Tarabya Kültür Akademisi’ne kadın sanatçı akını
Küratörlüğünü Goethe Enstitüsü’nün yaptığı, proje imzası Almanya Büyükelçiliği’ne ait Tarabya Kültür Akademisi, gelecek yıl 15. yaşını kutluyor. Projenin şubat-mayıs aralıklı, ağırlıkla kadın sanatçıları bu yıl farklı disiplinleriyle öne çıktı. Milliyet Sanat’ın da davet edildiği ‘Speed Dating’ buluşması, Türkiye’den sanat ve kültür uzmanları ile, yeni bursiyer isimleri, Almanya Büyükelçiliği’nde bir araya getirdi.
EVRİM ALTUĞ
evrimaltug@gmail.com
Alman Federal Kültür Meclisi girişimi ile 2011’de kurulan ve Türkiye - Almanya arası kültürel ve sanatsal işbirliğini destekleyen ‘Tarabya Kültür Akademisi’, yeni sezon sanatçılarını görücüye çıkaran bir günlük ‘Speed Dating’ etkinliği ile, Türkiye’nin kültür sanat alanından isimleri bir araya getirdi.
Geçen yıl olduğu gibi, Milliyet Sanat’ın bu yıl da özel davetli olduğu 4 Mart tarihli etkinliğe, Türkiye’den Salt Genel Müdürü Deniz Ova, sanatçı, küratör Halil Altındere, küratör ve Pilot markasıyla tanınan galerici Azra Tüzünoğlu ile, Tankut Aykut ile ‘Öktem Aykut’ galerisini kuran Doğa Öktem’in yanı sıra, müzisyen ve besteci Alper Maral, küratör Nazlı Gürlek, dijital kültür ve sanat uzmanı Emir Barın, Arter’in Şef Küratörü Selen Ansen gibi isimler de eşlik etti.
Gelecek yıl 15’nci yılını kutlayacak olan ve yönetimi Almanya Büyükelçiliği’ne ait ve küratörlüğü ise Goethe Institut’a ait TKA’nın bu sezon seçilen sanatçıları ise Anna Korsun, Annika Kahrs, Eva Trobisch, Johannes Vogl, Masha Qrella ve Fulya Uçanok ile Sarah Szczesny ve Ulrike Ruf gibi isimlerden oluştu. Seçilen isimlerin kadın olması ve farklı disiplinlerden gelmeleri de, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü arifesinde yapılmış bir ‘pozitif ayrımcılık’ hareketi olarak, kurumsal tercih adına ayrıca dikkat çekti.
Sanat direktörlüğünü son dört aydır yeni uzman Dr.Jeannette Neustadt’ın yürüttüğü, müdürlüğünü Katharina Dolezalek’in yaptığı Tarabya Kültür Akademisi’nin programı her yıl olduğu gibi sabah ve öğle seansları halinde, Almanya Başkonsolosluğu’nda düzenlendi. TKA kadrosunda Yusuf Bahar, Sinem Tekel, Leonie Dinsch, Lily Marie Köhl ve Tijen Togay gibi, alanında uzman bir ekip öne çıkıyor.
Etkinlik verilen bir öğle davetinin ardından ikinci ve üçüncü seans ile devam ederken, bursiyer sanatçılar Türkiye’den profesyonel yüzlerle irtibat kurmanın keyif ve verimliliğini tekrar yaşadı.
Bu sanatçılardan Anna Korsun, Ukrayna’dan gelerek çağdaş müzik alanında yürüttüğü çabalarıyla dikkati çekti. Yapıtlarında sesin ürettiği kavramsal ve biçimsel ‘çevre’ olgusuna yoğunlaşan sanatçı, Kiev ve Münih’te kompozisyon eğitimi alıyor.
Akustik enstrüman, vokal, elektronik nesneler ve ses üreten nesneler için kompozisyonlar üreten Korsun, kişisel İnternet sitesinde de paylaştığı gibi, sanat anlayışını özetle şöyle dile getiriyor: “Eserlerimi, farklı enstrümanlar için yazıyorum. Bazen elektronik aygıtlarla çalışıyorum, bazen de farklı sanat dallarıyla işbirliği yapıyorum; ancak özellikle akustik kaynaklarla ilgileniyorum.
Benim için müzik, sanatçının seslerle ve bunların zaman ve mekândaki ilişkileriyle çalıştığı bir sanat türü. Ama her şeyden önce, müzik benim için bir düşünme biçimi ve bir tür dünya algısı. ‘Müzikal’ ve ‘müzikal olmayan’ sesler arasında ayrım yapmıyorum. Ses, kaynağı geleneksel bir müzik aleti veya normalde müzikal olmayan amaçlar için kullanılan bir nesne olsun, müzik için kullanıldığı anda, müzikal hale gelir. (...)”
Kanada ve Paris gibi noktalarda da çeşitli profesyonel ziyaretlerde bulunan, eserleri çağdaş müzik festivallerinin repertuvarlarına alınan Korsun sözlerine şöyle devam ediyor: “Bir eser bestelerken, hikâye anlatımı açısından değil, sesler, bunların ilişkileri, bağlantıları, karışımları ve müzikal zaman açısından düşünüyorum. Bana göre müzik, mutlaka edebiyata veya görüntüye uygulanması gerekmeyen kendi dünyasını yaratır.
Her eser, dinleyicilerin ve müzisyenlerin benimle birlikte kendi kişisel yollarında deneyimledikleri başka bir ‘ses varlığı’.
İnsan sesiyle çok çalışırım. Bence ses, mutlaka bir metne bağlı olmak zorunda değil. Ses, edebiyat ve müzik arasında sadece bir aracı değil, eşsiz ve çok özel, samimi bir enstrüman. Öte yandan, bir metin de mutlaka müziğe gömülü olmak zorunda değil, çünkü fonetiğinin kendi ifadesi mevcut ve kendisi de pekalâ müzik haline gelebilir.
‘Müzikal zaman’ algısıyla ilgileniyorum. Çalışmalarımda, aynı eserleri dinleme deneyimini etkileyen faktörleri, bağlama, mekâna, ortama, doğrudan katılım veya gözleme ve hatta günün saatine bağlı olarak, anlamaya çalışıyorum.
Soyutluğu nedeniyle, müzik sanatını seviyorum. Bir sanatçının, her zaman sözel olarak ifade edilemeyen süreçler olan saf müzikal ifade kaynaklarıyla nasıl çalışabileceğini araştırmayı amaçlıyorum. Benim için en önemli şey, dinleyiciyi bir tür alternatif dünyaya götüren ve böylece hayatımızı, diğer tüm sanat türleri gibi, çok boyutlu kılan bir müzikal imge yaratmak oluyor.”
Korsun’a yapıt üretim sürecinde tek başına ve karşılıklı bir satranç hali yaşayıp, oyuncu saatini kullanır gibi dakik olup olmadığını sorduğumuzda, bizi mutluluk ve şaşkınlıkla olumlayarak, bilinci ve bilinçaltı arasındaki çetin üretimin değerini vurguluyor ve ekliyor: “Rüyalarımda bile seslerle içli dışlıyım.”
Bu yıl ses ve müzik ile sinema alanından sanatçılarıyla da öne çıkan TKA’nın tanıştığımız bir diğer imzası ise yine Mayıs’a dek İstanbul’u deneyimleyecek çağdaş sanatçı Annika Kahrs oluyor. Eserlerinde, ‘kamusal alanda ses ve müzik, kültür üretimi’ üzerine yoğunlaşan Kahrs’ın yapıtları günümüzde önde gelen çağdaş sanat müze ve sergilerine davet alıyor.
Yapıtlarında insanları bir araya getiren, birleştiren bir unsur olarak müziğe yoğunlaşan Kahrs, bu uğurda köy, kasaba veya ilçelerde kendiliğinden ve özgün bir ihtiyaç, bir enerji ile bir araya gelen bireylerin kurduğu ‘bando’ veya sokak orkestralarına yoğunlaşıyor. Sergilerinde Kiliseler veya çağdaş sanat mekânlarını da teşhir adına kullanan Kahrs, bunu yaparken sokak banklarını da bu mekânlara taşıyarak, kamusallığın seviyesini test ediyor. İsviçre, Yunanistan ve Sırbistan gibi noktalarda eserleri izlenen Kahrs, Los Angeles ve Tokyo gibi kentlere yaptığı profesyonel ziyaretlerle de öne çıkıyor.
TKA’nın bu yıl davet ettiği bir diğer kadın sanatçı ise yönetmen Eva Trobisch olarak kayda geçiyor. Sanatçı özellikle, 2018 tarihli, ilk olarak Almanya’da alkışlanan ve ardından İsviçre’de, Locarno Film Festivali’nde de izlenmiş, öncü sanat filmlerinin uluslararası destek ve dağıtımı ile tanınan ilk uzun metrajlı filmi ‘Alles ist Gut’ / ‘Her Şey Yolunda’ ile öne çıkıyor. Trobisch ayrıca Cannes’daki ‘Women in Motion’ ve Alman Film Eleştirmenleri Ödülü gibi bir çok ödüle de sahip bulunuyor. Yönetmenin son filmi ‘Home Stories’ ise The Match Factory destekli olarak - Türkiye’nin de iki Altın Ayı kazandığı - 76’ncı Berlin Film Festivali’nde prömiyerini yapmış bulunuyor.
TKA’nın diğer bir sanatçısı ise yine bir müzisyen ve şarkı yazarı, yapımcı kadın imza, Masha Qrella olarak katalogdaki yerini alıyor. Doğu Berlin doğumlu sanatçı, solo kariyerinden önce kurduğu ‘Mina’ ve ‘Contriva’ isimli gruplarıyla da tanınırken, ilk albümünü 2002’deki ‘Luck’ adlı albümle sunmuş bulunuyor. 2021’de Almanca albümü ‘Woanders’ı yayımlayan Qrella, bu yapımda çağdaş Alman ozanı Thomas Brasch’a ait metinleri de baz almasıyla öne çıkıyor. Berlin’de yaşamını sürdüren sanatçı, 13 Haziran’da TKA’nın Tarabya yapısında bir konser vermeye hazırlanırken, sanatçı ‘Woanders’ / ‘Başka Bir Yerde’ projesinin, aynı anda konser, performans, yerleştirme ve şiiri kesiştirdiğinin altını çiziyor.
TKA, 13 Ekim 2011’de Almanya Federal Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ve T.C. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun katılımlarıyla Almanya Büyükelçiliği’nin Tarabya’daki yazlık rezidansında gerçekleşen bir törenle açılmıştı. Tarabya Kültür Akademisi ilk bursiyerlerini Eylül 2012’de ağırlamıştı.


