Ramize Erer’den otel odasında sergi
Ressam Ramize Erer’in Paris’teki tarihi Hôtel Langlois'nın 44 numaralı odasında açtığı “Ayrılık” temalı sergisi, yaşları küçüklü, büyüklü onlarca kadının mahremiyet dolu öykülerini, Dr. Nazlı Pektaş küratörlüğünde bir araya getiriyor. Sergi, sinema filmlerine de mekân olan ve Tuğçe Akdur Zaccaro tarafından yönetilen otelin dördüncü katında, ay sonuna değin görülebiliyor.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
Fransa’nın başkenti Paris’teki St. Lazare Garı’nın yaklaşık 10 dakikalık yürüme mesafesinde yer alan ve sırtını ta 1830’lara sırtını dayayan tarihi Hôtel Langlois'nın 44 numaralı odası, sanatçı Ramize Erer’in ‘Ayrılık’ temalı, çoğunluğu figüratif kompozisyonlarına adres oldu.
Küratörlüğünü AİCA TR üyesi, akademisyen ve eleştirmen Dr. Nazlı Pektaş’ın yaptığı sergi, özellikle Tuğçe Akdur Zaccaro ve misafirperver personelinin idaresindeki otelin tarihsel mimarisi ve yapının ürettiği mahremiyet duygusu ile kesişti.
Paris’in Belle Époque döneminin izlerini taşıyan Hôtel Langlois, 19. yüzyıldan günümüze uzanan geçmişi, dönem mobilyaları ve tarihî mimari ayrıntılarıyla kentin kendine özgü mekânlarından biri. Adını Fransız sinema tarihinin önemli isimlerinden, Cinémathèque Française’in kurucusu Henri Langlois’den alan otel, sinemayla kurduğu bağla da dikkat çekti.
‘Bayan Yanı’ adlı çizgi projesi ile de tanıdığımız, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi - eski adı ile Akademi - çıkışlı Erer, yapıtlarında tanıdık, tanımadık, hatta artık yaşamla ilişkisini kesmiş, farklı yaşlardaki kadınları, otelin melankolik atmosferinde bitiştirdi.
Ramize Erer. Fotoğraf: Latife Baudet
Ay sonuna değin izlenebilen sergide, sayısı 25’i bulan çalışmalar, otel odasına konuşlandırılan bir video düzenleme ile de pekişirken, eserler odanın duvarlarından taşarak, banyo, yatak, dolap içi, hatta masa üzeri ve petek üstü sundurmalara ve aynalara kadar sızıverdi. Etkinlik, Erer’in portre, figür ve natürmortlarından oluşan 50’ye yakın eserini ve resimlerine eşlik eden video serisini bir araya getirdi. Böylece, Erer’in sergisinde atmosfer, imgeler arası sahici, samimi bir dayanışma üretti. Gizemli bu varlıkların sağladığı sessizlik ve sükûn duygusu, serginin en önemli duyusu haline geldi.
Fotoğraf: Evrim Altuğ
Fotoğraf: Latife Baudet
Erer’in ziyaretçilere otelin dördüncü katında tanıştırdığı bu küçüklü, büyüklü yüzler, bazen bir fotoğraf, bazen de otelde henüz tamamlanmış birer görsel satır misali, birbiriyle kendi sırdaşlıklarında, hatta bazen kendi zeminlerini bile terk eder bir geçicilik içinde, sahici bir ürkeklikte kesişti. İlginç olanı, tüm bu yüzlerin birbirlerine emanet ettikleri dalgın bakışları, bir nevî sırdaşlıkları gibiydi.
Küratör Nazlı Pektaş. Fotoğraf: Evrim Altuğ
Zaten, Küratör Dr. Pektaş da bu duruma açıklık getirdiği küratoryal metninde, (özetle) şu ifadelere yer vermekteydi:
”Hôtel Langlois'nın 44 numaralı odasında toplanan kızlar, mekânı estetik bir teşhir alanı olmaktan çıkarıp varoluşsal bir sığınağa dönüştürür. Erer'in bu kızları bir galeriye yerine bir otel odasına yerleştirmesi de rastlantı değildir: Otel odası, hiç kimseye kalıcı olarak ait olmayan, geçerken uğranılan bir ikametgâhtır.
Aynı yatak, aynı gece içinde hem bir varışın hem bir ayrılışın izini taşır, sonla başlangıç burada dip dibedir. Bu geçiciliği seçmek, sergiye adını veren ayrılığı mekânın kendisinde bir kez daha tekrarlamak demektir.”
”Ayrılık” / “La Separation” sergisinde dikkat çeken önemli görsel vurgulardan biri, Erer’in odaya saçtığı suretlerin, - odaya girenlerden ötürü - taşıdıkları mahcubiyetin mesafesiydi. Kimi suretler, adeta, odaya giren ziyaretçilerden irkilip, rahatsız olmaktaydı. Ama kimileri de, odaya girenlerin gözleriyle çetin bir yüzleşmenin aktrisleri halindeydi.
Küçüklü büyüklü yaşları ve eserlerin ebatlarıyla odanın perdelerine kadar taşan ilgili “Ayrılık” atmosferi, bilhassa ‘kavuşma’ veya sahiden karşılaşmanın da ne olduğunu izleyiciye düşündürmesini bildi. Kapılara kadar yansıyan bu suretlerin ürettiği bir başka etki, oynadıkları ve bakışlarıyla tartıştıkları zaman, geçmiş ve gelecek kaygısıydı.
Bir nevi duygusal kamuflaj halinde, kimi ziyaretçiye sırtı dönük, kimi hiç birini kale bile almayan ‘iç dünyalarıyla’ mevcut bu kızlar, kadınlar hep birlikte oteli bir tür duygusal, lakin içinden sürekli bir tevazu hali taşan dramatik manifesto zeminine büründürmeyi başardı.
İlgili odanın yatağı, başucu, tarihi giysi dolabı ve lavabosuna dek bizimle olan bu kadınlar, kızların biriktirdiği duyguların tanıklığına, serginin geçen hafta içi yapılan açılışında sanatçı, gazeteci, koleksiyoner ve oyuncuların da yer aldığı kalabalık bir davetli listesi de hazır bulundu.
Gila Benmayor, inci Aksoy, Ramize Erer, Merve Yalçın, Mustafa Alabora, Nazlı Pektaş, Banu Zeytinoğlu
Sergi açılışında Milliyet Sanat’a konuşan Küratör Dr. Pektaş, etkinliğin kendisindeki yankıları bizimle şu ifadelerle paylaştı:
“Ramize Erer'in ‘Ayrılık’ sergisi, benim için yarıda kalmış bir yasın titreşimi… Hôtel Langlois'nın 44 numaralı odasına anahtarı çevirip adım attığınızda, karşınızda bir sergi kızların sığındığı bir oda bulursunuz. Otelde başka odalarda başka insanlar kendi hikâyelerini yaşarken, siz pek çok hikâyenin sığışmaya çalıştığı bir odaya sergi izlemeye gelirsiniz.
Serginin bir galeride değil de, bir otelde olması rastlantı değil. Otel odasında aynı yatağa uzanırken bir varışın ardından bir ayrılığa uzanırsınız. Kimseye kalıcı olarak ait olmayan, geçerken uğranılan bu yerde, sergiye adını veren ayrılık yeniden yaşanır.
Bu oda Ramize'nin fikriydi, otel yöneticisi Tuğçe Akdur Zaccaro da büyük bir iş birliği içerisinde otelin kapılarını bize açtı. Bu sergi için bir kadın dayanışması diyebilirim: Banu Zeytinoğlu ve bkz. ekibi, Tuğçe Hanım, sanatçı Ramize Erer ve ben.
Sergi metnini yazarken, Vladimir Jankélévitch'in nostalji üzerine düşüncelerinden yola çıktım. Ona göre bir coğrafyaya geri dönebilirsiniz, zamanda geriye gitmek ise size her zaman yasaktır. Kızlar da ayrılığı bir odaya sığdırabilir ama onu zamandan kurtaramaz.
Ayrılamamaya dair bir durak burası, bu otel odası. Kopuşun ve yersiz yurtsuzluğun bu inatçı sessizliğini izlerken, küratoryal kurgumda en büyük ilham kaynağım Ramize'nin Paris'te yeni yaptığı 2026 tarihli resimlerindeki bakışlar, renkler ve detaylar oldu. Eserlerin isimleri de kimi zaman doğrudan bu detaylardan doğar. ‘Tüllü Kız’, ‘Kurdeleli Kız’, ‘Tokalı Kız’, gibi.
Bazı resimler de, ‘Hassas Kalpler Ormanı’, yahut ‘Efkârlı Kız’ gibi, kendi öykülerinin ismini alır. Bu isimler ve figürlerin farklı tavırları bana sahnedeki karakterleri anımsattı. Ve böylece bakışları ve detayları takip ederek, resimleri bu odanın bir parçası gibi yerleştirdim; ki onlar da, aniden karşımıza çıkmasını yahut bakışlarıyla bizi delip geçmesini istedi ya da küçücük bir gözyaşıyla bizi çekip almasını…”
“Ayrılık” sergisi, öte yandan açılışta da, Leyla Alaton, Ayşegül Dinçkök, İnci Aksoy, Mustafa Alabora, Banu Zeytinoğlu,Yelda ve Murat Cumalıoğlu, Onay Akbaş, Selçuk Demirel, Arzu Okay, Ali Ozan Akın, Tuncay Akgün, Shiva Zahed, Sedef Aygün, Şahika Ercümen’in de aralarında bulunduğu davetlileri bir araya getirdi.
Evrim Altuğ, Ramiz Erer ve Nazlı Pektaş.
Sanatçı Ramize Erer ise sergi hakkında yaptığımız görüşmede bize şu ifadelerde bulundu:
”Bir otelde sergi açmak, galeride açmaktan biraz farklı bir deneyimdi benim için. Beş altı aya yayılan uzun bir hazırlık süreci ve her aşaması duygusal olarak beni ele geçirdi.
Paris’te hikâyesi ile etkileyici tarihi bir hotelin ana karakterlerden biri olduğu, bir sergi hikâyesi etrafında olayların geliştiği, bol karakterli bir ‘novella’nın içinde dolaşır gibi yaşadım bu süreci.
Sonu iyi biten, bende iyi duygular bırakan, içimi ısıtan karakterleriyle, beni içine alan bir ‘novella’”.
Etiketler: Ramiz Erer sergi paris


