Milliyet Sanat
Milliyet Sanat » Haberler » Diğer » Siyah Beyaz’a “40 yılda bir gelir” dedirten yaş günü

Siyah Beyaz’a “40 yılda bir gelir” dedirten yaş günü

Siyah Beyaz’a “40 yılda bir gelir” dedirten yaş günü13 Mart 2024 - 10:03
Ankara sanatı ve müziğinin odak noktası Siyah Beyaz, 40. yaşına iki nesilden toplam 35 sanatçısının etkileşimli yapıtlarıyla ‘Siyah Daha da Beyaz’ diyerek girdi. Sergi 16 Mart’a kadar ziyarete açık olacak.
YAZI ve FOTOĞRAFLAR:
BARAN DANIŞ - EVRİM ALTUĞ
 
Sorbonne Üniversitesi Mimarlık Fakültesi genç yüksek lisans öğrencisi Faruk Sade, ODTÜ sıralarından tanıdığı Ali Güreli ve Mehmet Ali Aybar’ın kızı Güllü Aybar ile ‘68 Baharı isyankâr ruhu ile Paris’te buldukları bir dairede, Raspail Bulvarı’ndaki 210 numaralı apartmanda buluşurlar. 
 
Yapı, giriş katında Nâzım’ın eski eşi Münevver Andaç’ın, üst katında sevgili dostları, Nâzım Hikmet’in oğlu Mehmet Nâzım’ın, onun bir üstünde Sinan Bıçakçı ve yan kapısında da Türk soyutunun avangart imzası Mübin Orhon’un barındığı, en üst katta ise Komet’in, Sade’nin tuttuğu daireye komşuluk ettikleri unutulmaz bir paylaşım mekânı halini alır. 
 
Yazgısına bu bohem, biricik atmosferin etkisi ile biçim veren, dönemin Pasolini, Godard ve Truffaut imzalı siyah- beyaz ‘Yeni Dalga’ beyazperde klasikleriyle adeta baştan çıkan Sade, Paris yıllarında kendisine öğüt veren Münevver Hanım’ın da yönlendirmesi ile bir sanat galerisi açma düşünü Paris’te kurar. Sade, Ankara’ya döndüğünde Kavaklıdere Caddesi üzerindeki baba yadigârı binada kurulmak üzere, bu hayalini ailesine açar ve gerekli onayı alır. Ancak, 1980’ler darbe sonrası Ankara’sında böylesi bir düşü tek başına yapamayacağını sezen Faruk Sade, 1984’te açılan bu galeriye eşlik eden bir de kafe - bar hayata geçirir. 
 
Hem galeri, hem barın en önemli, sıcak özelliği, her katın içerdiği siyah beyaz şömineleri ve gelen misafirlerin merak edildikleri sürpriz tokmak sesleridir. Sade’nin galeri kapısını beyaz, bar kapısını siyah olarak seçtiği bu içten yolda en büyük destekçisi, sevgili eşi Fulya Hanım ve bugün de kurumun direktörlük nişanını onurla taşıyan kızları Sera olur. 
 
 
Sera Sade & Fulya Sade
 
İşte, bilhassa duvarlarında sonsuzluğun aydınlığı ile anımsadığı yitirdiklerine vefa borcu ile tanınan yüzlerce portre ile sembol halini alan Siyah Beyaz efsanesi, bugün 40’ıncı yılını kutluyor. Bu kutlama için özel bir sergi ve büyük bir buluşma hazırlayan Siyah Beyaz, cephesini Cumhuriyet’in de yüzüncü yılına daha çok dönerek ‘Siyah Daha da Beyaz’ diyor ve sergide, kurum hafızasını belirlemiş sanatçılarla yarının gündemini tayin edecek genç isimler buluşturuluyor. 
 
 
İzleyicileri 40 yılın sergi davetiyelerinden oluşan tarihi ile karşılayan, dış cephesinde son beş yıldır heykeltıraş Erdağ Aksel’in sarı cetvelli işinin yer alması dışında bir adres yönlendirmesi olmayan, senarist - yönetmen Ahmet Boyacıoğlu’nun 2010’da beyazperdeye Tuncel Kurtiz ve Nejat İşler ile taşıdığı Siyah Beyaz’daki 40. yıl sergisi, bu hafızada sıkça karşımıza çıkan ‘birliktelik, el ele olma, beraber yürüme’ gibi temalara özellikle odaklanıyor. Sanatçıların eşleştirilmesi üzerinden, daha önce hiç çalışmamış imzaların da beraber vakit geçirmelerine yön veren sergi, bu yolla galeri tarihine adını yazdırmış eşler, dostlar, sevgililer ve evlileri de, yine el ele tutuşmaya çağırıyor. 
 
Siyah Beyaz koleksiyonunun 40 yıllık zenginliğini kanıtlayan sergide, bu kapsamda aralarında Emre Zeytinoğlu (“Uluma”, 2014), Gülsün Karamustafa (“Pera Birası, 1983) Figen Cebe (“Şömine”, 2024), Nazan Pak (“Dot Gerdanlık”, 2024), Erdağ Aksel (“Bak, Göster, Git”, 2013), Süha Özkan (“Işık Serisi”, 2007), Kezban Arca Batıbeki (“Arka Pencere” 2020), Daniele Sigalot (“This Pen Had Only Good İdeas”, 2020) ve Ahmet Elhan’ın (“Loş Bahçe”, 2016) da olduğu sanatçıların yapıtları görülebiliyor. 
 
 
Erdağ Aksel, “Bak, Göster, Git”, 2013
 
Kurumsal vizyonun gelecekle kesiştiği bu birikime ayrıca, T.Melih Görgün tarafından Siyah Beyaz Galeri’nin 40’ıncı yılı anısına düzenlediği sergi için tasarlanan bir katılımcı performans da eşlik ediyor. Görgün, galeri ziyaretçisine bu çalışmasında sunduğu yönerge ile “Kimin yapıtı burada yer alıyordu?”, “Etrafında dön ve gör!”, “Faruk neden bahsetmişti?”, “Duvardaki o lekeyi gördünüz mü?”, “Gerçekten sanatçının işi miydi, yoksa öyle mi sanmıştınız?” gibi sorular yöneltiyor ve el yazılı geri dönüşlerini talep ediyor. 
 
Bunun yanı sıra, galerinin yıldönümü sergisinde izleyicileri Beril Ateş (“İki Kapı Bir Yuva”, 2024), Kirkor Sahakoğlu (“Urban”, 2013), Esat Tekand (“Bir Bardağın Olasılıkları”, 2016), Bente - Christensen Ernst (“Under Cover”, 2023) ve Nevzat Sayın (“Kırık Dökük Bir Perspektif”, 2020) ile Mehmet Ulusel (“İsimsiz”, 2012), Ali Kotan (“Karanlık Taraf”, 2023), Ardan Özmenoğlu (“Hatır”, 2024) ve 40’ıncı yılın sembol işlerinden Gökhan Tüfekçi (“Siyah Beyaz 33-40) ve Nihat Kemankaşlı (“Büyük Şömine”, 2024)  gibi imzalar ile işleri bekliyor.  
 
 
Beril Ateş, “İki Kapı Bir Yuva”, 2024
 
Özgün baskı, resim, heykel, yerleştirme, video düzenleme, fotoğraf gibi bir çok disiplinle harmanlanan sergi ayrıca, Alev Ermiş Mavitan (“Büyük Güzeldir”, 2024), Bihrat Mavitan (“10-20 30-40 yıl ve İçinden Geçen Sanatçılar”, 2002), Yılmaz Aysan (“Meçhul Öğrenci”, 2022), Argun Okumuşoğlu (“İsimsiz”, 2003), ve Hande Şekerciler - Arda Yalkın (ha:ar, Disruption 1 & 2, 2024) gibi bir çok çalışmayı da izleyicinin ilgisine sunuyor.
 
 
Hande Şekerciler - Arda Yalkın ha:ar, “Disruption 1 & 2”, 2024)
 
Bayrağı beş yıl önce aynı apartmanda yaşamını sürdüren annesi Fulya Hanım’dan devralan, eşi Murat ile aynı binada açtığı İtalyan mutfağı ile Siyah Beyaz ekolünü genişleten Sera, her sanatçı çiftin kendine özgü yöntemlerle bu tarihe katkıda bulunduklarının altını çiziyor. Kimi imzanın kendi atölyesine kapanarak odaklandığına, bir diğerinin ise üretimini paydaşına yolladığına veya arşivine yine geri döndüğüne değinen Sade, isimlerin birbirlerinin işlerine de müdahil olduklarını ifade ediyor. Bazen birlikte, bazen birkaç eser yaparak daha sonra kendi ayrı işlerini üretenlerin de bulunduğunu söyleyen Siyah Beyaz Direktörü, kurum olarak her beş yılda bir kutlamayı gelenek haline getirdiklerine değiniyor. 
 
Sözü buradan devralan galeri yöneticisi Gözde Mulla ise iki yıl önce başladığı Siyah Beyaz macerasının 40 yılının özetlendiği ‘Siyah Daha da Beyaz’ başlıklı serginin kavramsal metnine göndermeyle, basına şunları söylüyor: “Ayrancı’da yaşıyorum. Kendi içimizde çok temas eden bir duruşumuz var. Bu galerideki o yazı aslında çok içeriden bir yazıdır. Hem dışarıdan, hem içeriden bakabildiğim bir şey var. Çünkü aşağı inip yemek de yapabiliyorum. Yukarıya çıkıp, basın bülteni de yazıyorum. Bahar geliyor, bahçede otururken elmalar dökülüyor. ‘Burası güzelmiş hakikaten,’ diyorsun. Burası hakikaten öyle bir yer. Arada evden kek geldiği oluyor. O yüzden böyle içinde, yanında, etrafında, yukarıda, üstünde, altında ve her şeyi ile herkesle. Fulya Hanım’ın burayı ilk açtıklarında mutfağa girip de birlikte bulaşık yıkadıkları yer. Burası öyle oluşmuş. Şimdi içinde yaşadığımız zamanı da düşününce, ‘Siyah daha da beyaz.’ Daha da bakmaya, beyazı görmeye, biraz daha aydınlanmaya ihtiyacımız var.”
 
 
Öte yandan Sera Sade, kurum ‘mutfağının’ kapılarını biraz daha aralayarak, 40 yılın hatırda bıraktığı değerli detayları anlatmayı sürdürüyor:
 
“Örneğin, ‘Hüso’nun burada 38’inci yılı. Bakır’ın 40’ıncı yılı. Hâlâ o insanlarla beraber çalışıyoruz. Ben onların ellerinde büyüdüm. Onlar gençti, evlendiler. Çocukları, torunları oldu. Ve en yeni personelimiz, aşağıda altı yıllık olmuştur. O yüzden, birlikte olmayı da önemli buluyoruz.” 
 
Direktör Sade bu anlamda Fırat Engin’in yaptığı yerleştirmenin, Görgün’ün performans önerisinin, kurumun genç heykeltıraşı Hadi Şengül’ün ‘canlı çeşitliliğinin patladığı’ döneme işaret ettiği yapıtının ve aslen kıdemli bir sokak sanatçısı olan Gökhan Tüfekçi’nin (Kaptan) altını, yukarıda andığımız “33-40” isimli eseriyle çiziyor. 
 
 
Gökhan Tüfekçi (Kaptan), “Siyah Beyaz 33-40”
 
Sergide Bedri Baykam’ın 1984 tarihli işleri ile yer aldığına dikkat çeken Sade, bu listedeki Beril Ateş’in de kendisinin üniversite çağlarından dostu olduğunu belirterek, “İki Kapı Bir Yuva” isimli siyah beyaz temalı çalışmasını da mutlulukla anıyor. 
 
Yine sergide yer alan 35 sanatçı arasında yer alan fotoğrafçı ve film yönetmeni Murathan Özbek’in 10 yıl önce Siyah Beyaz tarihi üzerinden yaptığı belgeseli de hatırlatan Sera Sade, 40. yıl etkinliğinde Özbek’in Paris Raspail Bulvarı’nda yer alan tarihi apartmanı çektiği fotoğrafla yer aldığını anlatarak, bu eserde de Özbek’in imzası ile adına bir sanat fonu düzenledikleri sevgili babası merhum Faruk Sade’nin gölgesinin binada yer aldığına, duyarlılıkla değiniyor ve ekliyor: “Siyah Beyaz’ın en büyük gücü, annem ve bendeki gibi sanatçılarında da iki kuşağın bir arada olabilmesi. Bu durum galerinin her şeyini etkiliyor.”
 
 
 
Siyah Beyaz’ın 40 yılı ve yapıtları için ne dediler?
 
Bedri Baykam: Siyah-Beyaz, bir galerinin çok ötesinde bir yer. Sanat, diplomasi ve basının buluştuğu oldukça keyifli kültürel bir kazan! Galeri ile aynı adı taşıyan ve bütünlüğünü oluşturan bar ise hem müziği hem de dostane havasıyla gerçekten bir efsane! 25 yıldır Ankara’da Siyah- Beyaz’ın sanatçısıyım. Siyah-Beyazın 40. yıl sergisinde yer alan eserimin adı “Kan Bitinceye Kadar” ve 1984 yılından, galeriyle yaşıt, siyah beyaz bir iş. Kaliforniya dönemimden, çok sevdiğim bir çalışma ve kavramsal temeli sanat ortamındaki haksız batı egemenliğine karşı verdiğim savaşın simgesi, yine 1984’de dağıttığım San Francisco manifestosuna paralel olarak ortaya çıkan bir yapıt. 
 
Yani Siyah-Beyaz ve doğum yılı benim için çok anlamlı. Sevgili Faruk Sade gerçekten çok sevdiğim bir dostumdu. Ankara’ya her gidişimde, galeriye her uğradığımda onu ne kadar özlediğimi tekrar hissediyorum. 2017 yılında onun anısına yapılan sergiye dahil olan yapıtım da benim açımdan çok duygusaldı. Fulya ve Sera tabii ki Siyah-Beyaz’ı lâyıkıyla, üst düzey sanat eserleriyle mükemmel bir şekilde götürüyorlar. Elbette değerli ekiplerinin özenli çabasını da unutmamak gerekir. Siyah-Beyaz’ı Ankara’daki galerim olarak değil, evim olarak görürüm. Oradaki rock ve caz gecelerinde de insan yaşadığına şükrediyor! İyi ki varsın Siyah-Beyaz! Hayatımıza büyük renk katıyorsun!
 
Argun Okumuşoğlu: Davetli olduğum Siyah Beyaz Sanat Galerisi’nin 40. yıl sergisine 2005 yılında yaptığım Afrika’daki çocuk ölümlerini konu alan,  130 x 100 cm. ebadında ahşap oyma bir işimle katıldım. Siyah Beyaz Sanat Galerisi’nde katıldığım tüm sergilerden büyük keyif aldım. Bunun en büyük nedeni de galerinin sanatçıya olan yaklaşımı olmuştur. Bir sanatçının, kendini sanatçı gibi hissedeceği ender galerilerden biridir Siyah Beyaz. Faruk Sade Sanat Fonu ile devam eden bu anlayış hiçbir karşılık beklemeden sanatçının yanı başında olmaya devam ediyor. Faruk ile başlayan, Fulya ile devam eden bu kucaklamanın, Sera ve daha sonra da Aksel ile devam edeceğine eminim. 40 yıllık bu serüvenin en önemli konularından biri ise sanat galerisi ve barın birbirlerini destekleyen, birbirlerinin arkasını kollayan iki kardeş gibi olmalarıydı. Sanatçısıyla, galerisiyle, barıyla, çalışanlarıyla, bir annenin kanatları arasındaki bir ailedir Siyah Beyaz.
 
Fahri Özdemir (Folkart Gallery Gen. Koord.): Bir sanat galerisinin 40’ıncı yılını kutlaması çok önemli. Bu 40 yılda çizgisinden ve açtığı sergilerin kalitesinden hiç ödün vermeden bunu başarması gerçekten şapka çıkarılacak bir olay. Bütün Türkiye için örnek olması gereken bir sanat galerisi Siyah Beyaz. Kutluyorum. Sevgili Faruk ve Fulya’nın yolundan giden Sera ile Siyah Beyaz’a emek vermiş tüm çalışanlarının geleceğe dönük kültür ve sanat vizyonlarının ülkenin geri kalan tüm kuruluşları için emsal niteliğinde olduğu kanısındayım. Bilhassa sevgili Faruk ardından açtıkları Faruk Sade Sanat Fonu ile yine her konuda öncülük ettiklerini yine ispatlamışlardır. Bir umudumuz da gelecek neslin sanatçıları ve kültür yöneticilerinin, kurumun yarattığı bu mirası bir ders niteliğinde sahiplenmeleri. 
 
 
Ressam Ali Kotan ve Fahri Özdemir
 
Kirkor Sahakoğlu: İnsan kendisini galeri Siyah Beyaz’da çok emin ellerde hissediyor. Zaten 40 yılı aşkın süredir böyle bir bayrağı elinde taşıyan bir kurumdan bahsettiğimiz zaman ciddi anlamda bir ‘bagaj’, bir geçmiş var karşımızda. Bu geçmişten olacak ki ben Siyah Beyaz’da kendimi rahat hissediyorum. Siyah Beyaz’daki insanlarla konuşurken Faruk Sade’yi de insan bir yandan anıyor tabii. Belki de Faruk her yerde. Orada. Onlar, bir yandan ciddi anlamda Faruk’u da taşıyorlar. Orada bir sergi olması beni çok mutlu ediyor. 
 
40’ıncı yıl kutlama sergisindeki çalışmam, 1 x 1,5 m. boyunda. İsmi “Urban”. Çoğunlukla doğaçlama usulü ile yaptığım işlerde, ‘var olmayanın’ resmini yapmaya çalışıyorum. Burada aklıma nedense ‘şehir’ geldi. İyisi, kötüsü ile derdi veya bize kattıkları, bizden aldıkları ile şehir yaşantısı bu resimde bana çok baskın geldi. Bunun için “Urban” dedim. 
 
Nihat Kemankaşlı: 2016 yılında kaybettiğimiz, Ankara Galeri Siyah Beyaz’ın kurucusu Faruk Sade galerinin isminin oluşması ile ilgili olarak çekilen 30. yıl belgeselinde şöyle der: “Galerinin açılış tarihi 4 Şubat 1984 ama ondan bir buçuk sene önce bar çalıştı. Ve bir isim koymamıştım. Fakat istediğim duvarlarda siyah beyaz fotoğrafların olmasıydı. Zaten ilk öyle başladık ama herhalde. Başlarda 50 tane mi 20 tane mi siyah beyaz fotoğrafımız vardı. Biz onları koyduğumuz anda isim de yok; dışarıdan duyduğum, millet işte şömineyi de görmüş ve burası Siyah Beyaz diye anılmış diye başladı ve benim de çok hoşuma gitti çünkü ben griyi hiç sevmem.”
 
Basın bülteninde geçen “İçerideki işleyişin öncesinde mekân, şöminenin taşı ile çıkar yola,” cümlesinden yola çıkarak Galeri Siyah Beyaz’ın Türk sanat camiasına kazandırdığı ve kazandıracağı sanatçıların daim olacağı ve 40 yıldır yanan bu sanat aşkı ateşinin Sera Sade ile hiç sönmeyeceğine olan büyük inancımla 40’ıncı yılında Galeri Siyah Beyaz için, “Büyük Şömine” isimli resmi yaptım. Galeri mekânında sessiz ama 40 yıldır gerçekleşen tüm sergilere yön veren bu siyah beyaz şömine, çizgileri ve varlığı ile eserlerin mekân içindeki konumlanmasına yardımcı olmaya devam edecek.
 
 
Nihat Kemankaşlı, “Büyük Şömine”, 2024
 
Ela Cindoruk: Sevgili Faruk, Fulya ve Sera öncelikle bizim ailemizin bir parçası. Siyah Beyaz ise dostluk ve yaratıcılık dolu evimiz. Bu işe başladığımda kimse ‘90’larda mücevher sergisi açmak istemezken, anlam veremezken, Faruk ve Fulya heyecanlandılar; beni motive ettiler, galerilerini açıp işlerimi sergilediler, yetinmediler çağdaş mücevhere ayrılmış bir de galeri açtılar. ‘90’larda Ankara’da “Özel Şeyler”. Bunun benim yaşamımda belirleyici bir anlamı var ve hatta bence Türkiye’de çağdaş mücevherin benimsenmesi için de anlamlı, kayda değer bir çabaydı. Sözün özü, “Onlarsız olmazdı”.
 
40. yıl sergisi için yaptığım iş, benim için de yeni ve ilk defa sergileniyor. Yılmaz (Aysan) ile birlikte ‘Sensiz Olmaz’ sergimize çalışırken, her zaman takıntılı olduğum dantel / dolly’leri boyutlandırma derdiyle, telleri örmeye başladım. Biraz da Gümüşlük’te alışageldiğim olanak, teknik vs.’den uzakta olduğum için etrafımda olan malzemeleri kullanarak, ‘ellerimle ne yapabilirsem’i denedim. Bu örgü tekniği ile çok farklı formlara ulaşabildiğimi ve alıştığım ölçeğin, boyutun ötesine geçebileceğimi fark ettim. Örme tellerin ışık ile birleştiğinde oluşan gölgeleri de işe bambaşka bir boyut katıyor. Çok heyecan verici. İlk denemem, ortak sergimizde ortak bir işimizin parçası iken şimdi kendi başına uçsuz bucaksız üretim biçimi oldu benim için.
 
40. yıl kutlama sergisi için yaptığım örgü formu, bir “Mobius Şeridi”. Sonsuzluğu ifade ediyor. Aynı Siyah Beyaz’ın dokunduğu sanatçıları, dostlarıyla olan ilişkisi gibi... 
 
 
Ardan Özmenoğlu: Siyah Beyaz sanatçıları birleştiren, koruyan ve onları sanat dünyasına duyuran bir galeri. Ülkenin koşulları ne olursa olsun sergi yapmaya devam ederler, sanatçılarını en iyi şekilde temsil ederler. Bir sanatçı için galeri, kendisini yüce ve özel hissettiği mekanlardan biridir ve Siyah Beyaz kırk yıldır bunu hissettirmeye devam ediyor.
 
"Kahvenin 40 yıllık hatırı vardır." Anlamı, birisi sizi ziyaret ettiğinde veya size bir iyilik yaptığında, bu iyiliği unutmayacağınız ve karşılığında minnettarlık göstereceğinizdir. Bu atasözü, dostluğun, misafirperverliğin ve minnettarlığın önemine vurgu yapar. Türk kahvesi kullanarak ürettiğim kırk edisyonlu eserimde, Siyah Beyaz Ankara’nın 40. yıl kutlamasına 40 yıllık “hatır” ismini verdim.
 
Siyah Beyaz’ın 40. yıl sergisinde kimler var?
 
Ahmet Elhan, Alev Mavitan, Ali Kotan, Ardan Özmenoğlu, Argun Okumuşoğlu, Bedri Baykam, Beril Ateş, Bente Christensen-Ernst, Bihrat Mavitan, Daniele Sıgalot, Ebru Döşekçi, Ela Cindoruk, Emre Zeytinoğlu, Erdağ Aksel, Esat Tekand, Fırat Engin, Figen Cebe, Gökhan Tüfekçi, Gülsün Karamustafa, Günnur Özsoy, Ha:Ar, Hayri Şengün, Kezban Arca Batıbeki, Kirkor Sahakoğlu, Mehmet Ulusel, Murathan Özbek, Nazan Pak, Nevzat Sayın, Nihat Kemankaşlı, Seçkin Pirim, Sıtkı Kösemen, Sinan Logie, Suha Özkan, Tayyar Melih Görgün, Yılmaz Aysan