Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Mustafa Pancar’ın ardından

Mustafa Pancar’ın ardından

Mustafa Pancar’ın ardından06 Şubat 2026 - 07:02
Geçtiğimiz gün kaybettiğimiz ressam Mustafa Pancar’ı Fırat Arapoğlu’nun satırlarıyla anıyoruz.
Doç. Dr. Fırat ARAPOĞLU
Sanat Tarihçisi/Eleştirmen ve Küratör 
 
Mustafa Pancar’ın ardından konuşmak İstanbul’un hızına, gürültüsüne ve görüntülerine ve ayrıca bu imaj bombardımanının içindeki insani ayrıntılara yeniden bakmayı denemek demek. Mustafa asla resimlerinde tek bir hikâye anlatmanın konforuna sığınmadı. Aksine hayat, onun için, aynı bir kent gibi birbiriyle kesişen sahnelerden, küçük anlatılardan oluşuyordu.
 
Mustafa’yı 1990’lar kuşağı içinde ayrıştıran şey gündelik olanı estetize etmeden sıradan olanın içindeki iktidarı, toplumsal gerilimi ve politik olanı görünür kılma ustalığıydı. Gazeteler, dergiler ve fotoğraflardan alıntılarla ürettiği işler toplumsal belleği, görsel rejimleri ve gündelik hayatın anlatılarını yeniden-düzenlemek anlamına geliyordu. Mustafa adeta bize normal olarak dikte edilen şeylere dair farkındalık yaratmıştı.
 
 
Mustafa Pancar, “Gece Çekimi”, 2008
 
Onun kompozisyonları sıklıkla çeşitli odak noktalarına sahiptir. Trafik, kalabalıklar, figürler vs. unsurların hepsi kentin son on yıllarına dayalı dönüşümünü gösterir. Şehir onun çalışmalarında bir konu değil resmin bizzat kendi düşüncesidir, adeta. Hafriyat Grubu’nun kurucu üyelerinden olması da şehir fikrine dair kolektif olma halini işaret eder. Flanörler, kentin bitmeyen bir şantiye oluşu, biteviye dönüşümü, yıkım ve yapımı hem belgelenir hem de problematize edilir. Onun resimlerindeki çoklu-odaklı yapı sanki bir gazetenin önemli haberler kadar iç sayfa haberlerini de kapsaması gibidir. Çünkü o bizi merkezi anlatıdan alarak, küçük anlatılara sürüklemeyi istemiştir. Mustafa, işte bu bağlamda, marjlarda olanlara dikkatlerimizi çekti.
 
 
Mustafa Pancar, “Karışık Hikayeler Serisi”, 2002
 
13 yıl önce “Gidebileceğimiz Bir Yer Biliyorum” başlıklı bir grup sergisinde çalışmıştık. O sergide umuda dair mekânları, vaatleri ve düş kırıklıklarını göstermeyi denedik. Bugün geriye baktığımda Mustafa’nın üretimindeki ince gerilimi düşünüyorum: Gramsci’nin belirttiği gibi “Aklın karamsarlığı, iradenin iyimserliği”. Mustafa bize bunu gösterdi, aslında. Umut onun hayatında ve üretiminde şehir hayatındaki çatlaklarından sızan bir ihtimaldir.
 
Şimdi geriye şehrin değişen yüzünü yansıtan bir birikim kaldı. Mustafa bize iyi resimler ve görüntünün iktidarına teslim olmadan, gösterinin içinde kaybolmadan, gündelik hayatta siyasal olanı görme pratiğini miras bıraktı. İşte bu yüzden ona çok şey borçluyuz. Işıklar içinde uyu güzel dost!