Modern metalin yıkıcı gücü İstanbul'da
Metal müziğin en sert temsilcileri Lamb of God, Orbit Culture ve Black Tooth 24 Temmuz'da Bonus Parkorman sahnesinde.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Amerikan metal sahnesinin son otuz yılını şekillendiren en etkili gruplardan Lamb of God, 24 Temmuz'da Bonus Parkorman'da Türkiye'deki dinleyicileriyle yeniden buluşuyor. Groove metal, metalcore ve thrash metal arasında kurduğu kendine özgü dengeyi yıllardır koruyan grup, güçlü diskografisinden seçilmiş parçaları yüksek tempolu sahne performansıyla seslendirecek. Stagepass organizasyonuyla gerçekleşecek gecenin konukları ise İsveç'in yükselen melodik death metal topluluğu Orbit Culture ile Türk metal sahnesinin köklü isimlerinden Black Tooth olacak.
Modern metalin temel taşlarından Lamb of God
Virginia eyaletinin Richmond kentinde 1994 yılında Burn the Priest adıyla kurulan Lamb of God, modern Amerikan metalinin en belirleyici gruplarından biri olarak kabul ediliyor. Randy Blythe'in karakteristik vokali, Mark Morton ile Willie Adler'in çift gitar üzerine kurulu riff anlayışı, John Campbell'ın güçlü bas yürüyüşleri ve davulcu Art Cruz'un dinamik ritim yapısıyla grup yirmi yılı aşkın süredir uluslararası festival sahnelerinin değişmeyen isimleri arasında yer alıyor. Kariyerinin ilk döneminde ekstrem metal çevrelerinde dikkat çeken topluluk, 1999 yılında yayınladığı “Burn the Priest” albümünün ardından adını Lamb of God olarak değiştirdi ve kısa süre içinde daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaştı.
Grubun asıl yükselişi 2000 yılında yayınlanan “New American Gospel” ile başladı. Dönemin nu metal ağırlıklı atmosferine farklı bir yön veren albüm, agresif riff anlayışı ve teknik yapısıyla dikkat çekti. Ardından gelen “As the Palaces Burn” (2003), grubun uluslararası ölçekte tanınmasını sağlayan ilk büyük çıkış oldu. Yapımcı Devin Townsend'in katkısıyla hazırlanan albüm, yıllar sonra yeniden mikslenerek güncellenmiş versiyonuyla da yayınlandı. 2004 tarihli “Ashes of the Wake” ise Lamb of God'ın kariyerindeki kırılma noktası kabul ediliyor. Irak Savaşı'na ve Amerikan dış politikasına göndermeler içeren albüm, "Laid to Rest", "Now You've Got Something to Die For" ve "Omerta" gibi parçalarıyla modern metal repertuvarının klasiklerinden biri hâline geldi.
Grammy adaylıklarıyla uluslararası başarı
2006'da yayımlanan “Sacrament”, Billboard 200 listesinde ilk ona girerek grubun ticari anlamdaki en büyük başarılarından birini getirdi. Albümde yer alan "Redneck" ve "Walk With Me in Hell", grubun en çok seslendirdiği konser parçaları arasında yer almayı sürdürüyor. 2009 tarihli “Wrath”, ardından gelen “Resolution” (2012) ve “VII: Sturm und Drang” (2015), Lamb of God'ın hem teknik hem de bestecilik açısından gelişimini ortaya koyan çalışmalar oldu. Özellikle "Ghost Walking", "512" ve "Still Echoes" gibi parçalar, grubun ilerleyen dönem repertuvarının temel taşları hâline geldi.
2020 yılında yayınlanan ve kendi adını taşıyan “Lamb of God” albümü, grubun davulcu Art Cruz ile kaydettiği ilk stüdyo çalışması oldu. 2022 tarihli “Omens” ise pandemi sonrasında yayınlanan ilk albüm olarak dikkat çekti. Politik ve toplumsal gerilimleri ele alan sözleriyle öne çıkan çalışma, eleştirmenlerden olumlu değerlendirmeler aldı ve grubun konser repertuvarına yeni parçalar kazandırdı.
Modern metal sahnesinin en saygın topluluklarından biri olarak gösterilen Lamb of God bugüne kadar "Redneck", "Set to Fail", "Contractor", "Ghost Walking", "512", "Erase This", "Memento Mori" ve "Checkmate" başta olmak üzere birçok şarkısıyla Grammy Ödülleri'nde ‘En İyi Metal Performansı’ kategorisinde aday gösterildi.
Sinema ve belgesellerde de iz bıraktı
Lamb of God'ın müziği sinema ve oyun dünyasında da geniş yer buldu. Grubun parçaları “Saw VI”, “The Collector”, “Ghost Rider: Spirit of Vengeance” gibi yapımların müziklerinde kullanıldı; ayrıca “Madden NFL”, “Need for Speed”, “Guitar Hero” ve “Saints Row” gibi video oyunlarının soundtrack'lerinde de yer aldı. 2014 yılında vizyona giren “As the Palaces Burn” belgeseli ise yalnızca grubun kariyerini değil, vokalist Randy Blythe'in Çekya'da yargılandığı süreci ve bunun grup üzerindeki etkilerini konu alarak uluslararası festivallerde gösterildi.
Randy Blythe'in kariyerini değiştiren dava
Albümleriyle son çeyrek yüzyılın en istikrarlı metal kataloglarından birini oluşturan Lamb of God'ın kariyerindeki en zorlu dönemlerden biri, vokalist Randy Blythe'in Çekya'da yargılandığı dava süreci oldu. Olayın başlangıcı, grubun 24 Mayıs 2010'da Prag'daki Abaton Kulübü'nde verdiği konsere dayanıyor. Konser sırasında 19 yaşındaki Daniel Nosek, sahneye çıkmaya çalıştı. İddialara göre Blythe, performansın güvenliğini sağlamak amacıyla seyirciyi sahneden uzaklaştırdı. Nosek sahneden düşerek başını zemine çarptı, ağır beyin travması geçirdi ve birkaç hafta sonra yaşamını yitirdi.
Grup, iki yıl sonra 27 Haziran 2012'de yeniden Prag'a geldiğinde Randy Blythe, havalimanında Çek polisi tarafından gözaltına alındı. "Ölüme neden olan yaralama" suçlamasıyla tutuklanan müzisyen yaklaşık beş hafta Pankrác Cezaevi'nde kaldı. Mahkemenin belirlediği 8 milyon Çek korunası (yaklaşık 400 bin ABD doları) kefaletin yatırılmasının ardından serbest bırakıldı. Blythe, yargılamadan kaçmayacağını açıklayarak ABD'ye döndü ve 2013 yılında görülen duruşmalar için gönüllü olarak yeniden Prag'a geldi.
Prag Belediye Mahkemesi, 5 Mart 2013'te açıkladığı kararda Blythe'in Daniel Nosek'i sahneden ittiğinin kabul edildiğini, ancak olayın ceza hukuku açısından kasıtlı ya da suç oluşturacak nitelikte olmadığına hükmetti. Mahkeme, konser organizasyonundaki güvenlik önlemlerinin yetersizliğini ve organizatörlerin sorumluluğunu vurgulayarak Blythe'i cezai sorumluluktan beraat ettirdi. Savcılığın yaptığı itiraz da 5 Haziran 2013'te Prag Yüksek Mahkemesi tarafından reddedildi ve beraat kararı kesinleşti.
Bu süreç, Lamb of God'ın kariyerini derinden etkiledi ve daha sonra Don Argott yönetmenliğinde çekilen “As the Palaces Burn” (2014) belgeselinin merkezine yerleşti. Film, yalnızca grubun turne yaşamını değil, Randy Blythe'in tutuklanmasını, mahkeme sürecini ve davanın grup üzerindeki psikolojik etkilerini de belgesel niteliğinde kayıt altına aldı.
İsveç metalinin yeni kuşağı: Orbit Culture
Lamb of God konserinin uluslararası konuğu olan Orbit Culture, son yıllarda Avrupa metal sahnesinin en hızlı yükselen topluluklarından biri olarak öne çıkıyor. İsveç'in Jönköping iline bağlı Eksjö kentinde 2013 yılında gitarist ve vokalist Niklas Karlsson tarafından kurulan grup melodik death metal, groove metal ve modern metal öğelerini aynı potada eriterek kısa sürede uluslararası dinleyicinin dikkatini çekti. Grubun güncel kadrosunda Niklas Karlsson'un yanı sıra gitarist Richard Hansson, bas gitarist Fredrik Lennartsson ve davulcu Christopher Wallerstedt yer alıyor.
İlk yıllarında bağımsız yayımladığı çalışmalarla adını duyuran topluluk, 2013’te “Odyssey” EP’sini ilk çalışması olarak yayınladı ancak özellikle 2016 tarihli “In Medias Res” albümüyle İsveç sınırlarını aşmayı başardı. Ardından gelen “Redfog” EP'si ve 2018'de yayınlanan “Rasen” EP'si, grubun daha sert ve sinematik bir anlatım geliştirdiğini gösterdi. Asıl uluslararası çıkış ise 2020 tarihli “Nija” albümüyle gerçekleşti. Metallica'nın riff geleneğini, Gojira'nın ritmik yoğunluğunu ve İsveç melodik death metal okulunun atmosferini çağdaş bir prodüksiyon anlayışıyla buluşturan albüm, Avrupa ve Kuzey Amerika'daki metal basınında yılın dikkat çeken çalışmaları arasında gösterildi.
2021 tarihli “Shaman” EP’sinin ardından 2023 yılında Century Media Records etiketiyle yayınlanan “Descent” EP'si ise grubun kariyerindeki yeni dönemin habercisi oldu. "From the Inside", "Vultures of North", "While We Serve", "Alienated" ve "North Star of Nija" gibi parçalar dijital platformlarda milyonlarca dinlenmeye ulaşırken, Orbit Culture da Slipknot, Machine Head, Trivium, Bullet for My Valentine ve In Flames gibi topluluklarla aynı turnelerde yer almaya başladı. Avrupa'nın önemli festivalleri ‘Sweden Rock’, ‘Bloodstock Open Air’, ‘Graspop Metal Meeting’ ve 'Wacken Open Air'de sahne alan grup, sert riffleri melodik nakaratlarla birleştiren bestecilik anlayışı sayesinde modern metal kuşağının dikkat çeken temsilcileri arasında gösteriliyor. Grup, uluslararası metal basınında aldığı olumlu eleştiriler ve büyük festival davetleriyle kariyerini istikrarlı biçimde sürdürüyor.
Türk metal sahnesinin istikrarlı ismi: Black Tooth
Konserin açılışını üstlenecek Black Tooth ise Türkiye'de groove metalin yerleşmesinde önemli rol oynayan gruplardan biri olarak kabul ediliyor. Ankara'da 2003 yılında kurulan topluluk, Amerikan groove metal anlayışını thrash metal ve modern metal etkileriyle birleştiren sert müzikal çizgisini uzun yıllardır koruyor. Türkiye'de sayısız festival ve kulüp konserinin yanı sıra Sepultura, Soulfly, Machine Head, Megadeth, Amon Amarth ve Gojira gibi uluslararası gruplarla aynı sahneyi paylaşan Black Tooth, canlı performanslarıyla öne çıkan yerli metal toplulukları arasında yer alıyor.
Grubun ilk stüdyo albümü “For the Blind” 2008 yılında yayınlandı. Güçlü gitar tonları, agresif vokaller ve ritmik yapısıyla dikkat çeken albüm, yerli metal çevrelerinde olumlu karşılandı. Bunu izleyen “The Unholy Throne” (2012), Black Tooth'un beste anlayışını daha da olgunlaştırdığı çalışma olarak değerlendirildi. Uzun bir aranın ardından 2022’de yayınlanan “Pale Communion” ise grubun modern prodüksiyon anlayışını korurken groove metal eksenindeki sert karakterinden ödün vermediğini ortaya koydu.
Bugüne kadar yayınladığı albümlerin yanı sıra tekliler ve konser kayıtlarıyla da üretimini sürdüren Black Tooth, Türk metal sahnesinin en istikrarlı ve prodüksiyon kalitesiyle öne çıkan topluluklarından biri olarak kabul ediliyor. Avrupa'da verdiği konserlerle de Türk metalinin uluslararası görünürlüğüne katkı sağlayan grubun merkezinde, güçlü sahne hâkimiyeti ve karakteristik vokal tekniğiyle Tuna Vural yer alıyor. Sert ama anlaşılır vokal yorumu, groove metalin yoğun riff yapısını agresif bir ifade gücüyle buluşturan Vural, grubun canlı performanslarının belirleyici unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Vural liderliğindeki güncel kadroda gitarlarda grubun kurucu isimlerinden Dağhan Erdoğan ile Orçan Kolankaya, basta Ozan Kandilci ve davulda Erce Arslan bulunuyor.
Yaklaşık yirmi yılı geride bırakan Black Tooth, bu kadrosuyla güçlü riffleri, Southern ve groove metal eksenindeki sert sound'u ve yüksek enerjili sahne performansıyla hem Türkiye'nin büyük festivallerinde hem de Avrupa sahnelerinde dinleyiciyle buluşmayı sürdürüyor.
Konser akışı
Lamb of God, Türkiye'deki ilk konserini 17 Mayıs 2010'da KüçükÇiftlik Park'ta vermişti. Aradan geçen 16 yılın ardından grup, 24 Temmuz'da Bonus Parkorman'da ikinci kez İstanbullu metal dinleyicisiyle buluşacak.
Modern metalin üç farklı kuşağını aynı sahnede buluşturacak konser, 24 Temmuz Cuma akşamı Stagepass organizasyonuyla Bonus Parkorman'da gerçekleşecek. Kapılar saat 18.00'de açılacak. Gecenin açılışını yaklaşık 18.45'te Black Tooth, ardından 19.45'te Orbit Culture yapacak. Yaklaşık 21.00'de ise Lamb of God sahneye çıkarak kariyerinin farklı dönemlerinden seçtiği parçalarla İstanbul'daki metal dinleyicisiyle buluşacak.
‘Hills of Rock'ta Türkiye'den iki temsilci
Lamb of God'ın İstanbul konseriyle aynı hafta sonu gerçekleşecek bir başka önemli metal buluşması ise Bulgaristan'ın Plovdiv kentindeki “Hills of Rock 2026” festivali olacak. 24-26 Temmuz tarihleri arasında düzenlenecek festival, Doğu Avrupa'nın en büyük açık hava metal etkinliklerinden biri olarak uluslararası sahnenin güçlü isimlerini bir araya getiriyor.
Plovdiv Rowing Canal'da gerçekleşecek festivalin 2026 kadrosu, farklı kuşaklardan ve metalin farklı alt türlerinden önemli toplulukları aynı sahnede buluşturuyor. Endüstriyel metalin provokatif ve karanlık estetiğiyle tanınan Marilyn Manson, Amerikan hard rock sahnesinin güçlü temsilcilerinden Godsmack ve groove metalin öncü gruplarından Lamb of God festivalin başlıca isimleri arasında yer alıyor. Kadroda ayrıca Electric Callboy, Black Label Society, Sex Pistols (Frank Carter ile), Paradise Lost, Deafheaven, Of Mice & Men, Orbit Culture ve Vended gibi uluslararası metal sahnesinin dikkat çeken toplulukları bulunuyor.
“Hills of Rock 2026”, Türkiye açısından da özel bir önem taşıyor. Türk metal sahnesinin deneyimli gruplarından Black Tooth festival programında yer alırken, Türkiye kökenli müzisyenlerin de bulunduğu Nevermore da etkinlikte sahne alacak. Böylece Türk metalinin iki farklı kuşağını ve yaklaşımını temsil eden gruplar, Avrupa'nın önemli metal festivallerinden birinde uluslararası dinleyiciyle buluşma fırsatı yakalayacak.
Lamb of God ve Orbit Culture'ın aynı hafta içinde hem İstanbul'da hem de Plovdiv'de sahne alacak olması ise iki etkinlik arasında dikkat çekici bir müzikal bağ oluşturuyor. Bir yanda otuz yılı aşan kariyeriyle modern metalin temel taşlarından biri hâline gelen Lamb of God, diğer yanda yeni kuşak Avrupa metalinin yükselen temsilcilerinden Orbit Culture, 2026 yazının metal takviminde öne çıkan isimler arasında yer alıyor.
Etiketler: metal Lamb of God Orbit Culture Black Tooth


