Sahnenin sınırlarını kim çiziyor?
Sosyal ve politik konulara açıkça değinen şarkıları ve özellikle Filistin’e yönelik desteğini kamuoyu önünde dile getirmesiyle tanınan Amerikalı rapçi Macklemore’un Ed Sheeran’ın “Loop Tour” kadrosundan çıkarılması, birkaç gündür müzik dünyasını ‘kim haklı?’ tartışmasına sürüklüyor. Pink’in tepkisi, Ed Sheeran’ın açıklamaları, Macklemore’un sözleri derken yine sanatçılar karşı karşıya getiriliyor. Oysa bence asıl soru başka yerde duruyor: Bir sanatçının sahnede ne söyleyebileceğine kim karar veriyor? 
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Macklemore’un Ed Sheeran’ın ABD turnesinden çıkarılmasına giden süreç, 4 Eylül’de New Jersey’deki MetLife Stadium’da başladı. Sheeran’ın Loop turnesinde ön sanatçı olarak sahneye çıkan Macklemore, performansı sırasında “Free Palestine” dedi; Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria’daki insanların unutulmadığını söyledi ve “Hind’s Hall” adlı protesto şarkısını seslendirdi. 5 Eylül’deki ikinci MetLife konserinde de Filistin’e desteğini yineledi. Bunun ardından İsrail-Amerikan Konseyi, Macklemore’un turneden çıkarılması çağrısıyla bir kampanya başlattı.
Asıl kırılma ise bundan sonra yaşandı. Turnenin organizatörü Messina Touring Group, yaklaşan bazı konserlerin mekânlarından Macklemore’un programda kalması halinde konserlere izin verilmeyeceği yönünde bildirim aldıklarını açıkladı. Böylece mesele artık yalnızca bir sanatçının sahnede söylediği sözlere yönelik tepki olmaktan çıktı; konserlerin gerçekleşip gerçekleşmeyeceği meselesine dönüştü. Organizasyon şirketi, mekânlarla yapılan görüşmelerin ardından Macklemore’un kalan ABD konserlerinden çıkarıldığını duyurdu. Macklemore’un turnede yer alması planlanan sekiz konser böylece iptal edilmiş oldu.
Macklemore: “Geri adım atmayacağım”
Macklemore ise kararın ardından yaptığı uzun açıklamada, yaşananları yalnızca bir konser programı değişikliği olarak görmediğini ortaya koydu. Ed Sheeran’la bir haftadır zor konuşmalar yaptıklarını anlatan sanatçı, 13 yıllık arkadaşı olarak tanımladığı Sheeran’ın da baskı altında kaldığını söyledi. Macklemore’a göre New England Patriots’ın sahibi Robert Kraft, kendisinin Sheeran turnesinde yer alması halinde Gillette Stadium’daki konserin gerçekleşmesine izin vermeyeceğini söyledi ve başka stadyum sahiplerinin de benzer bir tavır almasını sağladı. Kraft ise daha sonra Gillette Stadium’ın Macklemore’un performansına izin vermeme kararını doğruladı; gerekçe olarak sanatçının sözlerini ve daha önceki bazı söylem ve görüntülerini Yahudi toplumu açısından incitici bulduğunu açıkladı.
Macklemore
Macklemore’un itirazı tam da burada başlıyor. “Free Palestine” sözünü ilk kez söylemediğini, yaklaşık üç yıldır dünyanın farklı sahnelerinde Filistin’e ilişkin görüşlerini dile getirdiğini belirten sanatçı, neden şimdi bunun bir sorun haline geldiğini sorguladı. Ona göre fark, bu kez dünyanın en büyük sanatçılarından birinin turnesinde ve Amerika’nın en büyük stadyumlarında konuşuyor olmasıydı. Kendisinin, Sheeran’ın ya da Pink’in bu tartışmanın gerçek mağdurları olmadığını, asıl mağdurların Filistinliler olduğunu söyledi. Turneden çıkarılmasının da Filistin konusunda konuşmaktan vazgeçmesine neden olmayacağını açıkça ifade etti.
Macklemore’un tavrı burada oldukça net. Söylediklerinin arkasında duruyor ve bunun kendisine bir sahneye mal olabileceğini bilmesine rağmen geri adım atmıyor. Üstelik turneden elde edeceği yaklaşık 1 milyon dolarlık geliri Filistin’e yardım eden kuruluşlara bağışlayacağını açıkladı. Böylece tartışmayı yalnızca sahnede söylenmiş bir cümle olmaktan çıkarıp maddi bir dayanışmaya da dönüştürdü.
Bunun kariyerine neye mal olacağını bugün kimse bilemez. Ancak en azından bu olayda daha güvenli bir yerde kalmak için sözlerini geri çekmeyi seçmediği açık. Belki de tam bu nedenle, bu tartışmanın en görünür kişisi haline gelmesine rağmen geri çekilmek yerine daha fazla konuşmayı tercih ediyor.
Sheeran: Tarafsızlık da bir tercih
Ed Sheeran’ın yanıtı ise bir gün sonra geldi. Sheeran, Macklemore’un turneden çıkarılmasının kendi kararı olmadığını açıkça söyledi. Macklemore’u geçen yıl turneye kendisinin davet ettiğini, bir sanatçı olarak kendisine saygı duyduğunu ve diğer tüm ön sanatçılar gibi kendi repertuvarını seçmesine izin verdiğini belirtti. Ancak MetLife konserlerinin ardından bazı mekânların, Macklemore turnede kalırsa konserleri iptal edeceklerini kendilerine bildirdiğini söyledi. Sheeran, mekân sahipleri, organizatörler ve farklı taraflarla çözüm bulmak için görüşmeler yaptığını ancak son kararın mekânlar ve organizatör tarafından verildiğini açıkladı. “Macklemore’un turneden çıkarılması organizatörün kararıydı, benim değil” diyerek sorumluluğun kendisine ait olmadığını özellikle vurguladı.
Sheeran’ın kendi pozisyonu da aslında oldukça açık. İnsanların yaşadığı acıdan dehşete düştüğünü söyledi; ancak kendi müzik platformunu politik bir tarafın alanı haline getirmek yerine farklı görüşlerden insanları bir araya getiren, güvenli bir alan olarak kullanmayı tercih ettiğini belirtti. Kamuoyu önünde konuşmamasının kişisel görüşleri olmadığı ya da yaşananları umursamadığı anlamına gelmediğini de özellikle vurguladı.
Ed Sheeran
Bu tavrı anlamak mümkün. Sheeran yalnızca sahnedeki sanatçı değil; yanında çalışan müzisyenlerden teknik ekibe, organizatörlerden konserleri bekleyen izleyicilere kadar büyük bir yapının merkezinde. Bir konserin iptal edilmesinin çok sayıda insanın emeğini ve gelirini etkileyeceğini düşünüyor olabilir. Ancak burada “tarafsızlık” meselesi ortaya çıkıyor.
Çünkü Sheeran’ın sözünü ettiği tarafsızlık, politik görüşünü kamuoyu önünde açıklamama tercihi. Macklemore’u kendi turnesine davet etmek ve ona kendi setini belirleme özgürlüğü tanımak ise başka bir tercih. Sheeran bunu bilinçli olarak yaptı. Fakat bu tercih, Macklemore’un sözleri stadyum sahipleri açısından sorun haline geldiğinde aynı ölçüde korunamadı.
Dolayısıyla Sheeran’ın “bu benim kararım değildi” demesi, kendi anlattığı olay örgüsü içinde açık bir gerçeklik taşıyor. Fakat sanatçının sahip olduğu güç yalnızca son kararı verme gücünden ibaret değil. Kimi sahneye davet ettiği, kimin yanında yer aldığı ve baskı geldiğinde ne yaptığı da bir tutum ortaya koyuyor.
Nitekim tartışmanın ardından Sheeran’ın turnesindeki diğer destek sanatçıları da sahneden çekildi. Finneas, Lukas Graham, Aaron Rowe ve Sheeran’ın grubundan Beoga’nın üyeleri Macklemore’un çıkarılmasına tepki olarak turneden ayrıldı. Böylece Sheeran’ın ‘tarafsızlık’ olarak tanımladığı pozisyon, turnede yer alan başka müzisyenler tarafından aynı şekilde yorumlanmadı.
Pink neden devreye girdi?
Pink’in olaya dahil olması ise Macklemore’un turneden çıkarılmasının nedeni olarak değil, tartışmanın büyümesinin ardından ortaya çıkan ayrı bir tepki olarak okunmalı. Macklemore’un MetLife performansının ardından StopAntisemitism adlı hesabın sanatçıyı eleştiren paylaşımını Instagram hikâyesinde paylaşan Pink, daha sonra gelen tepkiler üzerine kendi açıklamasını yaptı.
Pink, Yahudi kimliğinden, antisemitizm deneyimlerinden ve çocuklarına yönelik korkularından söz etti. Macklemore’un “Free Palestine” demesine ya da Filistinlilerin haklarını savunmasına karşı olmadığını özellikle belirtti. Onu rahatsız edenin, mesajın sahnede kullanılan görüntüler ve bazı ifadelerle birlikte sunuluş biçimi olduğunu söyledi. Pink ayrıca başka bir sanatçının susturulmasını istemediğini, Macklemore’un işinden edilmesini ya da seyircilere para iadesi yapılmasını talep etmediğini açıkça ifade etti.
Pink
Pink’in yaklaşımı bu nedenle bir sanatçının başka bir sanatçıyla polemiğinden daha kişisel bir yerde duruyor. Onun açıklamasında sanatçılığın yanında Yahudi kimliği, antisemitizm deneyimi ve annelikten kaynaklanan korku da var. Bunu anlamak mümkün. İnsanlar yalnızca yaptıkları işlerden ibaret değiller.
Üç sanatçı, üç farklı insan
Bütün bu açıklamaların ardından üç sanatçının tutumuna baktığımda, karşıma birbirinden farklı üç insanî durum çıkıyor.
Macklemore’un vicdanı onu konuşmaya itiyor. Üstelik bunu kariyerinin ve ekonomik çıkarlarının zarar görebileceğini bilerek yapıyor. Sheeran çatışmanın dışında kalmaya, müziğini farklı görüşlerin buluşabileceği bir alan olarak korumaya çalışıyor. Pink ise yaşadığı korkuyu bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda Yahudi bir kadın ve anne olarak dile getiriyor.
Bunların hepsi anlaşılabilir.
Çünkü sahnedeki isimler, her şeyden önce müzisyen ve sanatçı olsalar da yalnızca bundan ibaret değiller. Aynı zamanda anne, baba, evlat, arkadaş, bir ülkenin vatandaşı, bir topluluğun parçası ve yaşananlardan etkilenen insanlar. Dolayısıyla aynı olay karşısında aynı tepkiyi vermelerini beklemek de doğru değil.
Fakat sanatçıların kişisel tutumlarıyla, onları çevreleyen güç ilişkilerini birbirine karıştırmamak gerekiyor.
Macklemore’un sözlerine katılmayabiliriz. Pink’in korkularını abartılı bulabiliriz. Sheeran’ın suskunluğunu doğru ya da yanlış bulabiliriz. Bunların hepsi tartışılabilir. Bir sanatçıyı eleştirmek, onun söylediklerine karşı çıkmak, hatta konserini protesto etmek de başka bir özgürlük alanıdır.
Fakat bir sanatçının sözlerine katılmamak başka, o sanatçının sahneye çıkmasını engellemek başka.
Sahnenin arkasındaki güç
Bu noktada bence şunu unutmamak gerekiyor. Bir sanatçının söylemediğimiz, katılmadığımız hatta bizi öfkelendiren sözleri söyleme hakkı da ifade özgürlüğünün parçası olmalı. Bir sanatçı konuştuğunda ona cevap verebilir, eleştirebilir, karşı görüşünüzü ortaya koyabilirsiniz. Ancak cevabın yolu sahneyi kapatmaya dönüştüğünde artık yalnızca sanatçının ne söylediğini değil, ifade alanının sınırlarını kimin çizdiğini tartışmaya başlarız.
Üstelik bu tartışmada mekânların hangi söylemleri kabul edilebilir, hangilerini kabul edilemez bulduğu da ister istemez sorgulanıyor. Çünkü aynı ölçütün herkese uygulanıp uygulanmadığı sorusu ortada.
Sheeran’ın Kuzey Amerika turnesinin finalinin yapılacağı Tampa’daki Raymond James Stadium, 2026’nın başlarında Ye’nin, eski adıyla Kanye West’in, iki konserine ev sahipliği yaptı. Ye uzun süredir antisemitik açıklamaları nedeniyle tepki çeken bir isim. Buna rağmen bu konserlerin gerçekleşmiş olması, şimdi Macklemore’un Filistin’e ilişkin sözleri nedeniyle turneden çıkarılmasıyla yan yana geldiğinde, müzik endüstrisinin hangi söylemi hangi koşulda kabul edilebilir bulduğu sorusunu gündeme getiriyor.
Buradaki mesele Macklemore’u haklı, Pink’i haksız ilan etmek değil; Ed Sheeran’ı da bu tartışmanın merkezine yerleştirmek değil. Mesele, sanatçıların ne söyleyeceğine karar verme gücünün sanatçıların elinden çıkıp ekonomik ve kurumsal gücü elinde tutan aktörlere geçmesi.
Bir sanatçının sözleri gerçekten nefret söylemi içeriyorsa bunun karşılığı eleştiri, tartışma ve hukuki sınırlar içinde gerekli süreçler olabilir. Ancak hangi düşüncenin sahnede söylenebileceğine stadyum sahipleri, mekân işletmecileri, organizatörler ya da ekonomik gücü elinde tutan başka aktörler karar vermeye başladığında, karşımızdaki mesele artık yalnızca bir konserin programı değildir.
Sanatçıları birbirine çarpıştırmak kolay. Daha zor olan, sahnenin arkasındaki güce bakmak.
Protestonun da bir sınırı var mı?
Bir başka çelişki de seyircinin tutumunda ortaya çıkıyor. Bir sanatçının sözleri, politik tavrı ya da herhangi bir eylemi nedeniyle konserini protesto edenler, birkaç gün sonra aynı sahneye kendi sevdikleri ya da henüz başka bir nedenle gözden düşmemiş bir sanatçı çıktığında önceki itirazlarını unutup aynı kapıdan içeri girebiliyor.
Oysa ifade özgürlüğünü savunmak, yalnızca kendi dünya görüşümüze yakın sanatçıların konuşma hakkını savunmakla mümkün değil. Sevdiğimiz sanatçının sözleri bizi rahatsız ettiğinde de, katılmadığımız bir düşünce sahneden yükseldiğinde de aynı ilkeyi koruyabilmek gerekiyor.
Aksi halde protesto, evrensel bir ilke olmaktan çıkıp beğeni ve aidiyetlerimize göre değişen bir tüketici tercihine dönüşüyor.
Belki de bu nedenle bu olayda “kim haklı?” sorusundan biraz uzaklaşmak gerekiyor. Macklemore’un söylediklerine katılmak zorunda değiliz. Pink’in korkularını paylaşmak zorunda değiliz. Sheeran’ın çatışmadan uzak durma tercihine de katılmak zorunda değiliz.
Ama sanatın ve müziğin asıl gücü zaten herkesin aynı şeyi düşünmesinde değil.
Farklı insanların aynı sahnede var olabilmesinde.
Ve belki bugün sormamız gereken asıl soru hâlâ aynı: Bir sanatçı konuştuğu için susturulabiliyorsa, yarın hangi sanatçının hangi cümlesinin ‘fazla’ bulunacağına kim karar verecek?
Son durum
Ed Sheeran cephesinde son duruma bakarsak: Macklemore’ın turneden çıkarılmasının ardından Ed Sheeran’ın “Loop Tour”undaki diğer destek sanatçıları da ayrıldı. Finneas, Aaron Rowe ve Lukas Graham’ın yanı sıra Sheeran’ın sahne grubunda yer alan İrlandalı folk grubu Beoga da kalan konserlerde yer almayacağını açıkladı. Sheeran ise turneye devam ediyor. Gelişmelerin bilet piyasasına da yansıdığı görülüyor: Philadelphia’daki 19 Eylül konseri öncesinde ikinci el bilet piyasasında en düşük fiyatlar hafta içinde yaklaşık 100 dolardan 42 dolara kadar geriledi, yeniden satışa çıkarılan biletlerin sayısı da arttı. Ancak bu veriler turnenin genel bilet satışlarının düştüğünü göstermiyor; şu aşamada açıklanan rakamlar Philadelphia konserinin ikincil piyasasına ilişkin.
Etiketler: Milliyet Sanat Ed Sheeran Loop Tour Macklemore


