Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Perde kapanırken salonda hâlâ alkış vardı

Perde kapanırken salonda hâlâ alkış vardı

Perde kapanırken salonda hâlâ alkış vardı07 Temmuz 2026 - 04:07
“Lüküs Hayat”ın Rıza'sı, “Bizimkiler”in tanıdık yüzü, Türk tiyatrosunun son tuluat ustalarından Zihni Göktay ardında yarım asrı aşan bir sahne mirası bıraktı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Çocukluğumun ve gençliğimin iki değişmez durağı vardı. Biri televizyonda “Bizimkiler”, diğeri fırsat buldukça izlemeye gittiğim “Lüküs Hayat.” Bizim kuşağın hafızasında Zihni Göktay, yalnızca bir oyuncu değildi aynı cümleyi her akşam bambaşka bir tonda söyleyebilen, sahneye adım attığı anda salonun ritmini değiştiren, daha konuşmadan seyirciyi gülümseten ender sanatçılardan biriydi. Onu izlerken tiyatronun yalnızca ezberlenmiş repliklerden ibaret olmadığını, seyirciyle kurulan görünmez bağın da oyunun bir parçası olduğunu öğrendik. Bugün geriye dönüp baktığımda, aslında bir oyuncuyu değil, Türk tiyatrosunun yaşayan son geleneklerinden birini izlediğimizi daha iyi anlıyorum. Şimdi perde kapandı. Ama o perde kapanırken salonda hâlâ alkış vardı.
 
Türk tiyatrosunun usta oyuncusu Zihni Göktay, 81 yaşında yaşamını yitirdi. Bir süredir sağlık sorunları yaşayan sanatçı, yılın başında Ankara turnesi sırasında geçirdiği kalça kırığının ardından tedavi görüyordu. Kızı Zeynep Göktay Dilbaz, babasının son ana kadar yeniden sahneye çıkma umudunu hiç kaybetmediğini söyledi. 7 Temmuz'da Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde düzenlenen törenin ardından Şakirin Camii'nde kılınan cenaze namazıyla son yolculuğuna uğurlanan Göktay, Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verildi.
 
 
İstanbul'dan Ankara'ya uzanan ilk perde
 
2 Aralık 1945'te İstanbul'da doğan Zihni Göktay, çocukluk yıllarından itibaren sahne sanatlarına ilgi duydu. Pertevniyal Lisesi'nden mezun olduktan sonra profesyonel tiyatro yaşamına 1964 yılında Ankara Meydan Sahnesi'nde başladı. O yıllarda Türk tiyatrosu hem geleneksel tuluat anlayışını hem de çağdaş sahneleme tekniklerini birlikte yaşatan önemli bir dönüşüm döneminden geçiyordu. Göktay da bu iki dünyanın tam ortasında yetişen oyunculardan biri oldu.
 
Ankara'da geçen dokuz yıl boyunca sahne disiplini, doğaçlama yeteneği ve komedi ritmi üzerine çalışan sanatçı, 1973 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları kadrosuna katıldı. Bundan sonraki hayatı neredeyse bütünüyle bu kurumun sahnelerinde geçti. Otuz altı yıllık aktif görev süresi boyunca 72 oyunda rol aldı; yalnızca oyuncu olarak değil, İstanbul Şehir Tiyatroları'nın belleğini oluşturan isimlerden biri hâline geldi.
 
Muhsin Ertuğrul ekolünün son halkalarından
 
Göktay'ın tiyatro anlayışını belirleyen en önemli unsur, Cumhuriyet tiyatrosunun kurucu kuşağıyla doğrudan çalışmış olmasıydı. Muhsin Ertuğrul'un disiplin anlayışını, Vasfi Rıza Zobu'nun oyunculuk geleneğini yakından tanıdı. Kendisinden sonra gelen kuşaklar için yalnızca deneyimli bir oyuncu değil, aynı zamanda sahne ahlakını temsil eden bir usta olarak görüldü.
 
Rol arkadaşları, prova disiplinini hiçbir zaman kaybetmediğini, onlarca yıldır oynadığı bir oyuna bile ilk kez sahneye çıkıyormuş gibi hazırlandığını anlatıyordu. Genç oyuncuların pek çoğu için Zihni Göktay, sahnede doğaçlama yapabilen ama bunu hiçbir zaman metnin önüne geçirmeyen oyunculuk anlayışının yaşayan örneğiydi.
 
 
Tuluat geleneğinin yaşayan hafızası
 
Türk tiyatrosunda tuluat geleneği denildiğinde akla gelen son büyük isimlerden biri olarak kabul edilen Göktay, doğaçlamayı yalnızca seyirciyi güldüren bir araç olarak görmedi. Onun için tuluat, oyunun ritmini canlı tutan, seyircinin nabzını tutan ve her temsilin birbirinden farklı olmasını sağlayan bir anlatım biçimiydi.
 
Bu nedenle hiçbir “Lüküs Hayat” temsili birbirinin aynısı olmadı. Aynı replikler, aynı sahneler ve aynı dekor içinde bile küçük nüanslar, güncel göndermeler ve seyirciyle kurduğu sıcak diyalog sayesinde her temsil yeni bir karakter kazanıyordu. Bu özellik, onu yalnızca başarılı bir komedi oyuncusu değil, geleneksel Türk tiyatrosunun son büyük temsilcilerinden biri hâline getirdi.
 
Bir ömürlük rol: “Lüküs Hayat”
 
Türk tiyatro tarihinde bazı roller vardır; o rolü oynayan sanatçıyla birlikte anılır. “Keşanlı Ali Destanı”, “Hisseli Harikalar Kumpanyası”, “Kanlı Nigar”, “Hababam Sınıfı”, “İstanbul Efendisi”, “Cibali Karakolu”, “Gidiş Dnüş Moskova”, gibi farklı dönemlere ait birçok eserle de sahne alan Zihni Göktay adı söz konusu olduğunda akla ilk gelen yapım kuşkusuz “Lüküs Hayat” olur. 1933 yılında besteci Cemal Reşit Rey tarafından bestelenen, Ekrem Reşit Rey tarafından yazılan eser, Cumhuriyet döneminin en önemli müzikal tiyatro örneklerinden biri olarak kabul edilir. On yıllar boyunca farklı sanatçılar tarafından sahnelense de Göktay’ın yorumu, yapımın yakın dönem hafızasındaki en güçlü karşılıklarından biri hâline geldi.
 
 
“Lüküs Hayat”, Türk tiyatrosunun en uzun soluklu sahne eserlerinden biri olarak yıllarca kapalı gişe oynarken, Zihni Göktay da bu operetin ayrılmaz parçasına dönüştü. Tam 28 yıl boyunca aynı yapımda sahneye çıkması yalnızca kişisel bir başarı değil, Türk tiyatro tarihinin en dikkat çekici performans sürekliliklerinden biri olarak kabul edildi. Binlerce kez perde açan oyunda seyirci her temsil sonunda aynı karakteri izliyor olsa da Göktay’ın oyunculuğu hiçbir zaman tekrara düşmedi; her akşam yeniden kurulan, yeni ayrıntılarla zenginleşen canlı bir sahne deneyimine dönüştü.
 
28 yıl boyunca aynı oyunda rol almak yalnızca fiziksel bir dayanıklılık değil, aynı zamanda büyük bir sahne sevgisi ve meslek disiplini gerektiriyordu. Göktay, yıllarca oynadığı bir karakteri bile ilk kez sahneye çıkıyormuş gibi hazırlıkla ele alan, her temsilde seyirciyle yeniden bağ kurmayı önemseyen bir oyunculuk anlayışına sahipti. Bu yaklaşımı, “Lüküs Hayat”ı yalnızca başarılı bir müzikal değil, aynı zamanda Zihni Göktay’ın sanat yaşamıyla özdeşleşen bir tiyatro olayına dönüştürdü.
Yıllar sonra verdiği bir söyleşide dile getirdiği, ‘Yirmi sekiz yıl Lüküs Hayat oynadım ama hiç lüks bir hayat yaşamadım; çocuklarımı tiyatro maaşımla büyüttüm’ sözü ise onun sanat anlayışını ve tiyatroya adanmışlığını anlatan en çarpıcı ifadelerden biri olarak hafızalarda kaldı. Bugün birçok izleyici için “Lüküs Hayat” denildiğinde akla yalnızca Cumhuriyet tarihinin bu önemli eseri değil, Zihni Göktay’ın sahnedeki enerjisi, sıcaklığı ve unutulmaz oyunculuğu da geliyor.
 
Bizimkiler ile milyonların evine konuk oldu
 
Zihni Göktay hiçbir zaman yalnızca televizyon oyuncusu olarak anılmadı, temel sanat alanı her zaman tiyatro oldu. Kamera karşısındaki başarısının arkasında da yıllarca süren sahne deneyimi vardı.
 
Tiyatrodan gelen oyuncuların önemli bir bölümü gibi Göktay da karakter yaratırken yalnızca metne değil, karakterin beden diline, ses kullanımına ve seyirciyle kuracağı ilişkiye odaklandı. Bu nedenle sinema ve televizyondaki rolleri sınırlı sayıda olsa bile iz bırakan performanslara dönüştü.
Göktay’ın oyunculuğunda abartıya kaçmadan komedi yaratma becerisi öne çıkıyordu. Geleneksel Türk tiyatrosundan gelen doğaçlama gücünü modern oyunculuk teknikleriyle birleştiriyor, küçük jestlerle büyük etkiler yaratabiliyordu.
 
“Tatlı Kaçıklar”, “Yazlıkçılar” gibi tv dizilerinde rol alan Zihni Göktay’ın geniş kitleler tarafından tanınmasını sağlayan en önemli dönüm noktalarından biri, kuşkusuz Türk televizyon tarihinin en uzun soluklu yapımlarından biri olan “Bizimkiler” dizisi oldu. 1989 yılında yayın hayatına başlayan dizi, bir apartman ve mahalle çevresinde gelişen günlük yaşamları anlatırken, aynı zamanda dönemin Türkiye’sinin sosyal yapısını, değişen aile ilişkilerini ve komşuluk kültürünü de ekrana taşıdı.
 
Televizyon tarihimizde bazı diziler yalnızca birer yapım olmaktan çıkar, bir dönemin yaşam biçimini temsil eder. “Bizimkiler” de bu özel yapımlardan biriydi. Apartman hayatı, komşuluk ilişkileri, aile bağları ve gündelik hayatın küçük ayrıntıları üzerinden ilerleyen dizi, 1990’lı yıllarda milyonlarca insanın evine konuk oldu. Seyirci, karakterleri yalnızca ekrandaki kişiler olarak değil, yıllardır tanıdığı komşular gibi benimsedi.
 
Zihni Göktay, dizide canlandırdığı ‘Aydın’ karakteriyle bu büyük televizyon ailesinin unutulmaz parçalarından biri hâline geldi. Onun oyunculuğunda dikkat çeken nokta, karakteri yalnızca komik yönleriyle değil; insani zaafları, alışkanlıkları, gündelik hayattaki tanıdıklığı ve sıcaklığıyla yansıtmasıydı. Göktay, tiyatro sahnesinden gelen oyunculuk disiplinini televizyon ekranına da taşıyarak karakterine doğal ve inandırıcı bir kimlik kazandırdı.
 
“Bizimkiler”in başarısında, oyuncuların seyirciye aynı apartmanda yaşayan insanlar hissini verebilmesi büyük rol oynuyordu. Zihni Göktay da bu atmosferin en güçlü temsilcilerinden biriydi. Sesi, mimikleri, konuşma ritmi ve yılların sahne deneyiminden gelen doğallığı sayesinde ekran karşısındaki izleyiciyle güçlü bir bağ kurdu.
 
1980’lerin sonu ve 1990’ların başında televizyonun Türkiye’de toplumsal hayatın merkezine yerleştiği dönemde “Bizimkiler”, ailelerin birlikte izlediği, karakterleri yıllar içinde seyircinin hafızasında yer eden özel bir yapım oldu. Göktay’ın bu dizideki varlığı, onu yalnızca tiyatro izleyicisinin değil, ülkenin dört bir yanındaki televizyon seyircisinin tanıdığı ve sevdiği bir sanatçı hâline getirdi.
 
 
Sinema perdesinde seçici bir oyuncu
 
Zihni Göktay’ın sinema kariyeri, tiyatro ve televizyon çalışmaları kadar geniş bir filmografiye sahip olmasa da yer aldığı yapımlarda karakter oyunculuğunun güçlü örneklerini verdi.
 
1970’li yıllardan itibaren çeşitli sinema projelerinde rol alan sanatçı, özellikle komedi türündeki yapımlarda sahne kökenli oyunculuğunun avantajını kullandı. Televizyonun yaygınlaşmasıyla birlikte daha çok dizi ve tiyatro çalışmalarına ağırlık verse de sinema izleyicisinin de tanıdığı yüzlerden biri oldu.
 
Rol aldığı yapımlar arasında “Ne Olacak Şimdi?” (1979), “Yoksul” (1986), “Kılıbık” (1983), “Garip” (1986), “Aile Pansiyonu” (1987) ve “Varyemez” (1991) gibi bir dönemin popüler filmleri yer aldı. Bu filmlerde genellikle sıcak, gündelik hayattan gelen ve seyircinin kolaylıkla bağ kurabildiği karakterlere hayat verdi.
 
Göktay’ın sinema oyunculuğu, tiyatrodaki büyük sahne enerjisini doğrudan taşımaktan çok, kamera karşısında daha ölçülü ve doğal bir çizgide ilerledi.
 
Seslendirme sanatçısı olarak da iz bıraktı
 
Zihni Göktay’ın pek bilinmeyen ancak önemli çalışmalarından biri de seslendirme alanındaki katkılarıydı. Güçlü ve karakteristik sesi, onu Türkçe dublaj dünyasının aranan isimlerinden biri yaptı.
Yıllar boyunca farklı yabancı yapımlarda karakterlere sesiyle hayat veren Göktay, özellikle komedi duygusunu ve karakter derinliğini ses kullanımıyla aktarabilen sanatçılardan biri oldu. Tiyatrodaki telaffuz disiplini, seslendirme çalışmalarında da önemli bir avantaj sağladı.
 
Türkiye’de dublaj sanatının güçlü olduğu dönemlerde, birçok izleyici onun sesini farklı karakterlerle özdeşleştirdi.
 
Ödüllerle taçlanan sanat hayatı
 
Yarım asrı aşan sanat yaşamı boyunca Zihni Göktay, tiyatro alanındaki katkıları nedeniyle çeşitli ödüller ve onurlandırmalar aldı.
 
İstanbul Şehir Tiyatroları bünyesindeki uzun yıllara dayanan çalışmaları, Türk tiyatrosuna yaptığı katkılar ve özellikle “Lüküs Hayat” ile yarattığı unutulmaz yorum, onu Cumhuriyet dönemi tiyatrosunun önemli isimleri arasına taşıdı.
 
2019 yılında Afife Tiyatro Ödülleri kapsamında ‘Muhsin Ertuğrul Özel Ödülü’ne değer görülmesi, sanat yaşamının önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bu ödül, yalnızca bir oyunculuk başarısını değil, Türk tiyatrosuna adanmış uzun bir sanat yolculuğunu da temsil ediyordu.
 
Son perde Harbiye’de açıldı
 
Zihni Göktay’ın sanat anlayışının temelinde seyirciyle kurulan samimi ilişki vardı. Hiçbir zaman yıldız olma fikrinin peşinden gitmedi; onun için önemli olan karakteri doğru anlatmak ve seyirciye gerçek bir duygu aktarabilmekti.
 
Sahneye çıktığı ilk yıllardan son dönemlerine kadar aynı disiplinle çalışması, genç oyuncular tarafından da örnek gösterildi. Prova alışkanlığı, metne saygısı ve sahne arkadaşlarına verdiği önem, onu yalnızca iyi bir oyuncu değil, aynı zamanda iyi bir tiyatro insanı yaptı.
 
Zihni Göktay için hayatı boyunca en anlamlı yerlerden biri olan sahne, bu kez bir veda törenine ev sahipliği yaptı. Türk tiyatrosunun usta oyuncusu için Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde düzenlenen törende, ailesi, meslektaşları, tiyatro sanatçıları ve onu yıllardır izleyen seyirciler bir araya geldi.
 
Göktay’ın yıllarını verdiği İstanbul Şehir Tiyatroları’nın önemli sahnelerinden biri olan Muhsin Ertuğrul Sahnesi, bu kez bir oyunun değil, Türk tiyatrosunun güçlü bir hafızasının uğurlanmasına tanıklık etti. Sanatçılar onun yalnızca başarılı bir oyuncu olmadığını; tiyatroya bağlılığı, meslek disiplini ve sahne ahlakıyla genç kuşaklara örnek olduğunu vurguladı.
 
Cenaze töreninin ardından Şakirin Camii’nde kılınan namaz sonrası Karacaahmet Mezarlığı’na defnedilen Göktay, geride yarım asrı aşan bir sanat mirası bıraktı.
 
‘Son büyük sahne ustalarından biri’
 
Zihni Göktay’ın ardından yapılan değerlendirmelerde en sık kullanılan ifadelerden biri ‘usta’ oldu. Ancak onun ustalığı yalnızca oynadığı rollerden kaynaklanmıyordu. Göktay, tiyatroyu bir meslekten çok bir yaşam biçimi olarak gören kuşağın temsilcisiydi.
 
Cumhuriyet tiyatrosunun kurumsallaşma döneminden gelen oyunculuk anlayışı içinde yetişmişti. Sahne disiplinini, metne bağlılığı, prova kültürünü ve seyirciyle doğrudan ilişki kurmayı önemseyen bir anlayışı temsil ediyordu.
 
Bugün tiyatro dünyasında pek çok oyuncu, Zihni Göktay adını yalnızca izledikleri rollerle değil, sahne arkasındaki tavrıyla da hatırlıyor. Çünkü o, sahnede olduğu kadar kuliste de bir öğretici, bir yol gösterici olarak kabul ediliyordu.
 
Bir dönemin kapanışı
 
Zihni Göktay hiçbir zaman yalnızca başroller üzerinden tanımlanan bir sanatçı olmadı. Gücü, her karakteri kendi dünyası içinde inandırıcı hâle getirebilmesinden geliyordu. Komedi oynarken bile karakterlerinin yalnızca güldüren tarafını değil, insan yanını ortaya çıkarıyordu. Bu nedenle canlandırdığı kişiler seyircinin hafızasında karikatür olarak değil, gerçek hayattan insanlar olarak kaldı.
 
Türkiye’de özellikle komedi oyunculuğu çoğu zaman yalnızca ‘güldürme’ üzerinden değerlendirilse de Göktay’ın oyunculuğu bunun çok ötesindeydi. Göktay, komedinin içinde hüznü, gündelik hayatın küçük ayrıntıları içinde insan sıcaklığını gösterebilen bir oyuncuydu. Bu özellik, onu hem tiyatro sahnesinde hem de televizyon ekranında kalıcı kıldı.
 
Zihni Göktay’ın vefatı, yalnızca önemli bir sanatçının kaybı değil; Cumhuriyet döneminin sahne kültürünü taşıyan büyük kuşağın bir temsilcisinin vedası anlamına geliyor.
 
Bir kuşak, tiyatroyu yalnızca eğlence olarak değil, bir toplumun kendisini anlatma biçimi olarak gördü. Sahneye çıkmayı bir sorumluluk kabul etti. Seyirciyle kurulan ilişkiyi sanatın temel unsurlarından biri saydı. Zihni Göktay da bu anlayışın en güçlü temsilcilerinden biriydi. Ardında yüzlerce temsil, unutulmaz karakterler, televizyon ekranlarından kalan görüntüler ve onu izleyen kuşakların hafızasında yaşayan bir ses kaldı.
 
Perde kapandı. Ama bazı oyuncular için alkış hiç bitmez. Zihni Göktay da Türk tiyatrosunun uzun alkışlanan isimleri arasında yerini aldı.
 
 
 
Etiketler: Zihni Göktay  tiyatro  veda