Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Paha biçilmez ‘ücretsiz duruş’: MOCA Müzesi

Paha biçilmez ‘ücretsiz duruş’: MOCA Müzesi

Paha biçilmez ‘ücretsiz duruş’: MOCA Müzesi04 Temmuz 2026 - 04:07
1979’da Los Angeles’ta sayısı 100’ü aşkın sanatçı ve koleksiyonerler ile bağışçılar tarafından yaratılan, günümüze kadar ulaşan zengin bir kolektif tarafından hayatına bağımsız ve çoğulcu bir irade ile devam eden MOCA, açık olduğu tüm günler boyu herkese ücretsiz. Halen üç sergiye birden kapısını açan, ABD ve Avrupa çağdaş sanat tarihini harmanlarken güncel proje ve koleksiyonlara sırt çevirmeyen, son gala gecesinde 3 milyon dolarlık bağış toplayan müze, kamuoyuna şu net mesajı veriyor: “Sanat deneyimini erişilebilir kılıyoruz. Değişimin kaçınılmazlığını benimsiyoruz. Bakış açılarının çeşitliliğini destekliyoruz. Çağdaş ifadenin aciliyetini teşvik ediyoruz.”
EVRİM ALTUĞ 
evrimaltug@gmail.com
 
Bir süredir devam eden Los Angeles kültür sanat turumuzun Refik Anadol ve Efsun Erkılıç imzalı Dataland’a komşu The Grand Avenue’deki bir diğer durağını, MOCA, yani kentin Güncel Sanat Müzesi tayin ediyor. 
 
Kurumda halen, 2 Ağustos’a ve 20 Eylül’e kadar sürecek üç ayrı sergi projesi ilgi çekiyor. Bunların ilki olan, Eylül’de bitecek ‘Genişleyen Alan: MOCA’nın 1940’lardan 1970’lere başlıklı sergisinde, İkinci Dünya Savaşı ertesinden başlayıp, müzenin de kurulduğu 1979’a dek genişleyen bir çağdaş sanat birikimi gözler önüne seriliyor. Sergide Soyut Dışavurumculuk akımından pop-sanat dalgasına, kavramsal sanattan fotoğraf tarihine uzanan bir tarihsel ve üslûpsal çeşitlilik vurgulanıyor. Müzenin Koleksiyon Bağışları galerisine bu yönüyle baktığımızda ise eser sağlayıcı yaklaşık 10 kişilik ekibin emeğiyle zenginleşen MOCA Koleksiyon Bağışı Galerisinin ‘Patron’ları listesinde The Pace Gallery ve Mark Rothko Vakfı gibi imzaların yer aldığı derhal gözümüze çarpıyor.
 
 
Yaklaşık yarım yüzyıldır faaliyette bulunan MOCA’nın mevcut koleksiyonu, bünyesinde neredeyse sekiz bin parçayı barındırırken, perşembe akşam saat sekize dek hizmet veren, hemen her kültür kurumu gibi pazartesi günleri kapalı olan yapının en önemli kamusal hizmeti, Carolyn Clark Powers’ın katkılarıyla her gün ücretsiz olmasından ileri geliyor. Kurum, sahip olduğu içeriği de Bloomberg Connects destekli dijital arşiviyle tüm dünyaya ve ziyaretçilerine iletmeyi ihmal etmiyor.
 
MOCA’da düzenlenen sergiler ortak bir fonun desteğiyle hayata geçiriliyor. Bu kapsamda kuruluşa destek verenler arasında Goodman Aile Vakfı, Tatiana Botton, Kathi ve Gary Cypres, Alfred E.Mann Bağışçıları ve Alicia Minana, Robert Lovelace ile Michael ve Zelene Fowler, Earl ve Shirley Greif Vakfı ile Jonathan Segal ve Carl ve Ruth Shapiro Aile Vakfı gibi isim ve girişimler de yer alıyor.
 
Devasa finansal yapılar arasında bir kültür vahası gibi deneyimlenen MOCA’nın girişinde, ziyaretçiyi David Smith’in 1961 tarihli robotik soyutlaması, Beatrice ile Philip Gersh’in müzeye bağışı, paslanmaz çelikten “Cubi III” karşılıyor.
 
 
David Smith, “Cubi III”, 1961
 
Yaklaşık 200 dolayında destekçisini kapıda ziyaretçiye anons eden MOCA’ya bu anlamda 2024-2025 aralıklı yıllık destek veren kurumlar arasında, Bloomberg Philantrophies, Gagosian, Gucci, CHANEL ve BVLGARİ gibi markalar da göze çarpıyor. 
 
Müzenin J.Paul Getty Galerisi’ne girdiğimizde, Baş küratör Anna Katz ve Ariana Rizo’nun asistanlığında ortaya konulan narin bir seçki bizi karşılıyor. Mark Rothko’nun rengin yarattığı aşkın zaman ve uzama selam verdiği, 1950’lerde keşfedilmiş ve sanat tarihine mal olan geniş çaplı çağdaş soyutlamalarının ağır bastığı galeride ayrıca, 1960 tarihli iki ayrı bronz soyutlama figürü ile Alberto Giacometti bizi bekliyor. Rus kökenli modern fırça Nicolas de Stael’in 1952 ve 1954’ten iki soyut dışavurumcu kompozisyonu, “Nu Debut” ve “Futbolcular”la zenginleşen galeri bunun yanı sıra, geç 1950 ve erken 1960’lardan, kâğıt üzeri guaş, ahşap üzeri yağlıboya işleriyle Jean Dubuffet, Jan Müller ve Bob Thompson’un kompozisyonu, görsel, duyusal, renksel akrabalıklarıyla vurgulanıyor.
 
 
Mark Rothko
 
 
Alberto Giacometti
 
 
Nicolas de Stael, “Nu Debut”, 1952
 
Bir diğer duvarına Avrupalı gerçeküstücülerden ilham almış Arshile Gorky’nin 1947 tarihli ‘düğün’ soyutlamasını, bir rüyanın hafızasını yakalamak istercesine konduran MOCA’nın bu alanında ayrıca, tabii ki her müzenin mücevheri konumuna erişmiş ABD’li soyut dışavurumcu Jackson Pollock ve İspanyol meslektaşı Joan Miro’ya ait, yine yakın takvimli, 1950’lere dair işler yerleştiriliyor. Bunu yine bir sembolik imza, Piet Mondrian’ın 1939’dan gelen ‘Sarı, Mavi, Kırmızı ve Beyaz’ soyut kompozisyonu izlerken, müzede dikkatle incelenen bir başka yapıt ise 1955 tarihli karışık malzeme heykelsi - rölyefi ‘Mülakat’ ile ABD’li Robert Rauschenberg oluyor.
 
 
Jackson Pollock, “Number 1”, 1949
 
 
Piet Mondrian, “ Composition of Red, Blue, Yellow and White”: Nom III”, 1939
 
Bu yönüyle sanat tarihsel ödevini bire bir yerine getirdiği iyice belli olan MOCA’da sırada gözümüze çarpan eser, 1961 tarihli, tuval üzeri akrilik ve kurşunkalem eski model telefon monokrom soyutlaması ile pop-sanat öncülerinden Andy Warhol oluyor. Sanat tarihçiler ilgili eserin, Warhol’a 1928 tarihli bir reklamdan hareketle ilham verdiği hususunda birleşiyor. Bu esnada müzede ABD tarihine kişisel bakışıyla önemli ölçüde dikkat çeken bir diğer çağdaş fırça, Jasper Johns oluyor. Sanatçı, 1962 tarihli ‘Harita’sında ABD’nin eyaletlerini siyahtan kahveye, daraltılmış bir panoramik, boğucu bakışla yorumluyor. Müzeye Marcia Simon Weisman tarafından bağışlanan dışavurumcu resim, ABD’nin ‘kokan kalıntısı’ duygusu verdiği gibi, tüm ülkeyi betimleyen stampa - eyalet adlarıyla da ülke tarihine sanatçının duyduğu ilgi ve sadakati eleştirel yönüyle dışavurması adına, çok değerli bir eleştirel parça olarak, MOCA koleksiyonundan önümüze geliyor.
 
 
Andy Warhol
 
 
Jasper Johns, “Map”, 1962
 
Müze bu anlamda salt ABD sanat tarihiyle değil, dünyada çağdaş sanat adına olup bitene duyduğu merakla da kendini belli ediyor. Galerileri gezdiğimiz sırada karşımıza gelen Hans Haacke kavramsal heykeli, “Condensation Cube”, MOCA koleksiyonuna 2008’de kurulan özel bir alım komisyonunca alınmış olmasıyla kayda geçerken, 1936 doğumlu sanatçının 1963-65 aralıklı çalışması müzenin geçmişteki gelecek belirtilerine gösterdiği sezgiye de önemli bir kanıt teşkil ediyor. 
 
Bu duyarlılık, 2014’te yitirilen kavramsal sanatçı On Kawara’nın tarih, temsiliyet ve samimiyeti tartıştığı kartpostal ve stampa düzenlemesi, 1974-75 aralıklı “I Got Up at…” / “Şu saatte kalktım..” isimli işle de kendini belli ediyor. Eserin bir diğer özelliği de, MOCA koleksiyonuna yine bir sanatçı olan ve müzede de 1976 tarihli bir foto kolajıyla temsil edilen, 2020’de Kaliforniya’da hayata veda etmiş John Baldessari ile Denise Spampinato tarafından bağışlanmasıyla öne çıkıyor. Küratörler bu meyanda, eserler, tarihler ve üslûplar arasındaki yazgıdaşlığın altını çizen yapıtları, galeri duvarlarında tutmayı tercih ediyor. Bu kapsamda galerideki özel parçalardan bir diğeri de, 2013’te yaşama veda eden Allan Sekula’nın 1972 tarihli Slayt Sekansı yerleştirmesi ile not alınabiliyor. 
 
 
On Kawara, “I Got Up At...”, 1974-1975
 
Avrupa belleğinde güncel sanata dönük sorumluluğunu Brezilyalı Lygia Clark veya Fransız Daniel Buren ile de göstermeye devam eden MOCA küratörleri, ilgili sergide ayrıca Sol LeWitt’in de soyutlamasını yan yana taşıyarak, ortaya üç boyutlu bir sanat rehberi çıkarmayı başarıyor. Bu yönüyle müzede, ziyaretçilerin büyük ilgi gösterdikleri bir diğer yapıt da, yine ABD’den, Sarah Charlesworth’den geliyor. Sanatçı eserinde dünya gazetelerinin metinlerini baş sayfalarından ayıklayıp boşaltarak, ortaya devasa, çoğul ama sağır bir iletişim tablosu çıkarıyor. Kuşku, basına yönelik inançsızlık, kurgu, yansıma ve belge arasındaki çarpıklıkları basit bir hamle ile arşivlerin ve ziyaretçilerin üzerine sıçratan sanatçı, 21 Nisan 1978 tarihli seçkisi üzerinden, bunun için en az 20 dünya gazetesinin manşetinden faydalanıyor. 
 
 
Sarah Charlesworth, “April 21”, 1978
 
Eserlerinde temsil, kıymet, sahicilik ve sanat tarihsel yük gibi birçok meseleye değinen feminist görsel imza Cindy Sherman ise MOCA’daki bu görsel bukete “İsimsiz Film Karesi, 1980” adlı fotoğrafıyla katılıyor. Sanatçı bu seri için üç yıl boyunca çalışırken, ilgili dizide kendini başrolden ziyade, kadraja rastlantı eseri giren gündelik bir birey olarak konumlandırmasıyla da dönemin eleştiri ve tarih yazıcılarını ikna etmeyi, bugün ve sonrasında olduğu gibi yine başarıyor. 
 
Keza medyanın, aracın, aracının yarattığı ve ürettiği kurgunun doğurduğu yalan potansiyelini yine sanatı kullanarak zamana ve topluma iade eden bir diğer anonim sanatçı, Asco da birlikte çalıştığı bağımsız kolektifle sunduğu “Yapay Çete Savaşı Kurbanı” fotoğrafıyla, müzenin sunduğu bu sanat tarihsel gidişattaki yerini alıyor. Asco ve meslektaşlarının ilgili fotoğraf ‘performansı’ sırasında Los Angeles’taki kimi emniyet ve basın mensuplarını da kandırmış olmaları, onlara göre imgenin yalan potansiyelini anlamamız adına da önemli bir gösterge olarak kabul ediliyor.
 
İmgeye yönelik aynı yalın ve vurucu müdahalede bulunan bir diğer kavramsal sanatçı ise 1940 doğumlu ABD’li görsel sanatçı Vito Acconci oluyor. Sanatçı altı çerçevede ‘yapısöküme’ uğrattığı 1979-81 aralıklı işinde, üç ezeli rakip, dönemin SSCB, Çin ve ABD bayraklarını grafik ve semiyolojik manada parçalamak suretiyle, “Bir Uzam için Üç Bayrak ve Altı Bölge” işiyle, bu ülkelerin taşıdıkları potansiyel iktidar kavgaları ve kolonyalist rekabeti aynı zemin ve malzeme üzerinden yine ‘gerisin geri kusuyor’.
 
Bunun gibi MOCA’da not aldığımız diğer sanatçılar arasında, benliği ve temsiliyetini sanatıyla sahiplenen, 2000’de hayata veda eden ABD’li güncel feminist ressam Luchita Hurtado’yu, ya da yine imgenin gittiği veya kaldığı yer arasındaki hiçliği dışavuran çağdaş fotoğrafçı Paul McCarthy’i, veya 1973 tarihli ironik büst, seramik ‘Otoportresi’yle Robert Arneson’u da, MOCA galerilerinde tanımak, kurumun sahiplendiği belleğin otantikliği için birkaç kaliteli delil olarak daha gösterilebiliyor.
 
 
Luchita Hurtado, Untitled, 1971
 
 
Robert Arneson, “Hear (Self-Portrait)”, 1973
 
MOCA’da yer verilen ikinci büyük birikim ise Gene J. ve Betye M. Burton’un alımlarıyla yansıtılan, “Good on Paper” sergisinde ortaya konuyor. Güncel sanatta desenin potansiyelini sahiplenen bu kıymetli listeye baktığımızda, karşımıza Christine Sun Kim, John Cage, Ree Morton gibi isimler çıkarken, müze bu arada Michael Asher’dan da önemli bir tarihsel seçkiyi Joy Sanders ile Stella Cilman küratörlüğünde, New York Artists Space katkılarıyla Los Angeles’taki ziyaretçi ile kavuşturuyor. 
 
Kendi adına kurulmuş vakıfla da bilinen kavramsal sanatçı Asher, 1940-70 aralıklı, MOCA’ya bağışladığı, sayısı 30’u aşan kişisel koleksiyon yapıtlarında bir manada, objeler, durumlar, buluntular ve izleyenin hafızası ile tarih yazımı arasındaki potansiyelleri, radyodan filme, sinemadan görsel sanatlara uzanan bir değişken eleştirellikle araştırıyor. İlgili koleksiyonda, bu anlamda Marcel Duchamp, Al Hansen, Donald Judd ve Man Ray imzalı işlere de rastlanabiliyor. 
 
 
Bununla birlikte, Los Angeles’a büyük emeği geçen Eli Broad Vakfı’nın doğrudan katkı verdiği bir tek kişilik gösteri ise MOCA’da Sol LeWitt’e ve meslektaşı Dan Flavin’in sanat tarihsel diline selam veren Koreli güncel sanatçı Haegue Yang’dan geliyor. Sanatçı 2015 tarihli düzenlemesinde, Sol LeWitt’in 1960’larda ileri sürdüğü görsel izah ve düzeni kendi kültürel ve plastik diliyle teslim alıp, onu bir bakıma ‘sadakatle altüst ediyor’. Ziyaretçiyi yukarıdan aşağı, sağdan sola kışkırtan 360 derecelik bir heykel olarak da tabir edilebilecek çalışma, yanılsama, bilgi, estetik ve ağırlık ile sanat tarihindeki yorumlar arasındaki ilişkisel estetiğin altını çizmesi bakımından, MOCA’da yer verilen ‘canlı sanat atölyeleri’nden bir yenisini daha temsil etmiş görünüyor. Sanatçı Yang, projesi için Sol LeWitt’in 1969 tarihli şu aforizmasından da ilham alıyor: ”Kavramsal sanatçılar, akılcı olmaktan ziyade mistik kişiliklerdir. Mantığın asla varamayacağı çıkarsamalara adeta zıplayabilirler.”
 
 
Haegue Yang, “Star Crossed Rendezvous”
 
Netice yerine, Los Angeles’ta ücretsiz gezilebilen, 1 Haziran’daki gala akşamında Paul McCarthy ve Kara Walker gibi ustalarla birlikte 3 milyon dolara yakın bağış toplamayı başaran MOCA, güncel sanat adına titizlikle yazılmış bir kitabı, mimarinin, zamanın ve gündemin tam ortasına, ücretsiz konuşlandırıyor. Müze koleksiyonuna son dönemde katılan sanatçılardan bazılarını saymak gerekirse, Kara Walker, Dennis Oppenheim ve Olafur Eilasson ile Julie Mehretu ve Yolanda Lopez gibi imzaları anmak mümkün olabiliyor.
 
Eric ve Wendy Schmidt anısına verilen Çevre ve Sanat Ödülü’nü de gelenekselleştirmiş, koleksiyonunda Diane Arbus’a ait 80 dolayında işi sahiplenen MOCA’nın verdiği en güzel etki, izleyicinin üzerine yığılmayan işlerle baş başa kalabildiği küratöryal pozisyonlamalar ile seçilen eserlerdeki simgeselliğin, kendi özgünlüklerini de ezmeden yansıtılabilmesi olarak kayda geçiyor. MOCA bu yönüyle, ziyaretçinin içine dilediği gibi girip çıkabildiği hem eski, hem yeni bir okulu andırıyor. 
 
Bu arada MOCA, 2025’te hayata veda eden, Los Angeles ve dünya mimarisine simgesel eserler bırakmış Frank O.Gehry’i de iki özel sergiyle kutlamasıyla, sanat tarihsel vazifesini bir parça daha yerine getirmiş bulunuyor. Buna göre MOCA’da açılmış ilk Gehry sergisi, usta mimarın kariyerinin orta dönemine rastlayan ve 1988’de 250’yi aşkın çizim, fotoğraf, maket, mobilya tasarımını buluştururken, ikinci sergi yine aynı yapı altında, 2003-2004 aralıklı “Frank O.Gehry: Yapım Aşamasında” adlı atölye birikimi olmuştu. 
 
Zaten müze de bu kamusal vazifesinden de aldığı haklı onur ve güçle, manifestosunda bu pozisyonu özetle şöyle dillendiriyordu:
 
“Biz bir müzeyiz: Çağımızın sanatını sunuyor, bir araya getiriyor, koruyor ve yorumluyoruz. 
 
Biz çağdaşız: Sanatın değişen tanımlarını sorguluyor ve bunlara uyum sağlıyoruz.
 
Önemsiyoruz: Sanat deneyimini erişilebilir kılıyoruz.
 
Değişimin kaçınılmazlığını benimsiyoruz.
 
Bakış açılarının çeşitliliğini destekliyoruz.
 
Çağdaş ifadenin aciliyetini teşvik ediyoruz.”
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Los Angeles  MOCA müzesi