Maxim Gorki Tiyatrosu’nda Sarkis ile Kantor kucaklaşınca
Sarkis’in Berlin Maxim Gorki Tiyatrosu’ndaki “FUGE” adlı çok disiplinli yerleştirme projesi, bir simyager ve hikâyeci olarak yarım asırlık sanat tarihsel manifestosunu bu kez öncü tiyatrocu Tadeusz Kantor ile tıpkı bir dert ortağı gibi bölüşüyor.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
Berlin’in seçim rüzgârı sert. Ne diyeceğinizi de, giyeceğinizi de iyi seçmeniz gerek. Hazırlık yapmamış insanı sırılsıklam bırakan, şemsiyesiyle dalga geçen bu ağır yağışlı rüzgâr yerini neyse ki yakıcı güneşin mavi beyaz bulutlu umut tebessümüne de yer yer bırakabiliyor.
Seçimlerin hatırı ve heyecanına, Berlin’deki caddelerde aralarında Türkiye kökenli Alman yurttaşı sosyal demokrat adayların da yer aldığı pek çok genç siyasetçinin posteri göze çarpıyor. Lakin bir tür ‘El Nino’ etkisi gibi kulis ve anketler burada da ‘yeni muhafazakârlığın’ yükselişine tedirginlikle işaret ediyor. Zaten bu tedirginlik ülkede ana üretim sektörlerinde art arda işten çıkarılan 10 binlerle de kendini iyiden iyiye belli ediyor.
Yine de Berlin varoluşunu tükenişinden türetiyor; hep ‘kendine rağmen’ var olabilmiş, çoğulcu ve demokratik bir adres olmaya gayret ediyor. Misal bu ülke ve başkent aralarında Selda Asal, Ayşe Erkmen, Metin Çelik veya Şakir Gökçebağ, Mehtap Baydu ve Erden Kosova ile Nasan Tur ve Fatoş İrwen ya da M. Adnan Yıldız, Defne Ayas ve İhsan Oturmak gibi nice güncel sanat emektarının anlatı ve izlerini bıraktığı, kozmopolit, özgürlükçü, demokratik bir kültür odağı.
Tabii bunda bu belleğe imzasını bırakmış eski İKSV İstanbul Bienali küratörü Rene Block veya vaktiyle Tanas Berlin’in kapısını bu umutla açmış Melih Fereli’nin, Alman Dış İlişkiler ve Kültür Kurumu ifa, Goethe Enstitisü ya da Orient Institut gibi oluşumların hatırı da yok değil.
İşte böylesi bir güncel zeminde 1827’de kurulmuş Berlin Maxim Gorki Tiyatrosu bu kültürler arası iklimin devletçe korunup kollanan simge sanat karargâhlarından. Neo-klasik tarzdaki tarihi bina ‘yenilikçi sahne ve gösteri sanatları’ için bir ‘sığınak’. Gorki (Stüdyosu ve) Tiyatrosu 2013-26 arası projeleriyle Şermin Langhoff, Erden Kosova ve diğer kültürel çalışanların ‘göç sonrası tiyatro’ (postmigrantsche theater) zihniyetindeki disiplinler arası projelerinden ötürü alkış ve minnetle uğurlandığı bir kurum.
Tiyatro 2026-27 dönemindeki yeni sezonunu, 2019’daki 58. Venedik Bienali Alman Pavyonu’na imzasını atmış Çağla İlk’in genel sanat yönetmenliği ile karşılıyor. Kurum; tiyatro, performans, dans, müzik ve güncel sanatı buluşturan disiplinlerarası bir yapıya ısrarla işaret ediyor. Bu biraz da İlk’in bienaldeki Almanya Giardini pavyonunda üretmeye çalıştığı yoğun ambiyansa umut ve selam yolluyor.
Sarkis ve Arter kurucu direktörü Melih Fereli
Gorki’de yeni sezon “FUGE”yle başlıyor
Gorki, Sarkis’in 13 Ekim’e dek yer alacak “FUGE” adlı performans enstalasyonuyla sezonu açmış bulunuyor. Sahne, salon, fuayeler ve geçiş alanları boyunca görsel sanat, performans, ses, bellek ve kolektif varoluş bir araya geliyor. Böylece tiyatro geçirgen bir form ve bir davet alanı olarak karşımıza çıkıyor.
Sarkis, documenta ya da 1978’de Berlin’de DAAD konuk sanatçısı olarak bulunduğu, Fluxus akımı öncülerinden Joseph Beuys ile zihnen, kalben ve emekçe yakınlaştığı sırada nesneler, imge ve anıların tarihler arasında göç ettiği ‘kriegsschatz’ı (savaş ganimetleri) başlatması adına da Gorki’nin “FUGE” projesi ile bu konuma ve belleğe yeniden selam veriyor.
1938 İstanbul doğumlu, 1964’ten bu yana Fransa’da yaşayıp üreten Sarkis, hatırlanacağı üzere 2019’da İKSV imzalı 56. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu’na, T.C. Dışişleri Bakanlığı ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın imzası ve Defne Ayas küratörlüğünde taşıdığı “Respiro” projesiyle de acının yerine küresel şifayı tüm bayraklar ve kökenler adına merhametle önermiş, öncül bir imza.
“FUGE” ile Gorki sahnesine ilk kez dahil olan Sarkis bu türlü davetlere yabancı değil. Kendisi eserlerini ‘mise-en-scène’ (sahneleme) olarak tanımlıyor. Bunlar uzmanlar tarafından sanatçıları, yapıtları, anıları ve tarihleri yeni ilişkiler içinde buluşturan birer çağrı olarak tabir ediliyor. Burada tiyatro, farklı zaman dilimlerinin ve seslerin bir arada var olduğu bir ‘misafirperverlik’ alanı olarak (t)ürüyor ve her bir izleyici eserin özgün eyleyicisi olarak kendi öyküsüne şefkatle buyur ediliyor.
Sahne merkezinde yer alan ve bilinen en eski, büyük ölçüde bütün haldeki hominin iskeletlerinden biri olan “Little Foot”tan (Küçük Ayak) yola çıkılarak tasarlanmış aynalı bir kafatası Sarkis’in yüzünü çağrıştırıyor.
Sarkis: Fuge, 2026, detay. Fotoğraf: Andrea Rossetti
Üç boyutlu bir devasa gotik/gerçeküstü tuvalde salındığınız hissi veren eserdeki ‘gökkuşağı yağmuru’ yedi parçanın üzerine yedi renkte düşüyor. Bu renkten yedi kıta doğuyor ve Gorki sahnesinde ağır ağır dönerek dünyayı harekete geçiriyor.
Sarkis tarafından tasarlanan ve Gorki atölyelerinde, tarihsel ahşap buluntular kıdemiyle üretilen eser bir bağlamda ölüm ve kalım arasında asılı, arafta durarak küresel yazgımızı ve tercihlerimizdeki cüreti, birbirimize yakınlık ve açlık seviyemizi, ‘an’daki mucize veya afetlerin kökenlerini sorguluyor.
Sarkis’in birçok eserinde yaşattığı gibi burada da ölüm yaşamı, yaşam da ölümü dışlamıyor; bir bakıma özlemle, şefkatle kucaklaşıp kıskanıyor. Zira Sarkis yine bir simyacı, bir şifacı gibi çalışarak fotografi, ses, su, neon ve hazır nesne gibi nice unsurla kültürel bir ‘aşure’yi bizim için bu kez Berlin’de kaynatıyor. Tıpkı “Pilav ve Tartışma Yeri” ile yıllar önce 1995 İstanbul Bienali’nde yaptığı gibi.
Keza Sarkis sanatına misafir ettiği farklı kuşaklardan izleyicilerle bir aradalık veya sanat tarihi ile diyalog geleneğini Edvard Munch veya Sergei Parajanov gibi nice üstatla geçen 10 yıllarda da sürdüren bir imza.
Sarkis ve Kantor’un etkileşimi
Aynı Sarkis, Gorki’deki bu etkileşimli, dramatik yapıya Polonyalı tiyatro devrimcisi Tadeusz Kantor’u (1915–1990) da dahil ediyor. Ressam, tiyatro yönetmeni, sahne tasarımcısı ve yazar Kantor’un evreniyle etkileşime giren mekâna özgü bu yerleştirmeyle Sarkis tiyatro, nesne, imge, bellek ve travmayı birbirinden ayırmayan Kantor’u kendi sanatsal diline gönülden gönüle harç ediyor. Bu da izleyiciyi tarihsel, politik ve estetik alanların iç içe geçtiği biricik bir deneyime sevk ediyor.
Gorki ekibinin verdiği bilgilerle ayrıca, sergideki bir platformun, Kantor’un gezici sahnesine gönderme yaptığını keşfediyoruz. Bu, tiyatro adına da hareketli bir mekân ve yoldaşlığa selam veriyor. 31 haç ve gökkuşağı ışığı Sarkis’in dünyasına girerken bir başka alan da Kantor’un izini “Odysseus’un Dönüşü”’nden (1944) tiyatroyu dünyaya taşıyan ‘happening’lere kadar sürüyor. Bu çalışma, Gorki’nin Kraków’daki Tadeusz Kantor Sanatı Belgeleme Merkezi Cricoteka ile olan iş birliğini genişletiyor.
Tadeusz Kantor: “The Return of the Odysseus” için set tasarımı, 1944. Mickey Mahar ve Çiğdem Teke. Fotoğraf: Andrea Rossetti
Bununla da yetinmeyen ve insanlık tarihinin acısına sevgiyle karşılık veren Sarkis, Kantor’un gezici sahnesinden içeri çok sevdiği ABD’li çağdaş bestekâr John Cage’i de buyur ediyor. “Litany for the Whale” (1980) adlı eserde iki balinanın su altındaki çağrıları müziğe dönüşüyor. Tarih, yaratının özünü bir daha aşılıyor.
Yorumcu ve piyanist Frank Steijns, eseri 43 çanlı bir kariyonda icra ediyor ve sesi tiyatro mekânında yankılanıyor. Kantor’un 31 haçı da bu varoluş ninnisini bizimle birlikte dinliyor. Kuş tüylerinden yapılmış ‘uhrevi’ avizeler, havayla birlikte nefes alıp hareketle zamanı yaratıyor. Birisi izleyici, diğeri sahne civarında devasa bir metafizik çemberin tamamlayıcısı oluyor. İnsanlar eserin ürettiği dramatik ışık, ses ve büyüklük karşısında birer kelebek gibi etkilenerek bu devasa kaynakların dibine kendilerini bırakıyor.
Sarkis: Fuge, 2026, detay, (John Cage: Litany for the Whale, 43 çanlı kariyon), Fotoğraf: Andrea Rossetti
Kolektif, metafizik, tekrarsız ve dönüşken bir ‘hayrat’ olarak tiyatro fuayesinde Sarkis’in “L’atelier d’aquarelle dans l’eau” (2005–2026) adlı eseri mekânda yine evrilerek ziyaretçileri renklerin hızını su, ışık ve zaman olarak deneyimlemeye davet ediyor. Burada Sarkis’in ikonik neon ve zaman manifestolarından “193880” aydınlatılırken, arka duvardaki paralel yüzlerce karede insanlığın yaralarının albümü zamana ve mekâna serpiliyor.
Solda: Sarkis: “Musée des Life Collages”, 2009–2016, detay, ön planda: Sarkis: “L’atelier d’aquarelle dans l’eau”, 2022–2026, detay, arka duvarda: Sarkis: “19380”, 1992, Fotoğraf: Andrea Rossetti
“FUGE” daha önce de Munch ve Parajanov gibi imzalarla projeleri üzerinden gönülden etkileşim kurmuş Sarkis’in kariyerinden sembolik yapıtlarını Berlin’deki tarihi bina üzerinden mekâna, zamana ve yediden yetmişe tüm ziyaretçilere armağan ediyor. İki sanatçıyı Berlin’deki tarihi binada kucaklaştıran dramatik eser, gittikçe muhafazakâr hâle gelen bir dünyada, her bir bireyin neyi, niye müdafaa etmesi gerektiğine yönelik dramatik ve sanat tarihsel ipuçlarıyla dolu. Yapıt iki dünya savaşı görmüş bitkin başkent Berlin’in göbeğinden, insanlık tarihine rağmen yine insanlık adına umut ve sevgi saçıyor.
Etiketler: Maxim Gorki Tiyatrosu FUGE sanat


