“Taş ve Tüy”den dünya prömiyeri
Ragıp Türk’ün ilk uzun metraj filmi “Taş ve Tüy”, dünya prömiyerini Jeonju Uluslararası Film Festivali’nde yaparak yalnızca bir hikâyeyi değil, Türkiye bağımsız sinemasının yeni bir sesini uluslararası vitrine taşıyor.
Suzan Somalı Sönmez
ssomalisonmez@gmail.com
Bir annenin, hayatın sert gerçekliğiyle umut arasındaki ince çizgide yürüyüşünü anlatan “Taş ve Tüy”, ilk bakışta tanıdık bir dramatik çerçeve sunsa da, derininde çağdaş Türkiye sinemasının en temel meselelerinden birine temas ediyor: Sistemle birey arasındaki sessiz ama yıpratıcı mücadele. Ragıp Türk’ün yazıp yönettiği film, Güney Kore’de düzenlenen Jeonju Uluslararası Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştirerek bu kişisel hikâyeyi küresel bir bağlama yerleştiriyor.
Kısa formdan uzun metraja uzanan dil arayışı
1983 Sivas doğumlu Ragıp Türk’ün sinemayla kurduğu ilişki, teorik zeminle pratik üretimi erken dönemde birleştiren bir çizgide ilerliyor. İstanbul Üniversitesi Radyo, Sinema ve Televizyon Bölümü’nden, sinemada rüya kavramını Luis Buñuel üzerinden ele aldığı teziyle mezun olan yönetmen, daha öğrencilik yıllarında sinemanın bilinçaltıyla kurduğu ilişkiye özel bir ilgi geliştirdi. Bu ilgi, onun filmografisinin estetik yönelimini belirleyen temel unsurlardan biri haline geldi.
Türk’ün sinema kariyeri kısa filmlerle şekillendi. 2012 tarihli “Bir Kelebeğin İntihar Denemeleri”, ilk dikkat çeken işi olarak hem ulusal hem uluslararası festivallerde gösterildi. Filmde bireyin içsel kırılganlığını sembolik bir anlatımla ele alan yönetmen, 2016’da çektiği “Harun Diye Bir Adam” ile daha gerçekçi bir anlatım diline yöneldi. 2019 tarihli “Tor” ise hem anlatı yapısı hem de görsel diliyle Türk’ün sinemasında bir olgunlaşma evresine işaret etti; bu film çeşitli festivallerde ödüller kazanarak yönetmenin adını daha geniş bir çevrede duyurdu.
Bu süreçte Ragıp Türk’ün filmografisi, 2012’de “Bir Kelebeğin İntihar Denemeleri”, 2016’da “Harun Diye Bir Adam” ve 2019’da “Tor” ile şekillenirken, 2026’da “Taş ve Tüy” ile uzun metraja geçiş yapması, sinemasal anlatısını daha geniş bir zamansal ve dramatik alana taşıdığı bir kırılma noktası olarak okunuyor.
Bir hikâyenin toplumsal katmanları
“Taş ve Tüy”, cezaevinden yeni çıkan Nazire’nin, yetiştirme yurdundaki oğluna kavuşabilmek için verdiği mücadeleyi merkezine alıyor. Ancak film, bu hikâyeyi yalnızca bireysel bir dram olarak ele almıyor; aksine, bürokratik engeller, ekonomik yetersizlikler ve sınıfsal eşitsizlikler üzerinden daha geniş bir toplumsal çerçeve kuruyor.
Nazire karakterine hayat veren Melda Tuzluca’nın performansı, filmin duygusal ağırlığını taşıyan en önemli unsurlardan biri. Özgür Meriç, Onur Gözeten, Duygu Aktoprak, Emrah Özdemir, Tuğba Kürükoğlu, Ersen Karagöz ve Süleyman Karaahmet’in yer aldığı oyuncu kadrosu, hikâyenin farklı toplumsal katmanlarını temsil eden karakterlerle bu dünyayı derinleştiriyor.
Filmin teknik kadrosu da bu anlatıyı destekleyen bir bütünlük sunuyor. Görüntü yönetmeni Emre Pekçakır’ın kamerası, gerçekçi bir estetikle karakterin dünyasını yakalarken; Naim Kanat’ın kurgusu, hikâyenin ritmini kontrollü bir biçimde inşa ediyor. Levent Uçma’nın sanat yönetimi ise mekânların yalnızca fiziksel değil, duygusal bir arka plan oluşturmasını sağlıyor. Özge Arslan’ın müzikleri, filmin dramatik yapısını abartıya kaçmadan tamamlayan bir atmosfer kuruyor.
2026 yapımı, 82 dakikalık film; Türkçe çekilmiş, İngilizce altyazıyla uluslararası izleyiciye sunuluyor. DCP 2K formatında ve 5.1 ses tasarımıyla hazırlanan yapım, teknik açıdan da çağdaş festival standartlarını karşılayan bir yapı sergiliyor.
Bağımsız sinemanın laboratuvarı Jeonju Uluslararası Film Festivali
“Taş ve Tüy”, dünya prömiyerini yapacağı 29 Nisan - 5 Mayıs 2026 tarihleri arasında Jeonju Uluslararası Film Festivali ilk kez 2000 yılında Güney Kore’de Güney Kore’nin Jeonju şehrinde düzenlendi. Kısa sürede Asya’nın en önemli bağımsız sinema platformlarından biri haline gelen ve ‘bağımsız sinemanın laboratuvarı’ olarak tanımlanan festival ana akımın dışında kalan, estetik ve anlatı açısından yenilikçi filmleri destekleyen yapısıyla biliniyor. Kurulduğu ilk yıllardan itibaren Darren Aronofsky gibi yönetmenlerin erken dönem işlerini Asya seyircisiyle buluşturması, Béla Tarr gibi auteur sinemanın önemli isimlerine alan açması, Jeonju’nun küratöryel yaklaşımını tanımlayan örnekler arasında.
Her yıl düzenlenen uluslararası yarışma bölümü, özellikle ilk ve ikinci filmlerini çeken yönetmenler için önemli bir vitrin işlevi görüyor. “Taş ve Tüy”ün bu seçkiye dahil edilmesi, Ragıp Türk’ün sinemasının yalnızca yerel değil, küresel ölçekte de karşılık bulabilecek bir anlatı gücüne sahip olduğunun göstergesi.
Türk bağımsız sinemasında yeni bir ses
Ragıp Türk’ün sineması, Türkiye’de son yıllarda güçlenen bağımsız üretim hattının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Ancak yönetmenin yaklaşımı, yalnızca sosyal gerçekçiliğe yaslanmakla kalmıyor aynı zamanda şiirsel ve yer yer metaforik bir anlatımı da içinde barındırıyor. Bu yönüyle Türk, hem klasik anlatı yapısına bağlı kalan hem de onu esneten bir dil kurmaya çalışıyor.
“Taş ve Tüy”, bu arayışın ilk uzun metrajdaki karşılığı olarak, yönetmenin kısa filmlerinde geliştirdiği temaları daha geniş bir bağlamda ele almasına olanak tanıyor. Film, taş kadar ağır gerçekliklerle tüy kadar kırılgan umutlar arasında sıkışmış bir karakter üzerinden, çağdaş insanın temel çelişkilerini görünür kılıyor.
“Taş ve Tüy”ün Jeonju’daki dünya prömiyeri, Ragıp Türk’ün sinemasal yolculuğunda yeni bir evrenin kapısını aralayan bir adım. Kısa filmlerle şekillenen bir anlatı dilinin, uzun metrajın geniş alanında nasıl evrileceğini görmek açısından film, dikkatle izlenmesi gereken bir başlangıç niteliği taşıyor. Jeonju’nun bağımsız sinemaya açtığı alanla birleştiğinde ise ortaya çıkan şey, yerel bir hikâyenin evrensel bir yankıya dönüşme ihtimali oluyor.


