Sessizliğin derinliğinden caza
Caz sahnesinin köklü isimlerinden trompetçi İmer Demirer, Paribu Art’ta 8 Ocak akşamı gerçekleştireceği konserde yılların birikimini dinleyiciyle buluşturuyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Türk caz müziği uzun süredir yüksek sesli iddialardan çok, derinlikli bireysel anlatılar üzerinden ilerliyor. İmer Demirer Quartet’in Paribu Art sahnesindeki buluşması, tam da bu sessiz ama ısrarcı müzikal hattın güncel bir yansıması olarak öne çıkıyor.
8 Ocak akşamı Paribu Art’ta dinleyiciyle buluşacak olan İmer Demirer Quartet, yalnızca bir konser değil; çağdaş cazın kişisel hafıza, kolektif doğaçlama ve bestecilik disiplini arasında kurduğu ilişkinin canlı bir ifadesi olarak okunabilir. Demirer’in trompet merkezli anlatımı, quartet formunun sunduğu esneklikle birleştiğinde, sahnede önceden belirlenmiş bir repertuvardan çok, anın içinden şekillenen bir müzik dili ortaya çıkıyor.
İmer Demirer
Türk cazının saygın trompetçilerinden İmer Demirer, 1964’te Ankara’da doğdu ve müziğe 12 yaşında trompetle adım attı; eğitimini İstanbul Devlet Konservatuvarı trompet bölümünde sürdürdü. 1976’da başlayan konservatuvar yılları, onu klasik nefes teknikleri ile cazın doğaçlama dilini birlikte öğrenen bir müzisyene dönüştürdü. Mezuniyet sonrası özellikle 1980’lerin ortasında Ali Perret’in kurduğu İstanbul Caz Dörtlüsü ile Romanya’daki Sibiu Caz Festivali gibi uluslararası sahnelerde yer alması, kariyerini erken dönemden itibaren geniş bir perspektifle şekillendirdi. 1989’da TRT İstanbul Radyosu Caz Orkestrası’na katılarak Türkiye’nin en önemli radyolu big band’lerinden birinin parçası oldu ve Avrupa Yayın Birliği Caz Orkestrası gibi platformlarda ülkemizi temsil etti. Bu uzun soluklu orkestra deneyimi, onun müzikal kulak ve sahne duruşunu derinleştiren önemli bir kilometre taşı.
İmer Demirer
Demirer’in solo diskografisi, çağdaş cazın özgün yaklaşımlarını yansıtan nitelikli örneklerle dolu. 2009’da Pozitif Müzik etiketiyle çıkan “You, Me & Char”, trompetin lirik ve ritmik potansiyelini kolektif doğaçlamalarla birleştiren ilk albüm olarak dikkat çeker. Albüm, Demirer’in bop ve modern caz geleneğini Türkiye sahnesinden aldıklarıyla harmanlama becerisini ortaya koyan güçlü bir başlangıçtı. Uzun soluklu performans tutkusunu devam ettiren Demirer, 2025’te Baykuş Müzik aracılığıyla yayınlanan “Evergreen” ile repertuvarını yeni besteler ve quartet estetiği çerçevesinde yeniden tanımladı. Grup minimalizm ile yoğun duyusal ifade arasında zarif bir denge kurarak cazın çağdaş anlatı alanlarını genişletti. Bunlara ek olarak, sanatçının kayıtları arasında “Live in Assos” gibi performans albümleri de yer alıryor ve bu kayıtlar, Demirer’in sahnedeki doğaçlama reflekslerini ve quartet üyeleriyle kurduğu organik etkileşimi belgeliyor.
Özellikle Türkiye caz festivallerinde ve uluslararası platformlarda saygı gören performansları, Demirer’i kendi kuşağının en etkili trompet sanatçılarından biri konumuna yükseltti. ‘Caz Society of Türkiye’ gibi organizasyonlarda gerçekleştirilen ödül geceleri, Demirer’in sahne ve müzisyen topluluğu içindeki saygın yerini açık biçimde ifade ediyor.
Estetik evrim
İmer Demirer, Türkiye caz sahnesinde akademik donanım ile sahne pratiğini eş zamanlı taşıyan müzisyenler arasında özel bir yere sahip. Trompetle kurduğu ilişki, yalnızca teknik hâkimiyetle sınırlı değil; sesin rengi, nefesin süresi ve sessizlikle kurulan bağ, onun müzikal ifadesinin temel bileşenleri arasında yer alıyor. Eğitim sürecinde caz geleneğinin temel yapı taşlarını içselleştiren Demirer, Miles Davis sonrası trompet estetiğini birebir kopyalamak yerine, bu mirası kişisel bir dile dönüştürme yönünde bilinçli bir tercih yapıyor.
Besteci kimliği, Demirer’in müziğinde icracılıkla eş zamanlı ilerliyor. Parçalarında sıkça rastlanan kırık melodik cümleler, açık uçlu armonik yapılar ve kontrollü boşluklar, onun müziği bir ‘tamamlanmış ürün’ değil, sürekli dönüşen bir süreç olarak ele aldığını gösteriyor. Bu yaklaşım, hem stüdyo kayıtlarında hem de canlı performanslarda belirgin biçimde hissediliyor.
Kolektif iletişim
İmer Demirer Quartet, trompette grubun kurucu lideri ve ana anlatıcısı olan İmer Demirer’in etrafında şekillenen, kolektif doğaçlamayı merkeze alan bir kadrodan oluşuyor. Güncel konserlerde piyanoda ve tuşlu çalgılarda Can Çankaya, armonik yapıyı hem destekleyen hem de sorgulayan yaklaşımıyla müziğin yönünü belirlerken; kontrbasta Kağan Yıldız, melodik düşünce ile ritmik omurgayı bir arada taşıyan dengeli çizgisiyle grubun iskeletini kuruyor. Davulda Burak Cihangirli ise dinamik ve esnek ritmik diliyle quartet’in canlı performanslarında doğaçlama alanını sürekli genişleten bir rol üstleniyor. Zaman içinde farklı müzisyenlerle de çalışmış olsa da, bu kadro İmer Demirer Quartet’in son dönem estetik anlayışını ve sahnedeki kolektif iletişimini en net biçimde temsil eden çekirdek yapıyı oluşturuyor.
İmer Demirer Quartet
İmer Demirer Quartet, yalnızca bir gruplaşma değil, 1998’den itibaren Demirer’in müzikal vizyonunun somutlandığı bir topluluk olarak var oldu. Grup, klasik solist-ritim hiyerarşisinden uzaklaşarak müziği kolektif bir diyalog alanı olarak tanımlıyor. Bu yaklaşım, dinleyicinin bir temayı izlemesinden çok, parçaların canlı performans anında yeniden şekillenmesine tanıklık etmesini sağlıyor. 8 Ocak Paribu Art konserinde de bu dinamik, trompetin lirizmi ile piyano, kontrbas ve davulun karşılıklı söyleşisi üzerinden örülecek.
Quartet’in sahnedeki etkileşimi, her performansın kendi anlatısını kurmasına olanak tanır: ritmik dokular, açık uçlu melodiler ve savruk harmoniler olağanüstü bir iletişim havası yaratır. Bu, cazın geleneksel repertuvar sunumundan ziyade, ‘anın müziğini’ paylaşma pratiği olarak okunabilir.
Paribu Art’ta 8 Ocak
8 Ocak’ta Paribu Art’ta gerçekleşecek konser, İmer Demirer Quartet için bir repertuvar sunumundan çok, müziğin canlı bir düşünme alanı olarak yeniden kurulduğu bir buluşma niteliği taşıyor. Bu akşam, cazın yüksek sesli iddialardan uzak ama derinlikli anlatılara açık yüzünü takip edenler için, dikkatle dinlenmesi gereken bir durak olarak öne çıkıyor.
İmer Demirer’in trompeti, quartet’in kolektif hafızasıyla birleştiğinde ortaya çıkan müzik, dinleyiciyi pasif bir tanıklığa değil, sesle birlikte düşünmeye davet ediyor. Paribu Art sahnesinde yankılanacak olan bu sesler, çağdaş cazın Türkiye’de hâlâ ne kadar canlı ve üretken olduğunu hatırlatıyor.


