Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Ritmin İstanbul’la buluştuğu yerde: Danae Palaka

Ritmin İstanbul’la buluştuğu yerde: Danae Palaka

Ritmin İstanbul’la buluştuğu yerde: Danae Palaka29 Eylül 2026 - 03:09
Atina’da doğan ve köklerinin bir bölümü İstanbul’a uzanan davulcu, besteci ve ritim sanatçısı Danae Palaka, 36. Akbank Caz Festivali kapsamında 26 Eylül’de Yeldeğirmeni Sanat’ta Ezgi Sevgi Can, Nikos Dervisis ve Ömer Dominic Akalın ile sahne aldı. 28 Eylül’de ise İngiliz elektronik ve caz sanatçısı Momoko Gill ile BAU Pera Sahne’de özel bir ustalık sınıfı gerçekleştirdi. Palaka ile Milliyet Sanat için bir araya geldik.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Atina’da müzisyen bir ailenin içinde dünyaya gelen Danae Palaka’nın hikâyesi İstanbul’la da derin bir bağ taşıyor. Ailesinin köklerinin bir bölümü bu şehre uzanan Palaka, İstanbul’a taşınarak bu mirası yakından keşfetme ve aynı zamanda kendi müzikal dilini geliştirme fırsatı buldu. Palaka için davul yalnızca ritmik bir eşlik aracı değil; ses, zaman ve dokuyu araştırmanın temel ifade araçlarından biri. Müziğinde Anadolu ve Balkan ritimlerini Afrobeat, çağdaş caz, krautrock ve elektronik müzikle bir araya getirerek katmanlı ve hipnotik bir ses dünyası yaratan sanatçı ritmi ise farklı gelenekler, türler ve kültürler arasında köprüler kurmanın bir yolu olarak görüyor.
 
Palaka’nın ilk albümü “Velox”, bu müzikal arayışın en kapsamlı ifadelerinden biri. Ekim 2024’te yayınlanan sekiz parçalık albümün merkezinde davul ve analog synthesizer arasındaki etkileşim yer alıyor. Palaka’nın Nikos Dervisis ile birlikte prodüktörlüğünü üstlendiği “Velox”, sanatçının başlangıçta tek başına performans yapma deneyiminden doğdu. Davul, sample, loop ve elektronik katmanları kullanarak giderek daha katmanlı kompozisyonlar geliştiren Palaka, albümde İstanbul’la ilişkisini, aile tarihini ve gelişen müzikal kimliğini karmaşık ritimler, elektronik dokular ve araştırmacı bir bestecilik yaklaşımı üzerinden yansıtıyor.
 
Ayrıca Lumatin’in 2025 tarihli “Mimosa” adlı çalışmasında konuk sanatçı olarak yer alan Palaka, performans ve bestecilik çalışmalarının yanı sıra İTÜ-MİAM’daki sanatsal araştırmalarını sürdürüyor. Doktora çalışmalarında davul setinin alternatif kullanım olanaklarına ve ritmin sanatsal bir pratik olarak taşıdığı potansiyele odaklanıyor.
 
36. Akbank Caz Festivali’ndeki performansı ve masterclass’ı sonrası Milliyet Sanat için bir araya geldiğimiz Danae Palaka ile İstanbul’un ilham kaynağı olarak rolünü, kadın davulcu olma deneyimini, Velox’un ortaya çıkışını, ritim ve elektronik müziğe yaklaşımını ve üzerinde çalıştığı yeni albümü konuştuk.
 
 
Danae Palaka – Fotoğraf:  Nikos Dervisis
 
Öncelikle 36. Akbank Caz Festivali’ndeki performansınız için tebrik ederiz. Türkiye’nin böylesine prestijli ve köklü bir festivalinin parçası olmak nasıl hissettiriyor?
 
Çok teşekkür ederim. Uzun yıllardır festivali takip ediyorum. 36. yılını kutlarken festivalin bir parçası olmak benim için çok şey ifade ediyor; aynı zamanda beni İstanbul’un caz sahnesine daha da yaklaştırıyor.
 
Festivalin açılışında sahne almak ne ifade etti? İstanbul seyircisiyle buluşmanız hem müzikal hem de kişisel açıdan sizde nasıl bir karşılık buldu?
 
Akbank Caz Festivali’nin açılış konserlerinden birinde yer almak benim için büyük bir mutluluk ve heyecan verici bir deneyimdi. Seyirciye karşı tatlı ve samimi bir sorumluluk hissettim; onların sıcak ilgisini görmek de beni çok mutlu etti. Bazı insanlar projeyi ilk kez dinliyordu, yakın arkadaşlarım da oradaydı. Bu nedenle yeni albümümde yer alacak bazı fikirleri onlarla paylaşmak benim için çok güzeldi. Ayrıca Ezgi, Nikos ve Ömer’le birlikte çaldığım için de çok mutluyum. Her canlı performansta birbirimizi biraz daha iyi tanıyor ve aramızdaki bağı güçlendiriyoruz. İstanbul’daki hayatımdan pek çok anıyı taşıyan Yeldeğirmeni Sanat’ta sahne almak da o geceyi benim için daha özel kıldı.
 
Festival kapsamında Momoko Gill ile ortak bir masterclass da gerçekleştirdiniz. Masterclass sırasında hangi konulara odaklandınız? Farklı müzikal geçmişlerinizi bir araya getirmeniz hem sizin hem de katılımcıların deneyimine ne kattı?
 
Masterclass’ta sanatçılık ve müzikal fikirlerimizi oluşturma biçimlerimiz üzerine yoğunlaştık, Müzikal yolculuklarımızdan kesitler paylaştık, birlikte doğaçlama yaptık. Ayrıca, Pauline Oliveros’tan ilham alan bir alkış egzersizi gerçekleştirdim. Momoko ile birlikte çalışmak ve farklı müzikal geçmişlerimizi bir araya getirmek benim için de çok ilginçti. Ortaya çıkan bu karşılıklı alışverişin, katılımcılara kendi müzikal pratiklerinde kullanabilecekleri bazı fikirler kazandırmış olmasını umuyorum.
 
Son dönemde adınızı pek çok önemli festival ve etkinliğin programında daha sık görmeye başladık. Müzik sahnesindeki görünürlüğünüz de belirgin biçimde arttı. Bu ivmeyi nasıl karşılıyorsunuz ve son dönemde sanatsal enerjinizi nasıl şekillendirdi?
 
Bunun doğal bir şekilde gelişmesinden dolayı çok mutlu ve minnettarım. Sanki attığım her adım bir sonrakine -bir spiral gibi- kendiliğinden bağlanıyor. Farklı dinleyicilere ulaşabilmek, yaptığım işin nedenini ve taşıdığı sorumluluğu bana farklı şekillerde yeniden hatırlatıyor.
 
 
Danae Palaka – Fotoğraf: Salih Üstündağ
 
Davul, tarihsel olarak caz ve çağdaş müzikte erkeklerin ağırlıkta olduğu bir enstrüman. Neyse ki bu durum değişiyor. Başarılı bir kadın davulcu olarak sizin yolculuğunuz nasıl geçti? Özel zorluklarla ya da tam tersine, size özgü avantajlarla karşılaştınız mı?
 
Bir kadın davul çaldığında ‘kadın davulcu’ ifadesinin sıklıkla kullanılıyor; oysa erkek bir davulcudan yalnızca ‘davulcu’ olarak söz ediliyor. Yaklaşık 14 yıl önce davul çalışmaya başladığımda kadın davulcular, hatta genel olarak kadın müzisyenler çok daha azdı. Başlangıçta bu küçük grubun bir parçası olmak güzel hissettirdi ama bir süre sonra yalnızca profesyonel bir müzisyen ve davulcu olarak görülmeyi tercih ettiğimi fark ettim.
 
Viola Smith gibi öncülerden, modern dönemin önemli isimlerinden Terri Lyne Carrington’a kadar kadınlar, tarihsel önyargılara rağmen cazın ritim bölümünü yeniden şekillendirdiler. Sanatsal yaklaşımınızı bu öncü kadın davulcular geleneğiyle nasıl ilişkilendiriyorsunuz? Bugünün küresel ritim sahnesini dönüştüren kadınlarla ortak bir sorumluluk ya da dayanışma duygusu hissediyor musunuz?
 
Enstrümanıma, kendime, grubuma, dinleyicilere ve davul çalan diğer kadınlara karşı bir sorumluluk hissediyorum. Beni her zaman takip eden düşüncelerden biri, vasat ya da kötü bir performans sergilememek. Bunu egom nedeniyle değil, ‘Sahnede kadın olduğu için var, iyi bir davulcu olduğu için değil’ gibi önyargıları beslemek istemediğim için düşünüyorum.
 
İlk başladığınızda size ilham veren kadın davulcular ya da ritim sanatçıları kimlerdi? Bugün davul çalmaya başlamak isteyen genç kadınlara ne önerirsiniz?
 
İTÜ-MİAM’da eğitimime başlayana kadar kadın bir öğretmenim olmadı. Orada Amy Salsgiver ile tanıştım. Onun bana güvenli bir alan yaratması yalnızca kadın olmasından kaynaklanmıyordu; aynı zamanda tanıdığım en harika ve en sevdiğim insanlardan biriydi. Davul ve perküsyon dünyasında denemeler yapmam ve kendi sesimi bulmam için bana güvenli bir alan yarattı. Enstrümana farklı bir zihniyetle ve farklı bir yaklaşımla bakmamı sağladı. Teknik becerilerimi geliştirmem için de beni, en sağlıklı biçimde, zorladı. Öğretmenim olmasının yanı sıra en yakın arkadaşlarımdan biri oldu. Ne yazık ki onu iki ay önce kaybettik ve kendisini çok özlüyoruz.
 
Genç kadınlara söyleyebileceğim şey şu: Davulla eğlenmeyi öğrenin ama aynı zamanda enstrüman konusunda disiplinli olun. Kuralları takip edin ama onları ne zaman ve nasıl çiğneyeceğinizi de öğrenin. Keşfin her aşaması keyifli olabilir! Başlangıçtaki çekingenlik ve gözünüzde büyütme duygusu normal ve gerekli. Siz geliştikçe bunlar da yavaş yavaş ortadan kalkacaktır.
 
Atina’da doğdunuz, İstanbul’la kökleriniz var ve şimdi burada yaşıyorsunuz. İstanbul’un kaotik ve çok katmanlı enerjisi yaratıcılığınızı nasıl besliyor? Bu şehirde müzik üretmenin size göre keyifleri ve zorlukları neler?
 
İstanbul benim için bir ilham perisi. Tarih, geçmişle bugünün iç içe geçmesi ve bu katmanların ses aracılığıyla nasıl temsil edilebileceği ya da anlaşılabileceği hem yaratıcılığımda hem de akademik gelişimimde çok önemli bir rol oynuyor. Böylesine çok katmanlı bir tarihe, coğrafi özgünlüğe ve çeşitliliğe sahip, hafızayla derinden yüklü sularla çevrili bir yerde olmak gerçekten büyük bir mutluluk ve içimi dolduran bir duygu. Hem ailemin bir bölümünün hem de enstrümanımın köklerinin İstanbul’a uzanmasından mutluluk duyuyorum. Benim durumumda bu kişi büyükannem; davul seti içinse bu, davul setinin bir parçası haline gelmeden çok önce Osmanlılar tarafından üretilen ve kullanılan ziller.
Böylesine büyük bir ses bolluğunun zaten var olduğu bir şehirde, müzik ve sesle çalışmak bazen bunaltıcı olabiliyor. Duyularınız sürekli olarak arka planda bu sesleri analiz ediyor. Bazen her şeyi susturup, yalnızca dalgaları dinlemek ve temiz havayı koklamak istiyorum.
 
İlk albümünüz “Velox”, çağdaş caz ve krautrock’ı Anadolu, Balkan ve Afrobeat ritimleriyle güzel bir şekilde harmanlıyor. Yunan kökleriniz ile İstanbul’da yaşamanız bu müzikal potada nasıl kesişiyor?
 
Farklı türler ve coğrafyalar arasındaki ortak kültürel unsurlar için ritmik bir alan yaratmak, müziğimin ve ilk albümüm “Velox”un temel unsurlarından biri. Akustik davullar ve analog elektronikler, “Karşılama” gibi halk ezgileri ve ritimler çağdaş unsurlarla harmanlanıyor. Müziğim aracılığıyla insanlar, türler ve kültürler arasında köprüler kurmayı, onları birbirlerine yaklaştırmayı amaçlıyorum.
 
 
Danae Palaka - Fotoğraf Salih Üstündağ 
 
Müziğinizin merkezinde canlı davullar ile analog synthesizer’ların etkileşimi yer alıyor. Sizi bu özel elektronik-akustik birlikteliğe yönelten ne oldu?
 
Aslında, sanırım koşullar ve olayların doğal biçimde gelişmesi. Projemle performans sergilemeye yalnız başıma başladım. Fikirlerimi davul seti üzerinde oluşturuyor, belki üzerine küçük bir armonik ya da melodik fikir ekliyordum; bunlar da doğal olarak daha fazla elektronik katmana dönüştü. Sample’lar, loop’lar ve elektronikler tek başına performans sergilerken bana eşlik eden araçlardı. Ayrıca birkaç yıl önce partnerim Nikos Dervisis iki analog synthesizer aldı. Onlarla olan deneyimim de besteci olarak sesimi geliştirdi.
 
2024’te “Velox”un yayınlanışına dönüp baktığınızda ve bugünkü canlı performanslarınızı mevcut dörtlünüzle (Ezgi, Nikos ve Ömer) karşılaştırdığınızda, albümdeki malzeme, sahnede nasıl bir dönüşüm geçirdi?
 
Bence, artık çok daha açık. Fikirler ve şarkılar daha canlı ve daha geniş bir hâl alıyor. Artık farklı sorumluluklarım ve karar alma süreçlerim de var. Üç kişiyle çalmak, bir sampler’la çalmaktan çok farklı. Benim için yeni bir rol bu. Ben de onunla birlikte gelişmeye ve daha fazla şey öğrenmeye çalışıyorum.
 
Giderek artan görünürlüğünüz ve özgün sound’unuz düşünüldüğünde, Danae Palaka için sıradaki sınır neresi? Önümüzdeki dönemde denemek istediğiniz yeni işbirlikleri, türler ya da formatlar var mı?
 
Şu anda yeni bir albüm üzerinde çalışıyor olmaktan heyecan duyuyorum. Bu albüm mevcut toplulukla kaydedilecek ve “Velox”ta geliştirdiğim ses yaklaşımlarını daha da genişletecek. Aynı zamanda doktora öğrencisi olarak sanatsal araştırmam üzerinde de çalışıyorum ve bunun içine daha derinlemesine dalacak olmaktan çok heyecanlıyım. Yeni işbirlikleri her zaman gündemde. Ama şimdilik ‘az, çoktur’ yaklaşımıyla çalışıyorum.
 
Tek kelimeyle İstanbul ?
 
Hüzün (Melancholy).
 
Tek kelimeyle Atina?
 
Mücadele.
 
Analog mu, dijital mi?
 
Analog.
 
Davul çalmaya bakışınızı tamamen değiştiren bir şarkı ya da albüm?
 
Max Roach - “Drums Unlimited” (1966).
 
İstanbul’da vazgeçilmez yemeğiniz?
 
Pilav üstü kuru fasulye.
 
Doğaçlama mı, katı kompozisyon mu (Improvisation or strict composition)?
 
Comprovisation.
 
Davul setiniz konuşabilseydi, favori cümlesi ne olurdu?
 
“Burada her şey karşılıklı (It’s a give-and-take here)”
 
 
Etiketler: Milliyet Sanat  Danae Palaka  müzik