Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Post-grunge ve post-hardcore aynı sahnede

Post-grunge ve post-hardcore aynı sahnede

Post-grunge ve post-hardcore aynı sahnede29 Haziran 2026 - 04:06
Three Days Grace ve Escape The Faith, 30 Haziran’da İstanbul KüçükÇiftlik Park sahnesinde.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
 
Alternatif rock ve post-grunge sahnesinin son yirmi yılına yön veren Kanada çıkışlı öncü topluluklardan Three Days Grace, kariyerinin en radikal dönüm noktasını taçlandıran dünya turnesi kapsamında ilk kez İstanbul’a geliyor. Orijinal vokalist Adam Gontier’in tarihi dönüşüyle beş kişilik dev bir kadroya evrilen ve çift vokal düzeniyle rock dünyasında yeni bir sayfa açan grup, platin plak ödüllü köklü diskografisini sinematik bir sahne prodüksiyonuyla açık havaya taşımaya hazırlanıyor. 30 Haziran Salı akşamı KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek bu ilk Türkiye performansı, grubun listeleri altüst eden marşlarından son stüdyo albümleri Alienation’ın öne çıkan parçalarına uzanan geniş bir düz yazı anlatısıyla rock tutkunlarına unutulmaz bir kronoloji sunacak.
 
Norwood’un yeraltı sahnesinden Billboard zirvesine
 
Three Days Grace’in müzikal kökleri milenyum öncesine, 1992 yılında Ontario’nun Norwood kasabasında ‘Groundswell’ adıyla kurulan ilk gençlik oluşumuna kadar uzanıyor. Hatta o dönem kısa bir süreliğine (1992-1994 yılları arasında) yerel sahnede ‘The Jupiter Effect’ ismini de kullandılar. Başlangıçta heavy metal klasiklerini yorumlayan ve grunge akımının sert, kirli estetiğine yönelen ekip, bu dönemde yayınladığı “Wave of Popular Feeling” albümünün ardından kısa bir sessizliğe gömüldü. Takvimler 1997 yılını gösterdiğinde Adam Gontier’in yırtıcı vokali, Neil Sanderson’ın poliritmik davul yürüyüşleri ve Brad Walst’ın hırçın bas hatları ‘Three Days Grace’ adıyla yeniden küllerinden doğdu. Grubun profesyonel endüstriyle tanışması, Thousand Foot Krutch vokalisti Trevor McNevan’ın da destek verdiği demolar ve turne ortaklıklarıyla hız kazandı. Jive Records ile imzalanan kontratın ardından, 2003 yılında kendi adlarını taşıyan ilk stüdyo albümleri yayınlandığında, alternatif müzik dünyası modern bir klasiğin doğuşuna tanıklık ediyordu. Solo gitarist Barry Stock’un kadroya dahil olmasıyla sound’unu daha da kalınlaştıran grup, rock dünyasının en dinamik ve istikrarlı enstrümantal omurgalarından birini kalıcı hale getirdi.
 
 
Three Days Grace
 
Yüzyılın Post-Grunge marşları ve listeleri değiştiren ödüller
 
Grubun küresel rock endüstrisindeki konumunu anıtsallaştıran kırılma noktası, 2006 yılında yayınlanan ve bugün bir başyapıt kabul edilen “One-X” albümü oldu. Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’da platin ve çift platin sertifikalarına ulaşan bu ikonik kayıt; "Animal I Have Become", "Pain" ve grubun imza eseri haline gelen "Never Too Late" gibi post-grunge marşlarla topluluğu stadyum ölçekli arenalara taşıdı. Grubun kariyerini zirveye taşıyan ve Los Angeles'taki Bay 7 Studios ile Armoury Studios’ta kaydedilen bu albümün prodüktör koltuğunda Benson oturuyordu. Nitekim bu muazzam ticari ve sanatsal başarı, 2007 yılında Billboard tarafından ‘Yılın Rock Sanatçısı’ seçilmeleriyle uluslararası düzeyde tescillendi. Müzikal çeşitliliğini senfonik ve elektronik elementlerle esneten “Life Starts Now” (2009) ve deneysel synth altyapılarına kapı açan “Transit of Venus” (2012) albümleri, grubun ana akım rock sahnesindeki tahtını sağlamlaştırırken, dünya genelinde milyonlarca albüm satış rakamı elde edilmesini sağladı. One-X’in büyük başarısının ardından grup, sound'larını daha da dolgunlaştırmak için yeniden Benson ile iş birliği yaptı ve “Life Starts Now” albümü Vancouver'daki The Warehouse Studio’da yine Howard Benson liderliğinde kaydedildi ve mikslendi. "Break", "The Good Life" gibi hitleri bu stüdyo sürecinde ortaya çıktı. Orijinal vokalist Adam Gontier'in gruptan ayrılmadan önce West Valley Studios’ta kaydettiği son albüm “Transit of Venus”de de prodüktörlüğü yine Howard Benson üstlendi. Kısacası Three Days Grace, müzikal omurgasını ve o meşhur stadyum rock sound'unu ‘altın dönemi’ olarak kabul edilen 2006-2012 yılları arasında doğrudan Howard Benson'ın rafine vizyonuyla şekillendirdi.
 
Grubun kültürel etkisi ses duvarlarının ötesine geçerek popüler kültürün sinematik koridorlarına da sızdı. Dünyaca ünlü gençlik dizisi “Smallville”’in kliplerinde ve çeşitli sinema filmlerinin filmografilerinde parçalarıyla yer alan topluluk, hit şarkısı "I Hate Everything About You" ile internet çağının en çok dinlenen rock marşlarından birine imza attı. 2013 yılında Adam Gontier’in sağlık gerekçeleriyle gruptan ayrılmasıyla sarsılan ekip, vokale Matt Walst’un geçmesiyle dinamizminden bir şey kaybetmediğini kanıtladı. Walst’un öncülüğünde kaydedilen “Human” (2015) ve ‘En İyi Rock Albümü’ dalında Juno Ödülü adaylığı getiren “Outsider” (2018) çalışmaları, grubun üretim sürekliliğini Toronto ve Atlanta merkezli olarak başarıyla devam ettirdiğini gösterdi.
 
Beş kişilik kadro ve "Alienation" dönemi
 
Three Days Grace için asıl tarihi ve heyecan verici gelişme, 2024 yılında orijinal vokalist Adam Gontier’in yuvaya resmen geri döndüğünü açıklamasıyla yaşandı. Mevcut vokalist Matt Walst’u kadroda tutarak rock dünyasında eşine az rastlanır çift vokalli, beş kişilik devasa bir sahne mimarisine geçiş yapması grubun sound'unu çok daha katmanlı ve epik bir düzeye ulaştırdı. Bu yeni jenerasyon yapının ilk somut meyvesi olan ve 2025 yılının Ağustos ayında müzikseverlerle buluşan on birinci stüdyo albümü “Alienation”, grubun hem geçmişteki öfkeli post-grunge köklerine sadık kaldığını hem de geleceğin modern rock tınılarını ustalıkla kurguladığını gözler önüne serdi. Eleştirmenlerden ve sadık hayran kitlesinden tam not alan albüm, grubun küresel turnesinin de ana omurgasını oluşturuyor.
 
Escape The Fate ekolü
 
Three Days Grace’in tarihi İstanbul performansından hemen önce KüçükÇiftlik Park sahnesini teslim alacak olan Escape The Fate modern rock, post-hardcore ve metalcore ekseninin son yirmi yılına yön veren en karizmatik oluşumlardan. 2004 yılında Nevada, Las Vegas’ta kurulan topluluk, çeyrek asra yaklaşan kariyeri boyunca post-grunge ve alternatif rock tınılarının sertlik dozajını artıran, çığlık vokaller ile epik melodileri kusursuzca harmanlayan avangart bir sound inşa etti.
 
 
Escape The Fate
 
Grubun profesyonel müzik endüstrisindeki ilk büyük sıçraması, My Chemical Romance tarafından düzenlenen bir yerel radyo yarışmasını kazanmaları ve ardından türün efsanevi plak şirketi Epitaph Records ile sözleşme imzalamalarıyla başladı. 2006 tarihli ilk stüdyo albümleri “Dying Is Your Latest Fashion”, emo-core ve post-hardcore dalgasının dünya çapındaki en ikonik marşlarından biri haline gelen "Situations" parçasını müzik tarihine kazandırdı.
 
Craig Mabbitt dönemi
 
Grup, kariyeri boyunca radikal kadro değişiklikleri ve vokal değişimleriyle sarsılsa da, 2008 yılında Blessthefall grubundan ayrılan frontman Craig Mabbitt’in ana vokal koltuğunu devralmasıyla asıl olgunluk dönemine adım attı. Mabbitt’in yırtıcı scream’leri ile güçlü clean vokalleri birleştiren geniş yelpazesi, grubun sound’unu daha geniş kitlelere ulaştırdı.
 
Craig Mabbitt döneminin ilk ürünü olan “This War Is Ours” (2008) albümü, Billboard listelerinde zirveye oynayarak grubun küresel turnelerin aranan ismi olmasını sağladı. Takip eden süreçte yayınlanan ve grubun kendi adını taşıyan “Escape The Fate” (2010), “Ungrateful” (2013) ve melodik yapısıyla dikkat çeken “Hate Me” (2015) albümleri, topluluğun modern Amerikan rock müziğindeki sarsılmaz yerini tescilledi. Bu süreçte My Chemical Romance, Papa Roach ve Bullet for My Valentine gibi devlerle dünya turnelerini paylaşan ekip, canlı performanslardaki dur durak bilmeyen enerjisiyle sadık bir hayran kitlesi (Army of the Fate) edindi.
 
Escape The Fate için son dönemin en büyük sanatsal eşiği ise, rock dünyasının dahi isimlerinden, Grammy adayı yapımcı Howard Benson ile yolları kesiştiğinde aşıldı. Benson’ın stüdyodaki rafine dokunuşları ve prodüksiyon vizyonuyla kaydedilen “Chemical Warfare” (2021) ve ardından gelen projeler, Vegaslı quartet’in hırçın sound'unu korurken radyo dostu enstrümantasyonla ne denli büyük stadyum marşları üretebileceğini kanıtladı.
 
"Redefined"
 
Nevada merkezli topluluğu İstanbul sahnesinde benzersiz kılan bir diğer önemli unsur ise, canlı müzik piyasasına kariyerlerinin en üretken, taze ve vites artırdıkları güncel dönemiyle konuk oluyor olmalarıdır. Eylül 2023’te yayınlanan “Out of the Shadows” albümünde kadrosuna dahil ettiği yeni üyelerle sound'unu yeniledi, albümden çıkan "LOW", "CHEERS TO GOODBYE" (Spencer Charnas eşlikli) ve "HIKIKOMORI" gibi teklilerle modern rock ve post-hardcore çizgisini koruduğunu kanıtladı. Bu albümünün ardından üretim hızını kesmeyen Vegaslı quartet, bu çalışmanın genişletilmiş ve özel konuklarla zenginleştirilmiş delüks versiyonu olan “Out of The Shadows 2.0”’ı 2024 yılında müzikseverlerle buluşturdu. Aynı yıl post-hardcore köklerindeki o agresif ve ödün vermeyen sert tonlara geri dönüş sinyalleri verdikleri “Black Mold*”EP’sini piyasaya süren ekip, üretim sürekliliğini 2025 yılının hemen başında yayımlanan hırçın “Hellscape” EP’si ile taçlandırdı. Grubun sound’unu modern rock elementleriyle en üst perdeden yeniden kurguladığı ve bu büyük 2026 turnesinin de ana omurgasını oluşturan en taze stüdyo albümleri “Redefined” (2025) ise, topluluğun KüçükÇiftlik Park’ta sunacağı gövde gösterisinin en güncel ve dinamik kanıtı niteliğini taşıyor.
 
Ödüller ve endüstriyel tescil
 
Escape The Fate; popüler ve ana akım ödül kürsülerinin aksine gücünü alternatif rock endüstrisinin, prestijli bağımsız yayınların ve sadık küresel dinleyici kitlesinin tescillediği başarılardan alan bir topluluk.
 
Grubun kariyerini başlatan ve en büyük ödül niteliği taşıyan dönüm noktası, 2005 yılında ünlü rock grubu My Chemical Romance tarafından düzenlenen yerel bir radyo yarışmasını kazanmaları oldu. Jüride yer alan grup üyelerinin Escape The Fate’i birinci seçmesi, topluluğun türün en prestijli bağımsız plak şirketi olan Epitaph Records ile profesyonel albüm kontratını imzalamasını sağladı.
 
Grup, özellikle Craig Mabbitt’in vokale geçişinin ardından yayınlanan “This War Is Ours” (2008) ve kendi adlarını taşıyan “Escape The Fate” (2010) albümleriyle, doğdukları şehir olan Las Vegas ve Nevada genelinde düzenlenen Vegas Music Awards / Vegas Müzik Ödülleri’nde defalarca ‘En İyi Hard Rock / Metal Grubu’ seçilerek şehrin en önemli rock elçilerinden biri haline geldi.  
 
Dünyanın en önemli alternatif müzik dergilerinden Alternative Press tarafından düzenlenen Alternative Press Music Awards (APMA)’da grup, canlı sahne performansları ve enstrümantal yetenekleriyle adaylıklar elde etti. Özellikle gitarist kadroları kendi dallarında ‘Yılın En İyi Müzisyeni’ kategorilerinde dikkat çekti.
 
Modern hard rock ve metal dünyasının nabzını tutan Loudwire Music Awards’da, grubun toplumsal mesajlar içeren "Ungrateful" ve yüksek tempolu "One For the Money" gibi hit parçaları klipleriyle ‘Yılın En İyi Rock Videosu’ ve ‘Yılın En İyi Şarkısı’ kategorilerinde üst sıralarda adaylıklar kazandı.
 
Escape The Fate, ödül kürsülerinin ötesinde endüstriyel olarak en büyük ödülünü dijital satış ve dinlenme oranlarıyla aldı. Grubun erken dönem post-hardcore marşı haline gelen ve klipleriyle yüz milyonlarca izlenmeye ulaşan "Situations" teklisi, Amerika Kayıt Endüstrisi Birliği (RIAA) tarafından resmi olarak ‘Altın Plak / Gold Certification’ ile ödüllendirildi. Ayrıca albümleri Billboard'un ‘Top Rock Albums’, ‘Hard Rock Albums’ ve ‘Independent Albums’ listelerinde defalarca ilk üç ve ilk 10 sıra içerisinde yer alarak ticari kalıcılığını taçlandırdı.
 
Tarihi buluşma
 
30 Haziran akşamı KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek olan bu dev buluşma, Amerikan ve Kanada alternatif rock tarihinin son yirmi yılına yön veren iki devasa alt kültür dalgasının tek bir podyumda senkronize olması anlamına geliyor. Bir tarafta Kanada’nın Norwood kasabasından çıkıp post-grunge janrını stadyum marşlarına dönüştüren, kirli ve hırçın sound'un efendisi Three Days Grace; diğer tarafta ise Nevada, Las Vegas’ın kaotik neon ışıklarından beslenerek emo-core ve post-hardcore sahnesinin sınırlarını çizen, yüksek tempolu breakdown'ların fütüristik mimarı Escape The Fate. Bu iki farklı coğrafi ve türsel ekolün İstanbul’da aynı sahneyi paylaşması, modern rock müziğin evrimsel yelpazesini tek bir gecede özetleyen tarihsel bir şov niteliği taşıyor.
 
Bu buluşmanın müzikal mutfaktaki en büyük ortak paydası ve geceyi kusursuz bir bütüne ulaştıracak olan gizli formülü ise her iki grubun da kariyerlerinin en parlak dönemlerinde stüdyoyu paylaştıkları efsanevi, Grammy adayı prodüktör Howard Benson dokunuşu. Benson’ın rafine prodüksiyon vizyonu, Escape The Fate’in hırçın post-hardcore gitarlarını ana akım stadyum enerjisiyle buluştururken Three Days Grace’in de çift vokalli fütüristik albümü “Alienation”da yakaladığı okusursuz, pürüzsüz ses mühendisliğinin temelini oluşturuyor. Dolayısıyla İstanbul seyircisi, aynı stüdyo disiplininden geçmiş ve modern rock sound'unu en üst perdeden optimize etmiş iki devasa makinenin sahnede yaratacağı  muazzam sonik uyumu canlı olarak deneyimleyecek.
 
Gecenin dramaturjik yapısı ise tam anlamıyla bir tansiyon yönetimi şeklinde tasarlanmış. Craig Mabbitt önderliğindeki Escape The Fate, "Situations" ve "Alive" gibi yüksek desbelli, sert rifflerle ve yırtıcı çığlık vokallerle açık hava atmosferindeki adrenalini en tepe noktasına ulaştıracak. Alandaki rock kitlesini adeta bir ateş çemberine alarak sahneyi ısıtacak olan Vegaslı quartet, bayrağı Three Days Grace’e devrettiğinde ise KüçükÇiftlik Park halihazırda dev bir açık hava katedraline dönüşmüş olacak.
 
Konser, grubun yirmi yılı aşan görkemli kariyerinde Türkiye'deki rock izleyicisiyle kuracağı ilk doğrudan temas olması açısından tarihi bir eşik niteliği taşıyor. Adam Gontier ve Matt Walst’un sahnede yaratacağı çift vokal sinerjisi, Barry Stock’un ikonik soloları ve rüştünü ispatlamış ritim seksiyonunun yüksek sahne enerjisiyle birleşecek. Kariyerlerinin ilk dönemindeki öfkeli ve melankolik marşlardan, beş kişilik yeni kadroyla kaydettikleri “Alienation” albümünün modern rock hitlerine uzanan bu zamansız setlist, İstanbul’un nitelikli açık hava atmosferinde hafızalardan silinmeyecek işitsel bir şölene dönüşmeye hazırlanıyor.
 
30 Haziran Salı akşamı Vera Müzik, Freebird Agency ve Eventation organizasyonu, +1 katkılarıyla İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta gerçekleşecek 2026’nın belki de en görkemli rock konserinde kapılar saat 18.00’de açılacak. Escape the Fate saat 20.00’de, Three Days Grace ise saat 21.15’te sahnede olacak. İki farklı müzikal janranın, ortak bir hayran sadakati ve yüksek sahne zanaatkarlığıyla aynı sahnede eriyeceği bu tarihi gece, Türkiye’deki canlı müzik hafızasında epik bir rock manifestosu olarak yerini alacak.
 
Etiketler: Three Days Grace  Escape The Faith  İstanbul KüçükÇiftlik Park