Müziği duymaktan gerçek sesi dinlemeye
Galataport İstanbul Terminali’nde düzenlenen ‘Living in Audio’ paneli üst düzey ses sistemlerini müzik, mühendislik, akustik ve iç mekân tasarımı ekseninde ele aldı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bir müzik kaydını dinlemekle, o kayıtta yer alan enstrümanları ve seslerin birbirleriyle kurduğu ilişkiyi ayrıntılarıyla duyabilmek aynı deneyim değil. Ses sistemlerinin tasarımından kaydın niteliğine, hoparlörlerin yerleşiminden odanın akustiğine uzanan pek çok unsur, dinleyicinin müzikle kurduğu ilişkiyi etkiliyor. Üst düzey ses sistemleri alanında faaliyet gösteren ‘Living in Audio’nun Galataport İstanbul Terminali’nde düzenlediği panel, müziğin yeniden üretiminde rol oynayan bu unsurları farklı disiplinlerin bakış açılarıyla ele aldı.
Etkinlikte ses mühendisliği, ekipman tasarımı, akustik ve müzik icrası alanlarından isimler bir araya geldi. Dört ayrı oturumda üst düzey ses sistemlerinin tanımı, gerçeğe en yakın dinleme deneyiminin nasıl kurulabileceği, mekânın ses üzerindeki etkisi ve nitelikli sesin gündelik yaşam içindeki yeri tartışıldı. Programın sonunda DJ Memo Garan, performansıyla davetlilere eşlik etti.
Üst düzey ses sistemi nedir?
Etkinliğin ilk oturumu, “Üst Düzey Ses Sistemi Nedir / What Is High-End Audio?” başlığını taşıdı. Hear This Yönetici Ortağı Gary Leeds, Westminsterlab Kurucusu ve ses ekipmanı tasarımcısı Angus Leung ile ‘Living in Audio’ Kurucusu Emir Ulusoy, üst düzey ses sistemlerini tanımlayan ölçütleri ele aldı.
‘High-end audio’ olarak adlandırılan alan, yalnızca yüksek fiyatlı cihazlardan oluşan bir ürün kategorisini ifade etmiyor. Bu yaklaşımda amaç, müzik kaydındaki sesleri mümkün olduğunca aslına sadık biçimde yeniden üretmek; enstrümanların tınılarını, dinamik aralıklarını, mekânsal konumlarını ve icradaki ayrıntıları dinleyiciye aktarabilmek. Elektronik bileşenlerin tasarımı, sinyalin işlenme biçimi ve sistemdeki parçaların birbiriyle uyumu, bu hedef doğrultusunda değerlendiriliyor.
Panelde ele alınan temel sorulardan biri, bir ses sisteminin niteliğinin hangi ölçütlerle belirlendiğiydi. Cihazların teknik özellikleri ve üretim kalitesi kadar, müziğin dinleyiciye nasıl ulaştığı da üst düzey ses anlayışının kapsamına giriyor. Böylece tartışma, ekipmanların kendi başlarına taşıdığı özelliklerden müziğin yeniden üretimindeki işlevlerine uzandı.
Gerçek sesin peşinde
“Gerçek Sesin Peşinde / The Pursuit of Real Sound” başlıklı ikinci oturumda Von Schweikert Audio Ortak Kurucusu ve CEO’su Damon von Schweikert ile Westminsterlab Kurucusu ve ses ekipmanı tasarımcısı Angus Leung yer aldı. Oturumun müzik tarafındaki konukları arasında Nardis Jazz Club’ın kurucularından gitarist Önder Focan ve caz bateristi Ferit Odman da bulunuyordu. Programda ayrıca sürpriz konuklara da yer verildi.
Ses sistemlerinin performansını değerlendirirken canlı müzik deneyimi önemli bir referans noktası oluşturuyor. Akustik enstrümanların doğal tınıları, bir icradaki ani ses değişimleri, ritmik ayrıntılar ve müzisyenler arasındaki etkileşim, kayıt üzerinden yeniden oluşturulmaya çalışılan unsurlar arasında. Bu açıdan müzisyenlerin dinleme ve icra deneyimleriyle ses ekipmanı tasarımcılarının teknik yaklaşımları, aynı soruya farklı yönlerden bakma olanağı sunuyor: Bir kayıt, müziğin icra edildiği andaki ses karakterini ne ölçüde koruyabiliyor?
Caz müziği de bu tartışmanın önemli referanslarından biri. Doğaçlamaya dayalı yapısı, enstrümanlar arasındaki etkileşim ve dinamik değişimler, kayıt ve yeniden üretim sistemlerinin ayrıntıları aktarma kapasitesini değerlendirmek açısından elverişli bir dinleme alanı oluşturuyor. Focan ve Odman’ın katılımı, müziğin üretim ve icra boyutunu ses teknolojileri tartışmasıyla bir araya getirdi.
Oda da sistemin bir parçası
“Oda da Sistemin Bir Parçası / The Room Is Part of the System” başlıklı üçüncü oturum, dinleme deneyiminde mekânın rolüne odaklandı. VDM Sound Group Kurucusu, besteci, flütçü, ses mühendisi ve yapımcı Igor Fiorini ile Von Schweikert Audio Ortak Kurucusu ve CEO’su Damon von Schweikert, akustik ile ses sistemi arasındaki ilişkiyi ele aldı.
Bir ses sisteminin performansı, yalnızca hoparlörlerin ve elektronik bileşenlerin özellikleriyle belirlenmiyor. Ses dalgalarının duvarlardan, tavandan ve zeminden yansıması; odanın boyutları, kullanılan malzemeler ve hoparlörlerin konumlandırılması, duyulan sesin niteliğini değiştiriyor. Özellikle düşük frekanslarda ortaya çıkan rezonanslar ve yankılanma süreleri, müziğin dengeli duyulmasını etkileyebiliyor. Bu nedenle oda akustiğinin değerlendirilmesi, yüksek kaliteli bir dinleme ortamı oluşturmanın temel aşamaları arasında yer alıyor.
Etkinliğin Galataport İstanbul Terminali’nde düzenlenmesi de bu başlığı mekânın akustik özellikleri açısından somut bir örnekle buluşturdu. Talayman Acoustics Kurucu Ortağı Türker Talayman’ın etkinlik öncesinde paylaştığı bilgilere göre, şirketin akustik danışmanlığını üstlendiği Galataport İstanbul projesinin tasarım sürecinde kruvaziyer terminalindeki önemli gürültü kaynaklarının kontrolü, mekanik tesisat sistemlerinin akustik tasarımı ve projeye özgü akustik çözümler üzerinde çalışıldı. Böylece oturum, dinleme odalarının yanı sıra kamusal ve büyük ölçekli yapıların akustik tasarımını da tartışma kapsamına aldı.
Ses bir yaşam biçimi olabilir mi?
Gazeteci Volkan Demirkuşak’ın moderatörlüğünde gerçekleştirilen son panel, “Yaşam Tarzı Olarak Ses / Sound as a Way of Living” başlığını taşıdı. Bircom Yönetim Kurulu Başkanı Burçin Bircanoğlu, Talayman Acoustics Kurucusu Türker Talayman, Odyofil Kurucusu Furkan Satış ve Living in Audio Kurucusu Emir Ulusoy, sesin gündelik yaşamda üstlendiği yeri ve nitelikli dinleme kültürünü konuştu.
Ses sistemleri ve akustik alanında faaliyet gösteren şirketlerin temsilcilerini bir araya getiren oturumda, dinleme deneyiminin teknoloji ve tasarımın yanı sıra kişisel tercihlerle de şekillenen yönü ele alındı. Müzik dinlemek için ayrılan alanın düzenlenmesi, ses ekipmanlarının yaşam mekânlarıyla uyumu ve dinleme alışkanlıklarının gündelik yaşam içindeki yeri, sesin bir yaşam biçimi olarak değerlendirilmesiyle bağlantılı konular arasında bulunuyor.
Üst düzey ses sistemlerine yönelik ilgi, yalnızca teknik özellikleri takip eden bir merak alanıyla sınırlı kalmıyor. Müzik kayıtlarının farklı ayrıntılarını duyabilmek, albümleri belirli bir dinleme düzeni içinde keşfetmek ve sesin mekânla ilişkisini anlamak, bu kültürün bileşenleri arasında yer alıyor. Etkinliğin son oturumu, bu yaklaşımı ses teknolojileri, akustik tasarım ve gündelik yaşam arasındaki ilişki üzerinden ele aldı.
DJ Memo Garan ile müzikli kapanış
Dört panelin ardından DJ Memo Garan, performansıyla etkinliğin müzik programını tamamladı. Böylece gün boyunca sesin teknik, mimari ve tasarımsal boyutlarını ele alan konuşmalar, müziğin doğrudan dinlendiği bir buluşmayla sona erdi.
‘Living in Audio’nun Galataport İstanbul Terminali’nde gerçekleştirdiği etkinlik, üst düzey ses sistemlerini yalnızca cihazların teknik performansı üzerinden değil; müziğin kaydedilmesi, yeniden üretilmesi, mekânda yayılması ve dinleyici tarafından algılanması arasındaki bağlantılarla ele aldı. Gary Leeds, Angus Leung, Damon von Schweikert, Igor Fiorini, Önder Focan ve Ferit Odman’ın da aralarında bulunduğu katılımcılar, ses teknolojilerinden müzik icrasına uzanan farklı uzmanlık alanlarını aynı programda buluşturdu.
Etiketler: Milliyet Sanat Galataport İstanbul Terminali Living in Audio


