettiği Mısır’ın İskenderiye bölgesi açıklarında, 2000’li yıllarda bulunan Mısır tanrısı ‘Hapi’ye dair heykeli gündeme getiriyordu. 
 
Sanatçıya ait çalışmada Tanrı Hapi, sabit imgesi ile video alt köşesinden arşiv, kartpostal gibi müze imgelerini gösterirken, sanatçı bu imgelerle bir zaman makinesi içinden bir asır geriye, 1915’e ve 50 yıl sonraya, 2065’e geçen düşünceleri tasvir ediyordu. Paker, Bernard Quirny adlı Fransız yazarın bir öyküsünden yola çıkmıştı. Öyküde, kahraman amcasının ona miras bıraktığı konağa girdiğinde, koridorlarda yürürken duvarlarda sanat eserlerinin sadece izlerinin olduğunu fark ediyordu. Konak merdivenlerinden yukarı koşturduğunda bir zaman makinesi ile karşılaşan öykü kişisi, buradaki duvarı aşarak zaman yolculuğunu bitirmekteydi. Paker’in yerleştirmesi ise bu videodaki 87 imgeden oluşuyordu.
 
Sanatında post-  kavramsal bir şekilde çalışarak, yerleştirme, ses enstalasyonu, fotoğraf ve video ile asamblajlar ortaya çıkaran sanatçının bienaldeki diğer yapıtı ise, bu yıl ortaya koyduğu bir yapı ve yerleştirme olarak tariflenebilecek “Petrikor” oldu. Diğer eseri gibi OG Galeri İstanbul izniyle Mardin’de yer bulan çalışmada Paker, “Absinthe” isimli videodaki küçük karelerin ayrıntılarıyla bezeli tahta bir yapı - düzenleme ortaya koydu.
 
 
“Petrikor”, Seza Paker
 
Sanatçı yapıtında, kişisel ve kolektif hafızası ile İstanbul’un tarihi Meşrutiyet Caddesi’ne odaklandı. Paker’in bu düzenlemesinde öne çıkan imgeler, Şark Ekspresi ile 1915’te İstanbul’a gelmiş İngiliz suç hikâyecisi Agatha Christie’nin Pera Palas Oteli ziyareti ile bestekâr Donizetti’nin Opera çalışmasına, yine İstanbul’daki tarihi ‘Passage des Petit Champs’a ve Tepebaşı Tiyatrosu ile sinema ve fotoğraf arşivine yaslanmaktaydı. Sanatçının vurguladığı üzere bu iki strüktür - enstelasyon; dünya müzelerindeki eserler ve sanat tarihi algılarından, Ayasofya detaylarına, Afrika heykelleri ve masklarına, İtalya’da bulunan müzedeki ütopik bir zaman makinesine ve onunla eşlendirilmiş İstanbul zaman makinasına kadar gitmekteydi. Bu imajlar ayrıca, bugüne ait mülteci teknelerinin görüntüler, sinema arşivlerinden alınmış kareler ve yine su ile bağlantılı ütopik sahnelere şahitlik yapan kareler ile devam ediyordu.
 
Paker, yapıtlarıyla ilgili okumasını ise bizimle şu ifadeler ile paylaştı: “50 yıl ışınlanarak, zaman makinasıyla ütopyanın karanlık sular altına tarih katmanları, bugünkü barajları Halfeti, Hasankeyf vb yerleri akla getirir. Mezopotamya’nın mayın tarlalarının altındaki verimli toprak ise, ‘Petrikor’, yani yağmurdan sonraki toprak kokularını hatırlatır ve buradaki katmanlar, değişken ümit ve ümitsizliği barındırır. Ve 87 görsel ile donanmış strüktür ise 1915 İstanbul unda yaşamış, oradan beslenmiş Hemingway, Agatha Christie ve bugün bir araba ‘parking’i yerine Sarah Bernard ‘ı misafir eden Tepebaşı Tiyatrosu ve Fransız kafeleriyle, Paris ‘Absinthe’ hafızası o günlerin şahidi olur. Yine, Milano müzesinde çektiğim zaman makinaları ise, 50 sene ileriye, 2065’e geldiği zaman diğer imajlar, müzelerin içinden geçerek bir zaman kapsülünü oluşturur.”
 
 
Bilgi: www.mardinbienali.org