Nelumbo Studios, 'Araf' ve daha fazlası...
Dilara Altınkepçe Arslan ve Kerim Arslan ile Nelumbo Studios'un kuruluş öyküsü, üretim pratikleri ve Çağrı Dizdar’ın "Araf " sergisi hakkında konuştuk.
ELİF HOPYAR
Dilara Altınkepçe Arslan ve Kerim Arslan tarafından, 2020 yılında kurulan Nelumbo Studios, Kadıköy'ün çılgın kalabalığından azade, genç sanatçılara üretim pratiği bağlamında alan açan bir sanat mekân. Nelumbo Studios, geçen yılın önemli sergilerinden birine ev sahipliği yapmıştı. Sanatçı Çağrı Dizdar'ın “Araf” adlı ikinci solo sergisi. Sanatçı, tezhip ve minyatürü farklı disiplinlerdeki yapıtlarında yeniden yorumluyor. Resim, heykel, yerleştirme gibi yapıtlarında tekinsiz, muğlak bir atmosfer yaratıyor. Dilara Altınkepçe Arslan ve Kerim Arslan ile Nelumbo Studios' un kuruluş öyküsü, üretim pratikleri ve "Araf " üstüne konuştuk.
Klasik bir soruyla başlayacak olursak; Kadıköy'de yaklaşık beş yıl evvel açılan, özellikle genç sanatçılar için alan açan Nelumbo Studios'un kuruluş hikâyesini anlatır mısınız?
Nelumbo Studios’un kuruluşu, tek bir an ya da ani bir kararın sonucu olmaktan ziyade, zaman içinde olgunlaşan bir düşünce sürecinin ürünüydü. İki sanatçı tarafından kurulan artist-led bir galeri olarak, en baştan itibaren sanat üretimini merkeze alan bir yapı kurmayı amaçladık. Bu, Nelumbo’yu yalnızca sergi düzenleyen bir mekân olmaktan öte; düşünce, üretim ve ifade süreçlerinin bütünlüklü biçimde ele alınabildiği bir alan olarak tasarlamak anlamına geliyordu.
Sanatçılar olarak yönlendirme, sansür ya da dolaylı baskı biçimlerinin üretim üzerinde yarattığı etkileri maalesef ki yakından tanıyoruz. Çoğu zaman farkında olmadan gelişen otosansür hâlinin de bu mekânda çözünmesini, üretim süreçlerinin daha açık ve doğrudan ilerlemesini mümkün kılmayı amaçlıyoruz.
Sizler de sanatçısınız, daha yakından tanıyabilir miyiz?
Kerim Arslan: Fotoğrafla ilişkim görme meselesiyle başladı. Beni ilgilendiren şey, görüntünün hangi gerçekliği görünür kıldığı. Çerçevenin içine neyin alındığı kadar neyin dışarıda bırakıldığı da bu nedenle belirleyici.
Sanatsal yaklaşımım, görmeyi edilgen bir eylem olarak değil, karar içeren bir süreç olarak ele alıyor. Alamet sergisindeki “Etrafına bak, görüneni fark et”, “İçine bak, görüneni fark et”, “Hareket et, deneyimine müdahaleni gör” ve “Tekrarını tasarla” başlıkları da bu düşünme biçimini pratiğime aktardığım bir çerçeveydi. Görmek ve fark etmek arasındaki ilişki üretimimin temel eksenini oluşturuyor. Nelumbo’da da aynı açıklığı önemsiyorum. Üretimin kendi kararlarıyla var olabildiği, işin kendi sorusunu taşıdığı bir alan kurmaya çalışıyoruz. Benim için bu, sanatsal tavrın mekânsal karşılığı.
Kerim Arslan
Dilara Altınkepçe Arslan: Sanat pratiğim, insanın dünyayla kurduğu ilişki, hafıza ve kültürel aktarım biçimleri etrafında şekilleniyor. Üretimlerimde sıklıkla kullandığım tarihsel sembolleri, sabit bir referans olmaktan ziyade, bugünün soruları, çelişkileri ve olasılıklarıyla birlikte yeniden ele alınması gereken modeller olarak işliyorum. Bu yaklaşım, geçmiş ile şimdi arasında doğrusal bir bağ kurmaktan çok, süreklilik ve dönüşüm üzerine düşünmeme imkân tanıyor.
İlgilendiğim temel mesele, bireysel deneyimlerin toplumsal ve kültürel olanla nasıl iç içe geçtiği. İnsan, anlamaya teşne bir özne olarak taşıdığı hafıza, ritüeller ve öğrenilmiş davranış biçimleriyle birlikte üretimimin merkezinde yer alıyor. İşlerimde bu katmanların bir arada nasıl var olabildiğini, zaman içinde nasıl dönüştüğünü ve yeniden nasıl anlamlar kazandığını araştırıyorum.
Sanatçı kimliğimle Nelumbo’daki yaklaşımım arasında da doğrudan bir bağ var. Üretimde önemsediğim düşünsel açıklık ve sorgulayıcı tavır, galerideki sergi süreçlerine ve sanatçılarla kurduğumuz ilişkilere de yansıyor. Bu iki alanı ayrı roller olarak değil, aynı kavramsal duruşun farklı ölçeklerde devamı olarak görüyorum.
Dilara Altınkepçe Arslan
Mekânı kurgularken, hangi fikirden hareket ettiniz? Kavramsal olarak önceliğiniz hangi temellere dayanıyor?
Mekânı kurgularken, öncelikle iki sanatçı olarak kendi üretim ve düşünce pratiklerimiz çerçevesinde nasıl bir alanın bizi mutlu edeceğini sorguladık. Bu, hazır kabulleri tekrar etmekten ziyade, her fikri yeniden düşünmeye açık bir tutumdu. Nelumbo’da kavramsal yaklaşımımız, öğretilmiş modelleri olduğu gibi devralmak yerine, onları yeniden kurmaya dayanıyor. Bu nedenle Nelumbo hem mekansal hem kavramsal ölçekte sabit bir anlayışı temsil etmekten çok sürekli yeniden tanımlanan bir yapı olarak ele alınıyor.
Zaman içinde Nelumbo’da yer alan sanatçıların da benzer bir düşünsel zeminde üretim yapması bu yaklaşımın doğal bir sonucu. Yaşamı ve yaşam hallerini merkezine alan, mekânı tekil işler toplamından ziyade, ortak bir düşünme hâlinin sürdüğü bir alan olarak tanımlıyor.
Sanat mekânının adı nereden geliyor, neden Nelumbo?
Nelumbo ismi, literatürde Nelumbo nucifera olarak geçen, bataklıkta yetişmesine rağmen suyun üstüne tertemiz bir biçimde yükselen on yapraklı beyaz lotus çiçeğinden geliyor. Bulunduğu koşullara rağmen varlığını sürdürebilmesi, zorlayıcı bir ortamda bile kendi formunu koruyabilmesi bizim için güçlü bir referans oluşturdu. Sanat üretiminin de çoğu zaman karmaşık, belirsiz ve zorlayıcı koşullar içinde var olduğunu düşünüyoruz. Her şeye, özellikle birey olarak kendimize rağmen üretmeye devam etmek, düşünceyi sahici bir yerden kurabilmek bizim için önemliydi.
Nelumbo nucifera’ya baktığımızda, ilgimizi çeken şey yalnızca kendi varlığını sürdürme biçimi değil; aynı zamanda çevresiyle kurduğu ilişki. Bilinçli bir kendi halindelikle, yetiştiği habitatı kabul ederek varoluşunu sürdürmesi, Nelumbo’yu bizim için yalnızca bir isim değil, mekânın yaşamla kurduğu ilişkiyi tarif eden bir sembol haline getiriyor.
Gu¨liz Kayahan, sergi, The Green Lotus.
Açtığınız sergilerde resim, heykel, fotoğraf, enstalasyon gibi farklı disiplinlerden yapıtlar bir araya gelirken, geçmiş ile bağ kurmasına da özen gösteriyorsunuz. Geçmişte oldukça yaygın bir sanat dalının, örneğin minyatür, güncel sanat pratiğinde yeniden yorumlanması neden önemli?
Geleneksel üslup ve tekniklerle birlikte geçmişle kurulan ilişkiyi, bir referans repertuarı ya da estetik bir alıntı alanı olarak değil; bugünle birlikte yeniden düşünülebilen canlı bir bilgi alanı olarak görüyoruz. Minyatür gibi tarihsel olarak belirli bir döneme ait olduğu düşünülen disiplinler, güncel sanat pratiği içinde ele alındığında, bugünün duyumsama biçimleriyle yeniden ilişki kurabiliyor.
Yeniyi takip ederek çağın dilini konuşmak bizim için önemli; ancak bu arayışın, birikerek oluşmuş kültürel pratiklerini göz ardı etmeyi gerektirdiğini düşünmüyoruz. Asıl sorun, geleneksel üretim biçimlerinin kendisinden çok, onları yalnızca belirli bir zümreyle ilişkilendiren düşünsel yaklaşımlarda ortaya çıkıyor. Minyatürün güncel sanat içinde yeniden ele alınması da bu anlamda, geçmişi tekrar etmekten ziyade, onu bugünün soruları üzerinden yeniden düşünmeye alan açıyor.
Genç sanatçıları desteklediğiniz The Green Lotus adlı proje yürütüyorsunuz. Bu projeden biraz bahseder misiniz?
2025 yılında ilk edisyonunu gerçekleştirdiğimiz The Green Lotus, mezuniyeti yaklaşmış ya da henüz mezun olmuş gelişmekte olan sanatçılar için oluşturduğumuz bir kişisel sergi serisi. Program kapsamında dört sanatçıyla ardışık kişisel sergiler gerçekleştiriyoruz. Bu yapı, sanatçıların erken dönemlerinde kişisel sergi üretiminin gerektirdiği tüm aşamaları, düşünsel hazırlıktan sergileme sürecine kadar, kapsamlı bir sorumluluk alanı içinde deneyimlemelerine imkân tanıyor.
Sanatçıların henüz izleyici beklentileri ya da yerleşik okuma biçimleri tarafından şekillendirilmemiş üretimleriyle çalışıyor oluşumuz, süreci yalnızca sanatçılar için değil, bizim için de canlı ve öğretici bir alana dönüştürüyor. Bu yıl projeyi genişleterek açık çağrı duyurduk ve başvurular Yasemin Green, Murat Görgülü ve Barış Çakmakçı’nın bulunduğu seçici kurul tarafından değerlendirildi. Ayrıca program küratörü Nil Nuhoğlu ile mentorluk programını sürece dahil ettik. Yıl içerisinde duyurmayı planladığımız yeni bir açık çağrı ile The Green Lotus kapsamında bir gelişmekte olan küratörlük programı da hayata geçirmeyi amaçlıyoruz.
Melek Baydar, “Merakın Kolonileri”, 2025, The Green Lotus.
Eren Kenar, “Smoking Bluffer Oil”, 2025, The Green Lotus.
Şu sıralar sanatçı Çağrı Dizdar'ın ''Araf'' adlı ikinci kişisel sergisine ev sahipliği yapıyorsunuz? Sanatçının karnavalesk bir atmosfer yarattığı, disiplinler arası işlerinin yer aldığı sergi fikri, nasıl oluştu?
Sergi fikri, Çağrı Dizdar’ın uzun süredir üzerinde çalıştığı karnaval kavramı etrafında şekillendi. Karnavalı tarihsel bir tema olmanın ötesinde, toplumsal davranışları, geçici özgürlük hâllerini ve kolektif refleksleri bugünden okumaya imkân veren bir deneyim olarak ele aldık.
Yaklaşık bir yıl süren hazırlık sürecinde Çağrı Dizdar ile küratör Yasemin Green arasında yürütülen yakın çalışma, bu kavramsal hattın netleşmesinde belirleyici oldu. Eserler arasındaki ilişkiler ile anlatı akışının oluşması sonucunda Nelumbo karnaval alanına dönüştü.
Midsommar filmini anımsatan, tekinsiz, muğlak atmosfer, serginin tümünde hissediyor. Tezhip, minyatür gibi geleneksel anlatım biçiminin, günümüz sanatıyla yorumlanabilmesi bağlamında izlediğiniz küratöryal sürece değinebilir misiniz?
Bu atmosferi bilinçli olarak oluşturulmuş bir kurgu olarak değil, içinde yaşadığımız dünyanın filtresiz hâli olarak okuyoruz. Sergide hissedilen tekinsizlik ya da muğlaklık, başka bir gerçeklik yaratma arzusundan çok, güncel dünyanın kendi çelişkili ve belirsiz yapısının görünür hâle gelmesiyle ilgili. Bu anlamda sergi, rahatsız edici olabilen ama kaçınılmaz biçimde tanıdık bir ruh hâlini yansıtıyor.
Rancière’in estetik rejim anlayışına paralellikle duyumsanabilir olanın yeniden haritalandırılabildiği; mevcut meşruiyet zeminlerinin askıya alındığı bir eşik hedefledik. Bunun için “ARAF” biçilmiş kaftandı. Kıyametten ,yani ortak zeminin yıkımından, hemen sonra ve hesap gününden, yani kesin yargıdan, hemen önceki eşik…
C¸agˆrı Dizdar, “Karnaval 13”, 2025
Tezhip ve minyatürün, geleneksel ile güncelin, yeni bir anlatım biçimi olarak doğması hakkında ne düşünüyorsunuz? Çağdaş sanat, geleneksel üretim modeline alan açabilir mi?
Tezhip ve minyatür gibi üretim biçimlerini, geleneksel ile güncel arasında kurulan bir karşıtlık üzerinden değil, anlatım ve düşünme pratikleri çerçevesinde okuyoruz. Çağdaş sanatta belirleyici olan, kavramla kurulan ilişkidir. Bu nedenle tezhip ve minyatür, belirli bir tarihsel çerçeveye sıkıştırılmadan, kavramsal üretimin doğal araçları olarak çağdaş sanat pratiği içinde de yer alabilir.
Bu çerçevede çağdaş sanat, geleneksel üretim modelleriyle de düşünebilen bir alan sunar. Farklı anlatım biçimlerini ayrıştırmak yerine, kavramın gerektirdiği ölçüde birlikte ele alabilmesi, bu üretimlerin teknik ya da tarihsel tanımların ötesinde, düşünsel bir süreklilik içinde var olmasını mümkün kılıyor.
C¸agˆrı Dizdar, “CC1”, 2025
Çağrı Dizdar'ın sergisi, gördüğü ilgi nedeniyle uzatıldı, yeni projelere dair neler söylemek istersiniz?
Yakın dönemde Nelumbo’nun odağında The Green Lotus yer alıyor. Genç sanatçılarla aynı zeminde düşünmeye alan açan bu yapı, bizim için ayrı bir önem taşıyor. Şubat ayı sonunda başlayacak olan The Green Lotus, iki ay kadar devam edecek. Bunun yanı sıra Nelumbo Studios’ta kişisel ve karma sergilerle özgün üretimlere alan açmaya devam ediyoruz.
C¸agˆrı Dizdar, “MS25”, detay, 2025


