Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Perdede spor hikâyeleri

Perdede spor hikâyeleri

Perdede spor hikâyeleri01 Nisan 2026 - 05:04
Sporun fiziksel sınırlarını aşan hikâyeleri, bu kez sinemanın diliyle konuştu. Uluslararası İstanbul Spor Filmleri Festivali (ISFF), ikinci yılında kolektif bir hafıza alanı kurarak kapandı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
 
İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, sporu sadece skor ve rekabet bağlamında görmeyen yenilikçi perspektifiyle, 26-29 Mart tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirdi. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, sporun insan hikâyeleri, toplumsal dinamikler ve sinemasal anlatım gücü üzerinden yeniden keşfedilmesini sağlıyor, izleyiciyi sahadaki mücadeleden öykülerin derinliğine taşımayı amaçlıyor.
 
Bu yıl ikinci kez düzenlenen Uluslararası İstanbul Spor Filmleri Festivali, dört gün boyunca İstanbul’un farklı noktalarına yayılan programıyla sporun yalnızca saha içindeki rekabetten ibaret olmadığını bir kez daha hatırlattı. Gösterimler, söyleşiler ve yaratıcı buluşmalarla örülen festival, sporun bireysel mücadelelerden toplumsal hikâyelere uzanan geniş anlatı alanını sinemanın evrensel diliyle görünür kıldı. Kapanış gecesi ise bu yoğun akışın doğal bir sonucu olarak, yılın en güçlü anlatılarının ödüllendirildiği bir finale dönüştü.
 
 
Yılın hikâyeleri
 
Festivalin ana yarışma bölümünde öne çıkan yapımlar, yalnızca spor temalı filmler değil; insan iradesinin sınırlarını zorlayan anlatılar olarak dikkat çekti. Her biri alanında yetkin ve farklı disiplinlerden gelen renkli isimlerden oluşan jürinin değerlendirmesi sonucunda ‘En İyi Belgesel Film’ ödülünü kazanan Yönetmen Alexis Berg’in Fransa yapımı “Run Again”, fiziksel ve zihinsel yeniden inşa süreçlerine odaklanan yapısıyla öne çıkarken; ‘En İyi Kısa Film’ seçilen Amir Zargara tarafından yönetilen İran yapımı “A Good Day Will Come”, gündelik hayatın içinden doğan umut fikrini sade ama etkili bir sinema diliyle kurdu.
 
RESİM 2 Festival Özel Ödülünü kazanan Una Familia Olimpica’nın yönetmeni Carlos Conti’ye ödülünü Festival Direktörü Gökçe Kaan Demirkıran verdi.
 
‘Festival Özel Ödülü’ ise “Una Familia Olimpica” filmiyle yönetmeni Carlos Conti’ye verildi.
“Run Again”, Fransız belgesel geleneğinin gözlemci ve mesafeli anlatımını sürdürürken, sporcu kimliğini performansın yanısıra kırılganlık ve toparlanma ekseninde ele alan bir yaklaşım benimsiyor. 2010’lar boyunca Avrupa belgesel sinemasında güçlenen ‘beden politikaları’ tartışmasının izlerini taşıyan film, sporun yeniden tanımlandığı bir alan açıyor. Buna karşılık İran kısa film geleneğinin son yıllarda uluslararası festivallerde dikkat çeken temsilcilerinden biri olarak öne çıkan “A Good Day Will Come” ise minimalist anlatımı ve karakter odaklı yapısıyla, Abbas Kiarostami sonrası İran sinemasının şiirsel gerçekçilik damarına bağlanıyor.
 
Her iki film de, sporun yalnızca kazanma ve kaybetme ekseninde değil umut, direnç ve yeniden başlama iradesi üzerinden okunabileceğini güçlü biçimde hatırlatıyor.
 
 
 
Gelişen hikâyeler
 
Festivalin yalnızca mevcut yapımları değil, henüz tamamlanmamış hikâyeleri de odağına alması, klasik bir gösterim platformunun ötesine taşıyor. Sports Film Lab, bu yıl da genç ve bağımsız yaratıcıların projelerini geliştirebildiği bir üretim alanı olarak öne çıktı. Finale kalan projeler arasında yer alan “Amigo”, “Insider” ve “Dostlukspor” sporun farklı yüzlerine odaklanan anlatılarıyla dikkat çekti.
Belgesel formunda geliştirilen “Amigo” ve “Dostlukspor”, sporun toplumsal bağ kurma kapasitesini incelerken; kısa film projesi “Insider”, bireysel deneyim üzerinden daha içe dönük bir anlatı kuruyor. Projeler, spor sinemasının giderek çeşitlenen anlatı biçimlerine işaret ederken, festivalin yalnızca bugünü değil geleceği de kurma iddiasını güçlendiriyor.
 
Sports Film Lab’in ilk meyvesi 
 
“Ölmediysen Devam Et”, İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali bünyesinde yürütülen Sports Film Lab projesi kapsamında öne çıkan belgesel projelerden biri olarak bu yıl ilk kez perdede birlikte izlenen yapımlardan biri oldu. Proje, geçtiğimiz yıl Sports Film Lab yarışmasında Post Prodüksiyon Ödülü kazanan (yapım sonrası destek hakkı elde eden) belgesel olarak festival programına dahil edildi ve gösterimi Yeşilçam Sineması’nda gerçekleştirildi.
 
 
Festivalin Sports Film Lab bölümü, genç ve bağımsız sinemacıların spor temalı kısa film ve belgesel projelerini desteklemek amacıyla kuruldu ve bu film de jüri tarafından desteklenmeye değer bulundu. “Ölmediysen Devam Et,” belgesel film alanında festivale katkı sunan özgün hikâyelerden biri olarak izleyiciyle ilk defa buluştuktan sonra, program sonrası festival sorumlusu Ayça Aygün ile yönetmen Merve Üsküplü arasında izleyici odaklı samimi bir sohbet gerçekleştirildi. Buluşma film üzerine yaratıcı süreç ve temalar üzerine keyifli bir tartışma zemini sundu.
 
Küresel hafıza
 
Spor temalı filmler, sinema tarihinde uzun süredir güçlü bir damar oluşturuyor. 1980’de !En İyi Film Oscar’ını kazanan “Raging Bull”, 1981 tarihli “Chariots of Fire”, 2004’te Clint Eastwood’un yönettiği “Million Dollar Baby” ve 2011 yapımı “Moneyball”, sporun dramatik potansiyelini farklı biçimlerde ele alan kilometre taşları arasında yer alıyor. Belgesel alanda ise 1994 tarihli “Hoop Dreams” ve 2019’da Sundance’te öne çıkan “Diego Maradona”, gerçek hikâyelerin sinemadaki etkisini genişleten yapımlar oldu.
 
Dünya sinemasında spor temalı filmlerin özellikle belgesel alanda yükselişi dikkat çekerken bu eğilim Türkiye’de de karşılık buldu ve dijital platformların da etkisiyle spor belgeselleri küresel ölçekte daha görünür hale geldi. Asif Kapadia’nın “Senna” belgeseli, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak spor sinemasının anlatı potansiyelini yeniden tanımladı.
 
Türkiye’de bu çizginin güçlü örneklerinden biri olan ve bu yıl festivalin açılışını yapan “Lefter: Bir Ordinaryüs Hikâyesi”, bir futbolcunun kariyerinin yanı sıra kimlik, aidiyet ve toplumsal hafıza ilişkisini de görünür kıldı. Festivalin yaklaşımı da tam olarak bu noktada şekilleniyor: Sporu sonuçlardan ziyade hikâyeler üzerinden okumak.
 
2. Uluslararası İstanbul Spor Filmleri Festivali, bu küresel geleneğin yerel bir uzantısı olarak konumlanırken, aynı zamanda Türkiye’de henüz yeterince görünür olmayan spor anlatılarını da teşvik eden bir platform işlevi görüyor. Festivalin programında yer alan filmler, yalnızca uluslararası örneklerle sınırlı kalmayıp farklı coğrafyalardan gelen üretimleri bir araya getirerek çok katmanlı bir izleme deneyimi sunuyor.
 
 
Üretim odaklı yapı
 
Uluslararası İstanbul Spor Filmleri Festivali henüz ikinci yılında olmasına rağmen küratoryal yaklaşımı ve disiplinler arası yapısıyla dikkat çekici bir ivme yakalamış durumda. Sporun sosyolojik, politik ve kültürel boyutlarını sinema üzerinden tartışmaya açan festival, izleyiciyi pasif bir tüketici olmaktan çıkarıp düşünsel bir sürecin parçası haline getirmeyi amaçlıyor.
 
Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenen festival, kısa sürede spor ve sinemayı bir araya getiren önemli bir platform haline geldi. 24 ülkeden 95 başvuru alan ilk edisyonda 9 kısa ve 11 belgesel finalist seçilmiş, yaklaşık 60 film izleyiciyle buluşmuştu. Bu yoğun ilgi, spor temalı filmlere yönelik üretim isteğinin tahmin edilenden çok daha geniş olduğunu ortaya koydu.
 
Festivalin yalnızca gösterim değil, üretim odaklı yapısı da dikkat çekti. Sports Film Lab kapsamında verilen destekler, organizasyonun uzun vadeli bir ekosistem kurma hedefinin somut göstergesi oldu.
Film gösterimlerinin yanı sıra bir çok söyleşiye de ev sahipliği yapan Beyoğlu AKM Yeşilçam Sineması & Biletinial Torun Center Sinemaları’nda gerçekleitirilen bu yılki festivalin kapanışı, yalnızca ödüllerin sahiplerini bulduğu bir gece değil; aynı zamanda spor anlatılarının sinemadaki yerinin giderek güçlendiğinin bir göstergesi oldu. Festival, yarattığı bu etkiyle üçüncü yılı için beklentiyi yükseltirken, sporun hikâyeler aracılığıyla yaşamaya devam ettiğini bir kez daha kanıtladı.
 
İstanbul’da dört gün boyunca kurulan bu geçici evren, şimdi yerini gündelik hayata bırakıyor ancak perde kararsa da anlatılar kalıyor.