Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Sinop’ta sanat imeceyle üretiliyor

Sinop’ta sanat imeceyle üretiliyor

Sinop’ta sanat imeceyle üretiliyor01 Eylül 2026 - 05:09
Anadolu’nun ilk bienali Sinopale, 20. yılında 10. edisyonuyla 2 Eylül’de başlıyor. Ana sergi 25 Eylül’de açılacak; bienal 15 Kasım’a kadar devam edecek.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
 
Bir bienalin başlangıç tarihi çoğu zaman serginin kapılarını izleyiciye açtığı gün olarak kabul edilir. Sinopale’de ise süreç tersinden işliyor. Sinopale - Uluslararası Sinop Bienali’nin 10. edisyonu, serginin açılmasından haftalar önce, sanatçıların Sinop’a gelerek üretime başlamasıyla 2 Eylül’de başlıyor. 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak ana serginin arkasında, sanatçıların kentte geçireceği bu üretim süreci bulunuyor. Bienal 15 Kasım’a kadar sürecek.
 
2006’da başlayan Sinopale, 20 yıllık geçmişinde Sinop’u çağdaş sanatın buluşma noktalarından biri haline getirmeyi amaçlayan kendine özgü bir model geliştirdi. Yerel katılımı, imece anlayışını ve farklı coğrafyalardan sanatçılarla kurulan iş birliklerini merkeze alan bienal, hazır eserlerin başka bir kentte sergilenmesi yerine sanat üretiminin doğrudan Sinop’ta gerçekleşmesine dayanan yapısını 10. edisyonunda da sürdürüyor.
 
 
‘Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi’
 
Sinopale 10’un başlığı, Sinoplu bir balıkçının sözünden geliyor: ‘Karada Akıl Yürür, Denizde Sezgi / At Sea We Sense On Land We Reason’ Bu ifade, bienalin günümüz dünyasına ilişkin çıkış noktasını da tanımlıyor. Belirsizliklerin arttığı bir dönemde bilgiye nasıl ulaştığımız, kararlarımızı hangi deneyimlere dayanarak verdiğimiz ve birlikte yaşamanın hangi yöntemlerle mümkün olabileceği soruları, sanatçıların üretimlerinin arka planını oluşturuyor.
 
Sinop’un denizle kurduğu tarihsel ilişki bu düşüncenin önemli bir parçası. Karadeniz’in güvenli limanlarından biri olan kentte yaklaşan bir fırtınanın çoğu zaman önce denizde ve balıkçıların davranışlarında hissedilmesi, bienalin temel metaforlarından birine dönüşüyor. Teknelerin limana sığınmaya başlaması, değişen koşullara ilişkin bir bilgi biçimi olarak ele alınıyor. Sinopale 10 da buradan hareketle, belirsizlik karşısında dayanışmanın, birlikte üretmenin ve kuşaktan kuşağa aktarılan yerel bilgilerin değerini tartışmaya açıyor.
 
Bu yaklaşımda ‘imece’ yalnızca üretim yöntemi değil, bienalin sanat anlayışının temel kavramlarından biri. Sanatçı ile kent sakini, profesyonel bilgi ile yerel deneyim, bireysel üretim ile kolektif çalışma arasındaki sınırların yeniden düşünülmesi hedefleniyor. Böylece sanat eseri yalnızca serginin sonunda ortaya çıkan nesne olarak değil, üretim sürecinin tamamını kapsayan bir deneyim olarak ele alınıyor.
 
Tek küratör yerine ortak küratöryel yapı
 
Sinopale’nin kuruluşundan bu yana sürdürdüğü bir başka özellik ise küratöryel modelinde ortaya çıkıyor. Bienal, tek bir başküratörün belirleyici olduğu bir yapı yerine farklı isimlerin eşit düzlemde birlikte çalıştığı yatay bir model benimsiyor. 10. edisyonun eş-küratörlüğünü Deniz Kırkalı, Mariam Natroshvili, Marina Fokidis ve Sinopale’nin kurucusu T. Melih Görgün üstleniyor.
 
Londra merkezli bağımsız küratör ve yazar Deniz Kırkalı, transnasyonal bir araştırma kolektifi olan topsoil ile Babakale’deki Garp Sessions yaz rezidans programının kurucu ortakları arasında yer alıyor. Araştırma temelli küratöryel pratiğinde iş birliği ve deneysel pedagojilere odaklanan Kırkalı, Goldsmiths, University of London’da küratöryel pratikler alanında doktora yaptı.
 
Tiflis’te yaşayan sanatçı ve araştırmacı Mariam Natroshvili ise hafıza, unutma ve kentsel dönüşüm üzerine çalışan disiplinlerarası üretimiyle tanınıyor. Sözlü tarih, metin temelli sanat, arşiv ve dijital etkileşim gibi farklı yöntemleri kullanan Natroshvili’nin bienalin eş-küratörlüğünü üstlenmesi, Sinopale’nin Türkiye dışındaki coğrafyalarla kurduğu ilişkinin de göstergelerinden biri.
 
Atina merkezli küratör, yazar ve eğitmen Marina Fokidis, Kunsthalle Athena ile South as a State of Mind dergisinin kurucusu. Coğrafya, birlikte yaşama biçimleri ve sosyo-politik meseleler üzerine çalışan Fokidis, documenta 14 kapsamında Atina Sanat Ofisi Başkanlığı görevini de üstlenmişti. Akdeniz perspektiflerini uluslararası çağdaş sanat tartışmalarına taşıyan çalışmalarıyla Sinopale’nin çok merkezli yaklaşımına farklı bir coğrafi bakış ekliyor.
 
Sinop doğumlu sanatçı, küratör ve akademisyen T. Melih Görgün ise Sinopale’nin kurucusu. İstanbul, Sinop ve Berlin’de çalışmalarını sürdüren Görgün, sanat, kent ve kültürel araştırmaları disiplinlerarası bir zeminde birleştiriyor ve bienalin çeşitli edisyonlarında eş-küratör olarak görev yapıyor.
 
 
Avrupa merkezli dolaşıma alternatif
 
Sinopale 10’un uluslararası yapısı yalnızca katılımcı sayısıyla değil, sanat dünyasının yerleşik dolaşım kanallarına ilişkin yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Bienal, çağdaş sanatın ağırlıklı olarak Avrupa merkezli kurumlar ve ağlar üzerinden şekillenen dolaşımına alternatif olarak daha çok merkezli bir yapı kurmayı hedefliyor.
 
Bu nedenle programda Avrupa ülkelerinin yanı sıra Gürcistan, Güney Kore, Kazakistan ve Venezuela gibi farklı coğrafyalardan sanatçılar da bulunuyor. Mariam Natroshvili’nin Gürcistan’dan eş-küratör olarak sürece katılması da bu uluslararası açılımın bir parçası. Sinopale, farklı coğrafyaları yalnızca sanatçı değişimi üzerinden değil, ortak üretim ve yeni kültürel ilişkiler üzerinden birbirine bağlamayı amaçlıyor.
 
Sinopale 10, 12 ülkeden yaklaşık 25 sanatçıyı Sinop’ta bir araya getiriyor. Uluslararası sanatçı kadrosunda farklı disiplinlerden üretimleriyle öne çıkan isimler bulunuyor. Adina Mocanu, çağdaş sanat ve küratöryel araştırma alanında çalışan Rumen sanatçı ve araştırmacılardan; Aleksi Soselia, Gürcistan çağdaş sanat sahnesinde üretimleriyle yer alan sanatçı ve araştırmacılardan biri. Ali Kazma, video ve fotoğraf temelli işleriyle emek, üretim, bilgi ve çalışma süreçlerini inceleyen Türkiye’nin uluslararası alanda tanınan çağdaş sanatçılarından. Angela Bonadies, fotoğraf, arşiv ve metin üzerinden bellek ve tarih meselelerini araştıran Arjantinli sanatçı; Angelo Plessas ise dijital kültür, internet ve alternatif topluluklar üzerine çalışan Yunan sanatçı olarak biliniyor.
 
Anna Dziapshipa, Gürcistan’dan sanatçı ve araştırmacı kimliğiyle hafıza, kimlik ve toplumsal meseleler üzerine çalışırken, Anuar Duisenbinov, Kazakistan’ın güncel sanat sahnesinde farklı disiplinleri bir araya getiren üretimleriyle yer alıyor. Ayesha Hameed, performans, video, ses ve araştırma temelli çalışmalarıyla sömürgecilik, göç, sınırlar ve beden politikaları üzerine yoğunlaşan Londra merkezli bir sanatçı ve araştırmacı. Burak Kabadayı, Türkiye’de farklı disiplinlerle çalışan çağdaş sanatçılar arasında yer alırken, Collective MASI kolektif üretim ve araştırma temelli sanatsal pratikleriyle bienalin birlikte üretim yaklaşımıyla kesişiyor.
 
Türkiye’den katılan Evrim Kavcar, heykel, yerleştirme ve performans gibi farklı araçları kullanan sanatçı olarak insan, doğa ve gündelik yaşam arasındaki ilişkileri araştırıyor. Eylem Ertürk, katılımcı ve kamusal sanat projeleriyle birlikte düşünme, yürüyüş ve kolektif deneyim biçimleri üzerine çalışıyor. Ezgi Tok, disiplinlerarası çağdaş sanat pratiğinde mekân, beden ve gündelik hayatla ilişkili meseleleri ele alıyor. Fisherwxmen ise topluluk, müzik, performans ve kültürel üretim alanlarını kesiştiren kolektif bir yapı olarak programda yer alıyor.
 
Giorgi Khasaia, Gürcistan’dan sanatçı ve araştırmacı olarak çağdaş sanatın farklı disiplinleri arasında çalışmalar yürütürken, İpek İpekçioğlu, DJ’lik ve müzik küratörlüğünü farklı coğrafyaların müziklerini buluşturan seçkiler üzerinden sürdürüyor. Kadir Kayserilioğlu, Türkiye’de çağdaş sanat alanında üretim yapan sanatçılar arasında yer alıyor. Loop N Tale, ses, elektronik müzik ve performans ekseninde üretim yapan bir proje olarak bienalin disiplinlerarası yapısına katılıyor.
 
Natalia Nebieridze, Gürcistan’dan sanatçı olarak çağdaş sanatın farklı mecralarında çalışırken; Paky Vlassopoulou, heykel ve yerleştirme alanındaki üretimleriyle Yunanistan’ın çağdaş sanat sahnesinde öne çıkıyor. Paloma Proudfoot, heykel, seramik, performans ve video arasında dolaşan disiplinlerarası pratiğiyle tanınıyor. Serkan Aka, Türkiye’de fotoğraf, video ve yerleştirme gibi farklı mecralarda çalışan çağdaş sanatçılardan. Tanja Ostojic ise performans, feminist sanat, göç ve toplumsal cinsiyet meselelerini odağına alan uluslararası sanatçılardan biri.
 
Bu çeşitlilik, Sinopale 10’un sanatçı seçkisinin yalnızca farklı ülkelerden isimleri bir araya getirmekle kalmadığını; video, fotoğraf, performans, heykel, ses, dijital sanat, araştırma ve katılımcı pratikler gibi farklı üretim biçimlerini aynı süreç içinde buluşturduğunu gösteriyor. Bienalin 2 Eylül’de başlayacak üretim aşamasında bu sanatçıların Sinop’taki yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte çalışacak olması, farklı disiplinlerden gelen bu üretim biçimlerini kentin yerel bilgi ve deneyimleriyle buluşturacak.
 
Eserler kentte üretilecek
 
Sinopale 10’un en belirgin özelliği, sanatçıların Sinop’a hazır işlerle gelmemesi. 2 Eylül’de başlayacak üretim sürecinde sanatçılar, yerel zanaatkârlar, topluluklar ve gönüllülerle birlikte çalışacak. Bu nedenle 25 Eylül’de açılacak ana sergi, yalnızca sanatçıların üretimlerini değil, Sinop’ta geçirilen haftaların ve kurulan ilişkilerin sonuçlarını da görünür hale getirecek.
 
Ana sergi Sinop Askeri Gazino Binası’nda izleyiciyle buluşacak. Bienal bununla sınırlı kalmayacak; performanslar, film gösterimleri, atölyeler ve kamusal etkinlikler kentin farklı noktalarına yayılacak. Hal Sinop Buluşma Merkezi, Sinop Sabahattin Ali Kültür Merkezi ve Sinop Mimarlar Odası Binası bu etkinliklerin gerçekleştirileceği başlıca mekânlar arasında yer alıyor.
 
Böylece bienalin coğrafyası tek bir sergi mekânıyla sınırlı kalmayacak. Sinop’un farklı noktaları, sanat üretiminin ve izleyiciyle karşılaşmanın parçaları haline gelecek.
 
Sinop’tan Avrupa’ya uzanan iş birlikleri
 
Sinopale 10’un paralel programında uluslararası bir kültür iş birliği de yer alıyor. Avusturya merkezli Klima Biennale Wien ve Brunnenpassage ile geliştirilen proje, Sinop ile Avrupa’daki kültür kurumları arasında kamusal çıktılara dayalı sanatsal üretim ve değişim süreçlerini güçlendirmeyi amaçlıyor.
Avusturya Kültür Ofisi İstanbul da bu yıl Sinopale kapsamında Avusturya’dan iki projeye destek veriyor. Bunlardan biri sanatçı Eylem Ertürk’ün “Shared Walks | Futures” adlı katılımcı projesi. Proje, birlikte yürüme eylemini kolektif düşünme ve geleceği birlikte hayal etme pratiğine dönüştürüyor; doğa, su, ekoloji ve toplumsal deneyimler arasındaki ilişkiye odaklanan çalışmalarla bienalin genel yaklaşımıyla da kesişiyor.
 
Sanatın sonuçtan çok süreç olduğu bir bienal
 
Sinopale’nin 20 yıllık geçmişini diğer bienal modellerinden ayıran temel nokta, sanat eserinin sergilenmesinden önce başlayan üretim sürecini merkeze alması. 10. edisyonda bu yaklaşım daha da görünür hale geliyor: Bienal 2 Eylül’de kapılarını açan tamamlanmış bir sergiyle değil, sanatçıların Sinop’ta üretmeye başlamasıyla başlayacak; sergi ise bu sürecin ardından 25 Eylül’de izleyiciyle buluşacak.
 
Bu nedenle Sinopale 10’da izleyicinin karşısına çıkacak eserler kadar, onların kimlerle, hangi malzemelerle, hangi yerel bilgilerden ve karşılaşmalardan hareketle üretildiği de bienalin parçası olacak. Sinopale, sanatı yalnızca sergilenen bir sonuç olarak değil, birlikte öğrenilen, üretilen ve paylaşılan bir imece pratiği olarak konumlandırmayı sürdürüyor.
 
Tüm etkinliklerin ücretsiz ve kayıt gerektirmeksizin izlenebileceği Sinopale 10, 2 Eylül-15 Kasım 2026 tarihleri arasında Sinop’un farklı noktalarında gerçekleşecek. Ana sergi ise 25 Eylül’de Sinop Askeri Gazino Binası’nda açılacak.
 
Etiketler: sinop  bienal  sergi