Realizm, erotizm ve isyan: Gustave Courbet
Viyana’daki Leopold Müzesi’nde 21 Haziran’a kadar devam eden “Gustave Courbet: Realist ve İsyankar” sergisi, sadece Courbet’nin sanat hayatında değil, dönemin Paris’inin politik atmosferinde de bir gezintiye çıkarıyor ziyaretçileri.
IRMAK ÖZER
2018’de Dirimart’taki Vik Muniz sergisinde görmüştüm ilk kez Gustave Courbet’nin “L'Origine du monde - Dünyanın Kökeni” resminin bir yorumlamasını. O dönem denk gelmişti bir şekilde; bu sansasyonel resmin birçok farklı yorumunu görüyordum. Sansasyonel diyorum çünkü bugün bile resmin tamamını sosyal medyada paylaşmak ‘etik kurallara aykırı’ sayılıyor. Viyana’daki Leopold Müzesi’nde devam eden “Gustave Courbet: Realist and Rebel” sergisinin duyurusu bile bu resmin ancak yarısı kesilerek yapılabilmiş.
“Dünyanın Kökeni”nin bu kadar ‘sakıncalı’ olmasının sebebi, izleyiciyi kadın bedeninin mahrem kabul edilen kısmıyla direkt yüz yüze bırakması. Resim, yatağa uzanmış çıplak bir kadının bedeninde yalnızca gövdeye ve kasıklara odaklanıyor; kadının yüzü yok. Üstelik bu, idealize edilmiş bir çıplaklık da değil; olabildiğince gerçekçi. Resmin karşısına geçtiğimizde bir anda kendimizi dünyanın kökenine bakarken buluyoruz, dünyanın geri kalanıyla birlikte!
Gustave Courbet, “L’Origine du monde” Fotoğraf: Thomas Coex/AFP
Halil Şerif Paşa ve “Dünyanın Kökeni”
Aslında bu yazının konusu sadece “Dünyanın Kökeni” değil; bu resmin kapak yapıldığı, bahsettiğim “Gustave Courbet: Realist and İsyankar” sergisi. Yaklaşık 130 eserden oluşan ve sanatçının tüm üretim dönemlerini kapsayan seçki, Avusturya’da Courbet’ye adanmış ilk kapsamlı kişisel sergi olma özelliğini taşıyor. Sergiyi ilginç kılan yaklaşım, Courbet’nin yalnızca realizmin öncülerinden biri olarak değil, politik bir figür olarak da ele alınması.
Courbet’nin politik kimliğine döneceğim; fakat önce, İrlandalı model Joanna Hiffernan olduğu iddia edilen hanımefendinin kasıklarına yani dünyanın kökenine geri dönelim. Sanat tarihinde kırılma yaratan 1866 tarihli bu eseri vurgulamamın sebebi, ucunun Osmanlı diplomatı, koleksiyoner (ve denilen o ki kumarbaz) Halil Şerif Paşa’ya dokunması. O dönem Paris’te yaşayan Paşa, erotik resimlere meraklı bir sanatsevermiş ve Courbet’ye bu eser dahil birçok erotik tablo sipariş etmiş. Rivayete göre resimdeki hanımefendi de Paşa’nın metresiymiş. Değişen dünya düzeni, gözden düşme ve kumarbazlık kombinasyonu Paşa’nın finansal sonunu getirmiş. “Dünyanın Kökeni” el değiştirmiş ve Fransız psikanalist Jacques Lacan’ın himayesine girmiş Tablo 1995’te Fransız ulusal koleksiyonuna katılmış ve o zamandan beri, sonunda bir kamusal alanda, Musée d’Orsay’de sergileniyor. Burada not etmek önemli ki resmin tarihteki önemi erotizminden kaynaklanmıyor. Courbet bu resim ile romantizmden kopup realizmi burjuva ahlakının sınırlarını paramparça eden bir araca dönüştürmüş.
Halil Şerif Paşa
Benim bu resme özel ilgimin bir diğer sebebi ise bu hikâyeyi romanlaştıran (ve tabii ki bir dönem Türkiye’de yasaklanan) Enis Batur’un “Elma” romanı. Elma metaforu üzerinden yasak bilgiye, ilk bakışa ve düşüş mitine işaret eden roman, klasik ya da kronolojik bir anlatı kurmadan bizi resmin tarihinin içinde dolaştırıyor. Halil Şerif Paşa’nın tabloyu sakladığını anlatan Batur, modernliği suçluluk duygusuyla ilişkilendiriyor. Çünkü resimde örtülen şey beden değil; bakışın kendisi. Romanı çok tavsiye ederim merak edenlere.
“Dünyanın Kökeni” hikâyesini şimdilik burada kapatırken sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Kendisini bu resim üzerinden tanıdığım için Gustave Courbet’nin sergisinin çok ilginç olacağını düşünüyordum; sergiyi pek ilginç bulamadım. Kendisi oldukça keskin, isyankar ve politik bir figür olan Courbet’nin resimleri, ressam kadar ilginç değil. Meğer ressamın dünyaca ünü bizim Halil Eşref Paşa’nın fikirlerine ve marifetine borçluymuş!
Sergiden görünüm. "Gustave Courbet" © Leopold Museum, Vienna, Fotoğraf: Reiner Riedler
Gustave Courbet: Gerçeğin politikası
Dönelim Courbet’nin külliyatına… Leopold Müzesi’ndeki sergi Courbet’yi yalnızca bir realist olarak değil, gerçeği estetik bir tercih olmaktan çıkarıp politik bir pozisyona dönüştüren bir sanatçı olarak yeniden okumayı öneriyor. Serginin omurgasını oluşturan bu yaklaşım, Courbet’nin sanatını 19. yüzyılın toplumsal çatışmaları, sınıf mücadelesi ve iktidar karşıtı tavrıyla doğrudan ilişkilendiriyor. Sergi, Courbet’nin erken dönemine ait sanatçının tarzının imzası haline gelmiş otoportrelerle başlayıp toplumsal realizm ve sanatsal bohemliğe odaklanan devrimci resimleri üzerinden ilerleyerek, sanatçının İsviçre’deki sürgün yıllarında yaptığı daha sakin sessiz doğa resimlerine uzanıyor. Serginin sevdiğim nüansı, Courbet’nin sadece doğayı ya da bedeni resmeden bir ressam olarak değil, realizmi bir mücadele zemini haline getiren bir figür olarak karşımıza çıkarması. Sanatçının resimleri (bana göre) belki resimleri çok ilgi çekici değil ama yapmak istedikleri, duruşu gerçekten takdire şayan. Sanatçı, iktidarla sürekli bir çatışma halinde ve resmi üzerinden bilinçli provokasyonlarla burjuva ahlakına ve iktidarın estetik düzenine karşı mesajlar veriyor. Courbet’nin gündelik hayatı, köylüleri ve işçileri anıtsal ölçekte resmetmesi, 19. yüzyıl resim dilinde devrimsel bir kırılma yaratmış. Bunlara örnek olarak; “A Burial at Ornans”ta sıradan insanların resmedildiği büyük ölçek ya da “The Stone Breakers’ta” işçi bedenlerinin romantize edilmeden, olduğu gibi gösterilmesi Courbet’nin sanatının sınıfsal ve politik tavrını ortaya koyan eserler.
Gustave Courbet, “The Stone Breakers”, c. 1849 © The Swiss Confederation, Federal Office of Culture, Oskar Reinhart Collection “Am Römerholz,” Winterthur, Photo: The Swiss Confederation, Federal Office of Culture, Oskar Reinhart Collection “Am Römerholz,” Winterthur
GUSTAVE COURBET, “After Dinner at Ornans”, 1849 © Lille, Palais des Beaux-Arts | Photo: GrandPalaisRmn (PBA, Lille)/Philipp Bernard
Sergide öne çıkan bir diğer bölüm ise otoportreler. Duyguları gerçekçi biçimde yakalamak için üzgün, heyecanlı, öfkeli hallerini resmeden Courbet’nin onlarca otoportresi var. Sergide ayrıca politik sanatçının gazetelerde yayımlanan otoportre çizimlerini de görüyorsunuz. Kendini Paris bohem yaşamının simgelerinden pipo ile resmeden Courbet, bu şekilde burjuva ile ayrıştığı mesajını vermek istemiş.
Gustave Courbet, Self-Portrait or Man with a Dog, 1842 © Collection Musée d’Art et d’Histoire de Pontarlier – France, Photo: 28 A 88 – Collection Musée d’Art et d’Histoire de Pontarlier – France
Gustave Courbet, Portrait of Paul Ansout, 1844 © Musée de Dieppe, Photo: C2RMF/Thomas Clot
Sergide en sevdiğim resimlerden biri ise “The Artist’s Studio — Sanatçının Atölyesi”. Courbet burada kendisini devasa bir kompozisyonun merkezine yerleştiriyor; hem gözlemci hem de gerçeğin yaratıcısı olarak. Zenginlerin, fakirlerin ve Charles Baudelaire dahil dönemin sanat çevresinden isimlerin bulunduğu tablo, gündelik hayatı tüm gerçekliğiyle gösterme iddiasında. Resmin gerçekçiliği akademinin hoşuna gitmeyince 1855 Paris Dünya Sanat Fuarı’na katılımı reddedilen Courbet, bunun üzerine bu resmin de dahil olduğu 40 resimden oluşan bir seçkiyle kendi özerk sergisini açıyor ve bu hareket, sanatçı ile kurumlar arasındaki ilişkiyi geri dönülmez biçimde değiştiren bir eşik olarak kabul ediliyor. Akademiye başkaldırıya ve modern sergilere bir referans olmuş oluyor.
Sergiden görünüm. "Gustave Courbet" © Leopold Museum, Vienna, Fotoğraf: Reiner Riedler
Courbet’nin politik kimliği, 1871 Paris Komünü sırasında düşünsel bir tavır olmaktan çıkıp doğrudan eyleme dönüşmüş. Sanatçılar Federasyonu’nun başına geçen Courbet, müzelerin kamusal sorumluluğunu savunmuş ve sanatın iktidarın propaganda aracına dönüşmesine karşı çıkmış. Komün bastırıldıktan sonra ise günah keçisi ilan edilerek Vendôme Sütunu’nun yıkımından sorumlu tutulmuş; hapse atılmış ve ağır bir tazminat cezasına çarptırılmış. Hayatının son yıllarını da İsviçre sürgününde geçirmiş. Sergi kronolojik ilerlediği için, Courbet’nin geç dönem manzaralarına da başka bir gözle bakıyorsunuz. Sessiz göller, sakin doğa resimleri ya da yalın kırsal sahneler sadece pastoral görüntüler gibi durmuyor; politik bir yenilginin ardından gelen sessizliği taşıyorlar.
Leopold Müzesi’nde 21 Haziran’a kadar devam eden “Gustave Courbet: Realist ve İsyankar” sergisi, sadece Courbet’nin sanat hayatında değil, dönemin Paris’inin politik atmosferinde de bir gezintiye çıkarıyor bizi. Ve en sonda da hikâye dönüp dolaşıp yine Halil Şerif Paşa’nın sipariş ettiği o ‘kökene’ bağlanıyor.
Etiketler: gustave courbet Leopold Müzesi realizm


