Suzanne Ciani’nin İstanbul’a uzanan elektronik yolculuğu
Elektronik müziğin erken dönemlerinden bugüne uzanan bir çizgide kendi ses evrenini kuran Suzanne Ciani, 15 Nisan’da Paribu Art sahnesinde yarım asrı aşan bir arayışın canlı izdüşümünü sunmaya hazırlanıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
İstanbul’un disiplinler arası üretimlere açılan yeni sahnelerinden Paribu Art, nisan programında alışılmış tür sınırlarını esneten isimleri ağırlamayı sürdürüyor. Programın en dikkat çekici duraklarından biri, elektronik müziğin analog çağında sesle kurulan ilişkinin yönünü değiştiren bir bestecinin ziyareti.
"Diva of the Diode" (Diyotun Divası) olarak tanınan Amerikalı besteci, ses tasarımcısı ve elektronik müzik öncüsü Suzanne Ciani, 1970'lerden bu yana sentezleyici (synthesizer) dünyasında, özellikle Buchla analog modüler sistemleri üzerindeki ustalığıyla efsaneleşmiş bir isim. ‘Elektronik Müziğin Öncüsü’ kabul edilen ve kadınların bu alandaki varlığının çok kısıtlı olduğu bir dönemde Buchla sentezleyicilerini kullanarak organik ve akışkan sesler yaratan Suzanne Ciani’nin sahneye taşıdığı şey, yalnızca melodiler ya da kompozisyonlar değil; devrelerin içinden geçen, dalga formlarına şekil veren ve zamanla mekânı dönüştüren bir ses mimarisi.
Konserlerinde sesi dört hoparlörden mekâna yayarak dinleyiciyi sesin içine alan ‘quadraphonic’ (dört kanallı) ses düzenini savunması ve kullanmasıyla tanınan ve ilk İstanbul konserini verecek Suzanne Ciani’nin en son performansı 2025 yılındaki Biennale Musica kapsamında elektronik müzik sanatçısı Actress ile ortak çalışması "Concrète Waves"di.
Analog devrimin içinden gelen isim
1946 doğumlu Ciani’nin müzikal formasyonu, klasik eğitimle deneysel merakın kesişiminde şekillendi. Wellesley College’da aldığı eğitimin ardından University of California, Berkeley’de müzik kompozisyonu alanında yüksek lisans yaptı. Ancak onu farklı kılan, akademik sınırların ötesine geçerek dönemin henüz emekleme aşamasındaki elektronik müzik teknolojilerine yönelmesi oldu. Özellikle Don Buchla’nın modüler sentezleyicileriyle kurduğu ilişki, kariyerinin belirleyici eksenlerinden biri haline geldi.
1970’lerde New York’ta kurduğu Ciani/Musica şirketiyle ses tasarımı alanında çığır açan işlere imza atan sanatçı, reklam dünyasında da bir tür ‘işitsel imza’ kavramını tanımlayan isimlerden biri oldu. Coca-Cola’nın hâlâ hafızalarda yer eden - ‘pop and pour açılma ve dökülme’ sesi ya da Bally için tasarladığı Xenon pinball makinesinin ses evreni, müziğinin yalnızca konser salonlarıyla sınırlı olmadığını gösteriyor.
Suyun, mekânın ve duygunun müziği
Ciani’nin diskografisi, elektronik müziğin ticari ve deneysel damarları arasında kurduğu hassas dengeyi açıkça ortaya koyar. 1982 tarihli “Seven Waves”, su metaforunu merkezine alan yapısıyla ambient ve new age akımlarının kesişiminde konumlanırken 1986’da yayımnlanan “The Velocity of Love” daha melodik ve romantik bir yaklaşımın güçlü örneklerinden biri olarak öne çıkar.
Sanatçının üretimi yalnızca bu iki önemli kayıtla sınırlı değildir. “Seven Waves” öncesinde, 1970’lerin sonunda deneysel kayıtlar üzerinde çalışan Ciani, 1984’te “The Velvet Gentleman” ile Erik Satie’ye saygı duruşunda bulunmuş; 1988’de “Neverland” ile anlatısal müzik yaklaşımını genişletmiştir. 1990’larda “History of My Heart” (1989), “Hotel Luna” (1991), “Dream Suite” (1994) ve “Turning” (1996) gibi albümlerle duygusal yoğunluğu yüksek, piyano merkezli elektronik kompozisyonlara yönelmiştir.
2000’li yıllar ise retrospektif ve yeniden keşif dönemi olarak dikkat çeker. 2001’de yayınlanan “Pure Romance”, 2003’te “The Ultimate Wave”, 2012’de “Silver Ship” ve 2016’da Buchla performanslarına dönüşünü simgeleyen “LIVE Quadraphonic”, sanatçının analog köklerine güçlü bir geri dönüş niteliğindedir. Bu dört plaklık kayıt, yalnızca bir konser belgesi değil mekânsal ses yerleşimi (quadraphonic) üzerinden kurulan deneysel bir anlatıdır. 2018’de “Flowers of Evil” ve 2020’de “Improvisation on Four Sequences” gibi çalışmalarla üretimini sürdürmüş; 2023’e uzanan süreçte analog sentez performanslarını yeniden merkezine almıştır.
Bu uzun diskografi, kronolojik bir liste olmanın ötesinde, elektronik müziğin estetik evrimine paralel bir anlatı kurar: Analog dalgaların organik sıcaklığından dijital çağın berraklığına, oradan yeniden fiziksel ses üretimine dönüş.
Kurucu figür
Ciani’nin kariyeri yalnızca üretimle değil, aynı zamanda sektörün en prestijli ödülleriyle de taçlandırılmıştır. Beş kez Grammy adaylığı, müziğinin hem teknik hem de estetik açıdan ne denli güçlü bir karşılık bulduğunu gösterir. ‘Keyboard Magazine Onur Listesi’ne, Bob Moog, Don Buchla ve Dave Smith gibi isimlerle birlikte dahil edilmesi ise onu yalnızca bir besteci değil, sentezleyici kültürünün kurucu figürlerinden biri olarak konumlandırır.
‘Moog Innovation Award’, ‘A2IM Independent Icon Awar’’SEAMUS Award’ ve ‘Golden Ear Award’ gibi ödüller, farklı disiplinlerdeki etkisini teyit eden önemli kilometre taşlarıdır. 2017’de “A Life in Waves” belgeselinin SXSW’de prömiyer yapması ise bu kariyerin kültürel ölçekte de görünürlük kazandığını gösterir.
İstanbul’da anlık yaratım
15 Nisan akşamı Paribu Art sahnesinde gerçekleşecek performans, bir nostalji konseri olmanın ötesinde, canlı modüler sentez performansının bugünkü karşılığını deneyimleme fırsatı sunacak. Ciani’nin Buchla sistemiyle kurduğu doğaçlama temelli ilişki, her performansı tekil ve tekrar edilemez kılar. Bu nedenle İstanbul’daki buluşma, kayıt altına alınmış albümlerin ötesinde anlık yaratımın izini sürmek isteyenler için özel bir eşik niteliğinde.
Elektronik müzik tarihinin çoğu zaman görünmeyen, ama derin etkiler yaratan katmanlarında iz bırakan ve 80 yaşında olmasına rağmen üretmeye devam eden Suzanne Ciani, İstanbul’da yalnızca geçmişini değil, hâlâ dönüşmekte olan bir ses evrenini sahneye taşıyacak. 15 Nisan Çarşammba akşamı saat 21.30’da Paribu Art Yan Sahne’de gerçekleşecek buluşma, dinleyiciye bir konserden çok daha fazlasını, sesin kendisini yeniden düşünmeyi vaat ediyor:


