Sanat ve gastronomiyi buluşturan sergi
Ziyaretçilerini görsel ve duyusal bir deneyim alanına davet eden sanattan masaya sergi serisi MASADA’nın üçüncü edisyonu “MASADA III”, Buffett iş birliği ile 14 Haziran’a dek Galeri Bu’da sürüyor.
Galeri Bu, ziyaretçilerini görsel ve duyusal bir deneyim alanına davet eden sanattan masaya sergi serisi MASADA’nın üçüncü edisyonu “MASADA III”ü, Buffett iş birliği 14 Haziran 2026 tarihine kadar gerçekleştiriyor. Küratörlüğünü E. Ezgi Özer’in üstlendiği, eser yemeklerinin Buffett kurucusu Şef Merve Şeker Yalım tarafından tasarlandığı sergi; sanat ve gastronomi alanlarını bir araya getiren multidisipliner bir deneyim olarak kurgulanıyor. Sanatçılar Şevval Konyalı, Şeyma Türk ve Umut Yalım’ın işleri, oyun ve yemek kavramlarını farklı algı katmanları üzerinden ele alıyor. Sergi kapsamında sanatçılarla sohbet ettik.
Masada III serisinde yer alan çalışmalarınızı sizden dinleyebilir miyiz?
Şeyma Türk: Bu seride iskambil kartlarını yalnızca bir oyun nesnesi olarak değil, gündelik hayatın içindeki güç¸ ilişkilerini, beklentileri ve bireysel kırılganlıkları taşıyan semboller olarak ele aldım. Kartların herkesin bildiği o tanıdık görsel dilini korurken, sistemin içine küçük bozulmalar yerleştirdim. Sayılar değişiyor, figürler taşmaya başlıyor, düzen kendi içinde kırılıyor. İlk bakışta tanıdık görünen bir şey, biraz yaklaştıkça başka bir his yaratıyor.
Kartlarla ilişkim aslında biraz uzaktan gelen bir merakla başladı. Çocukluğumda sürekli oynadığım şeyler değildi ama desenleri, simetrik yapıları ve kendi içinde kapalı bir sistem gibi görünmeleri dikkatimi çekerdi. Nasıl işlediğini tam bilmesem de o dünyanın içinde görünmeyen kurallar olduğunu hissederdim. Bu seride biraz o eski merak duygusuna geri döndüm diyebilirim.
Kartları büyütüp duvara taşıyarak onları günlük işlevlerinden çıkardım. Normalde elde tutulan, hızlıca karılan ve sürekli hareket eden küçük nesneler burada daha sabit, daha fiziksel ve izleyiciyle doğrudan karşılasan formlara dönüştü.
Serideki her is¸ de farklı bir duygu ya da karakter üzerinden şekillendi. Default King toplumda sorgulanmadan kabul edilen gücü¨ temsil ediyor. Perfect Queen kusursuz görünme baskısını anlatıyor. "Impossible Eleven" sürekli daha fazlasını başarması beklenen bireyin yetişememe hissine odaklanıyor. "Lonely Seven" ise kalabalığın içindeki sessiz yalnızlığa bakıyor.
Benim için bu seri, oyunun kendisinden çok, oyun içinde insanlara dağıtılan rolleri sorguluyor.
Şeyma Türk, "Lonely Seven ♥?”, 2026
?Şeyma Türk, "Impossible Eleven ♠?” 2026
Şevval Konyalı: “MASADA III’te yer alan işlerim, gündelik nesnelerin taşıdığı kültürel hafıza ve dönüşüm biçimleri üzerine düşünüyor.
“Kıymetsiz Numune” enstalasyonu, mekanik yeniden üretim çağında sanat yapıtının giderek bir örneğe, bir kopyaya dönüşmesi fikrinden yola çıkıyor. İçerisinde birbirinin aynı hacıyatmaz figürlerin yer aldığı sembolik otomat, tüketim kültürüyle birlikte özgünlük kavramının nasıl aşındığını sorguluyor.
“Artistik Kremalı Serisi” ise eski bisküvi kutularının evlerde zamanla dikiş kutularına dönüşmesinden ilham alıyor. Erken Cumhuriyet dönemine ait teneke bisküvi kutularının içerisinde eski yerli makara ipleri yer alıyor.
Şevval Konyalı, “Kıymetsiz Numune”, Enstalasyon, 2024
Şevval Konyalı, “Artistik Kremalı”, Enstalasyon, 2023
Umut Yalım: MASADA III’te kurulan şey bir sergi değil, bir ortam ve bu ortamın kendi kendini işleten bir gastro-sergi düzenidir. #writingarting ile yaptığım bu işlere “yapıt” değil; “anti-yapıt” diyorum. anti-yapıt, kendini tamamlamak istemeyen, hatta “eser olmak istemiyorum” diye konuşan bir gerçekleşimdir. Bu iki anti-yapıtın birinde, köfte ekmek olarak en avam natürmort hâline sıkışan iş ile, aşırı gerçekçiliği yüzünden izlemci tarafından parçalanıp tüketilmiş bir varlık olan diğer iş, aslında aynı güdümün iki farklı kipini açığa çıkarıyor: görüngü güdümünün doyma ve yok etme eğilimini.
İlk işte köfte ekmek, bir “olamama” ağlatısı, olmak istediği şey ile olduğu şey arasındaki yarıkta sıkışır. Bu sıkışma, anti-sanat’ın çalıştığı eşik mekânıdır çünkü burada anti-yapıt, kendini sunmaz; kendini ifşâ eder. Kendi düşüklüğünü, kendi avamlığını açığa çıkararak izlemciyi edilgen bir bakıştan çıkarır ve onu bir tür ortağı haline getirir. İzlemci artık sadece bakan değil, o köfte ekmeği o hâle getiren ortamın bir parçasıdır. MASADA III’te masa, bu yüzden bir sunum yüzeyi değil; bir sofra, yani birlikte tüketme, birlikte bozma ve birlikte gerçekleştirme alanıdır.
İkinci işte ise durum tersine döner: burada yapıt fazla “iyi” olduğu için yok edilir. İzlemci onu bölerek, yiyerek ortadan kaldırır. Bu, anti-sanat’ın temel önermesini görünür kılar: sanat artık korunacak bir nesne değildir; tüketilen bir süreçtir. Yapıtın ikiye bölünüp satılabilir hale gelmesi sorusu, aslında sanat yapısının görüngü güdümünü ifşâ eder. Yani, burada yenme edimi, yalnızca bir yok etme değil; aynı zamanda bir değer üretme biçimidir. Gastro-sergi tam da bu noktada çalışır: tatma, yeme, bölme gibi edimler, duyuncul (estetik) değil; varoluşsal işleçler hâline gelir.
Dolayısıyla MASADA III, bir dizi işten çok, bir durumsamadır. Anti-sanat burada nesne üretmez; özne de üretmez. Birlikte işleyen bir ortam üretir. İzlemci ile anti-yapıt arasında kurulan bu karşılıklı bakışımda, kimsenin konumu sabit değildir. Biri diğerini tüketirken, diğeri de onu kurar. Köfte ekmek olmak istemeyen yapıt ile yenilmek istemeyen yapıt, aslında aynı şeyi söyler: “ben tamamlanmak istemiyorum.” ve tam da bu yüzden, MASADA III’te hiçbir şey bitmiş değildir; her şey sürekli olarak yeniden gerçekleşir.
Umut Yalım, “Eser Olmak İstemiyorum n.17", 2026
??Umut Yalım, Eser Olmak İstemiyorum n.249, 2026
Üretim pratiğiniz oyun ve yemek temasıyla nasıl bir bağlantı kuruyor?
Şeyma Türk: Bence oyun ve yemek aslında düşündüğümüzden çok daha yakın şeyler. İkisi de insanları aynı masa etrafında topluyor ama aynı zamanda görünmez kurallar, roller ve ilişkiler yaratıyor. Bir oyunda nasıl herkesin farklı bir eli varsa, sofrada da herkes aynı anın içinde olsa bile farklı duygular taşıyor.
Benim işlerimde ilgimi çeken şey biraz da bu. Dışarıdan aynı ortamı paylaşıyor gibi görünsek de herkes kendi şansını, kaygısını, beklentisini ve yalnızlığını içinde taşıyor. İskambil kartları da bunu temsil etmek için bana çok uygun bir alan açtı. Çünkü¨ hem sosyal bir nesne hem de oldukça kişisel bir tarafı var.
MASADA III’te işlerin yemek deneyimiyle birlikte sunulması bu yüzden bana çok doğal geliyor. Çünkü¨ masa yalnızca yemek yenilen bir yer değil; insanların birbirini gözlemlediği, bazen yakınlaştığı bazen de kendi içine çekildiği bir alan. Oyun da biraz böyle.
Şevval Konyalı: Üretimlerimde gündelik yaşamla ilişkili nesneler sıkça yer alıyor. Çocuklukta sıradan bir nesnenin kolaylıkla bir oyunun parçasına dönüşebilmesiyle, bugün nesnelere yüklediğimiz anlamlar arasında bir bağ olduğunu düşünüyorum. İşlerimde de bu dönüşüm alanını korumaya çalışıyorum. Yer yer mizahi ama aynı zamanda düşündürücü bir dil kurmak ilgimi çekiyor.
Umut Yalım: Bu işlerde, oyun ve yemek, iki ayrı izlek değil; aynı görüngü güdümünün iki farklı işleyiş kipidir. Oyun ve yemek; hem bedensel hem zihinsel deneyimlenen, belli kuralları olan ama aynı zamanda bozulmaya açık ve eninde sonunda biten, ortak bir hareket alanıdır. MASADA III’te bu iki kip, gastro-sergi dediğim yapıda birleşirken, izlemci artık yalnızca bakan değil, tadan, bölen, yutan ve böylece yapıtı ortadan kaldırarak onu gerçekleştiren bir işleçtir. Oyun, burada çocukça bir serbestlik değil, tersine yetişkin dünyanın katı ussal düzenini çatlatan bir edim çünkü oyun, sonucu garanti etmeyen bir kurgu kurar ve buna bağlı olarak kazananı bile geçici kılar. Aynı şekilde yemek de bir sonuca varılmaz. Her lokma, yapıtın biraz daha eksilmesiyle birlikte onun başka bir biçimde çoğalmasına yol açar. Bu yüzden benim edimimde yemek, bir tüketim değil; bir çoğaltma biçimidir. Sonuç olarak, üretimimde, oyun ve yemek, temsil edilen izlekler değil; ortamın kendini çalıştırma araçlarıdır. Anti-yapıt, burada bir şey göstermez; o şeyi görünür kılar. Yenen şey, hiçbir zaman yalnızca yapıt değildir; izlemcinin kendi konumu, kendi bakışı ve kendi sınırları da bu sürece dahil olur. Bu yüzden MASADA III’te oyun oynayan ya da yemek yiyen biri yoktur; yalnızca gerçekleşen bir ortam vardır.
Görsel üretimlerle tat alma deneyimi arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?
Şeyma Türk: Bence görsel üretimle tat alma deneyimi arasında güçlü¨ bir benzerlik var. İkisi de doğrudan duyularla çalışıyor ama aynı zamanda hafızayı ve duyguları da harekete geçiriyor. Aynı yemeği tadan ya da aynı işe bakan iki insan tamamen farklı şeyler hissedebiliyor.
Benim işlerimde de ilk anda tanıdık gelen bir durum var. İskambil kartları herkesin bildiği nesneler. Ama biraz yaklaştıkça o tanıdıklık bozuluyor; figürler taşıyor, sistem karışıyor, bazı şeyler tam yerine oturmamaya başlıyor. Bence tat alma deneyiminde de buna benzer bir şey var. Tanıdık bir lezzetin içindeki küçük bir değişiklik bütün hissi dönüştürebiliyor.
Bu projede işlerin yemekle birlikte düşünülmesini bu yüzden çok anlamlı buluyorum. Çünkü¨ izleyici yalnızca bakmıyor; aynı anda hissediyor, tadıyor ve kendi çağrışımlarıyla ilişki kuruyor. Bu da deneyimi daha kişisel ve daha katmanlı bir yere taşıyor.
Şevval Konyalı: MASADA sergisi, bunu deneyimleyebilmek açısından benim için bir ilkti. Görsel bir çağrışımın tada dönüşmesi, hafıza ve duyular arasındaki ilişkiyi daha görünür kılıyor; sanat deneyiminin ziyaretçilerin hafızasında daha kalıcı bir iz bırakmasını sağlıyor.
Umut Yalım: Görsel üretim ile tat alma deneyimi arasındaki ilişkiyi, iki ayrı duyu alanının birleşmesi olarak değil, aynı görüngü güdümünün farklı yoğunluklarda gerçekleşmesi olarak yorumluyorum. Görsel olan, ortamın kendini uzaktan kurma girişimidir; tat ise aynı ortamın kendini içerden kurmasıdır. Bu yüzden, MASADA III’te görsel üretim hiçbir zaman tamamlanmış bir imge olarak kalmaz; daima yenilebilir, parçalanabilir ve yok edilebilir bir eşiğe doğru itilir. İmge, burada inşâ edilmek için değil, tüketilmek üzere var olur. Bu noktada, anti-yapıt; görsel ile tat arasındaki bu gerilimin üzerinde durur. Ne tamamen bakılan bir şeydir ne de tamamen yenen bir şey, ikisinin arasında, sürekli çözülmeye hazır bir kararsızlık halidir. İzlemci, bir görsele baktığını zannettiği ânda aslında onu bölmeye, yeniden kurmaya ve tatmaya hazırlanmaktadır. Bu, görmenin kendi sınırını aşmasıdır. Çünkü görmek, burada mesafeyi koruyan bir edim olmaktan çıkar; mesafenin ortadan kalktığı bir temas hâline dönüşür. Tat alma ise yalnızca duyusal bir deneyim değildir; bir değer bozma edimidir. Geleneksel olarak görsel üretim, korunması gereken bir şey olarak kodlanır; dokunulmaz ve sergilenir. Oysa gastro-sergi’de bu düzen tersine çevrilir. En çok görülen şey, en hızlı yok edilendir. Bu yok oluş, bir kayıp değil; bir gerçekleşimdir. Çünkü yapıt, tam da yok edildiği anda kendi görüngüsünü tamamlar. Yani burada tat, görselin sonu değil; onun en yoğun hâlidir. Bu yüzden benim pratiğimde görmek ile tatmak arasında bir hiyerarşi yoktur. İkisi de aynı ortamın iki farklı eşiğidir. Görmek, henüz yenmemiş olanın gerilimidir; tatmak ise bu gerilimin çözülüşüdür. Ama bu çözülüş bir son değildir; çünkü her tat, yeni bir görsel ihtiyacını doğurur. Böylece döngü kapanmaz; sürekli yeniden kurulur.
yalımsal sözlük
görüngü
varlığın, ortam içinde kendini açma ve sürdürme kipidir.
yalımsal bağlamda görüngü, klasik anlamdaki “görünüş” değildir. bir şeyin özü olmayan yüzeyi, kabuğu ya da yanılsaması da değildir. görüngü, varlığın ortam içinde etkinleşme biçimidir. yani bir şey önce var olup sonra görünmez; varlık, baştan beri görüngüsel olarak açılır. bu yüzden görüngü temsil değil, doğrudan varoluşsal açılmadır.
görüngü güdümü
ortamın, görüngüyü belirli tekrarlar, yönelimler ve sabitlikler içinde çalıştırma eğilimidir.bu kavramı basitçe “manipülasyon” diye anlamak eksik olur. çünkü burada bir öznenin dışarıdan yönlendirmesi değil, ortamın kendi iç erkesine göre beliriklilikler üretmesi söz konusudur. görüngü güdümü, ortamın akışı bütünüyle dağılmaya bırakmayıp, onu tekrar, süreklilik, tanınabilirlik ve sabitleşme doğrultusunda düzenlemesidir. hakikat de çoğu zaman bu güdümün sabitlenmiş biçimi olarak ortaya çıkar.
gerçekleşim
süreçten türeyen, oluşmuş hâl. nesne değil; edimlerin yoğunlaşması.
edim
ortam tarafından çalıştırılan, süreçsel gerçekleşme. eylemden farklı olarak özne merkezli değildir.
izlemci
sadece bakan değil; bakışla birlikte karşı-bakışı da kuran, ortamı işleten katılımcı.
Etiketler: Milliyet Sanat sergi MASAD III Buffett


