Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Ritim ustası Hüseyin Cebeci’yi kaybettik

Ritim ustası Hüseyin Cebeci’yi kaybettik

Ritim ustası Hüseyin Cebeci’yi kaybettik08 Mayıs 2026 - 05:05
Adı çoğu zaman geri planda kaldı ama ritmi sahnenin merkezindeydi. Hüseyin Cebeci, Türkiye’de canlı müziğin en güçlü dönemlerinde, duyulan kadar hissedilen bir sesin mimarıydı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Türk müzik sahnesi, adını çoğu zaman sahnenin önünde değil arkasında duyduğumuz ama etkisini en doğrudan hissettiğimiz isimlerden birini daha kaybetti. Perküsyon sanatçısı Hüseyin Cebeci, yalnızca çaldığı ritimlerle değil; sahnenin akışını belirleyen, müziğin temposunu taşıyan ve bir dönemin canlı performans kültürünü şekillendiren isimlerden biri olarak aramızdan ayrıldı. Cebeci’nin ardından konuştuğumuz sadece bir müzisyenin kaybı değil; aynı zamanda Türkiye’de sahne müzisyenliğinin çoğu zaman kayda geçmeyen ama hissedilen tarihi.
 
 
Canlı müziğin fiziksel olduğu yıllar
 
1970’ler ve 80’ler Türkiye’sinde müzik, bugünkü dijital prodüksiyon olanaklarından tamamen farklı bir zeminde üretiliyordu. Sahne, müziğin üretildiği ana yerdi; kayıtlar çoğu zaman o sahne enerjisinin bir yansımasıydı. Playback neredeyse yoktu, elektronik altyapılar sınırlıydı ve müziğin akışı büyük ölçüde müzisyenlerin anlık kararlarına bağlıydı. Bu yapı içinde ritim, yalnızca tempo tutan bir unsur değil; parçanın yönünü belirleyen, geçişleri kuran ve performansın enerjisini kontrol eden temel bir eksendi.
 
Sevgili Hüseyin Cebeci tam da bu bağlamda öne çıktı. Perküsyon onun için bir eşlik aracı değil, başlı başına bir anlatım biçimiydi. Bongolar, conga, darbuka ve farklı ritim enstrümanlarını bir araya getirerek hem Anadolu’nun yerel ritim hafızasını hem de batı müziğinin groove anlayışını aynı sahnede buluşturdu. Onun çaldığı ritimler yalnızca duyulmaz; seyircinin bedenine temas ederdi.
 
Barış Manço sahnesinde ritim ve anlatı
 
Cebeci’nin müzik yolculuğunda en belirleyici dönemlerden biri, Barış Manço ile kesişen yıllardı. Kurtalan Ekspres bünyesinde yer aldığı bu dönem, Türkiye’de sahne performansının yalnızca müzikal değil, aynı zamanda dramatik bir anlatıya dönüştüğü yıllara denk gelir.
 
Manço’nun sahnesi, şarkıların ötesinde bir hikâye kurar; kostüm, jest, anlatı ve müzik bir bütün olarak ilerlerdi. Bu bütünün içinde ritim, görünmez ama belirleyici bir rol üstlenirdi. Hüseyin Cebeci; parçaların dramatik yapısını destekleyen tempo değişimlerini yöneten, geçişleri yumuşatan ya da sertleştiren ve sahnedeki kolektif enerjiyi ayakta tutan isimlerden biriydi. Onu izleyenler için o, sahnede geri planda kalan bir müzisyen değil; müziğin nefes alış verişini belirleyen bir merkezdi.
 
 
Perküsyonun sahnedeki rolünü yeniden tanımlamak
 
Cebeci’nin müzikal yaklaşımı, Türkiye’de perküsyonun sahnedeki rolünü de dönüştüren bir çizgiye işaret eder. Geleneksel olarak arka planda konumlanan ritim enstrümanları, onun yorumunda sahnenin aktif bir bileşenine dönüşür. Bu, yalnızca teknik bir beceri meselesi değil; müziğe bakışla ilgili bir tercihti.
 
Canlı performanslarda doğaçlamaya açık yapısı, ritimlerin sabit değil akışkan olmasını sağlardı. Şarkının yapısına göre genişleyen, daralan, hızlanan ya da bekleyen bu ritmik yapı, sahnede ‘an’ın belirleyici olduğu bir müzik anlayışını güçlendiriyordu. Bu yönüyle Cebeci, yalnızca bir icracı değil; sahne içinde anlık kararlar alan bir müzik kurucusuydu.
 
Görünmeyen müzisyenler
 
Hüseyin Cebeci’nin kariyeri, Türkiye’de sahne müzisyenlerinin nasıl hatırlandığına dair daha büyük bir soruyu da gündeme getiriyor. Hep envanter eksikliğinden bahsediyoruz ya, malum. Kuşağındaki birçok isim gibi, katkıları çoğu zaman albüm kapaklarında küçük puntolarla yer aldı ya da hiç belgelenmedi. Oysa bu müzisyenler, müziğin teknik değil duygusal ve fiziksel kısmını inşa eden, performansın hissedilen tarafını taşıyan kişilerdi.
 
Diskografisi, klasik anlamda bir solo albüm listesiyle değil; Kurtalan Ekspres turneleri, Barış Manço konserleri ve sayısız sahne performansı içinde okunuyor. Dolayısıyla bBu durum, müzikal varlığını kayıtlardan çok hafızaya ait kılıyor.
 
Bugün Türkiye’de sahneye çıkan pek çok müzisyen, doğrudan adını anmasa da Cebeci’nin temsil ettiği geleneğin içinden geliyor. Anadolu rock’ın yeniden keşfedildiği, eski kayıtların yeni kuşaklar tarafından yeniden dinlendiği bir dönemde, bu müziğin ritmik altyapısını kuran isimler de daha görünür hale geliyor.
 
Cebeci’nin katkısı, yalnızca çaldığı notalarda değil; zaman duygusunda, sahne disiplininde ve birlikte çalmanın yarattığı kolektif enerjide saklı. Bu anlamda onun mirası, bireysel bir kariyerden çok, bir sahne kültürünün devamlılığıyla ilgili.
 
 
Veda
 
7 Mayıs 2026’da Muğla’nın Bodrum ilçesindeki evinde hayatını kaybeden Hüseyin Cebeci’nin ölümü, müzik dünyasında derin bir boşluk yarattı. Resmi süreç devam ederken, bu kaybın ani ve sarsıcı olduğu gerçeği değişmiyor.
 
Hüseyin Cebeci’nin ardından kalan şey bir albüm listesi değil. Bir konser kaydında ansızın yükselen bir ritim, bir şarkının içinde fark etmeden seni içine çeken o akış, sahnede kurulan görünmez bir denge.
 
Bazı müzisyenler sahneden iner ama kurdukları ritim, zamanın içinde çalmaya devam eder.
 
Ruhun şad olsun sevgili dostum...
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Barış Manço  Hüseyin Cebeci  ölüm