Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Panik atak kader değil

Panik atak kader değil

Panik atak kader değil07 Mayıs 2026 - 04:05
Ayşegül Günsür’ün, 20 yıla yayılan panik atak deneyimini tüm gerçekliğiyle paylaştığı ilk kitabı Bir Panik Ataklının Günlüğü, Destek Yayınları’ndan çıktı. İç dünyasının en karanlık köşelerine ışık tutarak çarpıcı bir tanıklık sunan Günsür, yıllar boyunca içinden geçtiği tüm süreçleri filtresiz bir şekilde anlatırken okuru panik atağın beden ve zihin üzerindeki etkilerine yakından bakmaya davet ediyor.
Panik atak, kalbin değil hayatın sıkışmasıdır.  Bir gün beden “Dur!” der. Ne zaman, nerede ve neden olduğunu sormaz. Kalp hızlanır. Nefes daralır. Dünya bir anda küçülür... Panik atak böyle başlar. Sessiz, ani ve hayatın tam ortasında.
 
Ayşegül Günsür, bu kitapta yıllarca süren panik atak mücadelesini tüm çıplaklığıyla anlatıyor. Hastane koridorları, yanlış teşhisler, ilaçlar, korkular, evlilik, iş hayatı ve “her şey yolundayken” gelen krizler...
 
Bir Panik Ataklının Günlüğü, panik atağı uzaktan anlatan bir rehber değil; onu yaşayan bir kadının içeriden, filtresiz tanıklığı. Bu kitapta, panik atağın bedende ve zihinde nasıl başladığını, insanları nasıl yalnızlaştırdığını, hayatı nasıl parça parça daralttığını ve bir insanın kendini bu karanlığın içinde nasıl aramaya başladığını okuyacaksınız.
 
Eğer siz de “Kalbim duracak gibi oluyor!” “Bayılacağım!” “Kimse beni anlamıyor!” diyenlerdenseniz bu kitap size şunu fısıldıyor: Yalnız değilsin. Ve bu bir kader değil.
 
Günsür’le yeni kitabı "Bir Panik Ataklının Günlüğü” üzerine konuştuk.
 
 
Ayşegül Günsür
 
"Bir Panik Ataklının Günlüğü’nü yazma sürecinizden bahsedebilir misiniz? Kırılma anınız neydi?
 
Bu hastalıktan bahseden insanlara iyileşmenin mümkün olduğunu hep anlatırdım. Pek ikna olmazlardı. Yaşadıklarımı okurlarsa buradan bir çıkış olduğunu görebilirler diye düşündüm. Mastercamp yaratıcı yazarlık kursuna gittikten sonra kesin olarak karar verdim diyebilirim. Yazdıkça bunun bana iyi geldiğini ve herkese iyi gelebileceği kanısına vardım.
 
Panik atak deneyiminizi anlatırken kurgu ile gerçek arasında nasıl bir denge kurdunuz?
 
Kitabımda isimler hariç pek az şey kurgu. Çoğunluğu gerçekten yaşadığım deneyimlerden oluşuyor. Bence doğal olması gerekiyordu. Çok düşündüm açıkçası ama yaşadıklarımı filtresiz bir şekilde paylaşmayı seçtim. Çünkü okurlar kitapla bir bağ kursun ve kendilerinden bir şeyler bulsunlar istedim. Samimiyet çok önemli ve bunu okurların da hissetmesi beni mutlu eder.
 
Yazmak sizin için bir iyileşme aracı mıydı, yoksa yüzleşme mi?
 
Bence ikisi de. İyileşmiştim ama bir şey eksikti. Bunları yaşamamın bir sebebi vardı, o da insanlara bu tecrübeleri anlatabilmek ve bunun kitlelere ulaşıp bir farkındalık yaratmak. Elbette kendimle yüzleştiği ve hatalarımı gördüğüm yerler de oldu ama kendime şefkat göstermeyi öğrendim. O zaman bunun olması gerekiyordu, bazı şeylerin böyle yaşanması gerekiyordu. İyi veya kötü her deneyim bir tecrübe oldu. Bu kitapta hepsini açıklıkla yazdım. Bence insanın kendiyle yüzleşmesi de zor ama iyi bir iyileşme aracı.
 
 
Kitapta sıkça geçen yalnızlık hissini bugün nasıl tanımlıyorsunuz?
 
İçinde bulunduğunuz durumu kimseyle paylaşamamak çok zor. Çünkü o zamanlar bu hastalık çok nadir görülüyordu ve fazla bilinmiyordu. Biraz utanç da hissettiğim için saklamayı seçtim. Bu da giderek insanı yalnızlaştırıyor maalesef… Sadece hastalıkta değil, insan destek görmediği her yerde ve durumda kendini yalnız hissediyor. Yalnızlık maruz bırakıldığımız, tek başınalık ise kendi seçtiğimiz bir şey.
 
Panik atağı hiç yaşamamış bir okurun bu kitaptan nasıl bir farkındalık kazanmasını umuyorsunuz?
 
Etrafında panik atak yaşayan birine nasıl davranmaları gerektiğini kimse bilmiyor. Bu konuda yardımcı ve destek olabilmek çok önemli. “Sana nasıl yardım edebilirim?” çok basit bir soru ama çok etkili. Atak yaşayan birisi yanında ne yaptığını bilen ve durumu kavrayan bir eş, dost varsa kendini daha güvende hisseder ve bu durumdan daha çabuk çıkabilir. Ayrıca bu kitabı okuyarak empati yapacaklarını ve ne hissettiğimizi, neler yaşadığımızı biraz olsun anlayabileceklerini düşünüyorum.
 
Kendi hikâyenizi anlatırken en çok hangi önyargıları kırmak istediniz?
 
Zihinsel hastalıklara karşı olan önyargıyı… Çünkü ben de önyargılıydım. Bu yüzden aylarca panik atağım olduğunu kabul etmek istemedim. Utandım, hayal kırıklığına uğradım. Ne zaman bu hastalığı araştırmaya başladım işte o zaman anladım. Bedende oluşabilecek bir sürü hastalıktan biriydi sadece. Suçlayacak kimse yok! Ne kendiniz ne aileniz ne de arkadaşlarınız. Bazı insanların mekanizması böyle işliyor. Doğru veya yanlış yok. Olan var. Olan bu. Önyargısız, olana olduğu gibi bakabilmek, senaryo yazmamak. Bunları yazmak kolay ama uygulamak zor. Zamanla farkına varılıyor.
 
 
Yazım sürecinde kendinize dışarıdan bakabildiğiniz anlar oldu mu? Bu size ne kattı?
 
Elbette üstünden seneler geçtiği için daha objektif bakabildim. Doğrularımı yanlışlarımı gördüm. Yazım süreci başlı başına bir dersti benim için. Özellikle kitap basılıp geldiğinde çok heyecanlandım. İlk defa okumak da çok değişik bir histi. Sanki başkasının hayatını okuyordum ya da bu yaşadıklarım geçmişte başka bir hayattı. Sonuçta bu yazdıklarım yaklaşık otuz sene öncesine ait. Şimdiki aklım olsaydı dediğim anlar oldu.
 
Okurla kurmak istediğiniz duygusal bağ nasıl bir bağ? Empati mi, yüzleşme mi, dayanışma mı?
 
Empati ve dayanışma. Panik atak hastası olmayanların empati kuracaklarını düşünüyorum ve diliyorum. Panik atak hastalarıyla ise bir bağ kurmak istiyorum, doğru. O yüzden her şeyi bu kadar açık yazdım. Sizin yaşadıklarınızı herkes yaşıyor. Yalnız değilsiniz. Bu geçici bir durum. Destek alabilecekleri birçok danışman ve doktor var. Birlikte güçlenebiliriz. Sadece isteyin ve o ilk adımı atacak cesareti gösterin!