Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Sahnenin unutulanları

Sahnenin unutulanları

Sahnenin unutulanları31 Mart 2026 - 02:03
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün ‘Arka Oda Toplantıları’, Osmanlı sahnesinin kurucu figürleri olan Ermeni kadın oyuncular içerikli buluşma, tiyatro tarihine başka bir yerden bakmayı öneriyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
 
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün uzun soluklu tartışma serisi ‘Arka Oda Toplantıları’, Mart ayının son günü “Arşivin Sessizliğini Kırmak: Osmanlı Sahnesinde Ermeni Kadın Oyuncular” başlıklı söyleşiyle devam ediyor. 31 Mart akşamı gerçekleşecek etkinlikte araştırmacı ve tiyatro sanatçısı Duygu Dalyanoğlu ile Doç. Dr. Esra Dicle, Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılı anlamda tiyatronun kuruluş sürecinde belirleyici rol oynayan Ermeni kadın oyuncuların sahne üzerindeki ve sahne dışındaki varoluş mücadelelerini ele alıyor.
 
 
Sahnenin kurucu öznelerini yeniden yazmak
 
On dokuzuncu yüzyıl Osmanlı toplumunda Müslüman-Türk kadınların sahneye çıkmasının yasak olduğu bir dönemde, tiyatronun görünür yüzünü Ermeni kadın oyuncular oluşturuyordu. Bu durum, yalnızca bir temsil meselesi değil, aynı zamanda modernleşme sürecinin kültürel dinamiklerine dair güçlü bir göstergeydi. Duygu Dalyanoğlu’nun “Osmanlı İmparatorluğu’nda Batılı Anlamda Tiyatronun Kuruluş Sürecinde Ermeni Kadın Oyucuların Deneyimleri” başlıklı doktora tezine  dayanan söyleşi, Arusyak Papazyan, Yeranuhi Karakaşyan ve Azniv Hraçya gibi oyuncuların sahne deneyimlerini ’doğuştan yetenek’ mitiyle açıklayan geleneksel yaklaşımların ötesine taşıyor. Bunun yerine, bu oyuncuların üretimlerini ‘bedenleşmiş emek’ kavramı üzerinden yeniden düşünmeyi öneriyor.
Bu perspektif, oyunculuğu yalnızca sahne üzerindeki performansla sınırlamıyor; prova süreçlerinden turnelere, gündelik yaşamdan mesleki dayanışma ağlarına kadar uzanan geniş bir üretim alanını görünür kılıyor. Böylece tiyatro tarihi bireysel dehaların değil, kolektif emek süreçlerinin bir sonucu olarak yeniden konumlanıyor.
 
 
Görünmeyen hikâyelerin izinde
 
Söyleşinin en dikkat çekici yönlerinden biri, resmi arşivin dışında kalan anlatıları merkeze alması. Pera’daki sahnelerin yarattığı kültürel etki alanından Gedikpaşa’da bugün izine rastlanmayan tiyatrolara, Edirne ve Tiflis turnelerinin açtığı yeni sahne olanaklarından evlilik ya da annelik sonrasında arşivden silinen oyuncuların hikâyelerine uzanan geniş bir çerçeve çiziliyor. Bu yaklaşım, yalnızca mevcut bilgiyi genişletmekle kalmıyor; aynı zamanda neyin kayıt altına alındığı ve neyin dışarıda bırakıldığı sorularını da gündeme taşıyor.
 
Ermenice süreli yayınlar ve birincil tanıklıklar üzerinden kurulan bu ‘karşı-arşiv’, Osmanlı modernleşmesini farklı bir yerden okumaya da imkân tanıyor. Kadın oyuncuların sahnedeki varlıkları, yalnızca estetik bir mesele değil; bedensel, toplumsal ve politik bir eylemlilik biçimi olarak değerlendiriliyor.
 
İki araştırmacı, iki perspektif
 
Duygu Dalyanoğlu, tiyro pratiği ile akademik araştırmayı bir araya getiren bir tiyatro sanatçısı ve araştırmacı. Lisans eğitimini 2009 yılında Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde tamamladıktan sonra, 2016 yılında İstanbul Şehir Üniversitesi Kültürel Çalışmalar programında yüksek lisansını tamamlayan, 2026 yılında Kadir Has Üniversitesi Kadın Çalışmaları programında “The Experience of Armenian Actresses During the Establishment of European-Style Theatre in the Ottoman Empire” başlıklı doktora tezini veren Dalyanoğlu, bu çalışmasında Osmanlı’da Avrupa tarzı tiyatronun kuruluş sürecinde Ermeni aktrislerin deneyimlerine odaklandı.
 
 
Duygu Dalyanoğlu
 
2009 yılından bu yana Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu bünyesinde ve bağımsız projelerde oyunculuk ve oyun yazarlığı yapan Dalyanoğlu, sahne pratiği ile teorik üretimi kesiştiren bir hat üzerinde ilerliyor. Çalışmaları Osmanlı tiyatro tarihi, feminist metodoloji ve tiyatro ile toplumsal cinsiyet ilişkisi etrafında yoğunlaşırken, Zabel Yesayan ve Sevgi Soysal’ın hayatı ve edebiyatını merkeze alan iki özgün oyunda hem yazar hem oyuncu olarak yer aldı.
 
Doç. Dr. Esra Dicle ise akademik çalışmalarını Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi tiyatrosu üzerine yoğunlaştıran bir araştırmacı. Lisans, yüksek lisans ve doktora derecelerini Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde tamamlayan Dicle’nin, Kemalist ideolojinin sahne üzerindeki inşasını ele aldığı doktora tezi “Resmî İdeoloji Sahnede / Kemalist İdeolojinin İnşasında Halkevleri Dönemi Tiyatro Oyunlarının Etkisi” başlığıyla İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.
Araştırmalarını tiyatro metinleri, söylem ve duygu politikaları ekseninde derinleştiren Dicle’nin “Ben Yüz Çiçekten Yanayım / Nâzım Hikmet Tiyatrosunda Metinler-Türler-Söylemler” adlı kitabı İmge Kitabevi Yayınları’ndan çıktı. Dicle ayrıca Dergâh Yayınları tarafından yayınlanan “Edebiyatın Duygu Haritası ve Osmanlı Sahnesi-19. YY Çok Dilli Osmanlı Komedyasından Üç Metin” kitaplarını hazırladı. 2005 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nde Doçent Öğretim Görevlisi olarak görev yapan Dicle, Türk Dili derslerinin yanı sıra modern tiyatro, uyarlama kuramı ve teatrallik üzerine dersler veriyor.
 
 
Doç. Dr. Esra Dicle
 
Bugünden geçmişe açılan alan
 
İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün Arka Oda Toplantıları serisi, mimarlıktan sinemaya, kent çalışmalarından müziğe uzanan disiplinlerarası bir tartışma zemini kurarken, bu etkinlik özelinde tiyatro tarihinin eksik bırakılmış bir sayfasını açıyor. “Osmanlı Sahnesinde Ermeni Kadın Oyuncular” başlıklı buluşma, yalnızca geçmişi anlatmakla yetinmiyor; aynı zamanda bugünün kültürel üretiminde hangi seslerin hâlâ duyulmadığını da hatırlatıyor.
 
31 Mart Salı günü saat 18.30’da, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü giriş katında ücretsiz olarak düzenlenen ve rezervasyon gerektirmeyen söyleşi, izleyicisini yalnızca bir dinleyici olmaktan çıkarıp, tarih yazımının sınırlarını yeniden düşünmeye davet ediyor. Söyleşi, sonrasında İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün YouTube kanalında da yayınlanacak.