Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Şehrin hafızasında bir ses: Şehr-i Dilara

Şehrin hafızasında bir ses: Şehr-i Dilara

Şehrin hafızasında bir ses: Şehr-i Dilara03 Şubat 2026 - 03:02
Türk müziğini yalnızca icra edilen bir repertuvar değil, yaşatılması gereken bir kültürel miras olarak ele alan Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu, Kastamonu’da istikrarlı bir üretim hattı kuruyor. Milliyet Sanat için sorularımızı yanıtlayan topluluk, müzikle kurdukları bu uzun soluklu ilişkiyi anlattı.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Kastamonu’da görev yapan müzik öğretmenleri tarafından 2011 yılında kurulan Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu, yerel ölçekte başlayan ama etkisi şehrin kültürel hafızasına yayılan istikrarlı bir üretim hattı oluşturuyor. Türk müziğini merkeze alan konserleri, eğitim çalışmaları ve kolektif projeleriyle topluluk, yalnızca sahneye çıkan bir müzik oluşumu olmanın ötesinde; Kastamonu’da nitelikli bir dinleyici kültürü inşa etmeyi ve müziği sürekliliği olan bir kültürel değer olarak yaşatmayı amaçlıyor. Eğitimci kimliklerinin getirdiği sorumlulukla hareket eden topluluk üyeleri, sanatı geçici bir etkinlik değil, kuşaklar arasında aktarılan bir birikim olarak ele alıyor.
 
Bu çerçevede, Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu müzisyenlerinden Güray Soğancı ile topluluğun yıllara yayılan üretim sürecini, motivasyonlarını ve şehirle kurdukları kültürel ilişkiyi konuştuk.
 
 
Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu’nun kuruluş hikâyesini bizimle paylaşır mısınız?
 
Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu, 2011 yılında Kastamonu’da görev yapan müzik öğretmenlerinin ortak bir ihtiyacı ve arayışı sonucu ortaya çıktı. Bizler için müzik, yalnızca sınıf ortamında aktarılan bir ders içeriği değil; sahnede, dinleyiciyle birebir temas eden ve paylaşıldıkça anlam kazanan bir yaşam biçimiydi. Bu nedenle müziği okul sınırlarının dışına taşıyacak, şehirle doğrudan ilişki kuracak bir yapı oluşturma fikri zamanla ortak bir hedefe dönüştü.
 
Öğretmenlik mesleği bizlere bilgi aktarmanın ötesinde bir sorumluluk yüklüyor. Kültürü doğru temsil etmek, onu korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak bu sorumluluğun temel parçalarından biri. Şehr-i Dilara’nın kuruluşunda da bu bilinç belirleyici oldu. Özellikle genç kuşaklara Türk Müziği’ni sevdirmek; bu müziği geçmişte kalmış bir değer gibi değil, bugün de hayatın içinde, canlı ve etkileyici bir kültür olarak sunmak en önemli kuruluş amaçlarımızdan biri hâline geldi. Şehr-i Dilara, bu düşüncenin sahnedeki karşılığı olarak doğdu ve yıllar içinde sürekliliği olan bir kültürel üretim alanına dönüştü.
 
Topluluğunuzun adını “Şehr-i Dilara” koyarken hangi anlam ve duyguları ön plana çıkardınız?
 
Topluluğumuzun adını belirlerken Türk Müziği’nin taşıdığı estetik ve dil zenginliğinden beslenen bir anlam dünyası arayışımız vardı. “Şehr-i Dilara” ifadesi, klasik Türkçe’de gönül alan, gönlü süsleyen şehir anlamına gelir. Bu ifade, bizim için müziğin insan ruhuna dokunan, dinleyicide iz bırakan ve şehirle güçlü bir bağ kuran yönünü simgeliyor.
 
Aynı zamanda bu isim, müziği yalnızca teknik bir icra alanı olarak değil; duygu, hafıza ve mekânla ilişki kuran bir sanat olarak gördüğümüzün de göstergesi. Kastamonu gibi tarihsel ve kültürel birikimi güçlü bir şehirde üretim yaparken müziğin bu birikimle temas etmesini, şehirden beslenmesini ve şehre yeniden değer olarak dönmesini önemsiyoruz. Bu nedenle “Şehr-i Dilara”, estetik bir tercihin ötesinde, şehirle kurduğumuz gönül bağının ve sanata bakışımızın bir yansıması oldu.
 
 
Eğitimci kimliğiniz, topluluğun müzikal ve kültürel üretimlerine nasıl bir sorumluluk ve yön veriyor?
 
Eğitimci kimliğimiz, Şehr-i Dilara’nın üretim anlayışını belirleyen temel unsurlardan biri. Sahneye çıktığımızda yalnızca bir konser icra etmiyor; Türk Müziği’nin estetik anlayışını, repertuvar ciddiyetini ve kültürel derinliğini temsil ettiğimizin bilinciyle hareket ediyoruz. Bu yaklaşım, repertuvar seçiminden sahne duruşuna kadar her aşamada belirleyici oluyor.
 
Bununla birlikte Şehr-i Dilara, yalnızca geleneksel Türk Müziği repertuvarıyla sınırlı bir yapı değil. Gelenekten beslenen Türk Müziği eserlerinin yanı sıra, farklı dönemlere ait popüler müzik örneklerini de kendi estetik süzgecimizden geçirerek sahneye taşıyoruz. Eğitimci bakış açısı, müziği türler arasında keskin sınırlarla ayırmak yerine; bağlamını koruyarak, niteliğini gözeterek ele almamıza imkân tanıyor. Amacımız öğretmekten çok, doğru örnekler üzerinden ilham veren bir sahne dili oluşturmak.
 
Sanatı ele alış biçiminizin şehirdeki izleyici üzerindeki etkileri neler oldu?
 
Sanatı tek gecelik bir etkinlik olarak değil, süreklilik kazandığında anlamını bulan bir kültürel değer olarak görüyoruz. Bu bakış açısı, şehirdeki izleyiciyle kurduğumuz ilişkiyi zaman içinde dönüştürdü. Dinleyici, yalnızca konser izleyen bir konumdan çıkarak, yapılan çalışmaları takip eden ve bekleyen bir sürecin parçası hâline geldi.
 
Aynı salonda, aynı toplulukla yıllar içinde yeniden buluşmak; repertuvara, konser temalarına ve sahne diline dair bir farkındalık oluşturdu. Bu süreklilik, Kastamonu’da ortak bir kültürel hafızanın oluşmasına katkı sağladı. Bizim için en kıymetli geri dönüşlerden biri, izleyicinin müziği yalnızca tüketen değil; üzerine düşünen ve sahiplenen bir bilinç geliştirmesi oldu.
 
 
Bugüne kadar düzenlediğiniz konserlerden hangisi sizin için dönüm noktası oldu? Özellikle ’80’ler-’90’lar nostalji konseri gibi etkinliklerin topluluk için anlamı nedir?
 
Şehr-i Dilara için dönüm noktalarını tek bir konserle sınırlamak zor. Ancak ’80’ler-’90’lar nostalji konserleri, topluluğun sahne dili açısından önemli eşikler yarattı. Bu konserler, farklı yaş gruplarını aynı salonda buluşturması ve popüler müziğin de nitelikli bir sahne diliyle ele alınabileceğini göstermesi bakımından çok özel projelerdi. Sahne ile izleyici arasındaki mesafenin belirgin biçimde azaldığını bu konserlerde net olarak gördük.
 
Bunun yanında, Türk Müziği’nin usta isimleriyle aynı sahneyi paylaşmak da topluluğumuzun gelişiminde belirleyici oldu. Yaklaşık on yıl önce TRT İstanbul Radyosu Sanatçısı sevgili Mine Geçili ile gerçekleştirdiğimiz konser, Şehr-i Dilara’nın ulusal ölçekte görünürlük kazandığı sürecin başlangıcıydı. Ardından Mustafa Sağyaşar, Çiğdem Gürdal, Esra İçöz ve Burhan Kul gibi değerli sanatçılarla aynı sahneyi paylaşmak, sanatsal özgüvenimizi artırırken durduğumuz yeri daha net tanımlamamıza katkı sağladı.
 
Cumhuriyet Bayramı gibi özel günlerde sahneye çıkmak, topluluğunuz için nasıl bir anlam taşıyor?
 
Cumhuriyet Bayramı gibi özel günlerde sahneye çıkmak, bizim için sıradan bir konserin çok ötesinde anlam taşıyor. Bu günlerde sahne, yalnızca müziğin icra edildiği bir alan değil; ortak hafızanın, tarih bilincinin ve toplumsal değerlerin paylaşıldığı güçlü bir buluşma alanına dönüşüyor.
 
Bu konserlerde repertuvarın taşıdığı anlam, sahne duruşumuzun ciddiyeti ve verilen mesaj bizim için ayrı bir önem kazanıyor. Cumhuriyet Bayramı konserleri, sanatı yalnızca estetik bir ifade alanı olarak değil; kültürel bir sorumluluk ve duruş olarak gördüğümüzü en net biçimde ortaya koyan sahnelerden biri oluyor.
 
 
Kastamonu’da kültürel hafızayı canlı tutmak için yürüttüğünüz çalışmalar, şehirde nasıl bir karşılık buluyor?
 
Kültürel hafızayı canlı tutmayı, geçmişi birebir tekrar etmekten ziyade bugünün diliyle yeniden üretmek olarak görüyoruz. Aynı dinleyicilerle yıllar içinde yeniden buluşmak, farklı kuşakları aynı salonda bir araya getirmek, bu yaklaşımın şehirde karşılık bulduğunu gösteriyor.
Yaptığımız çalışmalar zamanla yalnızca birer etkinlik olmaktan çıktı; takip edilen, beklenen ve sahiplenilen bir kültürel üretim alanına dönüştü. Kastamonu gibi köklü bir şehirde, müziğin geçmişle bugün arasında bir köprü kurabildiğini görmek, Şehr-i Dilara adına en anlamlı kazanımlardan biri oldu.
 
Topluluğunuzun, Kastamonu’nun kültürel kimliğine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
 
Bu katkıyı tekil konserler üzerinden değil, yıllar içinde oluşan birikim üzerinden değerlendiriyoruz. Süreklilik kazanan üretimler, farklı müzik türlerini bir araya getiren projeler ve şehirle kurulan güçlü bağ, bu katkının temel göstergeleri oldu.
 
Geleneksel Türk Müziği repertuvarının yanı sıra popüler müzik örneklerini de sahneye taşıyarak, Kastamonu’nun kültürel kimliğinde kapsayıcı ve çoğulcu bir alan oluşmasına katkı sunduğumuzu düşünüyoruz. Şehr-i Dilara, bu şehrin kültürel birikimini bugünün diliyle görünür kılmayı ve yaşayan bir kimliğe dönüştürmeyi amaçlayan bir topluluk olarak yoluna devam ediyor.
 
 
Öğretmenler öncülüğünde yürütülen bu uzun soluklu süreçte karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdi?
 
Şehr-i Dilara Türk Müziği Topluluğu olarak karşılaştığımız en büyük zorlukların başında, öğretmenlik mesleğinin yoğun sorumluluklarıyla sanatsal üretimi aynı anda ve istikrarlı biçimde sürdürebilmek geldi. Ders programları, sınav dönemleri, okul etkinlikleri ve eğitim takvimi içinde prova planlamak, repertuvar hazırlamak ve sahneye odaklanmak ciddi bir emek ve fedakârlık gerektiriyor. Bu süreçte zaman yönetimi, çoğu zaman en belirleyici başlıklardan biri oldu.
 
Bunun yanı sıra sanatı kısa vadeli beklentilerden bağımsız, sürdürülebilir bir çizgide tutmak da kolay değildi. Organizasyonel yükler, teknik imkânlar ve maddi koşullar zaman zaman süreci zorlaştırdı. Ancak tıkandığımız anlarda, yerel yöneticilerimizin ve Kastamonulu değerli iş insanlarının yanımızda olduklarını hissettirmeleri bu yolculuğun en önemli desteklerinden biri oldu. Bu destek, yalnızca somut katkılarla sınırlı kalmadı; moral ve motivasyon açısından da Şehr-i Dilara’nın ayakta kalmasını sağlayan güçlü bir dayanak oluşturdu.
 
Kalabalık bir topluluksunuz. Üretim süreciniz nasıl şekilleniyor?
 
Şehr-i Dilara’nın en güçlü yanlarından biri, yalnızca mesleki bir birliktelikten değil; sağlam bir arkadaşlık ilişkilerinden beslenmesi. Aynı okulda görev yapan, müziğin dışında da birlikte vakit geçirmekten keyif alan bir ekip olmamız, üretim sürecine doğal bir uyum ve güven ortamı kazandırıyor. Bu yakınlık, fikirlerin daha açık paylaşılmasını ve kararların ortak akılla alınmasını sağlıyor.
 
Repertuvar seçiminden sahne kurgusuna, prova sürecinden konser gününe kadar her aşamada kolektif bir anlayışla hareket ediyoruz. Herkesin sorumluluk aldığı, gerektiğinde birbirinin yükünü paylaştığı bu yapı, üretimi yalnızca daha verimli değil aynı zamanda daha samimi kılıyor. Sahnedeki bütünlük ve içtenlik duygusu da doğrudan bu dayanışmadan besleniyor. Bizim için kolektif ruh, birlikte müzik yapmanın ötesinde aynı heyecanı ve aynı yolculuğu paylaşmak anlamına geliyor.
 
 
Şehr-i Dilara’nın önümüzdeki dönemde gerçekleştirmeyi planladığı projeler neler?
 
Önümüzdeki dönemde, bugüne kadar benimsediğimiz üretim anlayışını koruyarak daha kapsamlı ve çeşitlenen projelerle yolumuzu genişletmeyi hedefliyoruz. Geleneksel Türk Müziği repertuvarına odaklanan konserlerin yanı sıra, farklı dönemleri ve müzik türlerini bir araya getiren tematik projeler üzerinde çalışıyoruz. Bu projelerde temel önceliğimiz, repertuvar çeşitliliğini artırırken sahne dilimizin niteliğini ve estetik bütünlüğünü korumak.
 
Bununla birlikte, müziğimizi yalnızca yerel ölçekte değil; yurt içi ve yurt dışındaki konserlerle daha geniş kitlelere ulaştırmayı da önemsiyoruz. Türk Müziği’nin evrensel bir ifade gücüne sahip olduğuna inanıyor, bu dili farklı coğrafyalarda paylaşmayı anlamlı buluyoruz. Şehr-i Dilara’yı, bulunduğu şehirden beslenen ama etki alanı bununla sınırlı olmayan bir kültürel yapı hâline getirmeyi amaçlıyoruz.
 
Genç kuşaklara Türk Müziği’ni sevdirmek ve kültürel hafızayı aktarmak için nasıl bir yol izliyorsunuz?
 
Genç kuşaklara Türk Müziği’ni sevdirmeyi, onu uzak, ağır ya da yalnızca geçmişe ait bir alan gibi sunmadan mümkün görüyoruz. Bu nedenle yaklaşımımız, öğretici bir dilden ziyade bağ kurmaya ve merak uyandırmaya dayanıyor. Türk Müziği’ni, bugünün duygularına da karşılık verebilen, yaşayan bir ifade alanı olarak ele alıyoruz.
 
Sahne üzerinde farklı türler ve dönemler arasında köprüler kurmak, bu yaklaşımın önemli bir parçası. Gençlerin aşina olduğu müziklerle Türk Müziği arasında ilişki kurarak, dinleyicinin kulak ve duygu dünyasını bu zenginliğe açmayı hedefliyoruz. Eğitimci kimliğimizin verdiği sorumlulukla, kültürel hafızanın ancak sevilen, sahiplenilen ve paylaşılabilen bir müzik diliyle geleceğe taşınabileceğine inanıyoruz. Amacımız, Türk Müziği’ni korunan bir miras olmanın ötesine taşıyarak, yaşayan ve üretmeye devam eden bir kültür hâline getirmek.