Robotlar sahnede, hikâye çocukların dünyasında
Gerçek robotlar, yapay zekâ, canlı video art ve hareket yakalama teknolojisini çocuk tiyatrosuyla buluşturan “Neci’nin Diji Maceraları”, 29 Eylül’de Trump Sahne’de seyirci karşısına çıkıyor. Dr. Nabat Garakhanova’nın kaleme aldığı yapım, çocukları teknolojiyle güvenli ve bilinçli bir ilişki kurmaya, doğayı korumaya ve birlikte hareket etmeye çağıran interaktif bir hikâye kuruyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Çocuk tiyatrosunda teknoloji kullanımı uzun süredir farklı biçimlerde deneniyor. Ancak “Neci’nin Diji Maceraları”, gerçek robotları ve yapay zekâ destekli karakterleri anlatının doğrudan parçaları haline getiren yapısıyla bu alanda farklı bir üretim modeli ortaya koyuyor. Mezo Group ve CEO Event ortaklığıyla geliştirilen yapım, ilk kez 7 Haziran’da Atatürk Kültür Merkezi’nde düzenlenen 6. İstanbul Dijital Sanat Festivali kapsamındaki lansmanda tanıtıldı. Şimdi ise 29 Eylül’de Trump Kültür ve Gösteri Merkezi’nde gerçekleştirilecek prömiyer ve basın lansmanıyla sahne yolculuğuna başlayacak.
Oyunun yazarı Dr. Nabat Garakhanova, projenin arkasındaki yaratıcı ve akademik birikimi dijital dönüşüm, iletişim ve kültürel üretim alanlarındaki çalışmalarından taşıyor. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nde lisans eğitimi alan, Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yüksek lisans yapan Garakhanova, doktorasını Strasbourg’daki Université Robert Schuman’da siyaset ve sosyoloji alanında tamamladı. Doktora çalışması kültür faktörünün Azerbaycan-Türkiye ilişkileri ve dış politika üzerindeki etkisine odaklandı. 2004’te Strasbourg’da Avrupa Konseyi’nin sivil toplum yapılanmaları içinde başlayan profesyonel yaşamının ardından farklı uluslararası kuruluşlarda görev yapan Garakhanova, 2015’te Mezo Group bünyesindeki ilk şirketi Mezo Digital’i kurdu; sonraki yıllarda Mezo Moda, Mezo Akademi ve Mezo Techno ile çalışmalarını genişletti. 2020’de Mezo Digital Art ile dijital sanat alanına yöneldi.
Dr. Nabat Garakhanova
Dijital okuryazarlık çalışmaları
Garakhanova’nın çalışmaları yalnızca dijital sanatla sınırlı değil. KTO Karatay Üniversitesi’nde görev yapan Garakhanova’nın akademik yayınları arasında dijital diplomasi ve siber diplomasi üzerine araştırmalar bulunuyor. DergiPark’taki akademik profilinde uluslararası ilişkiler, uluslararası ilişkilerde siyaset ve ilgili alanlar uzmanlık başlıkları arasında yer alıyor. KTO Karatay Üniversitesi’nin 2021-2022 akademik kayıtlarında da “Kurumsal Dijital İletişim” dersinin öğretim elemanları arasında Garakhanova’nın adı bulunuyor.
Çocukların dijital dünyayla ilişkisi ise Garakhanova’nın üretiminde ayrı bir başlık oluşturuyor. 2023’te RTÜK ile KTO Karatay Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen çalışmada yayımlanan “Dijitale Kalpten Bağlı Aile” kitabının editörlüğünü üstlenen Garakhanova, projede çocukların ve ebeveynlerin dijital dünyayla daha dengeli bir ilişki kurmasına yönelik içerikler üzerinde çalıştı. Aynı proje kapsamında “Neci’nin Diji Maceraları” masal kitabı da çocuklara ulaştırıldı. Garakhanova, çalışmanın temelinde dijital okuryazarlığı yalnızca teknoloji kullanma becerisi olarak değil, ekran süresi, içerik seçimi ve dijital ortamda güvenli davranma gibi konuları da kapsayan bir farkındalık alanı olarak ele aldı.
Bu birikim “Neci’nin Diji Maceraları”nın sahne anlatısına da taşınıyor. Çocukların teknolojiyle iç içe büyüdüğü bir dönemde hazırlanan oyun, teknolojiyi dışarıda bırakmak yerine onunla nasıl bir ilişki kurulabileceği sorusuna odaklanıyor. Hikâyenin bir tarafında yapay zekâ ve robotik sistemler bulunurken diğer tarafında çevre, aile, arkadaşlık, empati ve iş birliği gibi doğrudan çocukların gündelik yaşamıyla bağlantılı başlıklar yer alıyor.
Doğayı yeniden canlandırmak için yola çıkıyorlar
Oyunun merkezinde ‘Neci’ ve ‘Meci’ bulunuyor. İki arkadaş, yapay zekâ destekli akıllı robot ‘Mini’ ve dijital rehber ‘Diji Misha’nın eşliğinde doğayı yeniden canlandırmak amacıyla fantastik bir yolculuğa çıkıyor. Yolculuk boyunca çevreyi ve doğal kaynakları korumanın yollarını arayan karakterler, teknolojinin bilinçli kullanımı ve yapay zekâ okuryazarlığının yanı sıra gerçek dostluk, empati ve iş birliğiyle karşılaşıyor.
Yapımın hikâyesi, teknolojiyi tek başına çözüm olarak sunmuyor. Neci’nin yaşadığı duygusal değişim de anlatının temel parçalarından biri. Çocuklara teknolojiye sırt çevirmeyi değil, teknolojiyle bilinçli ve dengeli bir ilişki kurmayı anlatan oyun, doğanın korunmasını da yalnızca teknolojik araçların sağlayabileceği bir sonuç olarak ele almıyor. Hikâyede sorumluluk alma ve birlikte hareket etme düşüncesi öne çıkıyor.
Çocuklar yalnızca seyirci değil
“Neci’nin Diji Maceraları” müzik, dans, animasyon, mizah ve seyirci katılımını aynı sahne yapısı içinde bir araya getiriyor. Çocuklar belirli anlarda karakterlerle birlikte karar veriyor, soruları yanıtlıyor, görevleri tamamlıyor, danslara ve şarkılara katılıyor. Böylece oyun, çocukların yalnızca izlediği bir anlatı olmaktan çıkarak onların doğrudan katıldığı bir sahne deneyimine dönüşüyor.
Bu interaktif yapı aynı zamanda yapımın pedagojik çerçevesinin bir parçası. Problem çözme, yaratıcı düşünme, dikkat ve takım çalışması gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenirken aile, arkadaşlık ve çevre gibi evrensel değerler de hikâyenin içinde tutuluyor. Teknoloji ve yapay zekâ ise anlatının dışındaki teknik araçlar olarak değil, çocukların üzerinde düşünmesi beklenen konuların bir parçası olarak kullanılıyor. Oyunun tanıtımında da bu yaklaşım, teknolojinin bilinçli ve doğru kullanımına ilişkin farkındalık oluşturma hedefiyle açıklanıyor.
Sahnenin fiziksel ve dijital katmanları
Yapımın sahne dünyası da bu yaklaşımı teknik olarak destekliyor. LED ekran sistemleri, green screen uygulamaları, canlı video art, hareket yakalama teknolojileri ve özel tasarım robot kostümleri sahnelemenin temel unsurları arasında bulunuyor. Gerçek robotların insan oyuncularla aynı sahne üzerinde yer alması, fiziksel performans ile dijital görüntü ve etkileşim sistemlerinin aynı anlatı içinde kullanılmasını sağlıyor.
Projenin ilk tanıtımında ‘Mini Ada’ adlı robot oyuncu ile yapay zekâ karakteri ‘Diji Misha’ da sahneye çıktı. Daha önce AKM’de gerçekleştirilen lansmanda projenin teknik yapısı basın mensuplarına aktarılırken, Garakhanova çocukların dijital çağın hızına uyum sağlama biçimleri ve yeni kuşaklara yönelik farklı bir sahne dili oluşturma gereği üzerinde durdu.
“Neci’nin Diji Maceraları”nın yaratıcı ekibinde oyunun yazarı Dr. Nabat Garakhanova, oyunlaştırma Sibel Yıldırım Başak, yönetmen Şakir Gürzumar, yönetmen yardımcısı Tuba Gürzumar, müzik Deniz Gürzumar, dış ses Can Başak, kostüm Tuba Gürzumar ve asistan Tülay Bekar Öztürk bulunuyor. Oyuncu kadrosunda ise Müslüm Tamer ve Zeynep Atılgan yer alıyor. Bu yaratıcı ekip, Garakhanova’nın dijital farkındalık üzerine kurduğu metni sahne, müzik, oyunculuk ve teknoloji katmanlarıyla bir araya getiriyor.
Garakhanova’nın akademiden sahneye uzanan çalışmaları
Garakhanova’nın “Neci’nin Diji Maceraları”na taşıdığı yaklaşım, daha önceki çalışmalarından bağımsız bir üretim olarak ortaya çıkmıyor. Dijital iletişim alanındaki akademik çalışmaları, dijital diplomasi üzerine yayınları ve çocuklar ile ailelere yönelik dijital okuryazarlık projeleri, teknolojiyle kurulan ilişkinin farklı boyutlarını ele alıyor. 2023 tarihli akademik çalışmalarından biri dijital diplomasi araştırmalarını bibliyometrik yöntemle incelerken, bir başka çalışması siber diplomasi araştırmalarını ele alıyor. 2024’te yayımlanan bir araştırmasında ise Azerbaycan’ın dış politikada kültür ve dijital diplomasi entegrasyonu kapsamında artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, yapay zekâ ve büyük veri gibi teknolojilerin kültürel ve dijital diplomasi içindeki yerini inceliyor.
Bu akademik çizginin yanında Garakhanova, dijital sanat alanındaki çalışmalarını da sürdürüyor. 2026’da yayımlanan bir akademik araştırmada İstanbul Dijital Sanat Festivali’nin 2021-2025 arasındaki beş edisyonu, dijital sanatın kurumsal ve küratoryal yapısı üzerinden incelendi; çalışmanın yazarları arasında Garakhanova da yer aldı.
“Neci’nin Diji Maceraları” böylece Garakhanova’nın farklı çalışma alanlarını aynı projede buluşturuyor: dijital iletişim, çocuklara yönelik dijital okuryazarlık, yapay zekâ, robotik, sahne anlatısı ve interaktif deneyim. Projenin ilk lansmanından birkaç ay sonra 29 Eylül’de Trump Sahne’de seyirciyle buluşması da bu çalışmanın tanıtım aşamasından düzenli sahne gösterimine geçişini oluşturuyor.
Dr. Nabat Garakhanova ile Milliyet Sanat için bir araya geldik ve “Neci’nin Diji Maceraları”nın ortaya çıkış sürecini, çocuk tiyatrosunda robot ve yapay zekâ kullanımını, dijital okuryazarlığın sahne anlatısına nasıl taşındığını, çocukların bu yeni tiyatro deneyimindeki rolünü konuştuk.
“Neci’nin Diji Maceraları” nasıl doğdu? Bir çocuk kitabından tiyatro projesine uzanan bu yolculuğun başlangıç noktası neydi?
“Neci’nin Diji Maceraları”nın çıkış noktası, çocukların dijital dünyayla kurduğu ilişkinin yalnızca teknik beceriler üzerinden değil; merak, yaratıcılık, eleştirel düşünme ve doğru değerler üzerinden de ele alınması gerektiği düşüncesiydi. Dijital dönüşümün çocukların hayatına çok erken yaşlarda girdiğini görüyoruz. Ben de bu dünyayı çocuklara onların anlayabileceği, keyif alabileceği ve kendilerini içinde bulabileceği bir hikâye aracılığıyla anlatmak istedim. Neci’nin Diji Maceraları önce bir kitap olarak şekillendi. Zaman içinde farklı sanat disiplinleriyle buluşarak tiyatroya taşındı. Tiyatroya geçtiğimizde ise hikâyeyi genişletme ve çocukları doğrudan bu dünyanın içine alma fırsatımız oldu. Çocukların yalnızca hikâyeyi izlediği değil, karakterlerle etkileşime geçtiği ve hikâyenin bir parçası olduğu bir sahne evreni oluşturduk. Böylece kitapta başlayan macera, yaşayan ve gelişen bir tiyatro dünyasına dönüştü.
“Neci’nin Diji Maceraları-3”ü Türkiye’nin ilk robotlu tiyatrosu olarak tanımlıyorsunuz. Bu projede sizi asıl heyecanlandıran teknolojik yenilik mi, yoksa yeni bir tiyatro dili kurmak mı?
Benim için asıl heyecan verici olan teknolojinin kendisinden çok, onun yeni bir tiyatro dili oluşturma potansiyeli. Robotlar, yapay zekâ, LED ekranlar ve dijital görsel teknolojiler bizim için önemli araçlar. Ancak bunları yalnızca gösterişli teknolojik unsurlar olarak kullanmak istemiyoruz. “Neci’nin Diji Maceraları” ile alışılmış tiyatro deneyimine yeni bir katman ekliyoruz. Robotların sahnede karakter olarak yer alması, yapay zekâ destekli karakterlerin hikâyeye dahil olması ve çocukların dijital teknolojilerle doğrudan etkileşime girmesi, tiyatronun anlatım olanaklarını genişletiyor. Dolayısıyla teknoloji bizim için bir amaç değil; hikâye anlatımını zenginleştiren yaratıcı bir araç.
‘Robot Mini’ ve yapay zekâ karakter ‘Diji Misha’yı birer sahne karakterine dönüştürürken, ‘oyunculuk’ kavramını yeniden düşünmek gerekti mi?
Kesinlikle; ancak bu süreç bana ‘oyuncu’ ile ‘sahne karakteri’ arasındaki ayrımı da yeniden düşündürdü. ‘Robot Mini’ ve yapay zekâ karakter ‘Diji Misha’ sahnede birer karakter olarak var oluyorlar, fakat onları insan oyuncuyla aynı anlamda ‘oyuncu’ olarak tanımlamıyorum. Çünkü oyunculuk; yorum, duygu, beden, sezgi, zamanlama ve sahnedeki diğer oyuncularla kurulan canlı ilişki gibi çok katmanlı bir insan deneyimine dayanıyor.
Burada teknoloji oyuncunun yerini almıyor; oyuncunun ilişki kurduğu yeni bir sahne varlığı ve yeni bir anlatım aracı oluşturuyor. ‘Robot Mini’nin hareketinden ‘Diji Misha’nın sesine, karakterlerin dramaturjisinden sahnedeki zamanlamalarına kadar gördüğümüz şeyin arkasında yine insan yaratıcılığı ve kolektif bir üretim süreci bulunuyor.
Bence asıl ilginç soru ‘Robot oyuncu olabilir mi?’ sorusundan çok, ‘Teknolojik bir karakter insan oyuncuyla aynı sahneyi paylaştığında oyunculuk nasıl dönüşür?’ sorusu. Çünkü insan oyuncu artık yalnızca başka bir insan oyuncunun tepkisine değil, önceden tasarlanmış ya da teknoloji aracılığıyla üretilen hareketlere ve tepkilere de karşılık veriyor. Bu da oyuncunun ritmini, dikkatini ve sahne üzerindeki ilişki kurma biçimini farklılaştırıyor.
İnsan oyuncularla robotların aynı sahneyi paylaşması prova ve performans sürecini nasıl değiştiriyor?
Prova sürecini ciddi biçimde değiştiriyor. İnsan oyuncular arasında sahnedeki ilişki anlık olarak kurulabilir; oyuncu partnerinin bakışına, bedenine, sesine ya da beklenmedik bir tepkisine sezgisel biçimde karşılık verebilir. Robot ve dijital karakterlerle çalışırken ise bu canlı ilişkinin yanına teknolojinin ritmi ve teknik sınırları ekleniyor.
Bu nedenle oyuncunun yalnızca rol arkadaşlarını değil, robotun hareket zamanlamasını, dijital karakterin tepkisini, görsel akışı ve teknik işaretleri de çok iyi takip etmesi gerekiyor. Bir anlamda oyuncunun sahnedeki dikkat alanı genişliyor. Özellikle interaktif bir çocuk oyununda seyirciden gelecek beklenmedik tepkiler de buna eklendiğinde oyuncunun esnekliği ve doğaçlama becerisi daha da önemli hale geliyor.
Ben burada teknolojinin oyunculuğu azaltmasından çok, oyuncuya farklı bir performans alanı açmasını ilginç buluyorum. İnsan oyuncunun duygusu, sezgisi ve canlılığı sahnenin merkezinde kalıyor; teknoloji ise onun ilişki kurduğu yeni bir partner ve yeni bir sahne koşulu haline geliyor. Bu nedenle prova sürecinde oyuncular, yönetmen, dramaturji ve teknik ekip arasındaki iş birliği klasik bir prodüksiyona göre çok daha belirleyici oluyor.
Oyunda LED ekran, hareket yakalama, green screen, video art ve yapay zekâ gibi pek çok teknoloji kullanılıyor. Teknolojinin hikâyeyi desteklemesiyle gösterinin önüne geçmesi arasındaki dengeyi nasıl kurdunuz?
Bu projede kendimize sürekli şu soruyu sorduk: ‘Bu teknoloji hikâyeye ne katıyor?’ Eğer bir teknoloji karakteri, atmosferi veya anlatıyı güçlendiriyorsa onu kullanıyoruz. Sadece teknolojik olduğu için sahneye eklenen hiçbir unsur bizim için yeterli değil. Çocuk seyircinin merak duygusu çok güçlü. Teknolojik yenilikler elbette onların ilgisini çekiyor; ancak bu ilgiyi kalıcı bir tiyatro deneyimine dönüştüren şey yine hikâye. Amacımız çocukların salondan çıktıklarında yalnızca ‘Ne kadar çok teknolojik unsur vardı!’ demeleri değil, ‘Ne güzel bir hikâyeydi ve ben de bunun bir parçasıydım.’ diyebilmeleri.
Çocuklara yapay zekâyı ve dijital dünyayı anlatırken onları teknolojiden korumakla teknolojiye hazırlamak arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?
Çocukları dijital dünyanın risklerinden korumak elbette önemli. Ancak yalnızca teknolojiden uzak tutan veya yasaklayan bir yaklaşımın yeterli olduğuna inanmıyorum. Çocukların bu dünyanın aktif, bilinçli ve sorumlu bireyleri olmalarını sağlamamız gerekiyor. Burada temel mesele teknolojiyi kullanıp kullanmamak değil, nasıl kullandığımız. Çocukların dijital araçları yalnızca tüketen değil; üreten, sorgulayan ve yaratıcılıklarını geliştiren bireyler olmalarını desteklemeliyiz. “Neci’nin Diji Maceraları” da bu yaklaşımın sanatsal bir karşılığı. Çocuklara teknolojiyle korku üzerinden değil, merak, yaratıcılık ve bilinç üzerinden yaklaşmayı tercih ediyoruz.
Dijital okuryazarlık ve yapay zekâ okuryazarlığı çalışmalarınızdan hareketle, sizce bugünün çocuklarının teknoloji konusunda en çok neyi öğrenmeye ihtiyacı var?
Bence en önemli konu, teknolojiyi kullanabilmekten önce teknolojiyi anlayabilmek. Bir uygulamayı kullanmak ya da yapay zekâya soru sormak artık çok kolay. Asıl önemli olan, elde edilen bilginin doğruluğunu sorgulamak ve teknolojinin nasıl çalıştığını temel düzeyde kavramak. Bunun yanında yaratıcılık da çok önemli. Çocukların yapay zekâyı yalnızca hazır cevaplar veren bir sistem olarak değil, fikir geliştirmelerine yardımcı olabilecek bir araç olarak görmelerini istiyorum. Dijital okuryazarlığın, klasik okuryazarlık kadar temel bir beceri haline geleceğini düşünüyorum. Bunun yanında etik düşünme, empati ve sorumluluk da teknolojik becerilerin ayrılmaz bir parçası olmalı.
Çocukların teknolojiye yetişkinlerden daha hızlı adapte olduğunu söylüyorsunuz. Peki, ebeveynlerin dijital dünyayla ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çocukların yeni teknolojileri keşfetme ve deneme konusunda çok doğal bir meraka sahip olduklarını düşünüyorum. Yetişkinler ise çoğu zaman teknolojiyi belirli kaygılar üzerinden değerlendiriyor. Bu nedenle ebeveynlerin de dijital dünyayı çocuklarıyla birlikte keşfetmesini çok değerli buluyorum. Ebeveynin her teknolojik gelişmeyi bilmesi gerekmiyor. Önemli olan çocuğuyla iletişim kurabilmesi ve onun dijital dünyadaki deneyimlerini anlamaya çalışması. ‘Bunu kullanma,’ demek yerine, ‘Bunu nasıl kullanıyorsun, sana ne katıyor?’ diye sormak çok daha yapıcı bir yaklaşım. Aile içinde teknoloji konusunda açık bir iletişim kurulduğunda çocuklar da karşılaştıkları sorunları daha rahat paylaşabiliyor. Bu da sağlıklı bir dijital kültürün temelini oluşturuyor.
Oyunda aile, arkadaşlık, çevre bilinci, geri dönüşüm ve iklim krizi gibi temalar da var. Teknoloji merkezli bir hikâyede bu değerleri neden özellikle öne çıkardınız?
Çünkü teknolojinin geleceği, insanın geleceğinden ayrı düşünülemez. Çok gelişmiş teknolojilere sahip olabiliriz ancak birbirimizle iletişim kuramıyorsak, doğaya karşı sorumluluk hissetmiyorsak ve yaşadığımız dünyayı koruyamıyorsak teknolojik ilerlemenin anlamı eksik kalır. Neci’nin dünyasında teknoloji, yaşamın kendisiyle birlikte ele alınıyor. Aile, arkadaşlık, dayanışma, doğa ve çevre bilinci gibi değerleri dijital dünyanın karşısına koymak yerine onunla birlikte düşünüyoruz. Çocuklara ‘Teknolojiyi kullanarak dünyamız için neler yapabiliriz?’ sorusunu sordurmak istiyoruz. Bunun geleceğe dair çok daha umut verici bir bakış sunduğuna inanıyorum.
Çocukların yalnızca seyirci değil, oyunun interaktif bir parçası olması sizin için neden önemli? İnteraktif tiyatronun çocukların sanatla ilişkisini değiştireceğine inanıyor musunuz?
Çocuğun oyunun aktif bir parçası olması, sanatla kurduğu ilişkiyi güçlendiriyor. Çocuk bir gösteriyi yalnızca izlediğinde dışarıdan gözlemleyen konumunda kalabilir. İnteraktif yapıda ise karar verir, tepki verir, karakterlerle iletişim kurar ve kendi deneyimini oluşturur. Bu durum tiyatroyu çocuk açısından çok daha kişisel bir deneyime dönüştürüyor. Üstelik her gösteride seyircinin tepkileri farklı olduğu için performansın enerjisi de değişebiliyor. İnteraktif tiyatronun gelecekte çok daha önemli bir alan haline geleceğini düşünüyorum. Yeni kuşak dijital dünyada etkileşimli deneyimlere alışkın. Tiyatronun da bu alışkanlığı yaratıcı bir sanat deneyimine dönüştürmesi çok değerli.
Bir çocuk oyununun öğretici olmasıyla ‘ders verir’ hale gelmesi arasında ince bir çizgi var. “Neci’nin Diji Maceraları”nda bu dengeyi nasıl gözetiyorsunuz?
Bizim için öncelik, her zaman hikâye ve eğlence. Çocuğun tiyatroya geldiğinde kendisini bir dersin içinde hissetmesini istemiyoruz. Bilginin ve mesajın, hikâyenin doğal akışı içinde ortaya çıkmasını önemsiyoruz. Çocukların merak ederek öğrenmesini daha etkili buluyorum. Örneğin çevre bilinciyle ilgili bir mesajı doğrudan anlatmak yerine, karakterlerin karşılaştığı bir problem üzerinden çocuğun düşünmesini sağlamak çok daha güçlü bir yöntem. Tiyatroda çocuklara cevap vermekten çok doğru soruları sordurmayı önemsiyoruz. Çünkü kalıcı öğrenme çoğu zaman merakla başlıyor.
Aynı zamanda dijital sanat alanında çalışan bir akademisyen ve festival yöneticisisiniz. Dijital sanat ile teknoloji kullanan çocuk tiyatrosu arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz?
Dijital sanat bana göre teknolojinin yalnızca işlevsel değil, aynı zamanda yaratıcı bir ifade alanı olarak kullanılabileceğini gösteriyor. Çocuk tiyatrosunda da benzer bir yaklaşım görüyoruz. LED ekran, video art, hareket yakalama veya yapay zekâ gibi teknolojiler, sanatçının anlatım araçlarını çeşitlendiriyor. Bu iki alanın ortak noktasının deneyim olduğunu düşünüyorum. Dijital sanat izleyiciyi yeni ifade biçimleriyle buluştururken, interaktif tiyatro çocuğu bu deneyimin doğrudan içine alıyor. Dolayısıyla “Neci’nin Diji Maceraları”, benim akademik ve sanatsal çalışmalarımın da kesiştiği bir alan. Teknolojiyi sanatla buluştururken aynı zamanda çocukların geleceğin dünyasına yaratıcı bir perspektifle hazırlanmasına katkı sunuyoruz.
Yapay zekânın sanat üretimindeki rolü giderek büyüyor. Bir yazar olarak yapay zekâyı bir araç, yaratıcı ortak ya da geleceğin sanatçısı olarak mı görüyorsunuz?
Yapay zekâyı öncelikle güçlü bir araç olarak görüyorum. Yaratıcı sürecin merkezinde ise insanın hayal gücü, deneyimi, duyguları ve değerleri olmaya devam ediyor. Yapay zekâ bize yeni fikirler üretmek, farklı olasılıkları görmek ve bazı yaratıcı süreçleri hızlandırmak konusunda önemli imkânlar sunabilir. Ancak bir eserin neden anlatıldığını, hangi duyguyu taşımak istediğini ve insanlara ne söylemek istediğini belirleyen temel unsur hâlâ insan yaratıcılığı. Bu nedenle yapay zekâyı insan yaratıcılığının alternatifi olmaktan çok, onu genişletebilecek yeni bir yaratıcı alan olarak görüyorum. Önümüzdeki dönemde sanatçıların yapay zekâ ile kuracağı yaratıcı ortaklıkların çok daha ilginç örneklerini göreceğimize inanıyorum.
“Neci’nin Diji Maceraları”nı bundan birkaç yıl sonra nerede görmek istiyorsunuz? Kitap, tiyatro, dijital içerik ve eğitim alanlarını kapsayan daha büyük bir evren kurmayı düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Neci’nin yalnızca tek bir kitap ya da tek bir tiyatro oyunu olarak kalmasını istemiyorum. Onun farklı mecralarda gelişebilen ve çocukların farklı deneyimlerle keşfedebileceği yaşayan bir evrene dönüşmesini hedefliyorum. Kitap, tiyatro, dijital içerikler ve eğitim çalışmalarının birbirini desteklediği bir yapı hayal ediyorum. Çocuk bir karakterle kitapta tanışabilir, tiyatroda onunla etkileşime geçebilir ve dijital ortamda hikâyenin başka bir bölümünü keşfedebilir. Amacımız mümkün olduğunca çok teknoloji kullanmak değil; Neci’nin dünyasını çocukların gelişimine, yaratıcılığına ve öğrenme süreçlerine katkı sağlayacak şekilde büyütmek. Bunun Türkiye’den çıkıp uluslararası çocuk izleyicilere de ulaşabilecek bir projeye dönüşmesini çok isterim.
Geleceğin çocuk tiyatrosunu nasıl hayal ediyorsunuz? Neci’nin maceraları çocuklara teknolojiyle ilgili tek bir mesaj bırakacak olsa, bunun ne olmasını isterdiniz?
Geleceğin çocuk tiyatrosunu daha interaktif, daha disiplinler arası ve teknolojiyi yaratıcı biçimde kullanan bir alan olarak görüyorum. Ancak teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, tiyatronun merkezindeki insan hikâyesinin önemini kaybetmeyeceğine inanıyorum. Neci’nin çocuklara bırakmasını istediğim en önemli mesaj şu: Teknolojiden korkmayın; onu bilinçli, yaratıcı fikirler üretmek ve iyilik için kullanmayı öğrenin. Çünkü teknoloji kendi başına iyi ya da kötü değil. Onu nasıl kullandığımız, hangi amaçla geliştirdiğimiz ve dünyaya nasıl bir katkı sunduğumuz belirleyici. Çocukların teknoloji karşısında pasif tüketiciler değil, geleceği şekillendiren yaratıcı bireyler olmalarını istiyorum. “Neci’nin Diji Maceraları”nın en büyük hayali de tam olarak bu: Çocuklara geleceği korkuyla değil, merakla ve umutla düşündürmek.
Etiketler: Neci’nin Diji Maceraları Dr. Nabat Garakhanova Trump Sahne


