Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » "Sanat, enstrümanlarını her zaman teknolojiden ödünç aldı"

"Sanat, enstrümanlarını her zaman teknolojiden ödünç aldı"

"Sanat, enstrümanlarını her zaman teknolojiden ödünç aldı"21 Ekim 2026 - 04:10
Borusan Contemporary’de açılan ve 15 Ağustos 2027'ye dek görülebilecek "Perili | Haunted" adlı sergiyi, küratörü Dr. Kumru Eren ile konuştuk.
Seyhan Akıncı  
 
İstanbul. Birinci Dünya Savaşı'nın alevleri her yere sıçramış. İşte böyle bir atmosferde Boğaz'a bakan bir köşk inşası yarım kalır. Yusuf Ziya Paşa'nın köşküdür. O görkemli yapı tamamlanamayan üst katları nedeniyle zamanla halk arasında “Perili Köşk” olarak anılır. Günümüzde Borusan Contemporary'ye ait olan bina gayriresmi adına atıfta bulunan bir sergiye ev sahipliği yapıyor: "Perili | Haunted". Dr. Kumru Eren’in küratörlüğündeki “Perili” sergisiyle Perili Köşk, bu kez geçmişin hayaletlerinin değil; veri, algoritmalar, yapay zekâ ve makine süreçleri aracılığıyla üretilen yeni varlık biçimlerinin dolaştığı bir mekân olarak düşünülüyor. Sergi, izleyiciyi zamanın ve teknolojinin farklı katmanları arasında dolaşmaya; tanıdık olanın tekinsizleştiği, insan ile teknoloji arasındaki sınırların giderek çözündüğü bir görsel dünyayla karşılaşmaya davet ediyor. 15 Ağustos 2027'ye dek görülebilecek sergiyi küratörü Dr. Kumru Eren ile konuştuk.  
 
 
Borusan Contemporary Direktörü_Dr. Kumru Eren. Fotoğraf:_Fethi Karaduman
 
Perili Köşk’ün “perili” hikâyesi ile bugün yapay zekâ ve dijital teknolojilerin yarattığı yeni, görünmez dünyalar arasında nasıl bir bağ kurdunuz? Serginin çıkış noktası neydi?
 
Perili Köşk’ün kendi tarihinden getirdiği, binaya yakıştırılan bir hayalet öyküsü var, malum. Jacques Derrida’nın hauntology kavramında hayaletin yalnızca geçmişten geri dönen değil, aynı zamanda henüz gelmemiş olanın da taşıyıcısı olarak belirmesi, günümüz algoritmalar, hesaplamalı sistemler ve yapay zekâ teknolojilerinin ürettiği tekinsizlik duygusuyla kesişti. Teknolojinin gündelik hayatımıza giderek daha fazla sızmasıyla insana musallat olduğu fikri ve insan sonrası bir çağda insanın izleyici ve görüntüyü üreten aktör olarak pozisyonu üzerine düşünmek, serginin de çıkış noktasını oluşturdu. 
 
 
Yapay zekâ, veri teknolojileri ve algoritmalar artık gündelik hayatımızın görünmez aktörleri. Bu teknolojileri sergi bağlamında yalnızca araçlar olarak mı yoksa kendi “ruhları” ve hikâyeleri olan yeni varlıklar olarak mı düşünüyorsunuz?
 
Sanat, enstrümanlarını her zaman teknolojiden ödünç aldı. Pigmentlerin hazırlanmasından bronz dökümüne, baskı tekniklerinden optik aygıtlara uzanan gelişmeler, sanatın maddi olanaklarıyla birlikte görme ve temsil etme biçimlerini de dönüştürdü. Rönesans atölyelerinde sanat, bilim ve zanaat arasında kurulan yakınlık da tesadüf değildi. 19. yüzyılda fotoğrafın ortaya çıkışı görüntünün gerçeklikle bağını yeniden tartışmaya açarken, taşınabilir boya tüpleri açık havada resim yapmayı kolaylaştırarak değişen ışığın ve gündelik hayatın gözlemlenmesine yeni olanaklar sundu. 20. yüzyılda hareketli görüntü, elektronik ortamlar ve bilgisayar, zamanın, mekânın ve izleyici katılımının eserin kuruluşuna doğrudan dâhil edilmesini sağladı. Askerî keşif ve gözetleme uygulamalarıyla gelişen drone teknolojisinin sanatsal üretime aktarılması da bu sürecin güncel örneklerinden biridir: Savunma alanından devralınan bu araç, sanatçıların elinde manzarayı, ölçeği ve bakış açısını yeniden düşünmenin, insan gözünün alışılmış konumunu aşan görüntüler üretmenin bir imkânına dönüştürdü. Kısaca tarihsel izlek içinde teknoloji, sanatsal düşüncenin biçim kazandığı koşullardan biri olarak her zaman var oldu; sanat ise devraldığı araçları öngörülen işlevlerinin ötesine taşıyarak onların algısal, estetik ve düşünsel potansiyellerini açığa çıkardı. Yeni teknolojilere de bu izlekte bakılması gerektiğini düşünüyorum. 
 
 
Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan seçilen eserleri Perili Köşk’ün tarihî dokusuyla buluştururken mekânın kendisinin küratörlüğe ne ölçüde müdahil olduğunu düşündünüz?
 
Mekânın kendi kişiliği ve öyküsü yeterince güçlü. Bu tarihi olduğu kadar, kendi inşa edilmeye başlandığı dönem için de Boğaziçi silüeti için son derece sıra dışı yapı ile galeri alanlarında futuristik diyebileceğimiz, geleneksel yeni medya sergilerinden farklı bir mekân düzlemini bir araya getirmeyi hedefledim. İnsan ile makine, fiziksel ile dijital, gerçeklik ile simülasyon arasındaki duvarların giderek belirsizleştiği dünyayı görselleştirmek amacıyla, galeri alanlarının duvarlarını önemli ölçüde kaldırdık. Serginin kavramsal dünyasında var olan, T.S. Eliot’un "Dört Kuartet"inde geçmişin, şimdinin ve geleceğin doğrusal bir zaman anlayışının ötesinde, birbirinin içinde yankılanan katmanlar olarak ele alınması fikri de yapı ve sergi mekânı düzleminde bu katmanlaşmayı kullanma konusunda ilham verdi. 
 
 
Sergide tarih, teknoloji ve sanat arasında bir karşılaşma yaratılıyor. Bu karşılaşmada ziyaretçinin sergiden çıkarken yanında götürmesini istediğiniz duygu ya da soru nedir?
 
Sergi, teknolojiyi yalnızca bugüne ait bir araç olarak değil; geçmişin izlerini taşıyan, geleceğin ihtimallerini bugüne sızdıran ve hayatımıza musallat olan tekinsiz bir varlık olarak düşünmek suretiyle, insan makine ilişkisine farklı bir bakış getirmeyi öneriyor. Gerçekliğin üretilme, algılanma ve hatırlanma biçimlerinin, geçtiğimiz son 30 yılda görsel kültür içerisinde nasıl bir dönüşüme uğradığının daha fazla farkında olmaya ihtiyacımız var. 
 
Etiketler: Borusan Contemporary  Dr. Kumru Eren  sergi