Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Olten Filarmoni’den sezon finali

Olten Filarmoni’den sezon finali

Olten Filarmoni’den sezon finali12 Mayıs 2026 - 02:05
Olten Filarmoni Orkestrası, 13 Mayıs’ta Elhamra Sahnesi’nde hem romantik senfonik geleneği hem de sinemanın kolektif hafızasını taşıyan film müziklerini aynı programda bir araya getiriyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
İzmir’in köklü sahnelerinden Elhamra Sahnesi, 13 Mayıs’ta müzik tarihinin katmanlarının kesiştiği bir alan hâline geliyor. 2025-2026 sezonunu kapatmaya hazırlanan Olten Filarmoni Orkestrası, Elhamra Sahnesi’nde gerçekleştireceği Bahar Konseri’nde repertuvarının yanı sıra müzikal kadrosuyla da öne çıkıyor. Japon şef Yoshinao Osawa yönetiminde gerçekleşecek konserde orkestranın başkemancılığını Mehmet Yasemin üstleniyor.
 
Saat 16.00’da başlayacak konser, Olten Sanat Vakfı tarafından kurgulanan sezonun finali olarak, klasik repertuvar ile popüler kültür arasında bilinçli bir geçiş öneriyor. Programın açılışı, 19. YY romantizminin en güçlü orkestral anlatılarından biri kabul edilen Antonín Dvorák imzalı “8. Senfoni” ile yapılacak. Doğa temsilleri, melodik akıcılığı ve pastoral karakteriyle bilinen eser, konserin ilk bölümünde dinleyiciyi klasik senfonik formun bütünlüğüne davet ediyor.
 
 
Konserin müzikal yönünü belirleyen isim Japon Şef Yoshinao Osawa. Tokyo merkezli Yoshida Kinen Orkestrası ile uzun yıllardır sürdürdüğü şeflik pratiğiyle tanınan Osawa, repertuvar seçimlerinde klasik disiplin ile anlatı gücünü dengeleyen yaklaşımıyla biliniyor. İzmir’deki konser, Osawa’nın Avrupa romantizmi ile modern dinleyici alışkanlıkları arasında kurduğu köprünün somut bir örneği. Osawa’nın yorumunda Dvorák’ın “8. Senfonisi” dinamik geçişlerin, nefesli çalgıların pastoral renklerinin ve yaylıların geniş ses dokusunun dramatik bir akış içinde yeniden inşası anlamına geliyor.
 
Konserin ikinci yarısı, programın en belirgin estetik kırılmasını oluşturuyor. Senfonik repertuvardan film müziklerine geçilen bu bölümde, Hollywood ve Avrupa sinemasının kolektif hafızaya yerleşmiş temaları orkestral bir yorumla yeniden ele alınıyor. Repertuvar, sinema müziklerinin yalnızca eşlik eden değil, doğrudan anlatıyı taşıyan duygusal ve dramatik gücünü merkezine alacak şekilde kurgulanmış durumda.
 
Genel akış, dinleyiciyi farklı dönemler ve atmosferler arasında dolaştıran, zaman zaman melankoliye, zaman zaman daha coşkulu anlara açılan bir hat üzerinde ilerliyor. Bu yönüyle konser, “mutluluk ile melankoli arasında gidip gelen” bir deneyim olarak tanımlanıyor ve nostalji duygusunu belirgin biçimde öne çıkarıyor  “West Side Story” gibi müzikal sinemanın klasiklerinden “Once Upon a Time in America” gibi epik film anlatılarına uzanan seçki, melodinin dramatik işlevini güçlendiren bir çerçeve sunuyor. Bu noktada orkestra, yalnızca yazılı notaları icra eden bir topluluk olmaktan çıkarak, görsel hafızayı ses aracılığıyla yeniden kuran bir anlatıcıya dönüşüyor.
 
Kürsüde bir Japon şef Yoshinao Osawa
 
Film müziği repertuvarına yaklaşımıyla son yıllarda ayrı bir kulvar açan Japon şef Yoshinao Osawa, senfonik geleneğin katı sınırlarını özellikle sinema müziği konserleri üzerinden esneten bir yorum anlayışıyla öne çıkıyor. Uzun kariyerinin geç döneminde sıklaştırdığı film müziği programları, Osawa’nın orkestrayı yalnızca klasik repertuvarın taşıyıcısı olarak değil, modern anlatı biçimlerinin de aktif bir yorumcusu olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, farklı ülkelerde yönettiği orkestralarla gerçekleştirdiği tematik konserlerde de giderek belirginleşen bir çizgi hâline gelmiş durumda.
 
 
1950’lerde Tokyo’da doğan Yoshinao Osawa, müzik eğitimini Toho Gakuen School of Music bünyesinde, ünlü orkestra şefi Hideo Saito’nun sınıfında tamamladı. 1974 yılında kariyerine yön verecek önemli bir adım atarak Avustralya’nın Melbourne şehrine taşındı ve orada şeflik çalışmalarına başladı. Meyer Vakfı’nın desteğiyle genç bir şef olarak profesyonel gelişimini sürdürdü ve aynı yıl Frankston Senfoni Orkestrası’nın daimi şefi olarak göreve getirildi.
 
1970’lerin ortasından itibaren Osawa’nın kariyeri Asya ve Okyanusya ekseninde hızla genişledi. 1975’ten itibaren Melbourne Konservatuvarı Senfoni Orkestrası ile Victoria Eyalet Orkestrası’nı yönetmeye başladı. 1976’da Singapur Filarmoni Orkestrası’nın müzik direktörlüğünü üstlendi; ertesi yıl Kore’de Daegu Senfoni Orkestrası’nın onursal konuk şefi oldu. 1978’de Tayvan Pro-Arte Senfoni Orkestrası’nın baş konuk şefi olarak görev aldı.
 
1976 ile 1983 yılları arasında Filipinler’de Manila eksenli çeşitli orkestralarla çalışan Osawa, ÇKP Filarmoni Orkestrası (günümüzde PPO), Manila Senfoni Orkestrası ve Metro Manila Senfoni Orkestrası gibi toplulukları yönetti. Bu dönem, onun yalnızca repertuvar çeşitliliğini değil, aynı zamanda farklı orkestral geleneklere uyum sağlayabilme kapasitesini de geliştirdiği bir evre olarak öne çıkıyor.
 
1984’te Japonya’ya dönüşüyle birlikte Nissan Dream Konserleri’nin baş şefi olarak atandı. Bu tarihten sonra Japonya’daki birçok önemli orkestrayı yönetti; Yeni Japon Filarmoni Orkestrası, Tokyo Filarmoni Orkestrası, Tokyo Şehir Filarmoni Orkestrası, Sapporo Senfoni Orkestrası, Nagoya Filarmoni Orkestrası, Osaka Filarmoni Orkestrası, Kyushu Senfoni Orkestrası ve Hiroşima Senfoni Orkestrası bu süreçte çalıştığı topluluklar arasında yer aldı.
 
1990’lardan itibaren uluslararası kariyeri yeniden genişleyen Osawa, Türkiye turneleri kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile de çalışmaya başladı. 1996 yılında İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nın onursal şefi olarak atanan ve bu görevini uzun yıllardır sürdüren Osawa, 2001’de ise Tokyo Yoshida Kinen Orkestrası’nın ömür boyu müzik direktörlüğüne getirildi.
 
Bu uzun kariyer hattı içinde Osawa’nın film müziği konserlerine yönelmesi, özellikle son yıllarda farklı orkestralarla gerçekleştirdiği tematik programlarla belirginleşti. Senfonik disiplinin dramatik potansiyelini sinema müziği üzerinden yeniden yorumlayan konserler, repertuvar yaklaşımında giderek kalıcı bir alan oluşturdu. İzmir’deki bu konser de, Osawa’nın hem Türkiye ile kurduğu uzun soluklu müzikal ilişkinin hem de film müziği ekseninde geliştirdiği bu yeni yorum pratiğinin güncel bir devamı niteliğini taşıyor.
 
Başkemancı Mehmet Yasemin
 
Olten Filarmoni Orkestrası’nın Elhamra Sahnesi’ndeki bu özel konserinde başkemancı olarak sahnede yer alan Mehmet Yasemin, 1979’da İzmir Alaçatı’da başlayan müzikal yolculuğunu Türkiye ile Avrupa arasında şekillendirmiş bir keman sanatçısı. Alaçatı’dan başlayan bu hat, sanatçıyı önce İzmir Devlet Konservatuvarı’na, ardından Almanya ve Avusturya’daki üst düzey solistlik eğitimlerine taşıyan çok katmanlı bir kariyer çizgisine dönüşmüş durumda.
 
1999’da Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndan Doç. Melek Köyüstün’ün sınıfından mezun olan Yasemin, yüksek lisansını Almanya’da Detmold Müzik Yüksekokulu’nda Prof. Lukas David’in öğrencisi olarak 2002’de tamamladı. Ardından Avusturya’da Graz Müzik ve Sahne Sanatları Üniversitesi’nde Prof. Tibor Varga ile solistlik çalışmalarını sürdürerek Avrupa ekolü içinde güçlü bir icra dili geliştirdi. Bu birikim hem solo hem oda müziği repertuvarında uluslararası ölçekte sahne almasını sağladı; sanatçı Avrupa’nın yanı sıra Güney Amerika ve Uzak Doğu’da da konserler verdi.
 
 
 
2005 sonrası akademik kimliğiyle de öne çıkan Mehmet Yasemin, Bursa Uludağ Üniversitesi Devlet Konservatuvarı ve Yaşar Üniversitesi Müzik Bölümü bünyelerinde eğitimci olarak görev yaptı; günümüzde ise Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda Dr. Öğretim Üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor.
 
Bu konser özelinde Yasemin’in başkemancı olarak konumu, orkestranın bütün ses mimarisini etkileyen bir merkez rolü taşıyor. Dvorák’tan film müziklerine de açılan repertuvar akışında, senfonik yapının iç dengesi ile dramatik geçişlerin netliği, büyük ölçüde Mehmet Yasemin’in yönlendirdiği keman grubu üzerinden şekilleniyor. Uzun yıllara yayılan sahne deneyimi ve oda müziği refleksi, orkestranın kolektif sesini daha esnek, daha dengeli ve anlatı odaklı bir yapıya taşıyor.
 
Kurumsal bir sesin inşası
 
Olten Sanat Vakfı’na bağlı Olten Filarmoni Orkestrası, son yıllarda Türkiye’de özel girişimlerle sürdürülen senfonik müzik üretiminin önemli temsilcilerinden biri olarak konumlanıyor. Elhamra Sahnesi’nde sürdürdüğü Elhamra Konserleri, orkestranın sezon boyunca düzenli olarak gerçekleştirdiği ve İzmir’de senfonik müziğin en istikrarlı sahnelerinden biri haline gelen konser serisini ifade ediyor.
 
Elhamra Sahnesi’nin tarihsel dokusu ve akustik karakteri, bu seriyi yalnızca bir konser takvimi olmaktan çıkararak, şehir içinde süreklilik kazanan bir kültürel buluşma alanına dönüştürüyor. Olten Filarmoni bu sahnede klasik dönem senfonilerinden çağdaş orkestral eserlere, tematik programlardan film müziği seçkilerine kadar geniş bir repertuvarla sahne alıyor. Bu çeşitlilik, orkestranın hem çekirdek klasik müzik dinleyicisine hem de daha geniş, güncel dinleyici kitlesine aynı çatı altında ulaşmasını mümkün kılıyor.
 
Serinin öne çıkan yönlerinden biri, sezon kapanışları ve özel projelerin çoğunlukla bu sahnede gerçekleştirilmesi. Zaman zaman uluslararası şef ve solistlerin de katıldığı konserler, Elhamra Konserleri’ni yerel bir sezon programının ötesine taşıyarak uluslararası bir etkileşim alanına dönüştürüyor. Bu yapı içinde Elhamra Sahnesi, orkestranın kimliğini düzenli olarak yeniden ürettiği ve İzmir’in kültürel hafızasında yerleşik bir referans noktası hâline geliyor.
 
Orkestra, klasik repertuvarın yanı sıra tematik konserler, film müzikleri projeleri ve disiplinler arası programlarla dinleyici kitlesini genişletmeyi hedefleyen bir çizgi izliyor. Bu yaklaşım, sezon kapanış konserinde de açık biçimde görülüyor. Dvorák gibi kanonik bir bestecinin eseriyle başlayan programın film müzikleriyle sonlanması, kurumun yalnızca geleneksel repertuvarla sınırlı kalmayan bir vizyon benimsediğini gösteriyor.
 
Bahar Konseri
 
13 Mayıs Çarşamba akşamı saat 16.00 itibarıyla İzmir Elhamra sahnesinde gerçekleşecek ve aynı zamanda 15 Ekim 2025’de başlayan ve her ay bir konserle devam eden sekiz konserlik 2025-2026 sezonunun kapanışı olacak Bahar Konseri’nde senfonik müziğin tarihsel ağırlığı ile sinema müziğinin kolektif hafızası aynı sahnede buluşurken, dinleyiciye iki farklı dinleme pratiği arasında hareket etme imkânı sunuluyor. Bu nedenle Elhamra Sahnesi’ndeki akşam, yalnızca bir konser deneyimi değil; müziğin farklı anlatı biçimlerinin nasıl yan yana gelebileceğine dair somut bir öneri niteliği taşıyor.