Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Sanat ve gastronomiyi buluşturan sergi

Sanat ve gastronomiyi buluşturan sergi

Sanat ve gastronomiyi buluşturan sergi25 Mayıs 2026 - 06:05
Ziyaretçilerini görsel ve duyusal bir deneyim alanına davet eden sanattan masaya sergi serisi MASADA’nın üçüncü edisyonu “MASADA III”, Buffett iş birliği ile 14 Haziran’a dek Galeri Bu’da sürüyor.
Galeri Bu, ziyaretçilerini görsel ve duyusal bir deneyim alanına davet eden sanattan masaya sergi serisi MASADA’nın üçüncü edisyonu “MASADA III”ü, Buffett iş birliği 14 Haziran 2026 tarihine kadar gerçekleştiriyor. Küratörlüğünü E. Ezgi Özer’in üstlendiği, eser yemeklerinin Buffett kurucusu Şef Merve Şeker Yalım tarafından tasarlandığı sergi; sanat ve gastronomi alanlarını bir araya getiren multidisipliner bir deneyim olarak kurgulanıyor. Sanatçılar Şevval Konyalı, Şeyma Türk ve Umut Yalım’ın işleri, oyun ve yemek kavramlarını farklı algı katmanları üzerinden ele alıyor. Sergi kapsamında sanatçılarla sohbet ettik. 
 
 
Masada III serisinde yer alan c¸alıs¸malarınızı sizden dinleyebilir miyiz?
 
Şeyma Türk: Bu seride iskambil kartlarını yalnızca bir oyun nesnesi olarak degˆil, gu¨ndelik hayatın ic¸indeki gu¨c¸ ilis¸kilerini, beklentileri ve bireysel kırılganlıkları tas¸ıyan semboller olarak ele aldım. Kartların herkesin bildigˆi o tanıdık go¨rsel dilini korurken, sistemin ic¸ine ku¨c¸u¨k bozulmalar yerles¸tirdim. Sayılar degˆis¸iyor, figu¨rler tas¸maya bas¸lıyor, du¨zen kendi ic¸inde kırılıyor. I·lk bakıs¸ta tanıdık go¨ru¨nen bir s¸ey, biraz yaklas¸tıkc¸a bas¸ka bir his yaratıyor.
 
Kartlarla ilis¸kim aslında biraz uzaktan gelen bir merakla bas¸ladı. C¸ocuklugˆumda su¨rekli oynadıgˆım s¸eyler degˆildi ama desenleri, simetrik yapıları ve kendi ic¸inde kapalı bir sistem gibi go¨ru¨nmeleri dikkatimi c¸ekerdi. Nasıl is¸ledigˆini tam bilmesem de o du¨nyanın ic¸inde go¨ru¨nmeyen kurallar oldugˆunu hissederdim. Bu seride biraz o eski merak duygusuna geri do¨ndu¨m diyebilirim.
 
Kartları bu¨yu¨tu¨p duvara tas¸ıyarak onları gu¨nlu¨k is¸levlerinden c¸ıkardım. Normalde elde tutulan, hızlıca karılan ve su¨rekli hareket eden ku¨c¸u¨k nesneler burada daha sabit, daha fiziksel ve izleyiciyle dogˆrudan kars¸ılas¸an formlara do¨nu¨s¸tu¨.
 
Serideki her is¸ de farklı bir duygu ya da karakter u¨zerinden s¸ekillendi. Default King toplumda sorgulanmadan kabul edilen gu¨cu¨ temsil ediyor. Perfect Queen kusursuz go¨ru¨nme baskısını anlatıyor. Impossible Eleven su¨rekli daha fazlasını bas¸arması beklenen bireyin yetis¸ememe hissine odaklanıyor. Lonely Seven ise kalabalıgˆın ic¸indeki sessiz yalnızlıgˆa bakıyor.
 
Benim ic¸in bu seri, oyunun kendisinden c¸ok, oyun ic¸inde insanlara dagˆıtılan rolleri sorguluyor.
 
 
??S¸eyma Tu¨rk, "Lonely Seven ♥?", 2026
 
 
?S¸eyma Tu¨rk, "Impossible Eleven ♠?"” 2026
 
Şevval Konyalı: “MASADA III’te yer alan işlerim, gündelik nesnelerin taşıdığı kültürel hafıza ve dönüşüm biçimleri üzerine düşünüyor.
“Kıymetsiz Numune” enstalasyonu, mekanik yeniden üretim çağında sanat yapıtının giderek bir örneğe, bir kopyaya dönüşmesi fikrinden yola çıkıyor. İçerisinde birbirinin aynı hacıyatmaz figürlerin yer aldığı sembolik otomat, tüketim kültürüyle birlikte özgünlük kavramının nasıl aşındığını sorguluyor.
 
“Artistik Kremalı Serisi” ise eski bisküvi kutularının evlerde zamanla dikiş kutularına dönüşmesinden ilham alıyor. Erken Cumhuriyet dönemine ait teneke bisküvi kutularının içerisinde eski yerli makara ipleri yer alıyor.
 
 
?S¸evval Konyalı, “Kıymetsiz Numune”, Enstalasyon, 2024
 
 
S¸evval Konyalı, “Artistik Kremalı”, Enstalasyon, 2023
 
Umut Yalım: MASADA III’te kurulan şey bir sergi değil, bir ortam ve bu ortamın kendi kendini işleten bir gastro-sergi düzenidir. #writingarting ile yaptığım bu işlere “yapıt” değil; “anti-yapıt” diyorum. anti-yapıt, kendini tamamlamak istemeyen, hatta “eser olmak istemiyorum” diye konuşan bir gerçekleşimdir. Bu iki anti-yapıtın birinde, köfte ekmek olarak en avam natürmort hâline sıkışan iş ile, aşırı gerçekçiliği yüzünden izlemci tarafından parçalanıp tüketilmiş bir varlık olan diğer iş, aslında aynı güdümün iki farklı kipini açığa çıkarıyor: görüngü güdümünün doyma ve yok etme eğilimini.
 
İlk işte köfte ekmek, bir “olamama” ağlatısı, olmak istediği şey ile olduğu şey arasındaki yarıkta sıkışır. Bu sıkışma, anti-sanat’ın çalıştığı eşik mekânıdır çünkü burada anti-yapıt, kendini sunmaz; kendini ifşâ eder. Kendi düşüklüğünü, kendi avamlığını açığa çıkararak izlemciyi edilgen bir bakıştan çıkarır ve onu bir tür ortağı haline getirir. İzlemci artık sadece bakan değil, o köfte ekmeği o hâle getiren ortamın bir parçasıdır. MASADA III’te masa, bu yüzden bir sunum yüzeyi değil; bir sofra, yani birlikte tüketme, birlikte bozma ve birlikte gerçekleştirme alanıdır.
 
İkinci işte ise durum tersine döner: burada yapıt fazla “iyi” olduğu için yok edilir. İzlemci onu bölerek, yiyerek ortadan kaldırır. Bu, anti-sanat’ın temel önermesini görünür kılar: sanat artık korunacak bir nesne değildir; tüketilen bir süreçtir. Yapıtın ikiye bölünüp satılabilir hale gelmesi sorusu, aslında sanat yapısının görüngü güdümünü ifşâ eder. Yani, burada yenme edimi, yalnızca bir yok etme değil; aynı zamanda bir değer üretme biçimidir. Gastro-sergi tam da bu noktada çalışır: tatma, yeme, bölme gibi edimler, duyuncul (estetik) değil; varoluşsal işleçler hâline gelir.
 
Dolayısıyla MASADA III, bir dizi işten çok, bir durumsamadır. Anti-sanat burada nesne üretmez; özne de üretmez. Birlikte işleyen bir ortam üretir. İzlemci ile anti-yapıt arasında kurulan bu karşılıklı bakışımda, kimsenin konumu sabit değildir. Biri diğerini tüketirken, diğeri de onu kurar. Köfte ekmek olmak istemeyen yapıt ile yenilmek istemeyen yapıt, aslında aynı şeyi söyler: “ben tamamlanmak istemiyorum.” ve tam da bu yüzden, MASADA III’te hiçbir şey bitmiş değildir; her şey sürekli olarak yeniden gerçekleşir.
 
 
Umut Yalım, “Eser Olmak I·stemiyorum n.17", 2026
 
 
??Umut Yalım, Eser Olmak I·stemiyorum n.249, 2026
 
U¨retim pratigˆiniz oyun ve yemek temasıyla nasıl bir bagˆlantı kuruyor?
 
Şeyma Türk: Bence oyun ve yemek aslında du¨s¸u¨ndu¨gˆu¨mu¨zden c¸ok daha yakın s¸eyler. I·kisi de insanları aynı masa etrafında topluyor ama aynı zamanda go¨ru¨nmez kurallar, roller ve ilis¸kiler yaratıyor. Bir oyunda nasıl herkesin farklı bir eli varsa, sofrada da herkes aynı anın ic¸inde olsa bile farklı duygular tas¸ıyor.
 
Benim is¸lerimde ilgimi c¸eken s¸ey biraz da bu. Dıs¸arıdan aynı ortamı paylas¸ıyor gibi go¨ru¨nsek de herkes kendi s¸ansını, kaygısını, beklentisini ve yalnızlıgˆını ic¸inde tas¸ıyor. I·skambil kartları da bunu temsil etmek ic¸in bana c¸ok uygun bir alan ac¸tı. C¸u¨nku¨ hem sosyal bir nesne hem de oldukc¸a kis¸isel bir tarafı var.
 
MASADA III’te is¸lerin yemek deneyimiyle birlikte sunulması bu yu¨zden bana c¸ok dogˆal geliyor. C¸u¨nku¨ masa yalnızca yemek yenilen bir yer degˆil; insanların birbirini go¨zlemledigˆi, bazen yakınlas¸tıgˆı bazen de kendi ic¸ine c¸ekildigˆi bir alan. Oyun da biraz bo¨yle.
 
 
Şevval Konyalı: Üretimlerimde gündelik yaşamla ilişkili nesneler sıkça yer alıyor. Çocuklukta sıradan bir nesnenin kolaylıkla bir oyunun parçasına dönüşebilmesiyle, bugün nesnelere yüklediğimiz anlamlar arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. İşlerimde de bu dönüşüm alanını korumaya çalışıyorum. Yer yer mizahi ama aynı zamanda düşündürücü bir dil kurmak ilgimi çekiyor.
 
 
 
Umut Yalım: Bu işlerde, oyun ve yemek, iki ayrı izlek değil; aynı görüngü güdümünün iki farklı işleyiş kipidir. Oyun ve yemek; hem bedensel hem zihinsel deneyimlenen, belli kuralları olan ama aynı zamanda bozulmaya açık ve eninde sonunda biten, ortak bir hareket alanıdır. MASADA III’te bu iki kip, gastro-sergi dediğim yapıda birleşirken, izlemci artık yalnızca bakan değil, tadan, bölen, yutan ve böylece yapıtı ortadan kaldırarak onu gerçekleştiren bir işleçtir. Oyun, burada çocukça bir serbestlik değil, tersine yetişkin dünyanın katı ussal düzenini çatlatan bir edim çünkü oyun, sonucu garanti etmeyen bir kurgu kurar ve buna bağlı olarak kazananı bile geçici kılar. Aynı şekilde yemek de bir sonuca varılmaz. Her lokma, yapıtın biraz daha eksilmesiyle birlikte onun başka bir biçimde çoğalmasına yol açar. Bu yüzden benim edimimde yemek, bir tüketim değil; bir çoğaltma biçimidir. Sonuç olarak, üretimimde, oyun ve yemek, temsil edilen izlekler değil; ortamın kendini çalıştırma araçlarıdır. Anti-yapıt, burada bir şey göstermez; o şeyi görünür kılar. Yenen şey, hiçbir zaman yalnızca yapıt değildir; izlemcinin kendi konumu, kendi bakışı ve kendi sınırları da bu sürece dahil olur. Bu yüzden MASADA III’te oyun oynayan ya da yemek yiyen biri yoktur; yalnızca gerçekleşen bir ortam vardır.
 
 
Go¨rsel u¨retimlerle tat alma deneyimi arasındaki ilis¸kiyi nasıl yorumluyorsunuz?
 
Şeyma Türk: Bence go¨rsel u¨retimle tat alma deneyimi arasında gu¨c¸lu¨ bir benzerlik var. I·kisi de dogˆrudan duyularla c¸alıs¸ıyor ama aynı zamanda hafızayı ve duyguları da harekete gec¸iriyor. Aynı yemegˆi tadan ya da aynı is¸e bakan iki insan tamamen farklı s¸eyler hissedebiliyor.
 
Benim is¸lerimde de ilk anda tanıdık gelen bir durum var. I·skambil kartları herkesin bildigˆi nesneler. Ama biraz yaklas¸tıkc¸a o tanıdıklık bozuluyor; figu¨rler tas¸ıyor, sistem karıs¸ıyor, bazı s¸eyler tam yerine oturmamaya bas¸lıyor. Bence tat alma deneyiminde de buna benzer bir s¸ey var. Tanıdık bir lezzetin ic¸indeki ku¨c¸u¨k bir degˆis¸iklik bu¨tu¨n hissi do¨nu¨s¸tu¨rebiliyor.
 
Bu projede is¸lerin yemekle birlikte du¨s¸u¨nu¨lmesini bu yu¨zden c¸ok anlamlı buluyorum. C¸u¨nku¨ izleyici yalnızca bakmıyor; aynı anda hissediyor, tadıyor ve kendi c¸agˆrıs¸ımlarıyla ilis¸ki kuruyor. Bu da deneyimi daha kis¸isel ve daha katmanlı bir yere tas¸ıyor. 
 
Şevval Konyalı: MASADA sergisi, bunu deneyimleyebilmek açısından benim için bir ilkti. Görsel bir çağrışımın tada dönüşmesi, hafıza ve duyular arasındaki ilişkiyi daha görünür kılıyor; sanat deneyiminin ziyaretçilerin hafızasında daha kalıcı bir iz bırakmasını sağlıyor.
 
 
Umut Yalım: Görsel üretim ile tat alma deneyimi arasındaki ilişkiyi, iki ayrı duyu alanının birleşmesi olarak değil, aynı görüngü güdümünün farklı yoğunluklarda gerçekleşmesi olarak yorumluyorum. Görsel olan, ortamın kendini uzaktan kurma girişimidir; tat ise aynı ortamın kendini içerden kurmasıdır.  Bu yüzden, MASADA III’te görsel üretim hiçbir zaman tamamlanmış bir imge olarak kalmaz; daima yenilebilir, parçalanabilir ve yok edilebilir bir eşiğe doğru itilir. İmge, burada inşâ edilmek için değil, tüketilmek üzere var olur. Bu noktada, anti-yapıt; görsel ile tat arasındaki bu gerilimin üzerinde durur. Ne tamamen bakılan bir şeydir ne de tamamen yenen bir şey, ikisinin arasında, sürekli çözülmeye hazır bir kararsızlık halidir. İzlemci, bir görsele baktığını zannettiği ânda aslında onu bölmeye, yeniden kurmaya ve tatmaya hazırlanmaktadır. Bu, görmenin kendi sınırını aşmasıdır. Çünkü görmek, burada mesafeyi koruyan bir edim olmaktan çıkar; mesafenin ortadan kalktığı bir temas hâline dönüşür. Tat alma ise yalnızca duyusal bir deneyim değildir; bir değer bozma edimidir. Geleneksel olarak görsel üretim, korunması gereken bir şey olarak kodlanır; dokunulmaz ve sergilenir. Oysa gastro-sergi’de bu düzen tersine çevrilir. En çok görülen şey, en hızlı yok edilendir. Bu yok oluş, bir kayıp değil; bir gerçekleşimdir. Çünkü yapıt, tam da yok edildiği anda kendi görüngüsünü tamamlar. Yani burada tat, görselin sonu değil; onun en yoğun hâlidir. Bu yüzden benim pratiğimde görmek ile tatmak arasında bir hiyerarşi yoktur. İkisi de aynı ortamın iki farklı eşiğidir. Görmek, henüz yenmemiş olanın gerilimidir; tatmak ise bu gerilimin çözülüşüdür. Ama bu çözülüş bir son değildir; çünkü her tat, yeni bir görsel ihtiyacını doğurur. Böylece döngü kapanmaz; sürekli yeniden kurulur.
 
yalımsal sözlük
 
görüngü
 
varlığın, ortam içinde kendini açma ve sürdürme kipidir.
 
yalımsal bağlamda görüngü, klasik anlamdaki “görünüş” değildir. bir şeyin özü olmayan yüzeyi, kabuğu ya da yanılsaması da değildir. görüngü, varlığın ortam içinde etkinleşme biçimidir. yani bir şey önce var olup sonra görünmez; varlık, baştan beri görüngüsel olarak açılır. bu yüzden görüngü temsil değil, doğrudan varoluşsal açılmadır.
 
görüngü güdümü
 
ortamın, görüngüyü belirli tekrarlar, yönelimler ve sabitlikler içinde çalıştırma eğilimidir.bu kavramı basitçe “manipülasyon” diye anlamak eksik olur. çünkü burada bir öznenin dışarıdan yönlendirmesi değil, ortamın kendi iç erkesine göre beliriklilikler üretmesi söz konusudur. görüngü güdümü, ortamın akışı bütünüyle dağılmaya bırakmayıp, onu tekrar, süreklilik, tanınabilirlik ve sabitleşme doğrultusunda düzenlemesidir. hakikat de çoğu zaman bu güdümün sabitlenmiş biçimi olarak ortaya çıkar.
 
gerçekleşim
 
süreçten türeyen, oluşmuş hâl. nesne değil; edimlerin yoğunlaşması.
 
edim
 
ortam tarafından çalıştırılan, süreçsel gerçekleşme. eylemden farklı olarak özne merkezli değildir.
 
izlemci
 
sadece bakan değil; bakışla birlikte karşı-bakışı da kuran, ortamı işleten katılımcı.
 
 
Etiketler: Milliyet Sanat  sergi  MASAD III  Buffett