Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Rock’ın inatçı yolcusu: Batu Akdeniz

Rock’ın inatçı yolcusu: Batu Akdeniz

Rock’ın inatçı yolcusu: Batu Akdeniz17 Mart 2026 - 05:03
Çoksesli müzik korosunda başlayan bir çocukluk, Ankara sahnelerinde şekillenen bir müzik dili ve rock’tan vazgeçmeyen bir duruş… Batu Akdeniz, yeni derleme albümü “Ankara’nın Sokaklarında”dan uluslararası iş birliklerine, Türkiye’de rock müzik üretmenin zorluklarından Ankara’yla kurduğu bağa kadar müzik yolculuğunu anlatıyor.
Türkiye’de rock müzik yapmak çoğu zaman sabır, inat ve tutku gerektiriyor. Bu yolu seçen müzisyenlerden biri olan Batu Akdeniz için rock yalnızca bir müzik türü değil; aynı zamanda bir yaşam biçimi. Çocuk yaşta Ankara Çoksesli Müzik Derneği Korosu’nda başlayan müzik serüveni, yıllar içinde Ankara sahnelerinden uluslararası iş birliklerine uzanan bir hikâyeye dönüşmüş durumda. Yeni derleme albümü “Ankara’nın Sokaklarında” ile dinleyicilerini yeniden şehirle, hatıralarla ve rock’ın farklı yüzleriyle buluşturan Akdeniz; müziğe başlangıcından dijital platformların tartışmalı dinamiklerine, Ankara’nın ilham veren atmosferinden gelecekteki projelerine kadar pek çok başlıkta içten bir sohbet gerçekleştirdik.
 
 
Müziğe başlayan ilk dönemi hatırlıyor musun? Küçük yaşta Ankara Çoksesli Müzik Derneği Korosu’nda başlayan müzik yolculuğun nasıl şekillendi? 
 
 6 yaşında Ankara Çoksesli Müzik Derneği Korosu’nda müziğe başladım. Ailede amatör olarak müzikle uğraşan vardı ama profesyonel olarak hiç yoktu. O zamanlar radyodaki, televizyondaki reklam müziklerini dedemin aldığı oyuncak orgla çıkarmaya başlamıştım. Ondan sonra ailem yetenekli olduğumu düşünüp koroya gönderdiler. O koro müzik kulağımı çok geliştirdi. Bir de çok küçük yaşta sahne deneyimi kazanmaya başladım.
 
CSO'da konserler veriyorduk, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel geliyordu örneğin. Okuma yazma bilmeden şarkı söylemeye başladım. Sonra o tecrübenin bende ne kadar önemli olduğunu fark ettim zaten.
 
O süreç bugünkü müzik felsefeni nasıl etkiledi?
 
Çok sesli müzik korosunda söylemeye başladıktan sonra müziği tam anlamıyla duymaya, algılamaya başlıyorsun. Çift sesleri ya da üçlü, beşli bir sürü sesi ayırt edebilmeye başlıyorsun. Özellikle de gitara başladıktan sonra çok şey fark ettirdi bende. Çünkü farkında olmadan aslında çok daha kolay duyuyordum. 
 
Ondan sonra konservatuvar mı? 
 
Şöyle aslında, gitara başladım 14 yaşında. O da tamamen tesadüf oldu. O zaman müziğe tamamen ilgimi kaybetmiştim. Sonra en yakın arkadaşlarımdan bir tanesi gitar kursuna başlattı. Lise 1'deydim. Sen de yazılsana dedi. Ben de ne yapayım ben gitar kursunda dedim. Hiç ilgim yoktu müzisyen olmakla.
 
Sonra oradaki gitar hocam, Serkan Abi beni ikna etti. Hadi gel sen de bir ay başla dedi. İyi dedim deneyeyim. Hiç bitmedi o bir ay. O gün bugündür o bir ay devam ediyor. 
 
 
Rock, kariyerinin merkezinde yer alan türlerden biri. Rock müzik senin için ne ifade ediyor? Senin müzik dilinde rock neyin sembolü?  
 
Kendimi dinlerken de, yaşarken de, icra ederken de en rahat hissettiğim tarz. Müziği çok seviyorum genel olarak. Caz da dinliyorum, R&B de dinliyorum, elektronik de dinliyorum ama rock müzik… Benim olayım o. Çok seviyorum. Basit bir adamım yani.
 
Türkiye'de rock müzik ile ilgili‘isyanın müziği, siyah giyen adamlar…’ gibi bir algı var. Hiç öyle bir şey değil. Rock müzik hayatın ta kendisini anlatır. Rock müziğin çok romantik bir tarafı da var, isyankâr tarafı da var, daha arabesk bir tarafı da var. Farklı farklı yüzleri var.
 
Bugün rock’ın ‘ana akımın dışında kalması’ üzerine düşüncelerin neler?
 
Anadolu rock dönemini saymazsak rock müzik çok kısa bir zaman Türkiye'de popüler oldu bence. 2000’lerin başından 2010’lara kadar diyebiliriz. Ondan sonra değişmeye başladı. Daha arabesk tarzda yapanların devreye girmesiyle zaten o ilk çıkışındaki yolundan saptı. 
 
90'larda satanizmle ilişkilendiriliyordu ve tamamen yanlış anlaşılıyordu. 2000'lerin başında ise yükselişe geçti. 
 
Türkiye değişmedikçe rock müziğin tekrar akım olması çok zor. Kimse üretmiyor değil aslında. Üretiliyor da insanların önüne düşmüyor. İnsanların önüne düşmesi için de başka gerçeklerin değişmesi lazım.
 
4 Mart’ta çıkan “Ankara’nın Sokaklarında” derleme albümün sürecinden ve temasından bahsedebilir misin? Dinleyiciler bu albümde seni nasıl bir duygusal dünyada bulacak?  
 
Daha önce yayınladığım teklilerin bir birleşimi oldu. Ben çok albümcü bir insanımdır ama maalesef günümüz dünyasında albüm, özellikle rock albümü çok az dinleniyor gerçekten. Çünkü insanların öyle bir zamanı yok. Artık hayat çok hızlandı. En güzel yol da benim için “tamam o zaman single yapalım” demek. Şarkılar bir arada dursun bir albümde istiyorum.
 
Daha çok Ankara'da yazdığım şarkılar var. O yüzden son çıkan şarkım “Ankara'nın Sokaklarında” güzel bir albüm ismi oldu. Bu albümün içinde toplamak istedim şarkılarımı.
 
Modern şair dediğim çok sevdiğim rapçi arkadaşım Çağrı Sinci ile bir düetimiz var. O da şubat ayı sonunda çıktı. Hepsi bir araya toplandı.
 
 
Batu Akdeniz & Çağrı Sinci
 
Kaç tane albümün var?
 
Bu üçüncü longplay. Aslında ikincisi de toplama. O da Pasaj Müzik'teyken yayınladığım şarkıların bir toplamasıydı. Onu da geçen yaz bir araya toplamıştım.
 
Biraz da Ankara'dan konuşalım. Senin için Ankara ne ifade ediyor müzik alanında? Bu şehrin imkânları, ruhu seni nasıl etkiliyor müzik yaparken? Belki zorlukları da vardır. 
 
Giderek gelişiyor bence şehir. Ben 2010'larda burada müzik yapmaya başladığım zaman Sakarya'da, Kızılay'da, mekânlarda çalıyordum. Güzel tarafı şuydu: Hep böyle rol model olarak alabileceğimiz abiler vardı burada. Hala da var: Süleyman Bağcıoğlu diye bir gerçek var Ankara'da. Hâlâ çalıyor… Onunla mesela ilk sahneyi çıktığıma hatırlıyorum. 2011'de, 2012'de 18-19 yaşında... Acayip bir deneyimdi. 
 
Ankara'yı hiç sıkıcı bulmam. Bir ara şöyle bir kafaya girdim: Ankara’da yaşayacak hiçbir şey yok...Sonra İstanbul'a gittim. 5 sene oldu. 2019'dan 2024'de kadar hep oradaydım, şimdi yarı zamanlı. Buraya her döndüğümde benim gerçeğimin burası olduğunu fark ettim.  İstanbul da çok güzel. Orada çok güzel zaman geçirdim, çok güzel insanlarla tanıştım,  müzik yaptım ama benim için burası bambaşka. Burası huzur bulduğum evim benim.
 
Ankara benim için çok özel bir yer. Buranın müzik kültüründe büyüdüğüm için çok şanslıyım. Hep kendimden büyüklerle müzik yaptım. 4 sene boyunca her Cumartesi gecesi Siyah Beyaz’da çaldım. Orada Sadık Abi, Nusret Abi var, hâlâ çalıyorlar. Nusret abi AC/DC'yi ünlü olmadan önce Londra'da izlemiş bir adam. Onun gibi shuffle çalan bir davulcu Türkiye'de ben hiç görmedim, duymadım. O çok başkadır mesela.
 
Çok şey öğrendim o yıllardaki deneyimlerimden. Müthiş eğlenceli zamanlardı. Hayatımın highlight'larından biri Siyah Beyaz’da çaldığım 4 seneydi. Okul gibiydi. Her koşulda şarkı söyleyebilmeyi ve sahne yapabilmeyi orada öğrendim. Ve bunu çok eğlenerek yaptım, çok güzel anılar biriktirdim. O tecrübeler büyük sahnelerde çok daha rahat hissetmemi sağladı.
 
 
Bir müzisyen olarak hayallerini uluslararası arenada gerçekleştirmek üzerine neler düşünüyorsun? İngilizce şarkılar yazmak ve yurtdışına açılmak istiyor olduğunu söylüyorsun. Bu hedef seni nasıl motive ediyor?  
 
Aslında ben İngilizce yazarak başladım. Heavy Sky diye bir grubum vardı. Onlarla bir albüm yapmıştık. O zaman da Asım Can Gündüz'ün ön grubu olmuştuk. O bize çok destek veriyordu. Bir plak çıkarttık. 10 şarkılık tamamen bana ait şarkılardan oluşan. Böyle başladım. Benim için daha kolaydı İngilizce yazmak çünkü ben İngilizce müzik dinledim hep hayatımda. O yüzden ilk başlarda İngilizce yazmak daha kolaydı benim için. Sonradan Türkçeye başladım. 
 
 
Simon Kirke ile birlikte çalışmak nasıl bir deneyimdi? “The Reason” projesinin ortaya çıkış hikâyesini ve sana katkılarını anlatır mısın?
 
Simon Kirke, Bad Company’nin davulcusu. Çok büyük bir isim. Rock tarihinin gelmiş geçmiş en büyük davulcularından bir tanesi. Ben de Bad Company'nin şarkılarını hayatımın boyunca hep çok coverladım. Bir tane YouTube'a koyduğumuz bir coverımız vardı, 2013’te İf’te çaldığımız bir video. O videoyu Bad Company'nin fan kulübü başkanı keşfediyor. Sonra bana ulaştı. İsmi Lucy Piller. Onunla aile gibi olduktan sonra görüşmeye başladık. O bana bir el verdi. Pandemide bana mesaj attı. Batu, Simon'la bir şey kaydetmek ister misin diye. Tabii müthiş bir teklif. Aklına gelebilecek herkesle çalmış biri. Slash, Ringo Starr, Ray Charles… Hepsinin çok saygı gösterdiği bir adam. Ondan gelen mail’i hiç unutmuyorum. Kafayı yedim resmen.
 
İki şarkı kaydettik beraber. Sonra ben Amerika'ya gittim 2024 Mayıs'ında. Orada yüz yüze görüştük. Çok iyiydi. Arkadaş olduk adamla resmen yani. Hâlâ inanamıyorum.
 
 
Simon Kirke ve Batu Akdeniz
 
Peki, Starsailor ile aynı sahneyi paylaşmak senin için nasıldı?  Bu performans senin için nasıl bir “gerçekleşmiş hayal” oldu ve sahnede onların müziğiyle buluşmak kariyerine nasıl bir enerji kattı?
 
Solistleri James Walsh benim en büyük idollerimden biri. Onunla Instagram'dan takipleşmiştik yıllar önce. Sonra konuşmaya başladık. Ben radyoda DJ'lik yapıyordum bir ara.
Radyoda DJ'lik yaparken ondan bahsettim radyoda. Sonra o sırada bir mailleştik, sohbet ettik. Baktım o da benim müzikleri likelıyor. Bunlar konsere gelmeden önce ben bileti aldım. 
DM attım Instagram'dan, konsere geleceğim tanışabilir miyiz diye. O da dedi ki konsere gel, sahneye de gel dedi. “Good Soulsu biliyor musun?”dedi. İnanılmaz bir şey yani. Şunu bir Türk sanatçı yapamaz bence. Çok müthiş bir cesaret onunki de. Biz provasız sound checksiz
bam diye kendimi bir anda sahnede buldum Zorlu’da Starsailor’la beraber. Acayip bir andı benim için yani. Çok tatlı insanlar.
 
Sonra zaten bir sonraki İstanbul konserleri olduğu zaman“Batu ön grup sizsiniz” dedi direkt. Manevi olarak çok tatmin ediciydi. O konser de harikaydı.
 
 
Starsailor solisti James Walsh ve Batu Akdeniz
 
Dijital platformlar ve algoritmaları hakkında ne düşünüyorsun? Manipülasyon iddiaları var.
 
Kesinlikle bir manipülasyon olduğunu düşünenlerdenim. Bazı rapçiler var, global gruplardan, stadyum gruplarından Megadeth'ten fazla dinleniyor Spotify'da mesela. Ama bir tane konserini duyamazsınız ya da sokakta görseniz tanıyamazsınız. Yani bu olacak bir şey mi? Mümkün değil böyle bir şey. Türkiye'de o kadar gerçek Spotify kullanıcısı var mı sanmam.
 
Platformlar da buna engel olmuyor. Bence umurlarında da değil yani açıkçası. Artık herkes alıştı ama bir yandan herkes çok şikâyetçi aynı zamanda, herkes rahatsız. Bunu dile getirmese de insanlar rahatsızlar yani.
 
Rock müzik yapmak Türkiye'de bir cesaret ya da ısrar gerektiriyor mu?
 
Bu şartlar altında tabii ki gerektiriyor. Hele benim gibi eğer Batılı normlarda rock müzik yapıyorsan zor bir işe kalkışmış durumdasın. Çünkü ilk iki akorttan eleniyorsun bazen. İlk iki akorda majör vurursan ondan elenirsin. Öyle bir durum da var. O yüzden tabii ki bir inat gerektiriyor. Ama işte o inat da bizi yaşatıyor. Ben ve birkaç arkadaşım var. Çok inandığım. Mesela Egemen Akkol var. Benim kardeşim gibidir. Çok inanırız birbirimize. Öyle birkaç tane isim var benimle aynı yolda yürüdüğümü düşündüğüm. Biraz Don Kişot gibiyiz. Yavuz Çetinciliğin peşindeyiz biz hâlâ ve keyfimiz yerinde. Yavuz Çetin'in de yaşarken yeterince değer görmemesi ve şu an bir ikon hâline gelmesi çok üzücü bir şeydir, beni çok üzmüştür. Keşke bu kadar sevildiğini bilseydi. Bence Biz daha şanslıyız yine de. Ben sold out konserler yapabiliyorum Türkiye'de. Yabancı müziklerin ön grubu olabiliyorum. Sokakta insanlar çeviriyor. Ben çok daha şanslıyım yani. Çoğu insan bunu göremeden maalesef hayata gözlerini yumuyor. Ya da bu işleri bırakıyor.
 
 
 
Hiç tarzını değiştirmeyi düşündün mü?
 
Yapamam ki. Taşıyamam, üstüme oturmaz. Bir de artık insanlar beni çok benimsedi beni bu halde. Çok güzel bir kitlem oldu. O yüzden gerek yok öyle bir topa girmeye. Merdivenleri yavaş yavaş çıkmak beni daha çok mutlu ediyor. Ama tabii çok rijit olmamak da lazım. Yeni şeylere açığım. Kendi sound’umla da biraz oynuyorum fakat tabii tarzını da değiştirmeden. Drastik bir değişiklik olmaz, çok geç artık o benim için. 
 
“Ankara’nın Sokaklarında”dan konuşalım biraz. Sosyal medyada viral oldu. Nasıl oldu bu biraz bahseder misin?
 
Arkadaşım Özbir Erciyas bir sanatçı. Yıkılmak üzere olan binalara şarkı sözleri yazıyor. Önce Vega'nın bir şarkısını yazdı. Birkaç sanatçıyı daha yazdı. En son  “Ankara’nın Sokaklarında”nın sözlerini Tunalı’da yıkılmak üzere olan bir binaya yazdı. Ona çok ilgi gösterdi insanlar.Önüne gidip fotoğraf çektirmeye başladılar. Şarkı çok yeni aslında ama böylece çok insana ulaştı. Özellikle Ankara'daki insanlar için hoş bir şey oldu.
 
Bu şarkıyı yazmaya nasıl karar verdin? Ankara için özel bir şey yapmak için mi yola çıktın? Biraz o süreçten konuşalım.
 
Bir Ankaralı bir olarak hep bir Ankara şarkısı yazmak istiyordum. Şehre bir borcum var gibi hissediyordum çünkü hep burada müzik yaptım, burada aşık oldum, üzüldüm, sevindim, hepsi burada oldu. O yüzden böyle bir şarkı yapmak istedim. Zamanlaması da güzel oldu. Son dönemlerde Ankara şakayla karışık biraz romantize ediliyor. O akımla denk gelmesi de güzel oldu.
 
 
 
 
Son olarak gelecek planlarından söz eder misin? Ufukta neler var? Simon Kirke, Starsailor gibi yeni isimlerle yeni projeler olabilir mi?
 
 Valla bu yılı çok aktif geçireceğim, öyle görünüyor. Ankara’nın Sokaklarında albümüm yayınlandı. Mart'ta yeni bir single var. Akustik versiyonlar var. İngilizce şarkılar var. Birkaç tane yabancı sanatçı ile düet var. Birkaç tane Türk sanatçı ile düet var. Onlar daha tam netleşmesi gibi bir şey yapamıyorum. Ama bu yıl böyle inanılmaz yoğun bir şekilde geçirmek istiyorum. Konser var bol bol Türkiye’de. 1 Nisan’da İzmir var. Uzun zamandır gitmediğimiz şehirlere gitmek istiyoruz Antalya, Bursa gibi. Bu yıl en yoğun Batu yılı olacak!  
 
Etiketler: Batu Akdeniz  müzik  rock