Sporun hikâyesi yeniden yazılıyor
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Spora yalnızca rekabet, skor ya da başarı anlatıları üzerinden bakmayan İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, ikinci edisyonuyla yarın İstanbul’da başlıyor. Belgesel sinemacı Gökçe Kaan Demirkıran’ın öncülüğünde hayata geçirilen festival, 26-29 Mart tarihleri arasında sporu insan hikâyeleri, toplumsal bağlamlar ve güçlü sinemasal anlatılar üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor.
İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali (ISFF), bu yıl da sporun ilham verici ve çoğu zaman görünmeyen hikâyelerini beyazperdeye taşıyacak kapsamlı bir programla izleyici karşısına çıkıyor. Festivalin dikkat çeken özel gösterimlerinden biri, Türk futbolunun efsanevi isimlerinden Lefter Küçükandonyadis’in hayatını odağına alan “Lefter: Bir Ordinaryüs Hikâyesi” olacak. Can Ulkay’ın yönettiği yapım, Büyükada’dan doğan bir efsanenin dünya çapındaki yolculuğunu ve mücadelesini ele alırken, 28 Mart’ta Kadıköy Sineması’nda izleyiciyle buluşacak.
Festival, yalnızca gösterimlerden oluşan bir yapı sunmuyor; aynı zamanda kısa film, belgesel ve Sports Film Lab kategorilerinde yarışmalarla sinema ve spor dünyasından farklı disiplinleri bir araya getiriyor. Belgesel yarışmasının jürisinde milli voleybolcu Naz Aydemir Akyol, yönetmen Vuslat Saraçoğlu, fotoğrafçı Mine Kasapoğlu, ses mühendisi Bülent Taban ve spor yazarı Alp Ulagay yer alırken; kısa film yarışması jürisi futbol yorumcusu İbrahim Altınsay, eski futbolcu ve yazar Arild Stavrum, besteci ve film tasarımcısı Mine Pakel, gazeteci Bağış Erten ve senarist Ülkü Akkoyunlu’dan oluşuyor. Sports Film Lab jürisinde ise görüntü yönetmeni Feza Çaldıran, akademisyen ve belgeselci Cenk Demirkıran ile sinema yazarı Gizem Ertürk bulunuyor.
Festivalin bu yılki seçkisi, farklı coğrafyalardan ve anlatı biçimlerinden filmleri bir araya getirerek sporun çok katmanlı doğasını görünür kılıyor. Mengshi Hu’nun “The Kick”i, Piotr Matyja’nın “The Only Son”ı ve Mohammed Alnakhala’nın “One Jersey Many Roots”u uluslararası perspektifi güçlendirirken; Semih Ellialtı’nın “Fule”si, Ahmet Duvar’ın “Meydan Sesi”, Ömer Gümüşer’in Teşekkürler “Kaf Kaf”ı, Volkan Erdil Günak’ın “Granit”i ve Merve Üsküplü’nün “Ölmediysen Devam Et”i Türkiye’den hikâyeleri öne çıkarıyor. Ozan Torun’un “1981: Türk Basketbolu’nun Dönüm Noktası”, Umut Aral ve Alper Iduğ’un “Arda Turan: Yüzleşme”si ile Hasan Doğan’ın “Fırtına Kız”ı spor tarihine ve bireysel hikâyelere farklı açılardan yaklaşırken, seçkinin önemli duraklarından biri olarak “Lefter: Bir Ordinaryüs Hikâyesi” filmi çıkıyor.
Kısa film yarışmasının finalistleri arasında Amir Zargara’nın Kanada yapımı “A Good Day Will Come”ı, Katrin York’un “Breaking the Tide”ı, Jose Andy Salanio Sales imzalı Filipinler yapımı “G!”, Ilia Ten Böhmer’in “Inundation”ı, Francesco Baldini ve Silvia Zennaro’nun “Jai”si, Massimiliano Pacifico’nun “The Champion’s Mural”ı, Antony Petrou’nun “The Fight”ı ve Adam Lapallo’nun “Untouchable”ı yer alıyor.
Belgesel yarışmasında ise Cem Güzel’in “Abstract”ı, Ben Knight ve Berne Broudy’nin “Best Day Ever”ı, Roser Corella ve Stefano Obino’nun “Kickoff”u, Alexis Berg’in”Run Again”i, Juozapas Mikulenas’ın “Sandra: The Drift Queen”i, Renata Massetti’nin “Taina”sı, Carlo Liberatore’nin “The Madmen Coach”u ve Carlos Conti’nin “Una Familia Olimpica”sı finale kalan yapımlar arasında bulunuyor.
Sporun sinemadaki yeri üzerine bir arayış
Spor, uzun yıllar boyunca sinemada çoğunlukla dramatik zafer anlatıları ya da biyografik başarı hikâyeleriyle temsil edildi. Tribün coşkusunu ya da bireysel başarının doruk anlarını merkeze alan bu filmler, sporu genellikle sonuç odaklı bir anlatının parçası haline getirdi. Oysa özellikle son yirmi yılda belgesel sinemanın geçirdiği dönüşümle birlikte spor, çok daha karmaşık ve çok katmanlı bir anlatı alanına evrildi. Spor artık yalnızca kazananların değil; kaybedenlerin, görünmeyen emeğin, sistemin dışına itilen bedenlerin ve sessiz direnişlerin de hikâyesi olarak ele alınıyor.
İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, tam da bu dönüşümün Türkiye’deki karşılığını görünür kılmak üzere ortaya çıktı. Festival, sporu bir tema olarak kullanmanın ötesine geçerek, sinemanın spor aracılığıyla nasıl başka hikâyeler anlatabileceğini sorgulayan bir platform olma iddiası taşıyor.
Uluslararası spor sineması
Dünya sinemasında spor temalı filmlerin özellikle belgesel alanda yükselişi dikkat çekici. Bu eğilim Türkiye’de de karşılık bulurken, dijital platformların etkisiyle spor belgeselleri küresel ölçekte daha görünür hale geldi. Asif Kapadia’nın “Senna” belgeseli, bu dönüşümün en çarpıcı örneklerinden biri olarak spor sinemasının anlatı potansiyelini yeniden tanımladı.
Türkiye’de bu çizginin güçlü örneklerinden biri olan “Lefter: Bir Ordinaryüs Hikâyesi”, yalnızca bir futbolcunun kariyerini değil, kimlik, aidiyet ve toplumsal hafıza ilişkisini de görünür kılıyor. Festivalin yaklaşımı da tam olarak bu noktada şekilleniyor: sporu sonuçlardan ziyade hikâyeler üzerinden okumak.
Bir ilk edisyonun ardından
Geçtiğimiz yıl ilk kez düzenlenen festival, kısa sürede spor ve sinemayı bir araya getiren önemli bir platform haline geldi. 24 ülkeden 95 başvuru alan ilk edisyonda 9 kısa ve 11 belgesel finalist seçilmiş, yaklaşık 60 film izleyiciyle buluşmuştu. Bu yoğun ilgi, spor temalı filmlere yönelik üretim isteğinin düşündüğümüzden çok daha geniş olduğunu ortaya koydu.
Festivalin yalnızca gösterim değil, üretim odaklı yapısı da dikkat çekti. Sports Film Lab kapsamında verilen destekler, organizasyonun uzun vadeli bir ekosistem kurma hedefinin somut göstergesi oldu.
İkinci yılda daha derinlikli program
Festival, ikinci yılında bu birikimi daha kapsamlı bir programa taşıyor. Yarışma seçkileri, özel gösterimler ve söyleşilerle şekillenen program, sporu yalnızca bir performans alanı olarak değil, toplumsal ve kültürel bir olgu olarak ele alıyor.
Sports Film Lab bu yıl da gelişim aşamasındaki projeleri destekleyerek genç sinemacılar için bir buluşma alanı sunuyor. Başvuru süresinin yoğun ilgi nedeniyle uzatılması, Türkiye’de spor sinemasına olan ilginin arttığını açıkça gösteriyor.
İstanbul’a özgü festival
Festivalin İstanbul’un farklı mekânlarına yayılan yapısı, etkinliği kapalı bir çevreden çıkararak kamusal bir karşılaşma alanına dönüştürüyor. Sporun evrensel dili ile sinemanın anlatı gücü, şehrin çok katmanlı yapısında yeniden anlam kazanıyor.
İkinci yılında daha da belirginleşen kimliğiyle İstanbul Uluslararası Spor Filmleri Festivali, sporu alışıldık anlatıların dışına çıkararak yeniden düşünmek isteyen izleyicileri davet ediyor.
İstanbul Sports Films Festival (İSFF) Programı
25-29 Mart 2026 |Beyoğlu AKM Yeşilçam Sineması & Biletinial Torun Center Sinemaları
Çarşamba, 25 Mart 2026 - Beyoğlu AKM Yeşilçam Sineması
- 12.00-13.30: SportsFilm Lab Atölye
- 14.00-15.30: SportsFilm Lab Atölye
- 16:.00-17.30: SportsFilm Lab Atölye
- 18.00-19.30: SportsFilm Lab Atölye
Perşembe, 26 Mart 2026 - Biletini Al Torun Center Sinemaları
- 14.00: Belgesel Finalist - “KICKOFF (77’)”
- 16.00: Festival Gösterim Seçkisi
- 17.00: Özel Gösterim - “Granit” (Söyleşi eşliğinde)
Cuma, 27 Mart 2026 - Biletini Al Torun Center Sinemaları
- 12.00: “Sandra: The Drift Queen”
- 14.00: “Una Familia Olimpica”
- 16.00: “1981 Türk Basketbolunun Dönüm Noktası”
- 18.00: Söyleşi
- 21.00: “Fırtına Kız”
Cumartesi, 28 Mart 2026 - Biletini Al Torun Center Sinemaları
- 12.00: Kısa Film Finalist I
- 13.15: Festival Seçkisi
- 15.00: Belgesel Finalist gösterimleri
Pazar, 29 Mart 2026 - Biletini Al Torun Center Sinemaları
- 12.00: Kısa Film Finalist II
- 14.00: Söyleşi
- 15.00-17.00: Belgesel Finalist gösterimleri


